Göçmen meselesi ve cinayeti gören kör kayıkçılar

Dergi Gündem Sayı 6 (Ağustos 2021)

Alev Doğan

Türk dilinin en büyük şairlerinden Atila İlhan, Cinayet Saati şiirinde, faillerin işledikleri suçun yükünden nasıl kurtulduklarını anlatır.  “Cinayeti kör bir kayıkçı gördü / Ben gördüm kulaklarım gördü / Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü / Hiçbiriniz orada yoktunuz” diye salınırken birbiri ardına dizeler, eli kolu bağlı Haliç’teki o vapurun kim ya da ne olduğuna dair İlhan dışında kimsenin malumatı yoktur. Son günlerde artan göçmen krizine dair yazılan çizilenleri okurken düşüverdi aklıma bu şiir. Belki göç denilen olgu toplumsal bir cinayet olduğu için belki yine failler cinayetin sorumluluğunu üzerlerinden atmaya çalıştığı için belki de cinayeti gören birden fazla kör kayıkçı olduğu için bu sefer zihnim öylesi bir eşleştirme yaptı kendince. Kim bilebilir diyelim ve uluslararası hukukun tanımları ile boğmadan “göçmen” üst kavramını kullanacağımız ve meselenin politik nedenlerine odaklanacağımız şerhi ile gündemimizin en tepesinde yer alan bu sorunu biraz açmaya çalışalım.

Bilgiden çok malumat kaynağı olan ve her şeyin hızlıca tüketilip bir kenara atıldığı sosyal medyada göçmen meselesine ilişkin temel yaklaşımlar sahip çıkmak/sahip çıkmamak üzerinden şekilleniyor. Tartışmanın yürütücüsü taraflardan “sahip çıkanlar” karşı tarafı ırkçılık ile suçlarken, “sahip çıkmayanlar” diğer tarafı ülke güvenliğini önemsememekle suçluyor. Meselenin özünden uzak, “vicdanlı olup olmama” turnusolu olarak görülen bu konuya ilişkin, ne AKP’nin dış politikasına ne de emperyalistlerin tüm dünyanın altını üstüne getirme hevesine ilişkin tek söz edilmiyor. Peki bu tartışmada birbirini suçlayanlar hiç mi haklı değil? Haklılar elbette ama eksikler.

EMPERYALİZMİN ‘DEMOKRASİ’ YALANI

Tersinden bir bakış açısı ile açalım bu konuyu biraz. Tasdikli Amerikancı Nevşin Mengü geçenlerde akıl yürütmüş kendince sosyal medya üzerinden, buyurmuş ki: “Türkiye’de ve Avrupa’da kamuoyu düzensiz göçmenlerden rahatsız. Göçü önlemenin en etkili yolu, dünyanın geri kalmış bölgelerini demokrasiye geçiş için zorlamak”(tır). Cehaletin ürünü değil bu cümleler, Nevşin Mengü açıkça suç işliyor, bile isteye kötülük yapıyor.

Suriye ile başlayalım. ABD’nin başını çektiği emperyalist blokun 2011’deki Suriye müdahalesi tam da Nevşin hanımın iddia ettiği gibi “bol keseden demokrasi” iddiası ile başladı. 100’ü aşkın ülkeden Suriye’ye taşınan emperyalizmin kullanışlı aparatı cihatçılar ülkeyi kan gölüne çevirdi. Bizim medyamızda “özgürlük savaşçısı” diye pazarlanan bu barbarların portföylerinde kafa kesmeden, kadınları köle pazarında satmaya, tecavüzden, yağmaya talana onlarca şey vardı. Birbirlerinden zerre miskal farkı olmayan bu çeteciler hakimiyet altına aldıkları yerlerde zaman kaybetmeden şerri hükümleri işletmeye başladılar. Tıpkı Nevşin hanım gibi avuç açtıkları NATO’dan, ABD’den, İsrail’den aldıkları silahların zoruyla yaptılar bunu. 10 yılı geride bırakan ve hâlâ devam eden bu savaşın bedeli yüzbinlerce insanın ölümü, yıkılan kentler, Suriye’nin kaynaklarının yağmalanması ve dünyanın dört bir yanına saçılan milyonlarca göçmen oldu. Homojen bir toplamdan bahsetmemiz elbette ki mümkün değil ama Suriye’den kaçanların bir kısmı gerçekten cihatçı çetelerin zulmünden kaçarken, önemlice bir kısmı da bizzat cihatçıların kendisi ya da vatanına ihanet ederek Türkiye’ye, Avrupa’ya ticaret yapmak için gelenler oldular. İhvancı muhalefet Suriye Ulusal Konseyi (SUK) AKP’nin hamiliğinde merkez üssünü İstanbul olarak belirlerken SUK’un faaliyetlerine seslerini çıkartmayanlar, inşaatta çalışan Suriyeli işçiye tırnak göstermekten çekinmedi. Sermaye sınıfı için ucuz işgücü olarak bakılan göçmenler, AKP iktidarı tarafından ise bir pazarlık malzemesi, bir seçim yatırımı olarak görüldü. Bakmayın AKP’nin “mazlumlara kucak açtık” edebiyatına, göçmenler için kurulan Apaydın Kampı’nda cihatçı terör örgütü ÖSO’nun komuta kademesinin ve militanlarının ağırlandığını sağır sultan bile duydu. Delik deşik olmuş sınırlarımızdan 10 yılda giriş-çıkış yapan cihatçı sayısının kaç binlere ulaştığını bilmiyoruz bile. “Ümmetin lideri” Erdoğan’ın Emevi Cami’nde namaz kılma hayallerinin bedeli, emekçi çocuklarının köy camilerinden kalkan cenazeleri oldu. Ne uğruna? Sınırımızda El Kaide emirliği kurmak için savaşan katil sürülerinin, çetecilerin güvenliğini almak uğruna. Bu katiller tüm dünyanın gözü önünde iki tane askerimizi yaktı, daha ne anlatalım, nasıl anlatalım?

“ÜMMETİN EVLATLARI”

En iyisi sözü, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olmakla övünen Erdoğan’a verelim ve 2015’teki 1. Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’nde yaptığı kapanış konuşmasındaki şu cümleleri hatırlayalım:

 “1. Dünya Savaşı sonrasında temeli atılan, ikinci dünya savaşı sonrası ise tahkim edilen müesses nizam, mazlumu zalim karşısında koruyamadı. Türkiye 2,5 milyon mülteciyi içinde barındırırken, ‘30 Bin mülteciyi alabiliriz’ diyenler Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Nobel’e meraklı olduğumuz için konuşmuyorum bunu. Sistemin ne denli siyasallaştığını göstermek için söylüyorum. Lafını yaptıkları anda Nobel’e aday gösteriliyorlar. O ödül sizlerin olsun. Sipariş üzerine ödüller dağıtılıyor. Biz bu ödülleri değil, Allah’ın rızasını tahsil için bu yolda koşturuyoruz.” [*]

AKP’nin; Avrupa’ya karşı bir pazarlık unsuru, “bakın Suriye bizim iç meselemiz” argümanı ile Suriye’ye müdahale etme aracı, sermayeye ise ucuz iş gücü olarak kullanması için bir iyi niyet göstergesi olarak kullandığı bu göçmen meselesinde, Nobellik Merkel nezdinde emperyalistlerin ne düşündüğüne bakalım biraz da…

Emperyalistlerin, Türkiye’de iktidara getirdikleri AKP gibi suçlu olduğu bu meselede döktükleri timsah gözyaşları herkesin olmasa dahi önemlice bir toplamın malumu. Tüm dünya kamuoyuna “Suriye’de Esad zulmünden kaçtılar” yalanıyla duyurdukları göçmen sorununda anlatmadıkları bir şey daha var. 2011’deki müdahaleden önce Suriye göç veren bir ülke değildi. Tersine göç alan bir ülkeydi. Irak savaşından kaçan 2 milyon Iraklı’nın, siyonist İsrail rejiminin yurtsuz bıraktığı 600 bin Filistinlinin Suriye’ye sığındığını anlatmıyorlar, anlatmazlar çünkü işlerine gelmiyor. Afganistan bugün Ortaçağ karanlığında bir ülke ise bunun sorumlusu yine adına emperyalizm denilen kan emici vampirler çetesidir. Bugün mobilize bir halde emperyalizmin nerede ihtiyacı varsa orada biten irili ufaklı yüzlerce cihatçı örgütün ve onların sayıları yüzbinleri bulan militanının, el Kaide’nin paltosundan, Afgan cihadından çıktığını bir kez daha hatırlatalım. ABD’nin kukla emirlik Katar’ın arabuluculuğunda Doha’da masaya oturduğu Taliban’ın, CIA’in gözetiminde, Pakistan’ın ev sahipliğinde, Suudi Arabistan’ın finansmanıyla kurulduğu gerçeğini başa yazmazsak, çanak antenleri şeytan icadı olduğu gerekçesiyle kıran bu gericilerin gökten zembille indiğini farz edebiliriz. Doğru ya da yanlış bir karardır bu başka bir yazının konusu ama Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a dönemin Afgan hükümetinin çağrısıyla 1979’da girişinden, 1989’da çıkışına kadar, ABD’nin desteği ile silahlandırılan mücahitlerin Afganistan’ı bir cihat otobanına döndürmesi, bugünkü Afganistan’ın yalnızca önizlemesiydi. Sovyetler Birliği’nin çekilmesiyle beraber birbirini boğazlamaya başlayan irili ufaklı mücahit gruplara bir alternatif olsun diye kurdurulan Taliban’ın bugün iktidarı alacak kadar büyümesini Molla Ömer kaçkınının kişisel başarısı olarak okuyacak olanlar var ise kendi bilecekleri iş ancak biz o kadar saf değiliz. Bugün AKP iktidarının, Afganistan’da Türk askerini emperyalizmin bekçiliği için Afganistan’a gönderme hevesi ile emperyalizmin Afganistan için döktüğü timsah gözyaşları bir ve aynı şeydir.

SONUÇ YERİNE

Cinayet Saati ile başlamıştık, öyle de bitirelim. Haliç’te demirlemiş eli kolu bağlı o vapuru kimin vurduğunu biz biliyoruz. Hem kör bir kayıkçı gördü bu cinayeti hem de biz gördük, kulaklarımız gördü. Tüm bu nedenlerle göç denen bu cinayeti ortaya çıkartan nedenler ortadan kalkmadığı sürece ki o nedenin adı emperyalist-kapitalist sistemdir, sırf kafamızı yastığa koyduğumuzda vicdanımız rahat uyuyalım diye içi boş bir romantizm ile çözemeyiz bu sorunu.

 

NOT

[*] Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı (16.10.2015) Müslüman Coğrafyanın Fay Hatlarıyla Bilinçli Şekilde Oynanmaktadır https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/35671/musluman-cografyanin-fay-hatlariyla-bilincli-sekilde-oynanmaktadir.html

Related Posts