“Gerçekten Ne İstiyorsun?”

Kültür Sanat Sayı 35 (Mayıs-Haziran 2026)

Romanı bir tümceyle özetlersek, Sovyet toplumundaki ideolojik erozyonu anlatıyor. Bu bir uyarı romanı, bir soru romanı: Gerçekten ne istiyorsun?

Candan Badem

Sovyet romancısı Vsevolod Koçetov’un adını duymuş muydunuz? Büyük olasılıkla duymadınız ya da en azından geçen yıla dek bilmiyordunuz. Türkiye’de Sovyet edebiyatı uzmanlarının bile tanımadığı bir yazar Koçetov. Çünkü Brejnev dönemi revizyonistlerinin sevmediği bir Stalinist ve belki de Sovyet sosyalist gerçekçiliğinin son romancılarından biriydi o. Koçetov’u Türk okuruna tanıtan çevirmen Ahmet Açan’a teşekkür borçluyuz. Açan, Koçetov’un Jurbinler ve Yerşov Kardeşler adı romanlarından sonra Gerçekten Ne İstiyorsun adlı romanını da geçen yıl sonunda yayımladı. 

Vsevolod Koçetov 1912 yılında Novgorod’ta doğdu. 1927’de 25 yaşında Leningrad’a gelerek tersanede çalışmaya başladı. 1930’ların sonunda Leningradskaya Pravda gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başladı. 1952 yılında, kuşaktan kuşağa tersanede çalışan bir işçi ailesini anlatan ilk romanı Jurbinler’in yayınlanmasıyla tanınmış bir yazar haline geldi. Romanın filmi de çekildi. Koçetov Leningrad Yazarlar Birliği sekreteri, 1950’lerin ikinci yarısında Literaturnaya Gazeta editörü, 1961’den itibaren de Oktyabr (Ekim) dergisinin genel yayın yönetmeni olarak 1973’te intihar edinceye dek çalıştı. 1960’larda SSCB’de Novıy Mir (Yeni Dünya) dergisi liberallerin, Koçetov’un yönettiği Oktyabr dergisi ise Stalinistlerin ve sosyalist gerçekçilerin dergisi sayılıyordu. İki akım arasındaki mücadele, dergilerin, romanların sayfalarında, eleştirel yorumlarda, Yazarlar Birliği toplantılarında, şikayetler ve ihbarlar yoluyla sürüyordu. Çatışmaların önemli bir konusu Stalin ve Hruşçovcu çözülme dönemi idi.  Koçetov romanlarında, öykülerinde ve denemelerinde, Sovyet kültüründeki yeni akımlara karşı sosyalist gerçekçiliği, halkçılık ve partililik ilkelerini savunuyordu. Vsevolod Anisimoviç, Tvardovskiy, Ehrenburg, Dudintsev, Yevtuşenko, Romm gibi Hruşçov döneminin tüm tanınmış entelektüellerinin ezeli düşmanıydı; onların gözünde ise o korkunç zamanların bir kalıntısı, eski bir canavardı. Parti yönetimi Koçetov’a kısmen iyi gözle bakıyordu, ancak onu hiçbir zaman ön saflara çıkarmadı; onu, entrikacı liberallere karşı güvenilir bir denge unsuru olarak kullandı. 

Ardından Brejnev dönemi geldi, Hruşçov döneminin kültürel savaşları geçmişte kaldı, Stalin’e saldırılar azaldı. Görünüşe göre Koçetov, köşeye sıkıştırılmış rakiplerinin üzerinde zafer kazanmalıydı. Ancak ılımlılık ve konformizme dayanan yeni rejim için, radikal muhafazakarlar da radikal ilericiler kadar gereksizdi. 1960’ların ortalarında Koçetov’u sorumlu görevlerden almaya başladılar. Koçetov Sovyet “muhafazakarları” arasında da bir istisnaydı. Bu kesimin çoğu Slavofil gelenekçiydi, bazen de gizli monarşistti; Stalin’i takdir ediyorlarsa da, onu milliyetçi geleneğin yeniden canlandırıcısı olarak gördükleri içindi. Koçetov ise ortodoks bir Marksist-Leninistti, proletarya diktatörlüğüne ve dünya emperyalizmiyle savaşa gerçekten inanıyordu. Rusofillerden liberallerden daha az nefret etmiyordu ve romanında onlarla alay etmek için pek çok sayfa ayırmıştı. Üstelik Koçetov sadece Novıy Mir’in liberallerine karşı değildi. Her cephede zorlu bir mücadele veriyordu. Rusofillere, kiliseye ve devrim öncesi Rusya’ya hayran olanlara da karşı çıkıyordu. Muhaliflerle mücadele ediyordu ama kendisi de bir konformist değildi. 

“Gerçekten Ne İstiyorsun?” adlı roman, 1969 yılında Oktyabr dergisinin üç sayısında tefrika halinde yayımlandı ve hemen sansasyon yarattı. Dergi anında tükendi, ancak roman hiçbir merkezi yayınevinde basılamadı. Bir yıl sonra, Sovyet standartlarına göre küçük bir tirajla (60 bin) Beyaz Rusya’da yayınlandı. Koçetov, bu tirajın büyük bir kısmına el konulduğunu ve imha edildiğini yazar. Roman Batı’da skandal bir heyecan yarattı; liberal Sovyet ve samizdat kültürünün temsilcileri romanla alay ettiler. Romanın iki ayrı parodisini samizdat olarak dolaştırdılar. Ancak parti de kitabı zararlı bir eser olarak değerlendirdi ve basında tartışılmasını pratikte yasakladı. Nitekim Gerçekten Ne İstiyorsun romanı bir daha basılmadı, ta ki 2021 yılına dek. Tanınmış Sovyet yazarlarından Şolohov romanı övdü. SBKP MK’nin ideoloji sorumlusu Suslov ise romana sahip çıkmadı çünkü yazarın eleştiri okları onu da hedef alıyordu. Romanda genç bir işçi, yaşlı kuşağı değersiz filmleri izleyiciye sunmakla, dogmatizmle suçlanmak korkusuyla iki arada bir derede kalmakla suçluyordu.  

Romanı bir tümceyle özetlersek, Sovyet toplumundaki ideolojik erozyonu anlatıyor. Bu bir uyarı romanı, bir soru romanı: Gerçekten ne istiyorsun? Liberal değerleri istiyorsan, varacağın yer kapitalist Batı’nın uşaklığı… Gerçekten de, romanın yayınlanmasından çeyrek asır bile geçmeden Sovyetler Birliği dağıldı, daha doğrusu, Koçetov’un sözünü ettiği şekilde dağıtıldı: “Batı düzenine gönül veren insanların çeşitli kurumlarda adım adım yönetici makamlarına yükselmesi…”

Jurbinler’de ve Yerşov Kardeşler’de işçileri anlatan yazar bu romanında Moskova entelijensiyasını anlatıyor. Romanın konusu şöyle: Sözde Rus sanatı üzerine bir albüm hazırlamak için Londra’daki New World (Yeni Dünya!) yayınevinden dört kişilik bir ekip Moskova’ya gelir. Sanat tarihçisi maskesiyle gelen bu ekipte kendini İtalyan olarak tanıtan eski bir Rus aristokratı ve eski Nazi SS üyesi, eski SS üyesi, alanında saygın bir profesör gibi görünen bir Alman; Rus kökenli bir CIA ajanı ve Rus edebiyatı uzmanı, mavi gözlü Amerikalı Portia Brown ve son olarak; Rus kökenli bir başka Amerikalı, ya Yeşil Bereli ya da fotoğrafçı vardır. Ekibin amacı Sovyet gençliğini yozlaştırmak ve alkol bağımlısı yapmaktır. Örneğin Portia Brown, anti-Sovyet şairleri tüm dünyaya tanıtmıştır. Romandaki Stalinist yazar Bulatov (Koçetov’un alter egosu) hakkında ise yalanlar uydurmuştur. Romanda Moskova’nın bohem aydınları da yer alır, o günlerin Sovyet okuru bu roman kahramanlarının gerçek hayatta kime benzediğini kolayca anlıyordu. Portia Brown karakterinin de Amerikalı Patricia Blake olduğu anlaşılıyor. 

Romandaki CIA ajanına göre Almanlar, Sovyet sistemini “önceden sarsmamış oldukları için” yenilmiştiler. “Batı’nın en parlak beyinleri bugün, komünizmi ve öncelikle modern Sovyet toplumunu önceden demonte etme sorunları üzerinde çalışıyor. Ana darbenin hedefi ideolojidir. Stalin’in itibarını sarsmayı son derece ustaca kullandık. İtibarsızlaştırılmış Stalin, komünist dünyayı altüst edebilmemiz için bir dayanak noktasıdır.” Perestroyka’nın ideoloğu Yakovlev’in itirafını anımsayalım: Görevinin önce Stalin’e karşı Lenin’i, sonra Lenin’e karşı Plehanov’u kullanıp ardından sosyalizmi tamamen ortadan kaldırmak olduğunu söylemişti.

Portia Brown, Sovyet gençlerini toplumsal ilgi alanlarından uzaklaştırıp tamamen kişisel, özel bir dünyaya çekmek gerektiğini söylüyor: “Böylece Komsomol zayıflayacak, toplantıları ve siyasi eğitimleri formaliteye dönüşecek. Her şey sadece görünüş için, göstermelik olacak ve bunun ardından kişisel, cinsel, yükümlülüklerden arınmış bir yaşam başlayacak. O zaman, topluma kayıtsız, ilgisiz, hiçbir şeye engel olmayacak bir ortamda, Sovyet ya da komünist düzeni değil, Batı düzenini daha çok seven insanların çeşitli önde gelen kuruluşlarda kademeli olarak yöneticiliğe yükselmesi mümkün hale gelecektir. Bu süreç yavaş, titiz, ancak şimdilik tek mümkün olan süreçtir. Burada Rusya’yı kastediyorum. Öteki bazı sosyalist ülkelerde ise durumun daha kolay olacağını düşünüyorum. Bazı ülkelerde birkaç yıldır deneysel çalışmalar sürüyor.”

Vsevolod Koçetov, ömrünün son yıllarında kanserle boğuştu. Ölümünün yaklaştığını hissediyordu ancak daha yazacağı eserler vardı. Ağrıları dayanılmaz hal alınca 1973 yılında kafasına bir kurşun sıkarak intihar etti. Koçetov’un intiharı dünyanın ilk sosyalist devletinin 18 yıl sonra gelecek olan trajik intiharının habercisi gibiydi.

Related Posts