Egemen sınıfın ideolojisi ve kültürünün yeniden üretim alanı olarak orta tabakaların rolü

Dosya Öne Çıkanlar Sayı 35 (Mayıs-Haziran 2026)

Egemen ideolojide yarıklar açmak için ideolojik mücadele şarttır; ancak köklü bir toplumsal altüst oluş, ekonomik ve siyasal bunalımların yarattığı olasılıklar zemininde, devrimci bir partinin örgütlü siyasetiyle mümkündür.

Gazi Can

Hadi itiraf edelim, kitle iletişim araçlarının ve endüstriyel eğlence biçimlerinin hepimizi çepeçevre sarmaladığı bu dönemde, ister o platformda bu platformda, ister klasik analog yayınlarda, isterse şu arenada bu statta olabildiğince niteliksiz, köpük, eğlencelik filmleri, dizileri, programları ya da hırsla, ödülle, reklamla, imajla, millici duygularla donatılmış profesyonel spor karşılaşmalarını izlemeyenimiz yoktur. Neyse içimizi ferah tutalım her insan içinde bulunduğu zamanın ve yerin kültürüne bulanmış, egemen ideolojiden nasibini almıştır. İdeolojiler her yerde, her zaman, herkes tarafından bize karşı ses verirken, her birimiz ideolojilerin alıcısı olduğu kadar da taşıyıcısıdır da aslında.

İdeolojilerin sadece aygıtlarda (DİA’larda) olduğunu söylemek yeterli değildir ve hatta yanılgıdır diyebiliriz. Nitekim insanların ideolojik oluşumu doğal ve toplumsal çevreyle karşılaşmalarıyla değil, belirli aile ilişkileri içine doğmasıyla başlar. Bu ilişki sadece devletin yasama ve yargı erkleriyle tanımlanan, sınırlanan, belirlenen toplumsal cinsiyet rolleri, ana-baba-çocuk hak ve sorumlulukları çerçevesinde değil, tarihsel sınıfsal konumlar, geleneksel ideolojilerle de belirlenir. 

Ancak elbette ki ideolojik aygıtlar toplumdaki iktidar örgütlenmesinin en önemli araçlarından biridir. Günlük hayatta ideolojilerin ve ideolojikleştirilmiş her türden argümanın anlık olaylar halinde karşımıza çıkarken, bize içinde yaşadığımız dünyaya dair sözler söyler, kim olduğumuzu anlatır, bizi başkalaştırır. Bunu yaparken içerik ve biçimler yarışır, farklılaşır ve çatışırlar. Bununla da kalmaz birbirleriyle etkileşime girerek, örtüşerek ve birbirlerine bulaşarak eklemlenmiş egemen ideolojik alanı oluştururlar. Egemen ideoloji insanın dünyayla yaşadığı ilişkinin gerçek ve doğrulanmış olduğunu ona kabul ettirir. Bu durum burjuvazinin kendini egemen sınıf olarak oluşturmasının da yarar şartlarından biridir. Zira sınıfsal egemenlik yalnızca sömürülen sınıf üzerinde tahakküm kurmakla sağlanılamamaktadır. 

***

Günlük hayatta karşılaşılan, etkileşime girilen ideolojikleşmiş her türden argüman ve “şey” arasında en belirgin olanı, üst yapılar alanındaki parçalardan biri olan kültürdür. Modern toplumda kültür ile ideolojinin arasındaki açının hızla daraldığı, kültürün hızla ideolojik işlevler kazandığı ya da daha doğru bir ifadeyle kültürün ideolojiler tarafından dolayımın bir parçası olarak kullanılabilirliğinin arttığı bir gerçektir. Ama bu daralma kültür alanının tamamını değil, ekonomik-siyasal-teknolojik dönüşümlerin etkisiyle popüler kültür olarak tanımlanan alanda yaşanmaktadır. Popüler kültürdeki ideolojikleşmenin somut yansımaları, özellikle ekonomik ya da ticari olarak nitelenen şeylerin birçoğunun “kültürel” hale gelmesiyle görülür.

Toplumsal bir grubun bütün yaşam biçimini belirten, tarihsel ve özgül bir kavram olan kültür, kişinin kültürel ilgileri ve etkinliklerini, bunları donatan sanatsal ve sosyal entelektüel faaliyetleri de kapsar. Kültürün temelinde üretimini ve yeniden üretimini sağlayan maddi araçlar yani teknoloji yatar. Belirli bir üretim tarzı ve ilişkilerinin serpilip geliştirdiği kültürde yetişen insanlar, bu kültürün kendi görece kısa hayatları boyunca değiştiğini duyumsar ve onu yeni kelimeler, yeni fikirler, yani yaşam tarzları biçiminde yaşarlar. Aynı zamanda kültürün bu değişim ve evrilişinde üreticisi ve taşıyıcısı olarak etkin rol oynarlar. 

Kapitalist sistemde (eski bir tabirle anamalcı düzen) tüketim de kültürün biçimlendiği yer haline gelmiştir. Fordist üretim rejiminin sahneye çıkışıyla, tükettiği için üretmek zorunda kalan toplumdan, ürettiği için tüketmek zorunda olan topluma dönüşünce bir kez, yığınsal işçi sınıfının kitlesel tüketimi için her an ve her yerde ideolojik kodlar, pazarlama, reklam, imaj yaratımı devreye girer. Temel ihtiyaçların ötesinde gösteriş, “psikolojik ferahlık”, başka sosyal grup ve sınıfla ilişki kurmak için mal edinme, tüketme hali vardır artık. “Onu tüketirsen sen de onların konforunda yaşarsın”, “o malın olursa, onlar seni görürler”, “o artık bir ihtiyaç, ihtiyaç olmasaydı herkeste olmazdı bak”. Kişi bir mal edinmeye karar verince, markalar arasında fiyat ve gelir düzeyini göz önünde bulundurarak seçim yaptığını düşünür. Şayet geliri o malı edinmek-tüketmek için yeterli gelmiyorsa, gelir düzeyini artırmak için tembelliği bırakıp daha çok çalışması gerektiği yönlü burjuva ideolojisinin temel savlarından birisinin alıcısı haline gelir. Daha çok çalışacak, daha çok tasarruf edecek en nihayetinde daha nitelikli diğer markaya sahip olacağını düşünecektir. İşçi sınıfının ferdi en yakınına dönüp sınıfdaşlarına baktığında dahi, aynı işleve sahip olsa bile aynı malın diğer markasının daha nitelikli olduğu, onu edinmesi gerektiğini işitecektir. Oysa nitelik, yapısal-işlevselci antropologların sevdikleri bir kavramı kullanırsak şayet, o malın “işaretleyicisidir” o kadar. Nesnel sınıfsal konumumuz dışında başka bir şeyi, sizin topluluk içindeki mertebenizi işaret eder. Nesnel sınıfsal konumuz için plasebo etkisi gösterir. Pazarlama, reklam, imaj yapımı küçük burjuvazi, “orta tabakalar” ve işçi sınıfı içindir. Burjuvazi için değil. 

Gerçek anlamda işaretleyici bir mal, kişisel itibarı artırarak toplum içindeki salt mertebenizi gösteren lüks mallardır. Bu müzayede salonlarında paha biçilmez bir mücevher, kişisel-ailesel müzeler, yatlar, marinalar olabilir. Kapitalizm var oldukça lüks mallar var olacaktır. Zira burjuva, mertebesinin işaretlenmesini ister. Böylece burjuva girişimciliğinin, çalışkanlığının, bireysel başarısının tacını kendi “kavmine” göstermiş olur.

***

Başlarken, insanların ideolojik oluşumunun belirli aile ilişkileri içine doğmasıyla başladığını söylemiştik. Üretim ilişkilerinin belirlediği nesnel sınıfsal konumlarınca şekillenen ve aynı zamanda sınıfsal olmayan ideolojilerle, geleneksel kültürel normlarla da etkileşim içinde onların taşıyıcısı olan aile ilişkileri, kişinin kendisi ve ailesi dışındaki başkaları arasındaki farklılığın bilincine vardığı süreci örer. Bu elbette ki sınıfsal varoluş biçimine tekabül etmez henüz. Ta ki başkalılığının ayırdına varan kişinin, kendisi ile aynı başkalılığı paylaşan diğer kişilerle ilişki kurmasına değin. Karşılaşılan sınıfsal ya da sınıf dışı ideolojiler, kişiye neyin var, iyi ve olanaklı olduğunu anlatarak bunlarla aralarında bağ kurarak onları tabi kılar ve nitelik kazandırır. Bu yazı bağlamında ilgi alanımıza sınıfsal ideolojiler giriyor. Öyleyse buradan devam edelim.

Kapitalist üretimin amacı sermaye birikimidir. Buna uyumlu olarak bir kapitalistin yani bir burjuvanın ideolojik şekillenişinin ana mottosu ise para kazanmak, çok çalışmak, girişimci, yarışmacı olmak ve bireysel başarıya ulaşmaktır. Burjuvaya göre işçiler en başta işçi oldukları için kaybetmişlerdir. Şayet yeterince zeki olsalar ve çok çalışıp para biriktirselerdi şu yaşadıkları bedbaht hayatı yaşamayı hak etmeyeceklerdi. Suçlu işçilerdir. Bir akılsızlık daha edip maddi refahlarını olumsuz etkilememek için kapitalizme saldırmamalıdırlar. Yoksa piyasalar ne olur! Burjuva ideolojisi bu anda liberal ideolojiyle o mükemmel eklemlenme yüzeyini bulur. Çünkü liberal ideolojinin bayrağına altın yaldızla işlediği o muhteşem özgürlük(ler) ancak piyasa ekonomisi içinde gerçekleşebilir. Özgürlükler alanı lehine genişleyen sivil toplum ile karşıtı devlet ise uzlaşmayı ve karşılıklı çıkarları gözetmeyi yasama ile yürütmenin hukuksal çerçevesinde kurmalıdır. Bu çerçeve ise temsili burjuva demokrasisi olmazsa kurulamaz. Temsili demokrasi burjuvazinin, küçük burjuvazinin ve hatta “orta tabakanın” ortak paydasıdır. Bu payda işçi sınıfının sistem için onayının alındığı önemli bir ideolojik kaldıraçtır. Elbette onay mekanizmasında devlet üzerindeki siyasal iktidarın sağladığı olanaklar ve zor gücü de göz ardı edilemez. 

Küçük burjuvazi tüccarlardan, basit meta üreticilerinden ve çok yüksek ücretlere çalışan doktorlar, şirket danışmanları, mali müşavirler, finans müdürleri, şirket avukatları, borsa simsarları vb. beyaz yakalı gruplardan teşkil olan profesyonellerden oluşur. Küçük burjuvazi de pazarın ve rekabetin kurucu olmasa da asli aktörüdür. Dolayısıyla onun ideolojisi de aynı biçimde belirlenir. Burjuva ideolojisinin eklemlenmeci yönü özünde barındırdığı eşitsizlikçi ve sömürücü karakterini örterken, kendisinden olmayan sınıfsal aidiyetleri kendi egemenliği altına alarak onları belirlemeye çalışır.

Esas düğüm burjuva ideolojisinin egemen ideolojide, orta tabaka diye adlandırılan toplumsal kesim ile girdiği belirlenim ilişkisinde atılır. Nitekim bu tabaka egemen ideoloji üzerinden burjuva ideolojisini biçimsel değişime uğratarak, gerek çalışma gerek yaşam gerekse de sosyal alanlarında en yoğun temas ettiği sınıf olan işçi sınıfıyla ilişkiye girmesine neden olur. Şu noktayı da işaret etmeden geçemeyiz; Marksist anlamda bir sınıf oluşturmayan fakat kapitalizmin gelişmesinin ürünü olan orta tabaka, ideolojik olarak işçi sınıfı-küçük burjuvazi-burjuvazi arasında, çelişkili sınıfsal konumdadır.

Burjuva el koyduğu artık değer ile kar sağlayıp, bu karları yeni karlar sağlamak için “risk alıp”, “girişimciliği” ile yeni doğan pazarlarda “rekabet” ederek yatırıma dönüştürür. Orta tabaka ise ondan aldığı feyz ile gelirinin bir kısmıyla tasarrufa giderek, tüketiminin bir kısmını erteler. Ama örneğin nitelikli bir marka araba için peşinatı biriktirince gerisi kolaydır, ne de olsa ihtiyaçları çok da fazla ertelemeye gelmez; hem her akşam tv başında aynı nakaratı defalarca duyar, “ihtiyaçlarınızı ertelemeyin… hemen gelin”, nihayetinde kapitalizmin nimetlerinden finansal kredi yollarıyla amacına ulaşır. Sonuçta o da bir yatırım yapmıştır ama statüsüne, görünürlüğüne yatırımdır bu. İşçi sınıfı ferdine de hele ki ekonomik kriz dönemlerinde tasarruflu olması salık verilir; zaten geleneksel sözler bunu der, akıllı ol ve “ayağını yorganına göre uzat.”

Burjuva ideolojisinin yardımına egemen ideolojik alanda ister kapitalizm öncesine dayalı dinsel ideolojiler, isterse sınıf dışı milliyetçilik gibi ideolojiler yetişsin, kapitalizmin toplumsal hayatta yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlik tümden görünmez kılınamaz. Ancak özellikle orta tabakaların liberal demokrasinin yanılsamalı olanaklarının yılmaz alıcıları olmaları, egemen sınıf için işleri oldukça kolaylaştırır. Sandık hem sayılır hem de sevilir, hele ki bu topraklarda. Böylece tabi altına alınanlar kendi adları adına yönetildikleri duygusu ile temsil edildiklerini düşünürler. Bunun Türkiye’deki dolaylı karşılığı, hepimiz aynı gemideyizdir. Sağlanacak uzlaşma elbette sadece sandıkla açıklanamaz. Eşitsizlikler yaratan sistemin her şeye rağmen yarattığı görece kimi olanaklar algısal açıdan öne çıkarılıp daha görünür kılınırken, sistemin sömürücü özellikleri göz ardı edilerek burjuva ideolojisiyle dolaylı olarak uzlaşım sağlanıp sistem kabullenilir. Yine de bu kabulleniş örgütlü sınıf mücadelesinin ve devrimci sınıf bilincinin devreye girdiği hallerde dönüşsüz ve kırılamaz değildir. Ne var ki herhangi bir alternatifin bilindiği halde, özellikle bilgiye ulaşım konusunda işçi sınıfına göre avantajlı olan orta tabakalar tarafından “toplumsal bir değişim için var olan güçlerin yetersizliği”, hatta “güvenilmezliği” (bırakalım köklü bir değişimi, sistem için reformist çabaların sesi olabilecek muhalefet unsurları için bile geçerlidir) söylemleri alınarak yeniden üretilebilmektedir. Öte yandan egemen yöneticiler de her daim kuşkuyla karşılanır ve eleştirilir. Ancak her iki durum da günümüz popüler kültür dünyasının en temel araçlarından biri haline gelen sosyal medyada yapay zeka görselleri, capsler vb. biçimlerde biteviye üretilir. Üretilen genellikle çözüm değil, çözümsüzlük, çıkışsızlık, değiştirilemezlik, olabilir ama bugün için imkansız algısıdır. “Toplumsal bir değişim olsa bile yeni toplum demokratik, ekonomik, askeri olarak kendini sürdüremez, yıkılmaya mahkumdur, tarihte bu zaten denendi ve başarılamadı”, zaten “her türden iktidar, iktidar sahiplerini yozlaştırır” türünden söylemler geniş yığınlar içinde sisteme karşı boyun eğme mesajı ve güdüsünü harekete geçirir. Bu boyun eğme hali kırılması daha güç bir katılık halidir. Hiçbir şeyin değişmez ve değiştirilemez olduğu elbette bilinir. 

Belki de bir kez daha “katı olan herşeyin buharlaştığı” bir devrin vakti gelmiştir. 

Egemen ideoloji içerisinde, egemen ideolojide yarıklar açmak için mutlaka ideolojik mücadele verilmeli ancak son kertede toplumsal alt üst oluşlar ekonomik ve siyasal bunalımların yarattığı olasılıklar alanında aranmalıdır. Bu aranışın aracı adlı adınca devrimci siyaset; sahibi, örgütleyicisi ise sosyalist-devrimci ideolojiyle donanmış büyük ve güçlü bir parti olmalıdır.

 

Therborn, G. (2008) İktidarın İdeolojisi, İdeolojinin İktidarı, çev: İrfan Cüre, Dipnot Yayınları

Douglas, M. (1999) Tüketimin Antropolojisi, çev: Erden Attila Aytekin, Dost Kitabevi Yayınları

Williams, R. (1993) Kültür, çev: Suavi Aydın, İmge Kitabevi Yayınları

Wright, E. O. (2016) Sınıflar, çev: Semra Toral, Notabene Yayınları.

Althusser, L. (1994) İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, çev: Yusuf Alp, Mahmut Özışık, İletişim 

Swingewood, A. (1996) Kitle Kültürü Efsanesi, çev: A. Kansu, s.51-52, Bilim ve Sanat Yayınları

Wood, E.M. ve J.B. Foster (edt.), (2000), Marksizm ve Postmodern Gündem, Ütopya Yayınları

 

Related Posts