Çocuk işçilikten emeklilere: Genişleyen proletarya

Dosya Öne Çıkanlar Sayı 35 (Mayıs-Haziran 2026)

Türkiye işçi sınıfı yalnızca fabrikalardaki formel işçilerden ibaret değildir. Ev kadınları, emekliler, çocuk işçiler, MESEM öğrencileri, kayıt dışı çalışanlar ve güvencesiz emekçiler aynı sömürü düzeninin farklı halkalarında yer almaktadır. Bu parçalanmış emek rejimine karşı çözüm, işçi sınıfının bütün kesimlerini ortak çıkarlar etrafında birleştiren örgütlü bir mücadeledir.

Mehmet Güven

Türkiye’de emek piyasası yalnızca formel işçilerden oluşmuyor. Özellikle neoliberal dönüşüm süreciyle birlikte güvencesiz, kayıt dışı ve esnek çalışma biçimleri yaygınlaşmış; işçi sınıfının önemli bir bölümü geleneksel işçi tanımlarının dışında kalan alanlara itilmiştir. 

Türkiye kapitalizminin sürekli ihtiyaç duyduğu ucuz emek gücü emekliler, ev kadınları, çocuk işçiler ve Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) öğrencileri ile sağlanmaktadır. Ekonomik krizin ağırlaştığı bu dönemde AKP iktidarı patronlar için neredeyse her adımda daha fazla ve yeni bir topluluğu ucuz emek piyasasına dahil etmektedir. Gerici politikalarla eve hapsedilen kadınlardan, emekli aylığı yetmediği için çalışmak zorunda kalan emekliye, insanlık suçu sayılması gereken çocuk işçiliğinden, devletin bizzat patronlara neredeyse bedavaya sağladığı MESEM’li çocuklara. 

Bizzat bakanlık eliyle yapılan ve bir devlet güvencesi varmış gibi davranılan MESEM’li çocukların sigorta ve vergi avantajları ile patronların hizmetine sunulması patronlara iki kez kar ettirmektedir. 

Neoliberal Dönüşüm 

1980 darbesi ile birlikte gelen ve ülkenin emek piyasasını alt üst eden neoliberal politikalarla emek piyasası yeniden şekillendirildi. En başta sendikasızlaştırma ile başlayan süreç, milyonlarca emekçi güvencesiz çalışma koşullarına itmiştir. AKP iktidarının gerici ve piyasacı politikaları ve sosyal devlet ilkesinin bir sadaka ekonomisine çevrilmesi ile birlikte kadınların işgücüne katılımı gün geçtikçe azalmıştır. Son ekonomik kriz öncesi hem AKP’nin oy deposu haline getirmeye çalıştığı yoksul halkı bir sadaka ekonomisine alıştırması hem de bunun gerici ideolojinin bir parçası olması nedeniyle kadınlar iş hayatından uzaklaştırıldı. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 İşgücü İstatistikleri ’ne göre kadınların istihdam oranı yalnızca yüzde 32,1 olarak gerçekleşmiştir. Bu tablo, özellikle kadın emeğinin önemli bölümünün kayıt dışı alanlarda yoğunlaştığını göstermektedir. 2024’te kadınlarda kayıt dışı istihdam oranı tarım dışı yüzde 19,4, tarım sektöründe yüzde 91,1 olarak gerçekleşmiş durumda. 

Tarım dışı sektörlerdeki kadın çalışma oranının yaklaşık 5’te biri ise güvencesizliğin en yüksek olduğu sektörlerden biri olan hizmet sektöründe. Çalışan kadınların kayıtlı/kayıt dışı hemen hemen yarısı neredeyse bir iş güvencesi olmadan çalışmakta. Toplumsal eşitsizliğin işçi sınıfı aleyhine sürekli bozulduğu bir dönemde çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev içi hizmetler, eğitim, sağlığın özelleştirilmesi ile birlikte bu işler kadınların üstüne yüklenmiş durumda. 

 Böyle bir tablodan hareketle ev kadınları daha fazla kayıt dışı çalışmakta, iş yerleri ise evler olmaktadır. Türkiye’de ekonomik kriz derinleştikçe ev kadınlarının önemli bir bölümü Ev eksenli üretime yönelmiş durumda olan kadınlar; tekstil, paketleme, gıda ve el işi üretimi gibi işlerde çalışmakta, çoğu zaman sigortasız ve parça başı ücret almaktadır. Bu durum sömürüyü daha da ağırlaştırmaktadır.

Emekliler: Yeniden Proleterleşme

Emeklilerin durumunu değerlendirmeden önce ortadaki neoliberal saldırıdan bahsetmek gerekiyor. Özellikle iktidar yandaşlarının beyanları ve bu söylemin taşıyıcısı olan bazı sosyal medya “influncer”ları -ki bunların içinde AKP iktidarına muhalifler de bulunmakta- emeklilerin bütçeye yük olduğu konusunda uzlaşmaktadır. Bu argümanın aslında bir karşılığı yoktur. GSYH’den emeklilerin ve hak sahiplerinin aldığı pay son yıllarda düşme eğiliminde 2009’da yüzde 6 olan bu oran yüzde 3,7’ye kadar düşmüş durumda.  Emekli aylıkları farklı emeklilik koşulları olsa da hızla dipte eşitlenmekte. Bu durum emeklilerin yeniden iş hayatına geri dönmesini zorunlu kılıyor.

Yine aynı neoliberal koro emeklilerin emekli olma yaşı, bütçeden aldıkları pay, çalışma hayatına dönme gereklilikleri ve emekli sayısı çok fazla olmasını ağızlarına sakız etmiş durumda. Birkaç rakam vermekte fayda var. Aktif-pasif oranı 2024 yıl sonu itibarıyla 1,75’tir. Avrupa ülkelerinde ortalama aktif/pasif oranı ortalama 1,5’tir. Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde emekli ve hak sahibi sayısının en fazla olduğu üçüncü ülkedir. Ama bunun nüfus ve işgücüne katılan nüfusu göz önüne almadan değerlendirmek bir aldatmacadır.

Son yıllarda emeklilik hakkı elde etmiş olanların iş hayatına dönüşü bugünkü ekonomik şartlarda bir zorunluluk olmuş durumda. Uzun yıllar boyunca çalışmış olan emekliler gelirlerinin azlığı nedeniyle tekrar çalışmak zorunda kalmış durumda yaklaşık 12 milyon emeklinin (2024 verileri ile) yaklaşık 8 milyon ya çalışıyor ya da iş aramakta. 2002 yılında yüzde 36,6 olan emeklilerin işgücü piyasasında olma durumu 2024 itibarıyla yüzde 65,7’ye ulaşmış durumdadır.  

Çocuk İşçiliği ve Sermayenin En Kırılgan Emek Gücü

Çocuk işçiliği kapitalizmin sömürmek konusunda ne kadar ileriye gideceğini bu konuda sınırının olmadığı bir insanlık suçudur. Türkiye’de çocuk işçiliği özellikle sanayi tarım ve hizmet sektörlerinde yaygındır. 15 yaşın altında zorunlu eğitimini tamamlamamış çocukların çalıştırılması olarak tanımlayabileceğimiz bu durum hem fiziksel hem de zihinsel gelişime zarar vermekte hem de eğitim hayatlarının sonlanması ile sonuçlanmakta. 

TÜİK verilerine göre en az 720.000 çocuk işçi bulunmakta olup çocuk nüfusunun %4,4’ü çalışmaktadır. Ani ülkede her 100 çocuktan yaklaşık 4’ü çalışmaktadır.  

Çocuk işçiliği genel olarak hizmet, tarım ve sanayi sektörlerine dağılmıştır. Sokakta çalışan çocuklar dahil olmak üzere çalışan çocukların yaklaşık yarısı (%45,5) hizmet sektöründe çalışmaktadır. Mevsimlik tarım işçiliğinde çalışan çocukların oranı %30,8 civarındadır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ) çalışan çocukların oranı ise %23,7’dir. 

Çocuk işçiliği yalnızca bir yoksulluk ya da aileye yardım olarak görülmemeli bu tamamen sermayenin ucuz ve hak talep etme kapasitesi düşük işgücüne yönelmesinin sonucudur. Çocuk işçiliği yukarıda bahsettiğimiz bitmek bilmeyen sömürü iştahının ücretleri aşağı çekme yönündeki bir aracıdır.

MESEM: Çocuk Emeğinin Kurumsallaştırılması

Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ile lise öğrencilerinin haftada bir gün eğitim alıp kalan dört gün işletmelerde çalıştırıldığı ve çalıştıkları yerdeki patronların insafına terk edildiği bir program olarak karşımıza çıkıyor. Devlet eliyle kurulan bu sistem için köleleştirme demek mümkün. Çocukları erken yaşta işgücüne dahil eden ve eğitimi ikinci plana düşüren bu program düşük ücretler ve bu programa dahil işletmelere verilen devlet destekleri ile hem sömürüyü hem de iktidarın eğitimsizleştirme projesine çok uygundur.  Sistem özellikle yoksul ailelerin çocuklarını hedeflemektedir. Ekonomik zorluklar nedeniyle çocuklar örgün eğitim yerine çalışma yaşamına yönelmektedir.

Denetim eksiklikleri nedeniyle iş kazaları ve buna bağlı ölümler ile gündeme gelen bu program geçtiğimiz yıl 15 çocuğun ölümüne neden olmuştur.  Bir önceki başlıkta değindiğimiz çocuk işçiliğinden kategorik olarak örgün eğitimden faydalanamama durumu ise haftada bir gün okula getirilen çocukları bu kapsamdan çıkarmak için yapılmış bir ayak oyunundan ibarettir.  

MESEM, çocuk işçiliğini azaltmak yerine meşrulaştırmakta; eğitimin kamusal ve eşitlikçi niteliğini zayıflatarak ucuz işgücü üretimine hizmet etmektedir.

Sonuç: Yeni Proletaryanın Genişlemesi

Sonuç olarak Türkiye’de emek piyasasının bugünkü yapısı, kapitalizmin ucuz, güvencesiz ve örgütsüz emek ihtiyacının doğrudan ürünüdür. Ekonomik kriz bahanesiyle sürekli pahalılaşan hayat nüfusun çalışan kesiminin geçinememesine yol açmış durumda.  Bu geçim zorluğu ailelerin daha önce çalışmayan bireylerinin bir gelir bulma ihtiyacını dayatmıştır. 

Emekliler yeniden çalışmak zorunda kalmakta, kadın emeği ev içine veya kayıt dışı alanlara itilmekte, çocuk işçiliği yaygınlaşmakta, MESEM aracılığıyla çocuk emeği devlet eliyle sermayeye peşkeş çekilmektedir. Bu tablo, kapitalizmin emek gücünü yalnızca fabrikada ya da iş yerinde değil, evde, okulda, emeklilikte ve çocuklukta da sömürü konusu haline getirdiğini göstermektedir.  

Bu nedenle sorun yalnızca kayıt dışılığın azaltılması, denetimlerin artırılması ya da bazı sosyal desteklerin genişletilmesiyle çözülemez. Sorunun kaynağı, emeği sermayenin ihtiyaçlarına göre düzenleyen kapitalist üretim ilişkileridir. Bugün yapılması gereken, emeklilerin insanca yaşayabileceği bir gelire kavuşması, kadınların kamusal ve güvenceli istihdama katılmasının önündeki engellerin kaldırılması, çocuk işçiliğinin tüm biçimleriyle yasaklanması ve MESEM gibi çocuk emeğini meşrulaştıran uygulamaların sonlandırılmasıdır.

Türkiye işçi sınıfı yalnızca fabrikalardaki formel işçilerden ibaret değildir. Ev kadınları, emekliler, çocuk işçiler, MESEM öğrencileri, kayıt dışı çalışanlar ve güvencesiz emekçiler aynı sömürü düzeninin farklı halkalarında yer almaktadır. Bu parçalanmış emek rejimine karşı çözüm, işçi sınıfının bütün kesimlerini ortak çıkarlar etrafında birleştiren örgütlü bir mücadeledir.

Kapitalizmin ucuz emek düzeni, yoksulluğu ve güvencesizliği kader gibi sunmaktadır. Oysa bu düzen doğal değil, siyasaldır; değiştirilebilir. Çocukların okulda, emeklilerin insanca yaşamda, kadınların eşit ve güvenceli toplumsal yaşamda yer aldığı bir ülke ancak emeğin sermayeye bağımlılığını kıran, kamucu, eşitlikçi ve sosyalist bir düzen mücadelesiyle kurulabilir.

 

Related Posts