Gerici, piyasacı AKP eğitimi en büyük tehlikedir!

Dergi Dosya Sayı 4 (Haziran 2021)

Yeliz Toy

Cumhuriyet’in çağdaş, bilimsel, modern toplum yapısına aykırı; itaatkar, ümmetçi toplum yaratma arzusundaki iktidarın önündeki en büyük engel laikliktir. Nitelikli, laik, bilimsel eğitim almış, düşünen, sorgulayan insanlardan oluşan bir toplumdan ümmetçi bir toplum yaratamayacaklarından, en çok tahrip ettikleri alan eğitim alanı olmuş, en yoğun saldırılar eğitim alanında yaşanmıştır.

2012 yılında ucube 4+4+4 eğitim sistemi ile birlikte İmam Hatip Ortaokullarını açarak Öğretim Birliği Yasası’nı çiğnemiş ve açıkça suç işlemişlerdir. Kız ve erkek öğrencileri birbirinden ayırarak karma eğitime son veren uygulamaları, ayrımcı ve cinsiyetçi tutumları partizanca kadrolaştıkları yandaş okul yöneticileri ile de yasa- yönetmelik- evrensel ilkeler çiğnenerek sürmektedir.

Yani ”Ne İstediler de Vermedik” projesinin başında eğitim alanı gelmektedir.

Merdiven altı sıbyan mekteplerinin faaliyetleri sürerken Kur’an kurslarını denetlemek, kapatmak şöyle dursun, Müftülüklerce protokol imzalanıp sıbyan mektepleri meşru hale getirilmiştir. 4-6 yaş grubundaki çocuklar çağ dışı uygulamalara devlet eliyle maruz kalmıştır, kalmaktadır.

Ülkede binlerce imam hatip ortaokulunda karma eğitim fiilen sona ermiş, bakanlık kendi Temel Kanunu’na aykırı davranarak alenen suç işlemiştir. 

Laik rejimi temellendirmek üzere çıkarılan Devrim Yasaları çiğnenmiş, kâğıt üstünde Öğretim Birliği hala yazılı olsa da Türkiye’de laiklik fiili olarak bitirilmiştir. 430 Sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun asıl amacı; eğitimi akla ve bilime dayandırmaktır. Bilimsel-laik eğitimi ülkede var etmektir. Onu yok etmek isteyen AKP eğitimi de işbaşındadır!

Cumhuriyet’in çağdaş, bilimsel, modern toplum yapısına karşı kendi siyasi iktidarının devamını sağlayacak, rant düzenini devam ettirecek “dindar ve kindar bir nesil” projesini hayata geçirecek piyasacı, gerici, siyasal İslamcı iktidar, AKP eğitim sistemini kurmuş, bir taraftan da emekçileri yoksullaştırarak, çocuklarını cemaatlere mahkûm etmiştir. 

GERİCİLEŞEN EĞİTİMİN KISA TARİHİ

Osmanlı’dan Cumhuriyete miras kalan eğitim; dine dayalı, gücünü hurafelerden alan köhnemiş, dogmatik, “şarlatan bir softa takımı” yetiştiren medrese eğitimi iken, Aydınlanma Devrimi ile ulusal, bilimsel, laik, herkesin eşit eğitim hakkına sahip olduğu, yaşamsal, demokratik, yurttaşlık bilinci kazandıran, çağdaş, parasız, karma ve devrimci eğitim sistemi kurulmuştur.

Cumhuriyetin ilk yıllarında dev adımlar atılarak oluşturulan Cumhuriyet Eğitimi, 1946’dan sonra gerilemiş, 1950 yılında iktidara gelen sağ partinin Türkiye’yi “Küçük Amerika” yapma düşü ile halkçı özelliğini yitirmiş “seçkinci” özellikler almaya başlamıştır. Laik, bilimsel eğitimden ödünler verilmeye başlanmış, 1954’te Köy Enstitüleri’nin kapatılması, ABD ile başlayan yakın ilişkilerin etkisiyle kamusal eğitim yavaş yavaş yok olmaya, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra da ırkçı, dinci özellikler göstermeye başlamıştır. 

2002’de AKP’nin tek başına iktidara gelmesiyle asıl tahribat yaşanmış; sınava dayalı, gerici, piyasacı, dinci AKP eğitimi tüm eğitim alanını kuşatmıştır. “Ben ülke kaynaklarını pazarlamaya geldim.” sözüyle iktidara gelenler piyasaya işçi, girişimci ve rekabetçi öğrenci yetiştirmek için politikalarını hayata geçirmişlerdir. Liselerde 2023 Eğitim Vizyonu olarak pazarlanan Esnek ve Modüler Sistem, salgını fırsat bilip uzaktan eğitimi kalıcı hale getirme arzuları, yandaş sendikanın din eğitiminin okul öncesi eğitimde verilmesi önerisi, gerici-sermayeci anlayışa sadece birkaç örnektir. Sözde sendika eliyle de eğitim dizaynı yapılmaktadır. 

GERİCİ UYGULAMA ÖRNEKLERİ

Eğitimde paralel yapılanmanın yeni adresi: Proje İmam Hatiplerdir. Kendi paralel eğitimlerini yapılandırmaya çalışmaktadırlar. İktidara geldikleri 2002 yılında Acil Eylem Planı açıklayarak İmam Hatip Lisesi çıkışlıların üniversitelerin her bölümüne giremediği gerekçesiyle yasalarda, yönetmeliklerde değişiklik yaparak en acil konunun laik-bilimsel eğitime saldırıp Cumhuriyet Eğitimi’ne karşı AKP Eğitimi’ni hayata geçirmek olduğunu göstermişlerdir.

Üç temel politikaya dayanan AKP Eğitimi, dinselleştirmeyi İmam Hatip Okulları ve 2017’de değiştirdikleri en gerici en ümmetçi Öğretim Programı ile yaparken, özelleştirme için özel okullar desteklenmiş, kamu okullarına ödenek gönderilmemiş, MEB Bütçesi’nden milyonlar Maarif Vakfı’na aktarılmıştır. Yeni öğretim programında Atatürkçülük ve Laiklik neredeyse yok denecek kadar az yer bulurken, dini öğeler İslam ve Sünnilik üzerine kurulmuş, diğer din ve mezhepler yok sayılmış, dini motiflerle kadınlar sosyal yaşamdan koparılan, iş hayatından uzaklaştırılan, başörtülü ve hizmet-itaat eden bir figür olarak resmedilmiştir. Politikanın üçüncü ayağı olan Partizanca Kadrolaşma için de bir gecede binlerce eğitim yöneticisi kıyıma uğratılmış, mülakat sınavı ile liyakatsiz, yandaş kadrolar, kurumlara yönetici olarak yerleştirilmiştir. 

Bu yandaş yöneticiler, cemaat ve vakıflara Değerler Eğitimi adı altında okulların kapısını açmıştır. Vakıf görüntüsü altındaki tarikat ve cemaatlerin amacı elbette değer öğretmek değil yeni FETÖ’lerin tohumlarını atmaktır. Yargı kararlarına rağmen protokoller iptal edilmemiş, bir cemaat eğitimden tasfiye olurken başka bir cemaat okullara yerleşmiştir. Bakanlık Ensar Vakfı, Hak-İş ile proje ve işbirliği yapmaya devam ederken laik ve bilimsel eğitimi savunan çağdaş kuruluşları türlü bahanelerle yıpratmış, eğitim alanından uzaklaştırmak için her yolu denemiştir. 

Bakanlık kamusal sorumluluğunu yerine getirmemiş, ayrımcı politikalarla eğitimi yapılandırmaya çalışırken yoksul emekçi çocukları eğitim hayatına devam edebilmek için cemaat-dernek yurtlarına mahkûm olmuştur. Bu yurtlarda tecavüze uğrayan, yanarak can veren öğrencilerimiz geldiğimiz noktanın acı örnekleridir. Taşımalı sistem 2021 yılı Türkiye’sine yakışmamaktadır. Köylerdeki okulları kapatan, köylerden öğretmenleri kasıtlı olarak koparan anlayış, buraları imamlara teslim etmiştir. Daha geçtiğimiz ay Antalya’nın Finike ilçesinde derslere çarşafıyla giren köy imamının eşi için bakanlıktan “Kanuna göre yapılmıştır” açıklaması gelmiştir.

Korunmaya muhtaç çocuklardan sorumlu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın koruma altında, ev özlemi çeken çocuklara bayram hediyesi olarak ev resmi çizip gönderdiği, o çocukları ifşa etmekten çekinmediği ve dini mesajlar vermek için bayram şekerini esirgediği, 23 Nisan Bayramı’nı zehir eden liyakatsiz kadrolara dair umudumuz yoktur. 

Salgın sürecinde, bakanlığın kendi verilerine göre, dört milyona yakın öğrenci uzaktan eğitime erişememiş, erişebilenlerin altı milyonu cep telefonuyla derslerini takip etmeye çalışmıştır. Salgından önce dahi iki milyonu bulan çocuk işçi sayısı ve ekonomik koşullar göz önüne alındığında bu rakamın artacağı, okul terkinin yüksek olacağı açıktır. Yoksullaşan emekçinin çocuğu da artık çalışmak zorunda kalacaktır. Özelikle dezavantajlı yoksul emekçi çocukları ve kız çocukları için yıllarca yapılan “Haydi Kızlar Okula” gibi büyük çalışmalar ve seferberlikler, eşitliğe inanmayan iktidar eliyle tarih olmuştur. Laikliğin eğitim alanında tahrip olması ülkemizdeki milyonlarca kız öğrencinin yaşamını çok daha fazla olumsuz etkilemiştir ve etkilemeye devam edecektir. Yine yandaş sendika ve gerici derneklerin baskısıyla, okullarda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kaldırılmış, ardından İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı gelmiştir. 

Siyasal İslamcı okul yöneticileri, öğrencileri cuma namazına götürmek, okulun duvarlarına Rabia işaretleri asmak, kız ve erkek öğrencilerin öğrenim gördükleri blokları ayırmak, imkân yoksa aynı blokta dersliklerin farklı katlarda olmasını sağlamak, teneffüs zillerini dahi ayırarak bahçede, kantinde bir araya gelmelerini engellemek için birbirleriyle yarışır hale gelmişlerdir. İhtiyaç ve talep olmadığı halde okulları İmam Hatip Okullarına dönüştürmek için her yolu denemişlerdir. Hatta mahalledeki tek ortaokulu İmam Hatip Ortaokulu yaparak öğrencileri mecbur etmişlerdir. Devletin tüm olanakları bu okullar için seferber olurken ihtiyacı karşılayacak okul yapmama konusunda ısrar etmişler, depreme dayanıklı hale getirmek için güçlendirme amacıyla yıkılan okulların yerine yenilerini dahi yapmamışlardır.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından FETÖ’nün eğitim sistemini iktidarın genel eğitim sistemine uyarlamaya çalışmışlardır. İmam Hatip Liselerini Proje Okullar adı altına almış, bu okullara öğretmen ve yönetici atama işi yönetmeliklerin dışına çıkarılmıştır. Teklifle, kuralsız bir şekilde benzer profillerde seçme yönetici ve seçme öğretmenlerle kadrolar oluşturulmuştur. Bu okulların kadrolaşması tıpkı cemaatin okulları gibidir.

İmam Hatip Proje Okulları LGS ile öğrenci alan okullar grubuna alınmış, LGS’ de en iyi performansı gösteren başarılı öğrenciler bu okullara seçilmeye çalışılmıştır. Tıpkı malum cemaatin yaptığı gibi, en başarılı çocuklar hedeflenmiş ancak hedeflenen en başarılı çocuklar Fen Lisesi, Anadolu Lisesi gibi okul türlerini tercih edince, yine projenin nimetinden yararlanıp, İmam Hatipleri, bu okulların müfredatına paralel işleyişte okullara dönüştürmüşlerdir. Proje İmam Hatip Liseleri, eğitim içeriği ve yöntemleri ile aynı zamanda “Öğretim Birliği” ilkesini de çiğneyerek dönemin medreseleri rolünü de üstlenmiştir. Eğitim Devrimi öncesinde medreseler nasıl bir eğitim modeli uyguluyorsa, bu okullar da şimdi aynı modelde eğitim yapmaktadırlar.

Türk Milli Eğitim Sistemi’nde ortaöğretimde ağırlıklı derslerine göre farklı eğitim programları uygulayan lise türleri bulunmaktadır. Bunlar; fen ve matematik alan derslerinde ağırlıklı eğitim veren Fen Liseleri, soysal bilimler alan derslerinde ağırlıklı eğitim veren Sosyal Bilimler Liseleri, yabancı dil ağırlıklı sınıfları olan liseler, beceri sınavı ile öğrenci alan Güzel Sanatlar Liseleri ve yetenek sınavı ile öğrenci alan Spor Liseleri…

Fen ve Matematik, Sosyal Bilimler, Yabancı Dil, Güzel Sanatlar ve Spor alanlarında açılan İmam Hatip Liselerinin her biri hem imam hatip okulu içeriğinde hem de ağırlıklı derslerine göre diğer lise türlerinde eğitim vererek sınavla en başarılı öğrencileri bünyesinde toplamaya çalışmaktadır. Proje Okulları adeta yaygın ve tercih edilen okul türlerinin İmam Hatipli alternatifleri olarak işlev görmektedir. Üstelik ağırlıklı dersleri de bu okullarla neredeyse aynı saat sayısında verilmektedir.

Proje İmam Hatipler, eğitim öğretimi birleştiren Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu ortadan ikiye yarmış, eğitimdeki ikiliği yeniden var etmiş, mektep-medrese ayrımında faaliyet gösteren günümüzün medreseleridir. Cemaat, eğitimde medrese modelini nasıl programladıysa, iktidar da aynı programı tüm ayrıntıları ile yaygınlaştırma peşindedir. Eğitimde paralel yapılanmanın mühendisliğini yapan ve 15 Temmuzdan beri içeride olan cemaat mensupları bu manzarayı gördükçe, 12 Eylül sürecindeki o sözü tekrar ediyorlardır: ‘Biz içerideyiz ama fikirlerimiz iktidarda”

İmam-hatiplerin cazibesinin arttırılması amacıyla ortaya konan bu uygulama ile imam-hatiplerin diğer okul türleri karşısında apayrı ayrıcalıklı bir konuma gelmesi hedeflenmektedir.

2017-2018 eğitim öğretim yılından başlayarak günümüze kadar MEB’den daha çok Diyanet, gerici dernek, vakıf ve cemaatlerin okullardaki faaliyetlerine tanık olduk.

Devlet taşınmazlarının bu yapılara devri, tarikat ve cemaatlere yurt/etüt merkezi açma imkânı tanınmasına yönelik adımların hepsine tepki göstermiş ve yargıya taşımıştık. Ancak MEB, karşımıza Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vakfı ile imzaladığı protokoller ile çıkmıştır.

MEB’in, modern, çağdaş ve laik eğitim karşıtı, Atatürk ilke ve devrimleri ile Cumhuriyetin ve Devrim Kanunlarının temel ilkelerine aykırı düşünce ve faaliyetleri ile bilinen bu tür vakıflarla işbirliğine gitmesi, ulusal ve laik eğitimin içini boşaltma çabalarının bir örneğidir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın yetki devri anlamına gelen ve Anayasa’ya aykırı olan bu protokolleri de yargıya taşımış ve yürütmeyi durdurma kararına rağmen bakanlık protokolleri feshetmemiş ve gerici derneklerle iş birliğine devam etmiştir.

Turizm Meslek Liseleri’nde Alkollü İçecek ve Kokteyl Hazırlama dersinin kaldırılması bile yandaş sendika tarafından önerilmiş ve 19. Milli Eğitim Şurası’nda kabul edilmiştir.

SONUÇ OLARAK…

Çocuklarımızın öğrenmeye değil, sınavlara koşullandırıldığı, öğretmenlerin düşük ücretle, esnek ve güvencesiz çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın sınır tanımadığı, okullardan bilim ve sanatın kapı dışarı edildiği, dini referans alan uygulamaların arttığı bir eğitim sisteminde laik-bilimsel eğitim anlayışıyla görevini yapan pek çok öğretmen sürgün edilmiş, ceza almış ve hakkında onlarca soruşturmayla yıpratılmıştır. Öğretmen ve diğer tüm eğitim emekçilerinin sosyal yaşamlarından özlük haklarına kadar her alanda müdahale edilerek muhalif sesler susturulmaya çalışılmıştır. Ders kitapları da yeniden yazılmış, Atatürkçülük ve Laiklik konuları kitaplardan çıkarılırken, evrim teorisi müfredatta yer bulamamıştır. Evrimi anlatan, laiklik konularını hakkıyla işleyen öğretmenler de iktidarın hedefi haline gelmiş, soruşturma ve cezalarla yıpratılmıştır. 

AKP ve onun eksenindeki Milli Eğitim Bakanlığı yeni öğretim programı, değiştirdiği ders kitapları ve eğitimdeki paralel yapılanma Proje Okulu İmam Hatiplerle de yetinmemiş, her yıl gözünü seçmeli derslere dikmiş ve öğrencilere müdahale etmiştir. Bilindiği üzere ortaokul ve liselerde tüm sınıflarda okuyan öğrencilerin alacağı dersler 4-22 Ocak tarihleri arasında belirlenir. Ders seçiminde esas olan; öğrencinin tercihidir. Öğrenciler ilgi ve yeteneği doğrultusunda dersini seçer. Fakat MEB’in iç yazışmaları ile ispatlıdır ki, öğrencilere pozitif bilimlerle sanat, spor, yabancı dillerle ilgili derslerin açılmadığı ya da seçtirilmediği bir ortam yaratılarak, dini içerikli derslerin seçilmesi için dayatmalar yapılmaktadır. Seçmeli derslerin tercihinde temel ölçüt öğrencinin ilgi ve yetenekleri olması gerekirken, dayatmalarla öğrenciler din derslerine yönlendirilmektedir.

Biz çağdaş eğitimciler olarak, okulu fabrikaya işçi yetiştiren bir süreç olarak değil, bireyi yaşama hazırlayan bir gelişim süreci olarak görmeye ve kamusal eğitimi savunmaya devam edeceğiz. Laiklik nasıl ki çağdaş, eşit, adil, insanca bir yaşamın teminatıdır, laik ve bilimsel eğitim de taassuptan kurtulup Aydınlanma Devrimi’ni tamamlayabilmemizin yegâne yoludur. Yeni Dünya Düzeni’nin ve sermayenin dayattığı dinci-piyasacı eğitim sistemine karşı koyabilmek laik, bilimsel eğitim sistemini koruyabilmekten geçmektedir. 

Aileleri, eğitimcileri, toplumun tüm kesimlerini nitelikli, laik, bilimsel, kamusal, eşit, parasız, çağdaş eğitim için mücadeleye ve nitelikli, örgün eğitimi savunmaya çağırıyoruz. 

Okullarımız da geleceğimiz de tehlike altındadır!

Related Posts