Irmak Ildır
Türkiye siyasetinde son aylarda yaşananlar, son 25 yılın siyaset yapma pratiğini dahi gölgede bırakan bir yan taşıyor. İktidarın “sınır çizme” ve “sınırın dışında kalanları sopa-havuç yöntemiyle kontrol etme” taktiklerinin ötesinde bir hamle ile CHP’ye butlan ataması, siyasetin temel taşlarını yerinden oynattı. Birinci Cumhuriyet’in kurucu partisi olan, uzun zamandır bu kimliğini sadece “armasında” taşıyarak var eden CHP, AKP’nin mutlak butlan hamlesi ile bölündü.
Bu bölünme bir yanıyla 80’lerin sonundan itibaren gördüğümüz SHP-DSP-CHP bölünmelerinin ötesinde bir anlam taşıyor. 100 yılı aşkın tarihiyle Türkiye’de düzen siyasetinin kurucu partisi olan CHP, kurumsal kimliği ile parçalanmış oldu. AKP’nin butlan hamlesine karşı CHP’nin içinde büyük bir ağırlığı temsil edenler, siyaseten kendilerine alan açmak için Yeni Parti’yi kurdu.
Yeni Parti, CHP’nin kurumsal kimliğini de içerecek şekilde “muhalefetin geniş cephesinin” motor gücü olduğunu ilan etti. Böylece Yeni Parti’yi kuranlar siyaseten kapatılmak istenilen alana bir set çekmiş oldu. Çekilen setle birlikte Yeni Parti bundan sonra, Türkiye’nin uzun süredir aradığı “restorasyonu” kendi cephesinden yaratmaya çalışacaktır. Bu anlamıyla CHP ile Yeni Parti arasında bir “süreklilik” bulunmaktadır. Ama Yeni Parti bir ‘kopuşu’ da içinde potansiyel olarak barındırmaktadır.
Yeni Parti, bugüne değin CHP ile temsil edilen anlayışın kanatlarının altından çıkmış oldu. Kemalizm ile başlayan, sosyal demokrasi ile devam eden, “cumhuriyetçi birikimi” temsil etmeye ve oradan sermayenin restorasyoncu gücü olmaya oynayan CHP’nin devamcısı olarak Yeni Parti, tüm bu vasıfları bir merkez partisi olarak kendi kimliğinde yeniden üretmeye çabalayacak. İçinde bir dizi ideolojik kimliği ve siyasal doğrultuyu kendi potası altında eritmek isteyen Yeni Parti’nin bir kimlik bunalımına girip girmeyeceği siyasetin dinamiklerinin konusu. Ancak bir hususu tam da şimdi ele almak gerekiyor: Solun CHP ve devamcısı olan partilerle ilişkisi.
Stratejiden taktiğe solun CHP “gerilimi”
Söz konusu CHP ve devamcısı olan partiler olduğunda, solun bu partilerle olan ilişkisinin “gerilimli” olduğunu tespit etmek gerekir. Solun siyasal, programatik, teorik iddiaları ile toplumsal desteği arasındaki açıdan kaynaklanan bu gerilim, sol açısından stratejik mevzilenme ve taktik açılımlarla aşılmaya çalışılmaktadır.
Üstelik sözünü ettiğimiz gerilim pek de yeni değil. Neredeyse solun siyaset sahnesinde kendini gösterdiği 1960’lardan beri her dönemeçte kendini göstermektedir. 1960’larda bu mevzilenme Türkiye’de devrim stratejisi arayışı üzerine şekillenen bir CHP eleştirisi ya da destekçiliğidir.1970’lerde ise yükselen faşizm tehlikesine karşı demokratik cephe savunusu, 12 Eylül sonrası ise faşizme karşı “demokratikleşme” mücadelesi ekseninde şekillenen bir CHP ve devamcısı olan partilerin desteklenmesi vardır.
2000’lerde ise bu sefer siyaset sahnesine çıkan bir AKP vardır. AKP, liberal soldan gelenler için “demokratikleşmeyi” sağlayacak, “otantik” bir hareketti. Özellikle Birikim dergisi çevresinde şekillenen çevreler için AKP, toplumsal temsiliyeti ile “Cumhuriyet’in statükoculuğunu” aşacak, cumhuriyet ile demokrasiyi buluşturacaktı. 90’lardan 2000’lere doğru dönerken solun önemli bir ağırlığı buraya doğru sapmıştır. “Yetmez ama Evet” formülasyonunun doğum izinde böyle bir akıl yürütmenin mantıki sonuçları vardır.
2010’lar bu akıl yürütmesinin alt üst oluşuna tanıklık etti. Demokratikleşme uğruna AKP’ye destek veren liberal sol, bu sefer uğradığı hayal kırıklığı ile CHP-HDP aksına doğru oturdu. Solun genel okumasında da liberal sol ile bu dönem bir çakışma vardır. Programatik hedefler ile toplumsal destek arasındaki zayıf bağlar, bu dönem tamamen kopmuştur. Sol için stratejik mevzilenme yerine taktiksel hayal kırıklıklarının türetildiği “CHP” destekçiliği vardır.
Bu destekçiliğin pik noktası 2023 seçimlerindeki Kılıçdaroğlu destekçiliğidir. Kılıçdaroğlu nezdinde solun neredeyse tüm renkleri CHP’nin oluşturduğu geniş cephenin destekçisi oldu. Bu cephenin ana aktörü olan Kılıçdaroğlu’nun seçim yenilgisi, bugünkü kırılmanın temel başlangıcı oldu. Kılıçdaroğlu çizgisi, AKP’nin restorasyoncu “milli birlik hükümeti” çizgisine geçerken, bugün Yeni Parti’yi oluşturan Özel-İmamoğlu-Yavaş triumvirliği (üçlü yapı) 2023’teki “geniş cephe” siyasetinin temel taşıyıcısı haline gelmiştir. Bir anlamda Kılıçdaroğlu AKP’li bir restorasyon çizgisine geçerken, üçlü yapı AKP’siz bir restorasyonun mümkün olduğunu düşünmüştür.
Gerilimi aşmanın yolu: Yeni bir akıl yürütmenin imkanları
1960’lardan 2020’lere kadar geçen sürede solun temel strateji tartışmalarının baş konuğu olan CHP ile olan mesafe konusu Yeni Parti ile devam edecek. Ancak 60’lardan bu yana sol açısından iktidar perspektifi ve toplumsal destek, 70’ler parantezini saymazsak, her dönem baş aşağı gitmiş durumda. Dolayısıyla stratejiden taktiğe doğru uzanan hatta CHP ve Yeni Parti ile olan ilişkilenme, siyaset ve toplumsal destek arasındaki gerilimi çözmeye değil, kalıcılaşmasına neden olmuştur.
Başka bir dizi nedenle siyasal olarak etkisini yitiren solun, 2020’lerin Türkiye’sinde değişen sosyal, ekonomik, siyasal çerçeveyi anlamakta zorlanmasının bir nedeni de yukarıda ifade ettiğimiz “kalıcı” hale gelen gerilimin çözümüne ilişkin saf dilli beklentisidir. Siyasi hedeflerini asgariden belirlemeye alışmış solun, toplumsal etkisini yitirip CHP-Yeni Parti destekçisi bir pozisyona doğru gerilemesi siyasetin doğal yasası olarak görülmelidir. Siyaset boşluk tanımadığı gibi, alan açmak konusunda zorlanan aktöre de “ihtiyaç” bırakmıyor.
Ancak sözünü ettiğimiz meselelerin tamamının “öznel” yanlarının bulunduğunu söylemek gerekiyor. Öznel, çünkü Türkiye solu açısından konu öznenin kuruluşu, etkili hale gelmesi ve iktidar perspektifine sahip olmasıdır. Bu perspektifin hayata geçmesinin kuşkusuz teorik ve programatik doğruların bir papaz edasıyla yinelenmesinden geçmediği biliniyor. Öte yandan, bu perspektifin ittifaklar siyasetine daralamayacağı çok açık. O nedenle, stratejiden taktiğe doğru gerileyişin arkasında yatan nedenleri sorgularken, son 15 yıla damgasını vuran “siyasette etkili olmak için kirlenmek gerekir” ezberini de sorgulamak gerekiyor.
Solun “kirlene kirlene siyaset yapacağız” ezberi kendini kandırmacadan ibaret hale gelmiştir. CHP-Yeni Parti denkleminde siyaseten ortaya çıkan boşluğu nasıl dolduracağı üzerine kafa yorması gerekenlerin, kirlenme edebiyatı yapması da söz konusu ezberin yarattığı konfor alanı ile ilişkilidir. Solun bu konfor alanını gözden geçirmeden “yeni bir siyasal etki” yaratması mümkün değil.
Bu noktada karşı karşıya konulmaması gereken bir gerçeği de hatırlatmak gerekiyor: Yeni kurulan rejimin etkisinin sınırlandırılması/geriletilmesi ile “yeninin” kurulması arasındaki açı giderek kısaldığı için bu ikisi birbirinin ardılı ya da karşısındaki hedefler değildir. O yüzden de; “kurucu parti” olarak görülebilecek CHP’nin içinden “Yeni Parti” çıkarken, solun kendi stratejisini ve taktiklerini de yeniden ele alması zorunlu hale gelmektedir. Buradan kişilikli, aklı başında bir sol stratejinin yükselmemesi için herhangi bir engel bulunmuyor.
Memleket ve tarih, solu çağırmaktadır. Eğer bir yerlerde hala “maksimalizm” tartışması yapılıyorsa, bu gerçeği yeniden düşünmek gerekir. Aksi durumda “düşen grafiğin” devamcısı olarak on yılların geçmesi işten bile değildir.

