Kurtuluş Kılçer
Siyasette “yeni” kavramı aynı zamanda çok “eski” bir kavram. Sadece ülkemizde değil dünyanın birçok ülkesinde siyasette yol ayrımları ya da daha net bir saptama ile söylersek tıkanmalar hep “yeni” kavramıyla aşılmaya çalışılmıştır. Bir paradigma değişikliğinin ifadesi olarak kullanılan “yeni” kavramı benzer bir biçimde CHP’nin dönüşümünde de (sihirli kavram olarak) işlev görmüş, görmeye devam etmektedir.
“Yeni Sol” kavramı özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da, Sovyetlerin etkisine ya da geleneksel sosyalist-komünist partilerin temsil ettiği çizgiye karşı kullanılan kavramların başında gelmişti. Yeni sol, ülkemizde de 12 Eylül’den sonra kendisine alan bulmuş, örgütlü ve devrimci solu karşısına alarak liberalizmin kimliği olmuş ve solun likidasyonuna yataklık etmişti. Sadece solda değil aynı zamanda düzen siyasetinde de “yeni” kavramının kullanılması benzerlik gösteriyor. Örneğin iki kutuplu dünyanın sona ermesinden sonra İngiltere İşçi Partisi’nde “New Labour” söyleminin gelişmesi gibi. Benzer biçimde ülkemizde de 1994’te kurulan, Cem Boyner’in liderliğini yaptığı Yeni Demokrasi Hareketi ya da DSP’den ayrılan İsmail Cem’in liderliğini yaptığı Yeni Türkiye Partisi gibi. 2008’de, AKP’nin iktidar yıllarında, Tuncay Özkan’ın kurduğu Yeni Parti yine başka bir örnek. Aynı isimle yeniden kurulacak ve kurucu başkanının da yer aldığı halde 2026 yılında bu sefer CHP’nin içinden “Yeni Parti” çıkacaktı.
Bütün bu tarihsel örneklere baktığımızda her “yeni” kavramı, hangi gerekçeyle kullanılırsa kullanılsın bir paradigma değişikliğine işaret etmektedir.
Yeni rejim ve İkinci Cumhuriyet
Siyaseten eksen farklılaşması kadar rejimlerin dönüşümünde de paradigma değişikliği büyük önem taşıyor. AKP eliyle kurulan yeni rejim, 1923 Cumhuriyeti’nin üzerine inşa edilse de özünde onun reddiyesi üzerine kuruldu. AKP’nin 24 yıllık iktidarı, birinci Cumhuriyet’in ileriye taşınmasını değil, doğrudan bir karşı-devrim süreci olarak 1923 Cumhuriyetinin bütün kazanımlarının tasfiyesine yönelik bir iktidar sürecinden başka bir şey değildir. Hilafete, saltanata ve emperyalist işgale karşı kurulan Cumhuriyet ile bugün AKP eliyle kurulan “yeni rejimin” değerler dizisi süreklilikten daha çok zıtlık ve çelişki barındırıyor. Hilafetçilik, İslamcılık, Osmanlıcılık, emperyalizmle tam boy uyum şeklinde kabaca tariflenecek olgular, AKP “yeni rejimi”nin paradigmaları.
Türkiye; bir yandan emperyalizmin (ekonomik, siyasi, askeri, kültürel vb. bütün alanları dahil), bir yandan emperyalist tekellerin diğer yandan bununla doğrudan bağlantılı olarak sermaye sınıfının çıkarları ve ihtiyaçlarının bir sonucu olarak AKP iktidarını, onun karşı-devrim sürecini yaşamaktadır. AKP’nin “yeni rejimi” Türkiye’nin müesses düzeninin yaşadığı bir sapma değil, tersinden 100 yıl önceki uluslararası şartlarda “sola doğan Cumhuriyet’e” ve kazanımlarına artık sermaye sınıfının ihtiyacı kalmaması nedeniyle bir ‘normaliteye’ sahiptir. Cumhuriyet değerleri ve kazanımları, kapitalist sınıfın Türkiye’nin üzerinden çıkarmak istediği elbise artık. Emperyalizm ve kapitalizm, Türkiye’ye yeni bir elbise biçmiştir; AKP eliyle kurulan gerici rejim, devleti dönüştürmeye, topluma ise biçilen elbiseyi giydirmeye uğraşmaktadır.
Emperyalizmin ve sermaye sınıfının, neden, bugünkü tek adam, Osmanlıcı, emek düşmanı ve gerici bir rejime ihtiyaç duyduğu ve bu karşı-devrim sürecinin 24 yıllık hikayesi başlı başına ayrı bir konu. Ancak toplumsal direnç ve cumhuriyetçi birikiminin teslim olmaması, AKP eliyle kurulan rejimin devletleşmesinin dışında toplumsallaşmasının önündeki en büyük engel. Karşı-devrim süreci ve bu sürece yönelik toplumsal tepki, burjuva siyasetinin neredeyse bütün öznelerini belirlemiş, söz konusu muhalefet ve birinci cumhuriyetin kurucu partisi CHP olunca, ikili bir durum yaratmıştır: Hem birinci cumhuriyete sahip çıkma güdüsü hem de ikinci cumhuriyete uyum arasında bir başkalaşım ve yalpalama süreci. CHP içindeki değişim ve dönüşümlerin altında işte bu fay hattı bulunuyor.
“Yeni CHP” ve Kılıçdaroğlu
Bugün düzen siyasetinde AKP-MHP blokunun temsil ettiği “müesses nizam”ın iktidar ekseninin karşısında rejimin sadece restorasyon programına sahip bir muhalefet ekseni bulunduğunu söylemek abartılı sayılmamalı. “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”ne karşı “güçlendirilmiş parlamenter sistem” şeklinde özetlenecek farklılık, iktidar bloğu tarafından düzenin revizyonunu, muhalefet bloku tarafından ise düzenin restorasyonunu ifade etmektedir. Bu anlamıyla gerici AKP rejimine karşı toplumsal tepkinin somutlandığı parti olarak CHP’nin aynı zamanda bu rejime uyumlulaşma süreci önemli bir saptama olarak ortaya konmak durumunda.
Bu saptama aslında CHP’nin ve şimdi Yeni Parti’nin hem gerici AKP rejimine karşıtlığın toplandığı odak olmasını meydana getirirken aynı zamanda muhalefet çizgisinin, yeni rejimin yeni muhalefeti şekline dönüştüğünü de ifade ediyor. Türkiye’de rejim AKP eliyle değişirken, 24 yıllık karşı devrim süreciyle birlikte yeni rejimin ‘yeni CHP’si de Kılıçdaroğlu eliyle örgütlendi. “Yeni CHP” kavramı, Kılıçdaroğlu’nun CHP başkanlığına getirilmesi sonrası gündeme geldi. “Eski CHP” statükocu, ulusalcı ve katı laik olmakla suçlanıyordu. Kılıçdaroğlu’nun “Kimseyi ötekileştirmeden, kılığına kıyafetine bakmadan CHP çatısı altına getireceksiniz… Yeni CHP ne demek? İşte yeni CHP bu demek”1 şeklindeki sözleri türban serbestiyetine üstü örtük evet demenin ve AKP eliyle kurulan rejime uyumun en somut göstergesiydi.
Aslında AKP eliyle kurulan rejimin, eski rejimle paradigma farklılığını iki noktada billurlaştırmak gerek. Komünistleri işaret eden “yıkıcı faaliyetlere” karşı eski ve yenisiyle düzen süreklilik gösteriyordu. Ancak dinci gericiliğe alan açmak anlamında “irticai faaliyetler”i tehdit olmaktan çıkarıp laikliğin “yumuşatılması” ya da tasfiyesi ile Kürt sorununda çözüm sürecinin önünün açılması için “bölücü faaliyetler”e bakışın değiştirilmek istenmesi. AKP yeni rejiminin paradigması, İslamcı ve neo-Osmanlıcı bir karakter taşırken bu sürecin emperyalizmin ılımlı İslamcılık ile Büyük Ortadoğu Projesi’yle paralel gelişim gösterdiği herkes için açık olmalı. Rejim değişiyordu, rejim değişirken CHP de değişiyordu.
Kılıçdaroğlu’nun misyonu ve “Yeni CHP”, bu sürece uyumun bizatihi somutlanmasıdır. “Yeni CHP” kavramı, özellikle 2010’lu yılların ikinci yarısından itibaren Kemal Kılıçdaroğlu’nun, genel başkanlığı döneminde sıkça dile getirdiği bir söylem. Bu uyum “yeni bir siyasal vizyon ve dönüşüm projesi” olarak propaganda edildi. Özünde ‘eski CHP’nin ulus devlet ve laiklik söylemlerinin yumuşatılması ve dönüştürülmesi anlamında bir siyasal çizgi değişikliğini ifade ediyor.2
Ortanın solundan ortanın sağına
CHP’nin siyasal tarihinde önemli kesitler bulunuyor. Bunlardan ilkinin Atatürk’ün Halkçılık Beyannamesi olduğu söylenebilir. Atatürk tarafından 13 Eylül 1920’de Meclis’e sunulan ve 18 Kasım 1920’de ilan edilen, egemenliğin saltanata değil halka ait olduğunu vurgulayan ve 1921 Anayasası’na temel oluşturan bu çıkış aynı zamanda TKP’nin kuruluşuyla ve o dönem Anadolu’da yükselen sol/sosyalist hareketlerle bir denge ve rekabet arayışıyla doğrudan ilgilidir. Adını, biraz da bu “beyannameden” alan CHP’nin, politik eksenini belirleyen temel unsurlardan birisinin sol olduğu bir ara saptama olarak yapılmak durumunda.3 Cumhuriyet’in sola doğmasının bir başka nedeni de Birinci Paylaşım Savaşı sonrası kurulan Rusya’daki Bolşevik iktidarla ve Anadolu’daki emperyalist işgale karşı direnişle doğrudan ilgisi olması. Atatürk’ün ölümünden hemen sonra, İkinci Dünya Savaşı yılları ve bu savaşta Sovyet Rusyası’nın galip gelmesinden sonra İnönü liderliğindeki CHP iktidarının rotayı önce Almanya’ya sonra ABD’ye kırması ise AKP iktidarına giden karşı-devrim sürecinin yolunun döşenmesi anlamına geliyordu. Solun baskı altına alınması ve anti-komünist bir devlet yapılanmasına geçilmesi, Türkiye’nin sağcılaşmasının ve Cumhuriyet’i içten içe kemiren karşı-devrimin güçlenmesinin de sebebi olmuştur.4
CHP tarihinde önemli dönüm noktalarından birisi de Ecevit tarafından ete kemiğe büründürülen, İnönü tarafından formüle edilen “ortanın solu” tanımıdır. Tıpkı Halkçılık Beyannamesi gibi 1965 seçimlerinde sosyalist TİP’in (Birinci TİP) 15 milletvekili çıkarması, CHP’nin Demokrat Parti karşısında siyaseten eksenini yeniden belirlenmesi ihtiyacını da beraberinde getirmişti. Bu durum karşısında kendilerini ortanın solu olarak tanımlayan İnönü, öte yandan, ısrarla sosyalist olmadıklarını da vurgulama gereği duymuştu: Genel Başkan İsmet İnönü’nün Temmuz 1965’te gazeteci Abdi İpekçi’ye verdiği mülakat sırasında açıkladığı ve o günden sonra tartışılmaya başlanan “Ortanın Solu” görüşü, 18 Ekim 1966’daki 18. Kurultay’da, partinin politik çizgisi olarak benimsendi. Kurultayda, bu görüşü savunanlar ile karşıtları arasında tam bir söz düellosu yaşandı. İnönü, yaptığı konuşmada, Ortanın Solu’nda olmanın, sosyalist parti anlamına gelmediğini belirterek, “CHP sosyalist değildir, olmayacaktır,” dedi.’5
Ortanın solu siyasetini fiili olarak hayata geçiren ise Ecevit oldu. Özellikle 1970’li yıllarda en çok oy alan ve solun açıktan destek verdiği Ecevit CHP’sinin, solun sokakta, kampüste ve fabrikalarda güçlü olduğu bir dönemde direksiyonu sola kırması özel olarak belirtilmelidir. Ancak sosyalizmle arasındaki farkı her zaman koyarak: “Ortanın solu sosyalizm değildir. Sosyalizm, üretici araçlarının devlet elinde toplanmasını öngörür. Oysa ortanın solu, özel teşebbüse yer veren, bireysel hürriyetleri ve mülkiyet hakkını saklı tutan, ancak sosyal adaleti devlet eliyle kurmayı amaçlayan demokratik bir yöntemdir.”6 Bu farkı özel olarak vurgulamaların bir sebebi sağın CHP’yi “ortanın solu, Moskova yolu” minvalli suçlamasına yanıt oluşturmak kadar toplumda solculaşmanın düzen içi kanallara akıtma ihtiyacıydı. Ecevit CHP’si direksiyonu sola kırarken, aynı zamanda CHP ile sosyalistler arasına kalınca bir çizgi çekiyordu. 7
Helalleşmeden normalleşmeye
Bu kalınca çizgi, sonrasında, Ecevit çizgisini 2000’li yıllarda ‘demokratik sol’ adıyla dönemin CHP’sinin de sağına yerleştirirken, CHP’deki değişim ise Baykal ile başlayacak ve Kılıçdaroğlu ile devam edecekti. Baykal’ın çarşaf açılımı ile Kılıçdaroğlu’nun türban açılımı arasında fark aramak yerine bu açılımları bir geçiş halkası olarak görmek en doğrusu. Ancak genel başkanlığa Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi, liderliğe parti içi organik bir unsurunun getirilmesinden ziyade neredeyse CHP’ye yönelik bir dizayn operasyonu gibiydi. Kılıçdaroğlu CHP liderliğine gelir gelmez “Yeni CHP” kavramını ortaya atmış, laiklik ve ulus devlet başlıkları başta olmak üzere CHP’nin kırmızı çizgilerinin aşılmasının ya da değiştirilmesinin adım adım yolunu yapmıştı. CHP’nin Kılıçdaroğlu başkanlığındaki son on yılı, İkinci Cumhuriyet rejimine uyum siyaseti olmuştur. Önce Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, sonra Muharrem İnce’nin Erdoğan’a karşı aday olarak çıkartılması, toplumsal tepkinin hat safhaya çıkmasına rağmen İstanbul Belediye Başkanlığı’nı iki seçimde de kazanan Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş yerine kendi adaylığını dayatması, akabinde seçimlerde bir kez daha yenilgi alması ve en son AKP’nin yargı kolları kararıyla yeniden CHP’nin başına butlan olarak dönmesi, Kılıçdaroğlu’nun misyonunu daha fazla tartışmaya açmış, bütün bunlar “yeni rejimle” uyumun somut örnekleri olmuştur. Butlan kararıyla CHP’nin başına dönmesi AKP’yle işbirlikçiliğinin somut örneğini temsil etmesi bir yana Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi soktuğu yol daha fazla önemli sayılmalıdır. Bu yol açık ki “iktidar için daha geniş kesimlere ulaşma” söylemi altında CHP’nin sağcılaşması anlamına gelmiştir. Yeni CHP, Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” siyasetiyle yeni bir aşamaya geçmiş, bu söylemin kendisi CHP’yi Altılı Masa adıyla “sağa karşı sağ” anlamına gelen Millet İttifakı’nın kuruluşuna götürmüştür. AKP’den ayrılan ve AKP’nin ayrıldığı partiler ile MHP’den ayrılan partilerle kurulan Altılı Masa, CHP’yi ortanın solundan ortanın sağına taşımıştır. Artık eski CHP’nin yerinde Kılıçdaroğlu’nun Y-CHP’si vardır. Helalleşme söylemi, sonrasında türbana anayasal özgürlük kazandırma girişimi, Y-CHP’nin AKP eliyle kurulan “yeni rejime” uyumunun da bariz örneği oluyordu.
Bu çizgi doğaldır ki, CHP’nin yeni genel başkanı Özgür Özel tarafından bu kez normalleşme siyasetiyle sürdürülmüştür. Kılıçdaroğlu, geçmişi hatalı bulup helalleşme derken, Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun tavırlarını eleştiri konusu yapıp AKP ile normalleşme siyasetini gündeme getirmiştir. Daha geniş bir perspektiften bakınca normalleşme helalleşmenin ileri bir adımı sayılmalı. Artık karşımızda yeni CHP vardır ve Y-CHP, ikinci Cumhuriyet’in yeni muhalefet partisi olarak logosu ve ismi dışında köklerinden gittikçe kopan, koptukça başkalaşan bir partiye dönüşecekti. Bugün CHP’deki iktidar kavgası, ideolojik, programatik ya da temel siyasi önermelerde bir tartışma değildir. Hatta CHP’de Kılıçdaroğlu karşısında Özel-İmamoğlu-Yavaş ekseninin daha solda olduğunu söyleme imkânı kesinlikle yoktur. Kılıçdaroğlu’nun Y-CHP’sinin Altılı Masası bugün Yeni Parti’de ANAP benzeri bir parti projesiyle devam ettirilmektedir.
‘Yeni Parti’: Devam mı kopuş mu?
“Yeni Parti”nin Y-CHP’den kopması, ideolojik ya da programatik bir kopuş değildir. Avrupa Birliği, NATO, yabancı sermaye, özelleştirme, “light laiklik”, serbest piyasacılık, çözüm sürecine yaklaşım başta olmak üzere Y-CHP ile Y-Parti arasında temelde nasıl bir farklılık var sorusunun yanıtı bulunmuyor. ANAP kökenli İmamoğlu ile MHP kökenli Yavaş’ın ağırlık taşıdığı Y-Parti’nin, benzer bir biçimde “daha geniş kesimlere açılma” siyaseti izleyeceği bizatihi ağırlık noktalarıyla belirlenmiş bulunmaktadır. Y-CHP ile Y-Parti arasındaki kopuşun AKP’nin kendi iktidarını sarsılması ve yeni rejim açısından ciddi bir siyasal kriz riski nedeniyle giriştiği siyasi operasyonun bir sonucu olduğunu net olarak tespit etmek gerek. Yargıyı siyasi bir sopa olarak kullanan AKP’nin karşısında oluşan muhalefeti bölme, paralize ve tasfiye etme girişimi bugün başarılı bir şekilde işliyor. Altılı Masa dağılmış, Kürt siyasi hareketi ile AKP-MHP arasında çözüm süreci adıyla yeni bir ilişki başlamışken, CHP ise yargı operasyonlarıyla paralize edilmeye çalışılmıştı. Özellikle İmamoğlu’nun etkisizleştirilme operasyonunun CHP içinde dirençle karşılaşması, bu sefer Özgür Özel’in CHP genel başkanlığından tasfiyesine yönelinmesine yol açmış oldu. Toplumsal tepkinin oluşturduğu rüzgârı arkasına alan Y-Parti’nin bugün muhalefetin çatısı olup olmayacağını yakın zamanda göreceğiz. Ancak CHP’nin artık iki parça olduğu; birinin Kılıçdaroğlu liderliğinde Y-CHP, diğerinin de Y-CHP içinden çıkan ve artık CHP’nin altı okunu bile kullanmaktan imtina eden Y-Parti olduğu vakadır.
Atatürk’ün partisine elveda mı?
1923 Cumhuriyeti, 1917 Sovyet sosyalist devriminin hemen ardından kuruldu. Rus ve Türk devrimlerinin bu simbiyotik ilişkisi, 1991 yılında Sovyetler’in çözülüşüyle de devam etti. 10 yıl sonra AKP-FETÖ ortaklığının iktidara gelmesi, 1923 Cumhuriyeti’nin de çözülüşünün başlangıcı olacaktı. AKP’nin 24 yıllık iktidarı, bir karşı-devrim süreci olarak Cumhuriyet’in çözülüşünü getirecek ve yerini burjuvazinin gerici çıplak diktatörlüğüne bırakacaktı. Bütün bu sürecin nesnel zemini ve nedeni ise bizzat Cumhuriyet kurulduktan sonra kapitalist yolun seçilmesi olmuştur. Devlet eliyle palazlanan burjuva sınıfı için Cumhuriyet’in kazanımları artık taşınmak istenmeyen yüklere dönüşmüştü. Sermayenin merkezileşme ve emperyalist sistemle entegrasyon ihtiyacı, kapitalist sınıfların Cumhuriyet’e ihanetiyle son bulmuştu. AKP’nin 25 yıllık iktidarı, bu açıdan bir ucube değil, kapitalist gelişmenin, onun yol açtığı 12 Eylül faşist cuntasının ve NATO üyeliğinin döşediği yolun sonucudur. Birinci Cumhuriyet çözülmüş, yeni bir rejim kurulmuş, kurucu ideoloji olan Kemalizm devlet örgütlenmesinden çıkarılmış- tarihi bir olguya indirgenmiş– ve yerine İslamcı-hilafetçi-Osmanlıcı bir ideolojik çerçeve oluşturulmaya çalışılırken, birinci Cumhuriyetin kurucu partisinin yerini de ikinci cumhuriyetin kurucu partisi gerici AKP almıştır.
24 yıl, bir yandan yeni bir rejimin geçiş süreci iken aynı zamanda kurucu parti CHP’nin de dönüşüm, Y-CHP haline gelme süreci olmuştur. Aslına bakarsanız Birinci Cumhuriyet çözülürken, kurucu partisi CHP de adım adım çözülmeye başlamıştır. Bu sürecin birinci sıradaki aktörü Kılıçdaroğlu iken, yanı başındaki bütün kadroların da rolü ve misyonu mutlaka tespit edilmek durumundadır. Dikkat edilirse, “yeni CHP” yukarıdaki paradigma değişikliği ile birlikte aslında altı okla temsil edilen ilkelerden “arınmaya” çoktan başlamıştı. Baykal’ın çarşaf açılımıyla başlayan Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturtulmasıyla devam eden bu süreç AKP’nin karşı-devrim süreciyle bütünlük oluşturmaktadır.’ 8
Y-CHP ve şimdi de Y-Parti ile devam eden bu dönüşüm sürecinin esasında bir paradigma değişikliği olduğu su götürmez bir gerçeklik olarak kabul edilmeli. Devletçilik, devrimcilik, bağımsızlıkçılık, milliyetçilik, halkçılık, laiklik ile Y-CHP ve Y-Parti’nin sizce yakınlığı ne kadardır? Atatürk döneminin altı okunun bugün kimler tarafından ve nasıl temsil edildiği ayrıca değerlendirme konusu yapılmalı. Ancak laiklik ilkesinin Y-CHP ile bırakıldığı gerçeği karşısında herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekmez mi? Ya da tersinden bu gerçeklikle yüzleşmek gereksiz mi?
Ne denmişti? “CHP son kaledir, eğer düşerse İslamcı-faşist diktatörlüğe kimse dur diyemez. Herkes bu yüzden CHP’yi desteklemeli.” Solda bu tartışılırken CHP’nin kendi kadroları ise partiyi bırakıp gitmişti. “Cumhuriyet’in bekçisi Kemalist ordu” çoktan oyun dışı kalmış, bugün CHP’nin de ‘AKP’den medet umanlara’ terkedilmesi CHP’nin hiç de son kale olmadığını başka bir taraftan göstermiş oluyor. Cumhuriyet çözülürken, Cumhuriyet’in bütün kaleleri de tek tek düşüyordu!
Aslında gerçekleşen apaçık şöyle tarif edilmeli. Düzen muhalefeti, Y-CHP ve Y-Parti, CHP’nin geçmişten bugüne gelen ideolojik yüklerinden kurtuluyorlardı. Uzun süredir CHP’yi dönüştürmeye ve AKP eliyle kurulan rejimle uyumlulaştırmaya çalışan Kılıçdaroğlu, genel başkanlığına AKP eliyle oturduğu ve uzunca süredir kuruluş ayarlarını değiştirmeye çalıştığı CHP’yi, kuruluş ayarlarına asla döndürmeyecektir. Yaptıkları ortada. Y-CHP’den kopan “Yeni Parti” ise CHP ismini bırakarak, zaten bütün ideolojik yüklerden kendisini baştan kurtarma yolunu seçmişti. Artık “CeHaPe zihniyeti”yle muhatap olmayacaklardı.
Yazımızı Atatürk’ün “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir.” sözüyle bitirmenin zamanı. Cumhuriyet çözülmüş, Cumhuriyet’in “son kale”si de artık düşmüştür.
Dipnotlar
1-https://indigodergisi.com/2016/01/kilicdaroglu-nun-yeni-chp-si-eskiyor-mu-3-kurultay-anayasa-tuzuk-gezi-olaylari-17-aralik-operasyonu/
2-https://yurtsever.org.tr/2026/yeni-chp-ve-yeni-parti-ideolojik-yuklerden-arinma-563419/
3-Bunun önemli bir saptama olduğunu düşünüyorum. Genel olarak solun güçlenmesinin yolunun CHP’yi desteklemekten geçtiği ezberine karşın aslında CHP’nin sola çekilmesinin yolunun solun güçlenmesinden geçtiğini gösteriyor. Sağa açılımın adı olan Kılıçdaroğlu CHP’sini desteklemek tersinden solu sağa kaydırmıştır.
4-Yapılması gereken bir başka saptama da solun güçsüzleştirilmesi aynı zamanda karşı-devrimin güçlenmesinin yolunu açmış olmasıdır.
5-https://www.ismetinonu.org.tr/tarihte-bugun-19-ekim/
6-Bülent Ecevit, Ortanın Solu Kitabı, 1966
7-CHP’nin kendisini soldan ayırma ihtiyacına mukabil solun hem 70’lerde hem de günümüzde CHP’yle arasındaki mesafeyi yok sayması tartışılması gereken başka bir olgu olarak not edilmelidir.
8-https://yurtsever.org.tr/2026/yeni-chp-ve-yeni-parti-ideolojik-yuklerden-arinma-563419/

