Filistin Davası: Savunuyoruz ama ya Hamas?

Dergi Gündem Sayı 27 (Ocak 2024)

Hikmet Yaman

7 Ekim sabahı Gazze Şeridi’nden İsrail üzerine yollanan füzelerle başlayan ve dünya basınının neredeyse tümünde “Hamas – İsrail savaşı” olarak yazılan bir çatışma süreci, emperyalistlerin tam desteğini alan İsrail’in katliamlarıyla binlercesi çocuk olan onbinlerle ifade edilen sayılara yükseldi. Ve bu katliam duracak gibi de görünmüyor.

Filistin sorunu için bir yakın tarihçe yazmaya başlarsak Yahudiler için ilk devlet kurma fikrini ortaya atan Napolyon Bonapart 1799’da Akka kuşatması sırasında Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması ilanını hazırladı fakat resmileştirmedi. Kuşatma Osmanlı İmparatorluğu tarafından bastırılınca bu plan gerçekleştirilemedi. 2 Kasım 1917’de, Birinci Dünya Savaşı sırasında, dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı olan Arthur Balfour tarafından yapılan ve Balfour Deklarasyonu olarak bilinen açıklama ile o sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olan Filistin topraklarında bir “Yahudi ulusal anayurdu” kurulmasını destekleyeceği ilan edildi. Emperyalizmin burnunu sokmasıyla Filistin sorunu için bir başlangıç sayılan bu açıklamadan 31 yıl sonra 14 Mayıs 1948’de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. 24 saat sonra ise Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya İsrail olarak ilan edilen toprakları girdiler. Ancak İsrail bu girişimi püskürttü ve savaş sonunda da 1947’de taksim planı ile elde ettiği %56’lık Filistin toprağını %78’e çıkardı. Filistinliler için işgal, sürgün, katliam ve direniş günleri böylece başlamış oldu. Yani sorunu NE yeni bir olguymuş gibi ele alabiliriz.Ne de İsrail’e karşı direniş Hamas’la başladı.

Bugün öne çıkan ve direnişin “önderi” olarak görülen Hamas dışında sağ ve sol direniş örügtleri de on yıllardır Filistin’in kurtuluşu için mücadele ediyorlar.

Kısaca hatırlatırsak Hamas dışında İsrale karşı svaşın için de bulunan başlıca örgütleri şöyle sıralayabiliriz.
El Fetih (Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi); günümüzde Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Filistin Yönetimi’ni elinde tutan parti. Aslıda FKÖ diğer bütün örgütlerin bir çatı örgütlenmesi olarak duruyordu.. Ancak bazı örgütler özellikle “Oslo Barış Anlaşması” sürecinde ve sonrasında FKÖ yü yozlaşma ve etksizilikle suçlayarak ayrıldılar..
İslami Cihad’ın (Filistin İslami Cihat Hareketi); Örgüt, 1970’lerin sonunda eğitim için Mısır’a giden üç öğrenci tarafından kuruldu.Hamas’tan sonraki en güçlü örügtlenme olarak görülüyor. Silahlı kanadının ismi Kudüs Tugayları. Müslüman Kardeşler çizgisinden gelen örgütün İran’daki molla rejimiyle ilişkileri oldukça güçlü.
Filistin Direniş Komiteleri; Filistinde 2. İntifada sürerken kurulduğu biline örgüt. El Fetih ya da Filistin Yönetimi’nin güvenlik güçleri içinde yer almış kişilerden oluştuğu düşünülüyor. Gazze Şeridi içerisinde aktif olduğu görülen örgütün silahlı kanadının adı, Nasır Selahaddin Tugayları.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC); 1967 yılındaİsrail’in Batı Şeria’yı işgali sırasında Filistinli devrimci bir Hristiyan olan George Habaş tarafından kuruldu. FHKC, 1970’lerde FKÖ’nün El Fetih’ten sonraki en büyük bileşeniydi. İran Molla rejiminin kurulması, Sovyetler Birliği’inin yıkılması, gibi etmenlerle güç kaybına uğrayan örgütün George Habaş’tan sonraki lideri Ebu Ali Mustafa, 2000’de İsrail’in FHKC’nin Ramallah’taki ofisine yönelik olarak helikopterle düzenlediği roket saldırısında öldürüldü. Yerine geçen Ahmed Saadat ise 17 senedir İsrail hapisanelerinde esir tutuluyor.
Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC); 1960’ların sonunda, Hıristiyan bir Arap olan Naif Havatme’nin öncülüğünde FHKC’den ayrılarak kurulan grup, ideolojik olarak sosyalist ve seküler bir çizgide. Kamplarında başta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin inan olmak üzere Türkiyeli birçok devrimcinin eğitim gördüğü örgüt olarak tanınan direnişçi örgütün Suriye’de hala kampları var.

HAMAS SOLUN AÇMAZI MI?

Altmışlı, Yetmişli yıllarda Filistin’deki direnişe damgasını vuranlar Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içindeki milliyetçi-seküler ve sol eğilimli örgütlerdi. Ancak şu anda bu direnişin güçlü örgütleri İslamcı, şeriatçı yapılar ve bunların en büyüğü ise Hamas.

Hamas (Harakat al-Muqawama al-İslamiya) İslami Direniş Hareketi, mevcut durumda Filistin Ulusal Parlamentosu’nda çoğunluğu elinde tutan ve 7 Ekim’de kendisine bağlı silahlı kanadı İzeddin El-Kassam Tugayları’nın İsrail’e yolladığı füzelerle yeni, bir süreci başlatan örgüt. 1987 yılında Birinci İntifada sırasında Filistin’li bir imam olan Ahmed Yasin’in liderliğinde kuruldu. Kökenleri Mısır merkezli Müslüman Kardeşler ile ilşkili olarak 1973’te Gazze’de kurulan Mujama Al-İslamiya’ya dayanır.

İsrail ablukasında yaşam savaşı veren Filistin Halkı’nın direnişine cihatçı,şeriatçı bir örgütün “önderlik” ediyor oluşu Türkiye’de sol ve sağ kesimler için bir turnusol olmuş, emperyalizme, işgale karşı her zaman mazlum’un yanında yer alana sosyalsitler komünistler için Hamas ile Filistin halkının özdeşleşmesi söz konusu bile olamaz. Ancak belki de Filistin direniş tarihinde ilk kez Türkiye’de çok yüksek perdeden olmasa da “ama Hamas’ ta İsrail’li sivilleri öldürüyor” “Hamas şeriatçı ne yani şeriatçıları mı destekleyeceğiz?” ve benzeri argümanlarla “tarafsız” ya da doğrudan “İsrail’de haksız sayılmaz” diyenler çıkmaya başladı. Biraz daha soldan “İran’da da mollalar şahın zülmüne karşı ayaklandılar ama sonra?” ya da “Taliban esas itibarıyla ABD emperyalizmine karşı görünüyor ne yani Taliban’ı mı destekleyeceğiz?” sözlerini duymamız da mümkün.

Elbette hem ülkemizdeki gelişmeler , hem dünya’daki yakın tarihte olup bitenler komünistler için iyice irdelenip değerlendirilmesi gereken şeylerdir. Özellikle liberal ideolojik saldırganlığının “özgürlük”, “halkın tercihi” vb. kavramlarla akıtmaya çalıştığı zehre karşı uyanık olmak gerekiyor. Dinci şeriatçı bir örgütü “her şeye rağmen” içine sokup direnişçi olduğu için desteklemek ya da bir halkın neredeyse topyekün ortadan kaldırılmasını salt önderliğini bir şeriatçı cihatçı örgüt yapıyor diye arkamızı dönmek gibi ikilem içinde değiliz. Hiçbir zaman da olmadık. Ayaküstü soru yanıtlamamız gereken bir sınav için de değiliz. İçimizde hiçbir ikircik olmadan Hamas’a dair bakışımızı ortaya koyarken aynı zamanda Filistin Halkı’nın Faşist İsrail devleti tarafından katliamlara ve işgale karşı topyekün direnişinin yanında durmak sancılı bir durum değildir. İsrail katliamlara devam ettikçe, işgal sürdürdükçe Filistin’lerin direnişi meşruiyetini asla yitirmeyecektir.

Sorgulanması gereken emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin Ortadoğu’daki çıkarları uğruna bölgeye kan ve yıkımdan başka bir şey getirmediğidir, Türkiye’de AKP iktidarının İsrail ile askeri, ticari, siyasi tüm ikili anlaşmaların içinde olmasına ve bunlar fiili olarak sürmesine rağmen ikiyüzlü politikaları sürdürerek sözde Filistin’deki işgal ve katliamlara karşı çıkması(!) teşhir edilmeli, mücadele edilmelidir.

Son söz olarak bir açıklamanın son bölümü yol gösterici olacaktır:
“…Bu mücadelenin Filistin Kurtuluş Örgütü’nden devrimci Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne kadar büyük bir tarihe sahip olduğunu, dünya üzerindeki meşruiyetini anti-emperyalist ve seküler karakterinden aldığını unutmuyoruz. Filistin halkının esas kurtuluş yolu bağımsızlıktan, laiklikten ve anti-emperyalist mücadeleden geçmektedir. Çünkü yaşanan savaş din savaşı değil ezilenlerin ezenlere, bağımsızlık isteyenlerin emperyalistlere ve işgalcilere karşı savaşıdır.”

Related Posts