Sedat Peker, artık uluslararası bir “mesele”

Dergi Gündem Sayı 5 (Temmuz 2021)

Nevzat Kalenderoğlu

Ülkücü mafya lideri Sedat Peker konuşmaya devam ediyor; geniş yığınlar da kulak kabartmaya. İktidar, yargı, muhalefet gibi toplum da Peker’i izlemeye, hafif mırıldanmalarla kulaktan kulağa iddiaları yaymaya devam ediyor.

Yeni Ülke Dergisinin dördüncü sayısındaki “Sedat Peker’in gösterdiği” başlıklı yazım da konunun güncelliğini ve genel anlamda geçerliliğini sürdürdüğünü gösteriyor; fakat milyonların izlediği ve beklediği Peker’in tarz ve yönteminde ciddi kırılmalar gözlemlendi, bu nedenle merceği biraz daha yakınlaştırarak yeni ayrıntılara bakalım.

İlk önemli nokta şu, tabiri caizse ‘gemileri tamamen yakacağını’ ifade eden Peker’in doz doz yönelttiği suçlamalarının en nihayetinde AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlanacağı ifade ediliyordu.  İnandırıcılığı tartışılır olsa da Peker, Erdoğan’la hesaplaşmasını Biden-Erdoğan görüşmesinin sonrasına sakladığını duyurdu. Bu anlamda daha ‘küçük’ öznelerle cebelleştiğini; ancak toplumun yoğun ilgisinin düşmesine müsaade etmeyecek şekilde ifşaatlarını sürdürdüğünü söylemek gerekiyor. Erdoğan’a sıra gelecek mi ya da bu hangi koşullara bağlı göreceğiz; ana ‘yemek’ öncesi sunduğu aperatiflere ise ilerleyen bölümde değineceğim.

Organize suç örgütü liderliğinden aranan Peker, “Biz hepimiz aileyiz, her suçta beraberiz” diyor önce. Ardından ise kendisine yöneltilen hukuksal/bireysel bütün suçlamalar için “Bahsettiğiniz suçlar örgütsel suçlar. Bir tek şeye itiraz ediyorum. Ben bu suç örgütünün lideri değilim, sadece üyesiyim. Bu örgütte ara yönetici bile değilim” diye ekliyor. Bu çok önemli bir açıklama.

İkincisi ve en can alıcısı ise, Peker artık kişisel tanıklıklarından/duyumlarından ziyade yerel istihbaratına güvenerek konuşuyor. Türkiye’de kalan siyasi, gazeteci, asker, polis, bürokrat her ne ise; bu bağlantılarından gelen belli ki düzenli enformasyon sayesinde ‘güncel’ gelişmeleri de iddia kabilinde dile getiriyor. Örneğin Emniyet birimlerinin İçişleri Bakanlığı’nın emriyle düzenlediği/düzenleyeceği Türkiye içi operasyonları önceden biliyor; söz gelimi ünlü Thodex ya da Çiftlik Bank soyguncularına düzenlenmeyen operasyonları da içeriden öğrenip açıklıyor. Yine tekil tekil anlatılarına girip satırları uzatmak istemesem de; belli ki Peker göçmen kuşu misali ailesiyle birlikte onlarca otel değiştirmek durumunda kalırken; elindeki telefonla attığı tweetlerdeki içerikleri Türkiye’deki kuşları an be an ona iletiyor.

Peker, her suçta ortak olduklarını tasvir ettiği ‘suç ailesi’nin yeni suçlarını ve ‘ara yönetici’ olduğunu söylediği suç örgütünün yeni manevralarını içeriden öğrenmeye devam ediyor. Düzenli olarak kendisinden para alan siyasetçiler mi, FETÖ sonrası kadrolaşmada emniyete doldurduğu resmi adamları mı, siyasete girmesinde ön ayak olduğu eski dostları mı, birlikte suça karıştığı sadık istihbarat elemanları mı, devletçe tahsis edilen korumaları mı, siyasilerle ortak aile dostları mı, kendi ‘yerel borsa’sını işleten yargı mensupları mı, kalemini çoktan satmış jurnalciler mi Peker’e konuşuyor spekülasyona açık. Saptanması gereken vahim durum ise, kadrolaşma yarışında bürokrasi tarafından hapsedilmiş devletten Peker’in de kendi payını aldığı. Siyasetin bir bölümünün elini verip kolunu kaptırdığı gibi; kimiyle suç ortaklığı, kimiyle düzenli para akışı, kimiyle AKP içi rant kavgası üzerinden mutualist bir bağımlılık kurulmuş çoktan.

ERDOĞAN’I BEKLERKEN, APERATİFLER…

Gelelim Peker’in videolarındaki konuklara. Peker, Erdoğan ile hesaplaşmasını ertelediğini duyurdu, Mehmet Ağar’ı ‘sağlık sorunları sebebiyle’ azat etti. Bu ertelemelerden dolayı; biraz da ‘yerleşik hayata’ geçemeyişinden olsa gerek kendi tabiriyle ‘aperatifleri’ diline doladı.

Peker, ‘aperatif’ niyetine AKP’li eski Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ı uyuşturucu trafiğindeki rolü iddiasıyla, Erdoğan’ın eski başdanışmanı ve SADAT’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi’yi Suriye’deki cihatçılara silah desteğiyle, Külliye’den Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı’yı Suriye’ye yapılacak her türden ‘ihracat’ın biricik sorumlusu olarak,  Demirören Holding’in Başkanı, yeni medya patronu, Milli Piyangonun işletmecisi, bir bahis şirketi sahibi Yıldırım Demirören’i Ziraat Bankası’ndan 750 milyon dolar kredi alıp geri ödememesiyle, sahibi olduğu Total’i OYAK’a fahiş fiyata sattığı iddiasıyla ve daha pek çok kirli iş ile Erdoğan’ın yeğeninin eşi, Lazoil Petrol Dağıtım Şirketi’nin sahibi Serdar Ekşi’yi bizzat görüntülü konuşmalarını paylaşarak Bayırbucak Türkmenlerine yardım adı altında cihatçılara götürülen silahlar konusundaki tanıklığıyla, Habertürk’ün ünlü siması Veyis Ateş’i ise Sezgin Baran Korkmaz’ın otelinde ücretsiz kaldığı ve aslında Korkmaz ile siyasilerin arasını yapmak vaadiyle ciddi maddi menfaat sağladığı ve dahası ilgili otele ‘çökme’ organizasyonunda emniyet ve yargı mensuplarıyla iş tutması iddiasıyla gündeme getirdi. Bu aperatif öznelere dair paylaştığı iddialar hiç de küçük değil ve yutulduğu iddia edilen milyonlarca Euro’lar ‘aperatif’ten ziyade yedi sülaleyi doyuracak cinsten.

Bir parantez açıp medya, siyaset, holdingler üçgeninin hiç de tesadüf olmadığına değinelim. Basın özgürlüğünde 153. sırada olan Türkiye’de medya, bizzat iktidar eliyle asıl sahiplerinden alınıp medya ile alakasız ancak yandaş patronlara verildi. Kimi patronların istemediği; ancak siyasi iktidarın gelir getirme garantili bazı projelerle birlikte medya kuruluşlarını da paket halinde patronlara devretmeyi sağladığı; tek tipleştirmenin bu sayede sağlandığı biliniyor.

Şimdi iktidarın kanalı TRT’yi bir yana bırakalım, Kalyon İnşaat, Ciner Holding, Albayrak İnşaat, Doğuş Holding ve Doğan Holding’in medyası paketlenerek sunulduğu Demirören Holding bugün yerleşik televizyon medyasının yegâne sahipleri. Önceki dönem medya ile AKP’nin müdahalesi sonrası oluşan yeni tek tip medya kuşkusuz bambaşka bir konu; ancak bu tablo patronlardan, mafyalardan çantalarca para alan gazetecileri; mafyalarla bürokratların arasını belli bir meblağ karşılığı bulan ekran yüzlerini, ihale almak için iktidarın borazanı olan medya tekellerini, memleket yanarken penguen belgesi gösterenleri biraz daha anlamamızı sağlıyor. [1]

Görüleceği üzere, ihaleler, iktidarın medya borazanlığı, mafya, birilerinin malına çökme hikâyeleri ile yargı ve siyaset bağları at başı gidiyor. Peker kadar ‘ayrıntı’ bilmesek de, bu manzara yeterince mide bulandırıyor. Medyadaki ‘Peker orucu’ da bunu gösteriyor. Aperatiflerden Veyis Ateş’in Ciner grubundan kovulması tablonun geneline bakıldığında çok da önemli bir yer tutmuyor.

PEKİ AKP’DE NELER OLUYOR?

Soylu’yu hedef alan Sedat Peker’e karşı haftalarca sessizliğini korumuş Erdoğan’ın, bilimden teknolojiye, tarihten insan hak ve özgürlüklerine, ekonomiden futbola, müzikten sinemaya her konuda fikrini her dakika paylaşan kimliği yüzünden; bu alışılmadık suskunluğu İçişleri Bakanı Soylu’yu gözden çıkarması şeklinde yorumlandı.

Erdoğan, 28 gün aradan sonra partisinin grup toplantısında önce eski Başbakan Binali Yıldırım’a sahip çıktı ve “Binali Yıldırım arkadaşımızın da oğlu üzerinden hedefe alınması, asıl niyeti gösteren bir başka işarettir” dedi. ‘Hazır konu açılmışken’ yollu, Soylu iddiaları için de konuşmak durumunda kalan Erdoğan, “Terör örgütleri gibi suç örgütleriyle mücadelesinde de içişleri bakanımızın yanında olduk, yanındayız ve yanında olacağız” ifadelerini kullanmıştı. Soylu, bu ‘sahip çıkma’ya çok sevinse de Erdoğan’ın bu soyut desteğinin sürekliliği olmadı. Kasımpaşalı Erdoğan’ın verdiği mesaj Bakanına sahip çıkmaktan ziyade “Sözde babaların racon kestiği Türkiye’yi hukuktan başka sistemin geçerli olmadığı seviyeye getirdik” şeklindeydi.

Erdoğan, bundan sonra Peker konusuna sadece muhalefetin mafyadan medet umar hale geldiğinden şikâyet etmek için değindi.

Yine de Erdoğan’ın gündeminin önemli maddelerinden birinin de milyonlarca insan tarafından can kulağı ile dinlenen Sedat Peker olması muhtemel. Erdoğan’ın partisi içine ‘Peker meselesi hakkında konuşmayın’ mesajı verildiği basına yansıdı. Bu yine alışık olunmadık bir tedirginlik Erdoğan cenahında. Bakanlar düzeyince varlığı hissedilen kutuplaşmaların, artık bir Soylu karşıtlığına dönüştüğü konuşuluyor. 15-20 AKP’li vekilin Soylu’nun istifasını istediği iddia ediliyor. [2] Erdoğan’ın ise zaten Soylu’yu görevden alacağı ve Soylu’nun Haziran ayı içerisinde Bakanlık koltuğuna veda ettirileceği Ankara’dan yayılan bir başka iddia.

Peker’den çeşitli zaman aralıklarıyla ve yüklü miktarda para aldığı iddia edilen ve uzun süredir sessizliğe ve yalnızlığa mahkum edilen AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk, partide cephe alınan ve üstü çizildiği iddia edilen bir başka isim.

Son olarak, Peker’in yakalanması uzadıkça hedefe her gün biraz daha yaklaşan MİT Başkanı ve 2015’te Erdoğan’ın kara kutusu olan Hakan Fidan…

Erdoğan’la helalleşmesini geciktiren Peker, “Bir özür bekledim abi ya. Bütün olanları anlattık her şey ortada. Bütün bunları halk biliyor. Sana anlatmıyorlar bir sen bilmiyorsun. Çevreni sarmışlar, bir sen bilmiyorsun” demişti.

Aynı Peker, CHP’li vekillerle görüştüğü iddialarına karşılık MHP’li vekillerin de kendisini ziyaret ettiğini söyleyip konuyu Erdoğan’a getirdi ve Silivri Cezaevi’nde yatarken Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü’nün AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kendisini ziyaret ettiğini iddia etti, “Ceza ve Tevkifevleri  Genel Müdürünü TAYYİP AĞABEY yanıma yollamıştı.” diyerek. [3]

AKP ile uzlaşma ihtimallerine çok sert çıkan ve adeta kendisine hakaret addeden Peker, son koz olarak konuyu Erdoğan’a bağlayacak gibi gözüküyor.

DENKLEMLER DEĞİŞİRKEN

Peker, “bu anlattıklarımdan sonra halk sizden hesap soracak ve alaşağı edecek” demiyor, muhalefetin dediği gibi “siz bu seçim sath-ı mailinin fedailerisiniz, serdengeçtilerisiniz; sandıkta gereken yanıtı AKP’ye vereceksiniz” de demiyor. “Yargılanacaksınız, mallarını mülklerinizi kaybedeceksiniz ve hapse gireceksiniz” diyor. Peker, şu ana kadar iktidar partisinin sessizliği dozajında hareketsiz kalmış yargıya işaret ediyor. Siyasiler için, örneğin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu için doğrudan ‘Yüce Divan’ diyor.

Yakalanması, söylemlerinin soğutulması ve yargı sürecine Türkiye’de devam edilerek geniş yığınlara seslenmesinin önüne geçilmesi AKP’nin en büyük muradı olsa gerek; konuşmasına devam etmesini isteyen (veya salık veren) başka bir cenah yoksa tabi.

Yakalanma demişken, Peker, yerinin belli olduğu şüphesiyle sık sık ülke değiştiriyor. 10. videosu beklenen Peker, 12 Haziran günü özürlerini ileterek 13 Haziran Pazar günü kahvaltılara konuk olamayacağını belirtti. “Şöhretin bedeli” gereği milyonlarca kez izlenen Peker, kâh arka fondaki bambu dekorundan kâh açık camdan verilen görüntüden yerini hemen ele veriyor, hâl böyle olunca ailesiyle yollara düşüyor.

O halde Peker, Erdoğan’dan ziyade ‘düşük profilli aperatiflere’ yönelmekle istediği sonucu alamamış demektir; iddia ettiği gibi ensesinde resmi/gayri resmi Türkiye istihbaratı ve bulunduğu ülkenin istihbaratının nefesini hissediyor olmalı. Peker, son kurşuna sarılır mı göreceğiz.

Tam da bu satırlar yazılırken; onuncu videosu beklenen Peker derin bir sessizliğe boğulmuşken, ülkede Peker’in paketlendiği iddiaları dilden dile yayıldı. Biden-Erdoğan görüşmesine 24 saat kala Dubaili yetkililerce kaldığı muhitten alınan Peker’e belli ki elindeki kozlar soruldu.

Peker, sürece dair şu açıklamayı yaptı:

“Kıymetli dostlarım, öğle saatlerinden itibaren mekândan yetkililerle beraber ayrıldım. Şu an kaldığım mekâna, ailemin yanına geri geldim. Hakkımdaki iddiaların yoğunluğu nedeniyle karşılıklı sohbette bulunduk… Şahsım hakkında herhangi bir Interpol kararı olmadığı için, tüm herkes gibi ülkelerinde misafir olarak bulunduğumu söylediler. Hakkımda birçok suikast ihbarı olduğunu bana ilettiler, hepimizin bildiği gibi. Ülkeden ayrılmamda veya ülkede kalmamda herhangi bir sorunun olmadığını da bana ilettiler. Aydınlık Gazetesi’nde yazan SAT timlerinin ve MİT timlerinin yaptığı operasyonla yakalandığım asla doğru değildir. Zaten ben uluslararası hukuka göre aranan bir kişi değilim. Bu sebeple yüce devletimizin bana resmi bir operasyon düzenleyebilmesi de mümkün değildir. Her normal insana davrandıkları gibi bana da kibar bir şekilde davrandılar. Süslü sülü, benim ahiretliğim, derin mehmet, pelikancılar ve diğer zevatın tamamı; bizde söz namus. Eğer ölmez sağ kalırsak, bu hikâyeyi tamamlamaktan geri durmayacağız. Tabii bu süre zarfında gereği eğer yapılmazsa, yapmayanlarla ilgili söyleyecek sözlerimiz de elbet olacaktır.”

Son olarak Peker, “en üst derecede suikaste uğrayacağım yönünde bilgiler olduğu için video çekmem mümkün olmuyor” dedi ve takipçilerinden 15 gün müsaade istedi. Yine, “Dostlarım, bulunduğum ülkenin güvenlik yetkililerine hiç değilse beni merak eden insanlar için 5 dakikalık, kısaca sağlığım yerinde, cezaevinde değilim, hayattayım diye bir video çekeyim dedim. Şu an bu konuyla alakalı haber bekliyorum. Cevap gelince böyle bir video yükleyeceğim.” dediğinde ortadan kayboluşunda pek de “karşılıklı sohbette bulunma” durumunun olmadığı anlaşıldı.

“MİLLİ” MESELELER, ARTIK ULUSLARARASI BİR PROBLEM

Ve Peker’in iddialarında önemli bir yer tutan ancak Peker kadar temkinli davranmayan ve Türkiye’de canlı yayına telefonla bağlanan Sezgin Baran Korkmaz, ABD’nin isteğiyle Avusturya’da tutuklandı. [4] Biden ile Erdoğan’ın kıymetli ve çok dar süreli görüşmesine de konu olan Korkmaz, Amerika Birleşik Devletleri’nden çalındığı iddia edilen 134 milyon dolarının Türkiye’de “aklandığı” iddia edilen kara para davasının öznelerinden bir tanesi. Türkiye’nin iade talebinin nasıl yanıtlanacağı bilinmiyor, Korkmaz’ın Avusturya mahkemelerinde Türkiye’ye dair ne anlatacağı da…

Video çekemeyen ve sosyal medya paylaşımlarıyla eski ‘hit’ini kaybeden Peker’in akıbeti de paralel bir biçimde merak konusu. Peker’in Türkiye’ye getirilmesi mi tercih edilir, geçen yazıda örneklenen ‘Fuat Avni’ misali aperatifler sunan zararsız bir sosyal medya fenomeni olarak kalması mı, muhtemelen incelikle düşünülüyordur.

Yakalanma demişken…

“Dubai’de savaş tanrısı Ares heykeli arayan bir adamı takip eden istihbarat, Peker’in yerini sonunda tespit etti. Yeni videosunu çekmek için uygun ambiyans yaratmaya çalışan Peker suç üstü yakalandı. Videolarında çeşitli imgelerle mesaj vermeye gayret eden Peker’in, Erdoğan’ı hedef alacağı yeni videosunda, masaüstüne teleskop yerine Ares heykeli koyarak ‘savaş’ mesajı vermeye çalışmak istediği; ancak Dubai’de fellik fellik Ares heykeli arayan adamı yüzünden yakayı ele verdiği öğrenildi…”

Gerçekten de Netflix yapımlarını andıran senaryoya uygun bir final olurdu.

Bir dizi parametrenin de denkleme dahil olmasıyla ortaya çıkan tepkime, denge noktasından bir hayli uzak gözüküyor; dolayısıyla AKP’nin kontrolünden de bir o kadar uzakta uluslararası bir vakaya evrildi. Seyirci kalmadan kulak kabartmaya devam…

 

NOTLAR

[1] Türkiye’de medyayı kim kontrol ediyor? (03.05.2019) https://tr.euronews.com/2019/05/03/medya-sahipligi-turkiye-de-medyayi-kim-kontrol-ediyor-

[2] AKP’de Süleyman Soylu tartışması (10.06.2021) https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-57423557

[3] Peker’den yeni iddia: Tayyip ağabey yanıma yollamıştı (11.06.2021) https://gazetemanifesto.com/2021/pekerden-yeni-iddia-tayyip-agabey-yanima-yollamisti-444715/

[4] Amerika istedi SBK Avusturya’da tutuklandı (20.06.2021) https://www.amerikaninsesi.com/a/abd-istedi-sezgin-baran-korkmaz-avusturya-tutuklandi/5935290.html

Related Posts