Spartakiyat

“Futbolcu birey” ve eski tip futbolcu

Kaan Kavuşan

Avrupa Şampiyonası’yla eşzamanlı olarak devam eden Copa America’da Messi’nin takımı Arjantin kupaya ulaşınca, nihayet hiçbir milli turnuvada başarılı olamadığı için “en büyüklüğü” tartışma götüren Messi, kendini bir nevi iade-i itibar yarışının ortasında buldu. Günümüzün en büyüğü tartışması, pek çok insan için olmaması gerektiği bir şekilde, “gelmiş geçmiş en büyük kim? (Messi mi? Ronaldo mu?)” tartışmasına denk düşüyor. Bu tartışmanın tarihin eşitsiz gelişimden muaf olduğu fikrinin bir yansıması olduğu varsayılabilir; zira geçmişe bir nostalji hissiyatıyla yaklaşmak ne kadar arızalıysa, onu çeşitli başlıklarda hiç geriye gitmeyen bir şey olarak düşünmek de karşılaştırmaları çıkmaza sürüklüyor. Gene de iki oyuncu da istatistiksel olarak kimsenin henüz ulaşamadığı yerlere ulaştılar, dolayısıyla bu tartışmanın makul bir zemini de var.

Doğrusu şu; onlardan önce hiç kimse uzun yıllar bu kadar istikrarlı bir şekilde devam etmemişti. Bu son kupadan sonra, artık Ronaldo-Messi kavgasında saf tutanların argümanları birbirlerine denk düşüyor. İkisi de kulüpler bazında en büyük işleri başardı, milli takımlarıyla da kıtasal kupa kaldırdı. Saha içine baktığımızda elbette her ikisi de gelmiş geçmiş en büyükler arasında yer almayı hak ediyorlar. Peki, ama diğer ihtimaller?

Tartışma yaratan konuları biraz hızlıca geçiyorum: Eskisinin iki katı maç oynanması sebebiyle istatistiklerin hep bu ikiliden yana olması, geçmiştekinden farklı olarak gelişen takım oyununun bu oyuncuların yeteneklerini daha da açığa çıkarması, tıbbın ilerlemesi ve hatta geçmişte doping sayılan bazı maddelerin artık o klasmanda yer almaması gibi avantajlar şüphesiz Messi ve Ronaldo’dan yana.

Öte yandan, bu ikisi ne Maradona kadar ne Cruyff kadar ne de pek sevmesem de Pele kadar büyük figürler değiller. Örneğin Messi’nin politik ve sosyal görüşleri hakkında hiçbir şey bilmiyoruz desek yeridir. Cristiano Ronaldo’nun Filistinli çocuklara yardımı biliniyorsa da onun ötesinde ağzından bir kelime dahi alamıyoruz. Her şey en fazla hayırseverlik yetersizliğinde kalıyor. Bu kadar büyük paralar kazanan, üstüne bu kadar büyük yatırımlar yapılan iki insandan daha fazlasını beklemek herhalde iyimserlik olurdu. Denebilir ki bunlar zaten 7-8 yaşında kamplara kapatılmış çocuklar, nereden bilecekler? Bu haksız bir itiraz olsa da sorun onlara dair değil, günümüzdeki futbolun yapısına dair. Bir şeyler düşünen ve söyleyen futbolcular artık 90’ların nostaljik bir öğesi haline geldi. Bu, futbolun, tamamen FIFA, UEFA ve yerel federasyonlar tarafından düzenlenen kabına uygun biçim almasının sonucu tabii.

Felsefe Eksikliği

Örneğin Cruyff’a bakalım. Cruyff neredeyse bir filozof muamelesi gördü hayatı boyunca. Antik Yunan filozofları gibi kendi aforizmaları yayıldı gazetelerden ve kitaplardan. Üstelik bunların özentilerle taklit edilmiş kelimeler olmadığı da bence çok açık. “Futbol basit bir oyundur, zor olan basit oynamak” kelimesindeki futbolu başka bir kelimeyle değiştirirsiniz, bu “aforizmanın” büyüklüğünü anlarsınız. Annesi kulübün çamaşırcısı olan, teknik direktörlerin evini temizleyen Cruyff neredeyse “organik bir aydın” sayılabilir, söz konusu futbol olunca. Hollanda’da profesyonel futbola geçilişini de oyuncuların yönetimle görüşmelerde menajer tutma hakkını da Cruyff kazandırmıştır diğerleri için. Faşist Franco’nun takımı olduğu gerekçesiyle Real Madrid’te asla forma giymeyeceğini söyleyip Barcelona’ya giden de odur. Tam olarak tutarlı bir solcu sayamayacaksak da karşıt-kültür hareketinden etkilenmiş büyük bir isyancıdır kişisel hayatında. Oğluna Katalanların azizi Jordi’nin ismini verirken İspanyol nüfus idaresiyle kavga etmiştir çünkü Katalanca yasaktır. Sonuçta küçük oğlunun ismi Jordi olur. Bir tavrı vardır Cruyff’un yani. Sadece futbolcu, sadece gol atan, asist yapan bir makine değildir, aynı zamanda bir figürdür de.

Kitleye etki faktörü

Maradona, Cruyff’tan da daha büyük bir fakirlik içinden gelmiştir. Çocukken doğmuş olduğu muhitin o günlerdeki fotoğraflarına bakıp o sefaletten korkmamak mümkün değil. Gençliğinde ani ilginin ve bilinç eksikliğinin etkisiyle neredeyse Arjantinli politikacıların ve Sicilyalı mafyanın oyuncağına dönüşürken, uyuşturucu tedavisi sırasında Castro’yla tanıştıktan sonra bambaşka bir adam olmuştur. Koluna Che’nin dövmesini yaptıran, Bush geldiğinde evine dön pankartlarıyla kalabalığa yön vermeye çalışan, Vatikan’a gittiğinde Papa’ya şaşalı altın kaplama eşyaları satmasını öneren, ABD ambargosu altındaki Venezuela’ya gizlice gıda sokulmasına yardımcı olan bir figürdür o. Messi’den asla beklemeyeceğiniz şeyler bunlar.

Pele ise tersten Maradona’dır, tersten Cruyff’tur. FIFA’nın oyunu her türlü sabotajında, her türlü piyasalaştırma hamlesinde karşımıza çıkar hemen hemen. Egosu da dünyalar kadardır. Her fırsatta kendini Maradona’yla Messi’yle karşılaştırır. Bitmek bilmeyen bir ilgi açlığı vardır. Öte yandan Pele de bir robot değildir, gerçek bir insandır. Büyük kusurlarıyla, büyük hatalarıyla gerçek bir insandır. Kendini futbolcu olmaktan öteye taşıyan bir figürdür o da.

Messi ve Ronaldo ise -abartma riskini göze alarak söylersek- robottur. Onların hislerini çok bilmeyiz, bilsek de samimi mi yoksa PR’ın bir parçası mı emin olamayız. Belki haddimiz olarak görülmeyebilir ama bu durumu değiştirmez. Eğer dünyaya dair bir şeyler söylemeleri gerekiyorsa, hep radara takılmamak için alçak uçuş yaparlar ve en az hasarla geçiştirirler mevzu her neyse.

Son nokta

Messi ne -futbolcu- Cruyff kadar futbolu değiştirmiştir ne Maradona kadar. Ronaldo ne Pele kadar ne Di Stefano kadar. Gelmiş geçmiş en büyük olmak istatistiklere hapsedilecekse bir şansları olabilir ama günümüzün düzenine hiçbir şekilde baş kaldıramamış, çıkarlarını hep ona uyumlanmakta bulan “bireyler”dir her ikisi de. Bu yüzden insanların gönüllerinin en iyisinin Maradona ya da Cruyff olması çok normaldir. İstatistiği aşan bir değerlendirme gerekir ve son olarak, bu hakkaniyetli bir değerlendirmedir de…

Tıkla, abone ol

Comments are closed.

0 %