İçinden geçtiğimiz süreci anlamak ve açıklamak sadece internetin hızıyla da bağlantılı olarak gelişen olayları takip etmek ve sıralamakla pek mümkün olmuyor. Siyasal ve toplumsal dinamiklerin sürekli hareket halinde olduğu bir bölgede, en az onun kadar hızlı değişen siyasal ve toplumsal gündemlere sahip bir ülkede, Türkiye’de, neler oluyor sorusu kadar nereye gidiyoruz sorusunun sorulması daha fazla önemli hale geliyor. Neredeyse her gün bilgi bombardımanına tutuluyoruz. Hangi haberin, bilginin, gündemin gerçek ya da belirleyici olduğunu çözmek aynı zamanda belli bir ideolojik ve aynı zamanda bütünlüklü bakışı gerekli kılıyor. 

Ukrayna’da, İran’da ve Lübnan’da savaş var. Suriye ve Irak, hala istikrarsız iki ülke. Kafkaslarda savaşın ateşi daha kurumadı ve Ermenistan’ın yapacağı tercihin olası gerilimlerini şimdiden görmek mümkün. Emperyalist dünya sisteminin patronları Temmuz ayında Ankara’da toplanacak. Bir yandan “barış süreci” diğer yandan düzen muhalefetine yönelmiş siyasi operasyonlar devam ederken, “yeni rejim” anayasal değişiklikle kendi hukukunu oluşturuyor. Ülkenin ilerici birikiminin bu sürece yönelik geliştirmiş olduğu tepki daha da birikirken, “yeni rejim”in kurucu partisi, “eski rejimin” kurucu partisinin ayarlarını değil aynı zamanda kimyasını da bozmaya çalışıyor. Mesele “yeni rejimin” “eski rejimle” hesaplaşması olarak görülemez: “Yeni rejimin” siyasi bir krizle yüz yüze kalma riski, bugün yargı eliyle yürütülen operasyonlarla bertaraf edilmeye çalışılıyor. Ancak taşlar yerinden oynuyor. 

Dergimizin ilk yazısı Kurtuluş Kılçer tarafından kaleme alınan ve CHP’ye yönelik yargının butlan kararını konu ediniyor. Düzen siyasetindeki gelişmeleri “burjuva demokrasisinin” kutsallarını nasıl yerle bir ettiğini yazıyor. İkinci yazımız yeni anayasa gündemini doğrudan ilgilendiren Kürt sorununda yürütülen yeni çözüm süreci ile ilgili. Çözüm sürecini yeni rejime entegrasyon süreci olarak gören yazımız Kamil Tekerek’in imzasını taşıyor. Bu sayımızda bir yandan ülkemizde düzenlenecek NATO zirvesi gündemi dolayısıyla “NATO’yu bir güvenlik ve demokrasi şemsiyesi” olarak gören anlayışlara karşı NATO’nun gerçek yüzünü ortaya koyan diğer yandan ise ABD’den medet umanlara karşı emperyalizme direnen Küba’nın karşı karşıya kaldığı ablukayı anlatan iki yazımızla yanıt veriyoruz. Nevzat Kalender, sabah akşam FETÖ tehlikesinden söz edilip ama gladionun NATO bağını görmezden gelenlere NATO’nun gerçek yüzünü yazdı. Behiç Oktay ise Küba’nın emperyalizme direniş tarihini kaleme aldı.

35. Sayımızın dosya konusu “siyasetini arayan sınıf” ya da “sınıfını arayan siyaset” çerçevesiyle belirlendi. İlk yazımız kuramsal bir çerçeve sunuyor. Prekarya, kogniterya, çokluk, toplumsal hareketler vs. gibi proletaryayı ikame etmeye çalışan sosyolojik tezlerle hesaplaşıyor. Kurtuluş Kılçer’in bu yazısını iki somut analiz-değerlendirme yazısı takip ediyor. Serkan Öngel, “Taşlar Yerinden Oynarken Türkiye İşçi Sınıfı” başlıklı yazısıyla, Türkiye proletaryasının istatistiklerini ortaya koyarken Aziz Çelik “21. Yüzyılın İlk Çeyreği Biterken Türkiye’de Sendikacılık: Nicel Olarak Zayıf Nitel Olarak Güdümlü!”  başlıklı yazısıyla sendikalara masaya yatırdı. Irmak Ildır’ın kaleme aldığı dosya yazımızın bir diğer yazısı ise işçi sınıfının potansiyelini ve geleceğe yönelik sınıf mücadelesinin ufuklarını yazdı. Bir diğer yazımız ise çocuk işçiliğinden emeklilere proletaryanın genişleyen kesimlerini Mehmet Güven kaleme aldı. Dosya bağlamında son yazımız ise sınıf siyasetiyle doğrudan bağlantılı olarak ara tabakaların rolü üzerine. Gazi Can tarafından kaleme alınan yazımızın başlığı “Egemen Sınıfın İdeolojisi ve Kültürünün Yeniden Üretim Alanı Olarak Orta Tabakaların Rolü”.

Ortadoğu’da süren savaş ve sorunlara yönelik önemli yazılarla bu sayıda da karşınızdayız. Selim Sezer, unutulan Filistin sorununu yeniden gündeme getirirken Ali İhsan imzasını taşıyan yazımız İsrail’de komünistleri, İsrail Komünist Partisi’ni kaleme aldı. Yine bu bağlamda İsrail ve Türkiye arasında savaş olasılığını analiz eden bir diğer yazımız ise Çağlar Tekin’in kaleminden çıktı. 

Ülkemizin önemli gündemlerini de bu sayımızda işlemeye çalıştık. İzzettin Önder hocamız, Mehmet Şimşek’in ekonomi politikasını yazdı. Yine ülkemizin önemli ve herkesi derinden yaralayan okullardaki şiddet gündemini küçük bir dosya haline getirmeye çalıştık. Eğitim emekçisi Nejla Doğan imzasını taşıyan yazımız okullara ve eğitim emekçilerine yönelen şiddetin ekonomi politiğini kaleme aldı. Doğan Göçmen, şiddeti laik eğitime bağlayan gericilere karşı “laiklik, ahlak ve din” konusunu işledi. Bu küçük dosya kapsamında son yazımız ise Tülin Tankut tarafından kaleme alınan gençler arasındaki şiddet vakalarının nedenlerini konu edindi. 

Dosyamızla bağlantılı ama daha çok Haziran sayısı olduğu için Türkiye işçi sınıfının büyük kalkışması 15-16 Haziran’ı bu sayımızda farklı yazılarla kaleme almaya çalıştık. Atilla Özsever 15-16 Haziran’ın Türkiye solu üzerindeki etkisini yazdı. Timuçin Tayman Kemal Sülker’in, Cengiz Kılçer ise Vasıf Öngören’in kaleminden çıkan Zengin Mutfağı eserindeki 15-16 Haziran’ı Yeni Ülke sayfalarına taşırken, Hikmet Yaman ise, Türkiye işçi sınıfının tarihinde önemli bir yer tutan Alpagut Olayı’nı bugüne taşıdı. 

Yine sınıf siyasetinin önemi noktasında H. Murat Yurttaş tarafından kaleme alının yazımızın konusu kimlik siyasetinin açmazlarına karşı sosyalizmin geleceğinin sınıf siyasetinde olduğu gerçeği. Bu yazımızı somut başka bir güncel deneyimle tamamlamak istedik. Alev Doğan, Hindistan’da bir köyü, komünist bir köyü dergi sayfalarımıza taşıyarak, sosyalizmin etkisini sadece bir nostalji değil somutluk olarak önümüze serdi.

Bir diğer yazımız ise gecikmiş bir kitap tanıtımı. Silivri zindanında tutsak sosyalist aydın ve gazeteci Merdan Yanardağ’ın “İsyanın ve Felsefenin Diyalektiği” kitabının tanıtımı Orhan Deniz’in kaleminden çıktı. Bir başka kitap ve yazar tanıtımı ise Candan Badem’in yazdığı bir Sovyet romancısı Koçetov’u tanıtan yazı. 

Dünya futbol turnuvası varken, futbol yazmamak olmazdı. “Futboldan Olimpiyatlara: Ticarileştirilen Spor” başlıklı yazımız, Nevzat Aksel imzasını taşıyor. 

Yeni Ülke’nin 35. Sayısıyla bir kez daha merhaba… 

Herkese iyi okumalar… 

 

Related Posts