Ali Rıza Çelik
(…) AKP’nin seçim zaferi bizce Türkiye’de gerçek bir burjuva devrimi yaşanmış olduğunu gösteriyor. (22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP %46,58 oy oranıyla birinci parti oldu. – y.n.) Süreç içinde bir burjuva devrim tamamlandı ve oturdu. Türkiye’nin otantik burjuvazisi, geleneğiyle, göreneğiyle yüz yıldır iktidar mücadelesi verdiği asker, sivil bürokrata karşı verdiği savaştan galibiyetle ayrıldı. Asker, sivil bürokrat kesim artık bu otantik burjuvazinin belirlediği payla yetinmek zorunda kalacak. Burjuva demokratik devrimin düzeni kendine göre restore etme projesi kapsamında gelişmeler izleyeceğiz. (…) (18 Eylül 2007, Ömer Laçiner, Birikim dergisi genel yayın yönetmeni)
Bu değişiklik olmadan Türkiye’nin demokratik hukuk ihtiyacını karşılaması mümkün değil. 12 Eylül’de 660 bin kişi sıkıyönetim mahkemelerinden geçti. Benim gibi… (12 Eylül 2010 anayasa referandumu ile ilgili “Yetmez ama evet”çi Mehmet Uçum’un açıklaması)
15-16 Temmuz, 21. yüzyılın bugüne kadarki en büyük siyasal devrimi olarak nitelenebilir. Bu devrim, “Millî Demokratik Halk Devrimi” şeklinde adlandırılabilir. Tarihin şimdiye kadar gördüğü birçok siyasal devrim pratiğinden niteliksel ve niceliksel farklar taşıyan bu devrim millîdir çünkü küresel faşist güçlerin ülkemize karşı devirme ve işgal hareketini püskürtmüştür. Vatanımıza ve değerlerimize sahip çıkmıştır. Bu devrim demokratiktir çünkü millî iradeye sahip çıkmış, demokrasiyi korumuştur. Bu devrim halk devrimidir çünkü kadrocu hareketler değil bizatihi halkın kendisi, halkın organik ve doğrudan lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde bu devrimi başarmıştır. 15-16 Temmuz bir devrimdir çünkü her devrimin iki aşaması vardır. Birincisi iktidarı değiştirme, ikincisi yeni iktidarın inşasıdır. (15 Temmuz 2026, Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı)
Eskinin TKP’lisi diye bilinen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 15 Temmuz 2026 günü Anadolu Ajansı için yazdığı analiz metninde 15-16 Temmuz’un Milli Demokratik Halk Devrimi olduğunu savunuyor ve aslında soldan gelen bazı kavramların içini boşaltarak kendi pozisyonuna meze edecek yeni argümanlar uyduruyor.
Argümanların vardığı noktanın liberal bir bakış açısının ürünü olduğunu görmek için kendisinden yaklaşık yirmi yıl önce burjuva demokratik devrimin tamamlandığını ifade eden Ömer Laçiner’e bakmak yeterli olacaktır, diye düşünüyoruz. Kısacası Uçum, Laçiner’in şapkasından çıkan tavşan gibidir. 2007 yılında Laçiner ve benzerleri AKP’nin soluna yerleşerek düzeni demokratikleştirebileceklerini zannediyorlardı. Ancak yanıldılar. Laçiner’in şapkasından çıka çıka Mehmet Uçum, Tayyip Erdoğan’ın şapkasından ise istibdat rejimi çıktı.
Burjuva devrimin tamamlanması tartışması, dünyada Marksizmin doğuşundan hatta öncesinden başlayan ve günümüze gelen bir tartışmadır. Doğal olarak Türkiye’de burjuva devrimi ile Kemalizm ilişkisi ve AKP’nin iktidara gelişi sonrasında Kemalizm’in adım adım iktidardan düşmesi sol liberaller için burjuva devrimin tamamlanması gibi bir noktaya işaret etmekteydi.
MDD ise demokratik devrim tartışmalarının özel bir yüzü olarak gündeme gelmiş ve Türkiye tarihinde yer tutmuştur. “Kemalist devrimin” tamamlanması gibi bir özü olan MDD, emperyalizme karşı bağımsızlık diyen; işbirlikçi olmayan burjuvazi ile ordu, işçi sınıfı ve köylülüğün ittifakına dayalı bir “devrim stratejisi” idi. Zamanla Maoculuk ile çeşitli bileşkeler oluşturan MDD ideolojisi, Türkiye’de Kürt solunu dahi etkileyecek genişlikte bir ideolojik zemin oluşturmuştu.
Amacımız MDD çözümlemesi yapmak değil ancak bugün MDD’nin yaban ellerde AKP’ciliğe payanda edilmesi bir yandan içimizi acıtıyor. O yüzden, MDD’nin de bir adabı, usulü ve erkânı olduğunu öncelikle hatırlamak gerekiyor.
Mehmet Uçum çarpıtmaları 1: Burjuva sınıfı itinayla buharlaştırılır
Sol kavramları çarpıtarak kendisine tez uyduran Mehmet Uçum öncelikle, “Milli Demokratik Halk Devrimi” diyerek yaşanan süreçte sermaye sınıfının rolünü görünmez hale getirmeyi amaçlıyor. Son tahlilde demokratik devrim ya da milli demokratik devrim olguları, burjuva devrimine içkin birer kavramdır ve burjuvazinin pozisyonu her ikisinde de belirleyici olarak görülür. Burjuva sınıfının tek vücut mu olduğu yoksa işbirlikçi ve işbirlikçi olmayan olarak mı sınıflandırıldığı ise bir adım sonrasının olgusu olarak ele alınmalıdır. (ki bize göre işbirlikçi olmayan bir burjuvazi Türkiye’de yoktur.)
Uçum, 15 Temmuz Amerikancı, gerici FETÖ darbesinde halkın sokaklara çıkarak darbeye direnmesini MDD’nin halk boyutu olarak ele alsa da 2016-2026 arasında Türkiye’de sermaye sınıfının iktidarının perçinlendiği bir on yılı daha yaşadığımız açıktır. Bununla birlikte son on yıl içerisinde Türkiye’de işbirlikçi burjuvazinin mevzilerinin ilerlediğini, emekçilerin haklarının budanmaya devam ettiğini, ekonomik krizin derinleştiğini, yoksullaşmanın ve hayat pahalılığının arttığını, grev yasaklarının rutin uygulamaya dönüştüğünü kendisine hatırlatmamız gerekiyor. O zaman “bu nasıl halk devrimidir, demokrasi nerededir ve bu ne biçim milliliktir?” soruları da beraberinde gelecektir. Çünkü eğer ki gerçekten kitabına uygun milli demokratik bir devrim olsaydı iktisadi açıdan daha korumacı, ithal ikameci ve işçi sınıfı ile köylülüğe daha fazla pay veren politikalara geçilmesi gerekirdi. Oysaki tablo tam tersi yöndedir… Özelleştirmelere tam gaz devam edilmekte, devletçi politikalar yok sayılmaktadır.
Mehmet Uçum’un burjuvazinin çıkarları adına siyaset yaptığı açıktır. Uçum’un devrim dediği şey ancak burjuvazinin rant ve kâr devrimi olabilir.
Mehmet Uçum çarpıtmaları 2: Emperyalizm işbirlikçiliği itinayla hasır altı edilir
Sermaye ve burjuva sınıfı konusundaki tavrı net olan Uçum konu emperyalizme gelince ise Türkiye solunun bazı ezberlerine hitap edecek şekilde faşizmi yeniden buluveriyor. 15 Temmuz darbe girişimini faşizan bir girişim olarak adlandıran Uçum, buna karşı mücadele edenleri ise anti-faşist mücadelenin bileşenleri ve buradan hareketle devrimin unsurları olarak adlandırıyor.
MDD’nin emperyalizme karşı yönelimine hitap edebilmek adına Cumhuriyet’in kuruluşunu emperyalizmin Türkiye’ye dışarıdan müdahalesine karşı duruş, 15 Temmuz’u ise emperyalizmin Türkiye’ye içeriden müdahalesine karşı duruş olarak ifade eden Uçum, Türkiye’nin emperyalist sistemle olan ilişkilerini ya da Türkiye’deki İkinci Cumhuriyet rejimini hasıraltı ediyor.
Objektif olarak emperyalizmin Türkiye’deki beşinci kollarından biri olan FETÖ’nün ve devlet içerisindeki varlığının, emperyalizmin Türkiye’deki diğer kolları tarafından tasfiye edilmesi ve bunun darbe girişimi üzerinden cisimleşmesi bir olgudur. FETÖ’nün tasfiyesi önemli bir olgudur ama devrim değildir. Ya da emperyalizme karşı mücadele sistem içi rekabet üzerinden bu şekilde ifade edilemez. Emperyalizme karşı mücadele ile ulaşılabilecek tek bir devrim türü vardır. O da sosyalist devrimdir.
Evet devrim, emperyalizmden kopuştur. Türkiye’nin emperyalizmle bağımlılık ilişkileri her geçen gün ilerliyor. En son NATO zirvesi bunun adı olmuştur. Uçum’un buna bir yanıtı var mı?
Türkiye’nin başta ABD emperyalizminin “stratejik müttefik”liği devam ediyor, Türkiye sermayesinin ve AKP’nin hayallerini Avrupa Ordusu süslüyor, NATO’da Türkiye’ye yeni misyonlar tarif ediliyor, haydut Trump, “Erdoğan’ı çok seviyorum sözümden çıkmıyor” diyor, emperyalist Siyonist Ortadoğu yayılmacılığına Türkiye bu iktidar tarafından ortak ediliyor ve Türkiye’de milli bir devrim oluyor öyle mi? Artık kime yedirirlerse…
Mehmet Uçum çarpıtmaları 3: FETÖ’nün fikirleri iktidarda, Uçum’dan demokrasi palavraları
FETÖ’nün sistem içerisine sızarak ve kadrolaşarak faşist bir vesayet rejimi kurduğunu, Tayyip Erdoğan’ın ise buna karşı devrim yaptığını savunan Uçum’un öncelikle üç noktaya bakması gerekiyor:
Birincisi, FETÖ’yü bu noktaya getiren güçler kimlerdi?
İkincisi, FETÖ’nün fikirleri bugün AKP iktidarında yaşamaya devam etmiyor mu?
Üçüncüsü, devrim diye propaganda ettiğiniz şey Cumhuriyet’e, işçi sınıfına, sola, laikliğe, aydınlanmaya, bağımsızlıkçılığa, halkın devlet yönetimine katılımına, devletçiliğe “karşı bir devrim” olmasın?
12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa referandumunda FETÖ’nün yargıya (yani devletin merkezine) yerleşmesinin yolunu açan “yetmez ama evet”çilerin has bir unsuru olan Mehmet Uçum bu sorulara ancak kaçamak yanıtlar verecek ya da soldan aldığı bazı kavramları uydurma kavramlar ile sentezleyerek palavralar sallayacaktır.
Diğer taraftan Kemalizm’i demokratik olmamakla eleştirerek, o eksiklerin 15 Temmuz’da Tayyip Erdoğan’ın önderliğindeki halk kitleleri tarafından doldurulduğunu ve FETÖ’ye karşı milli bir devrim yapıldığını savunan Uçum, Türkiye’de laikliğin nasıl tasfiye edildiğini bilerek görmezden geliyor. Şu an Türkiye’de tam da FETÖ’nün tahayyül ettiği bir rejim kurulmuştur. Kendileri tasfiye olsa da fikirleri iktidardadır. Nedeni ise basittir: Özgürlükler ve demokrasi adı altında laiklik tasfiye edilmektedir.
İşte bu yüzden eğer ki Mehmet Uçum anti-FETÖ’cü, devrimci ve milli olmak istiyorsa sermayeye ve emperyalizme göbekten karşı çıkmalı ve bazılarının moda deyimiyle “katı laikliği” savunmalıdır.
Gerisi boş laftır…
İkinci Cumhuriyetçiler’in “demokratik devrimi” ancak bu kadar
Son olarak tipik bir İkinci Cumhuriyetçi olan Mehmet Uçum’un şu sorulara ve yaklaşımlara yanıt vermesi gerekir ki o noktada lafı dolandırmak ve kavram icat etmek dışında bir seçeneği olmayacaktır.
Devrim, ülkenin yönetiminde ve egemenlik mekanizmasında sınıfsal bir değişiklik anlamına gelir. Ancak tersinden Türkiye’de sermaye diktatörlüğü her anlamda derinleşiyor. Buna ancak karşı-devrim denilebilir.
Halk devrimi, halkın devlet yönetimine katılımını mutlak anlamda arttıracak mekanizmaları beraberinde getirmelidir. Oysaki, Türkiye’de başkanlık sistemi adı altında bir tek adam yönetimi, despotik bir yönetim vardır.
Uçum, AKP ve Erdoğan demokratik devrim yaptı diyor. Ancak bu nasıl demokratik devrim ki, AKP kendine alternatif olanları, eline ne geçerse onunla uzaklaştırmaya çalışıyor. Belediyelere yönelik müdahale ve kayyım uygulaması, düşünce suçunun yeniden hortlaması, CHP’ye dönük butlan hamlesi, yargı sopası aracılığıyla tutuklanan binlerce insan, dolup taşan hapishaneler bunun özeti olsa gerek…
AKP iktidarı güç kazansa da kaybetse de yanında nedense İkinci Cumhuriyetçi takımından birilerini buluveriyor. 2007’de açıktan destek veren liberallerin yerini bu sefer milliyetçi, mukaddesatçıların gözüne girmeyi kendine amaç edinmiş, eskiden liberal bugün de liberal Uçum almıştır.
Tekrar söyleyelim. MDD’nin de bir usulü, erkânı ve adabı vardır. Liberallerin sol kavramları alıp oraya buraya çekiştirmelerine izin verilmemelidir.

