Tevfik Can Peker
Bugün hukuk üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir kısmı, hukuk devletinin gerilemesi ya da krizi etrafında toplanıyor. Yargı bağımsızlığının zayıflaması, temel hak ve özgürlüklerin koruma alanının daralması, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaşması ve yargının etkinlik-performans ekseninde yeniden düzenlenmesi genellikle bu çerçeve içerisinde ele alınıyor. Bu yazının savı, bütün bu parçaların, hukukun değişen siyasal ve toplumsal işlevinin parçası olarak ele alındığında bir anlam kazanabileceğidir.
Kabul etmek gerekir ki günümüzde bir ideal olarak hukuk devleti yalnız Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde ortaya ilk çıktığı zamana kıyasla farklı bir içeriğe sahip görünüyor. Bir kavrama yüklenen anlam ile uygulamada aldığı biçimler her zaman tam olarak örtüşmeyecektir. Ancak hukukun ve hukuk devletinin bugün içinde olduğu durumu değerlendirmek öncelikle kavramı var eden tarihsel-toplumsal koşulları göz önünde bulundurmayı gerektirir.
Hukuk devletinin tarihsel arka planı
Klasik liberal hukuk devleti ilkesinin en genelde iki boyutundan bahsetmek mümkündür. Birincisi, yönetenlerin keyfiyete dayalı işlemelerinin önüne geçilmesi diğer bir deyişle başta siyasal iktidar olmak üzere devlet erklerinin hukuk ile sınırlandırılmasıdır. Bununla bağlantılı ikinci boyut ise yurttaşların hukuk önünde eşit, haklar ve özgürlüklerle donatılmış birer özne olarak devlet iktidarının dokunamayacağı alanda serbestçe var olması olarak özetlenebilir.1
Modern anlamda hukuk devletinin bu ilk görünümü, işçi sınıfının doğuşu ve hak mücadelesi sonucunda değişime uğruyor. Yine liberal anlayış içerisinde kalmakla birlikte sosyal devlet anlayışı ve sosyal hakların özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında anayasalara girişi klasik hukuk devleti çerçevesinin de genişlemesini sağlıyor. Bu yeni çerçeve içerisinde yurttaşlar bakımından hak ve özgürlüklerin alanı genişlerken devletin yurttaş ile kurduğu ilişkinin niteliği de değişiyor. Bu bağlamda hak ve özgürlüklerin bütünlüğü ilkesi, klasik liberal anlayışın sonucu olan birinci kuşak haklardan pratikte etkin bir biçimde yararlanılmasını yalnızca belirli bir sınıfın tekelinden çıkartıp sosyal hakları, hak ve özgürlükler listesinin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçası olarak ele alıyor.2 Keynesyen anlayışın sonucu olarak ele alınabilecek olan devletin toplumsal niteliğini öne çıkartan bu yeni durum3, devletin görevlerini ve yurttaş ile ilişkilerini yeniden tanımlıyor. Devlet, yurttaşların sahip olduğu haklar ve ödevlere karşılık olarak çeşitli görevler üstleniyor. Bu görevlerin başında Anayasa’nın ikinci maddesinde belirtilen sosyal devlet olmanın gereği olarak beşinci maddede, kişileri sınırlayan her türlü siyasal, sosyal ve ekonomik engelleri kaldırmak geliyor. 1961 Anayasası’nın ikinci ve onuncu maddelerinden 1982 Anayasası’na da aktarılan bu ilişki hukuk devleti ve sosyal devlet kavramlarının birbirinden ayrılamayacağını, aksine madde ikide ifade edilen “sosyal bir hukuk devleti” kavramının bir bütün olarak anlaşılması gerektiğine işaret ediyor4. O dönemde İkinci Dünya Savaşı sonrasında kapitalizmin dinamiklerine uygun olarak gelişen tavizin sonucu olarak ortaya çıkan bu ilişkinin dönüşümü de yine kapitalizmin dinamikleri çerçevesinde ele almak gerekecektir.
Hukuk devletinin dönüşümünün genel çerçevesi
Yeni(den)-liberalizm ile birlikte 1980’li yıllar yukarıda ele aldığımız tarihsel gelişim çizgisinde tüm dünyada önemli bir kırılmayı beraberinde getirmiştir. Kırılmanın temelinde küresel sermayenin istemlerine uygun bir biçimde devletin ekonomik alandaki rolü ve yurttaşlarla ilişkisinin yeniden tanımlanması geliyor.
1970’li yıllarda ortaya çıkan ekonomik kriz, “sosyal hukuk devleti” anlayışını doğuran uzlaşının sürdürülebilirliğini tartışmalı hâle getirdi. Kapitalizmin otoriter devletçilik5 aşamasına geçiş ile birlikte devletin ekonomideki rolü yeniden tanımlanırken hukukun üstlendiği işlevler de bununla bağlantılı olarak dönüşmeye başladı. Bu dönüşümün hukuk alanındaki yansımaları en genel haliyle yürütmenin yasama aleyhine güçlenmesi, erkler ayrılığının belirsizleşmesi ve hak ve özgürlüklerin koruma alanının daralması olarak görülmektedir6. Bu bağlamda yeni(den)-liberal politikaların uygulamaya konması ile hızla yükselen özelleştirmeler, de-regülasyon ve devletin toplumsal niteliklerinin giderek aşınması7 yalnızca ekonomi politikalarının değil, aksine hukukun dönüşümünü de anlamlandırmayı sağlayacak çerçeveyi sunan bütünün parçalarıdır. Hukukun yeni(den)-liberal politikalar açısından işlevi bunların yaygınlaştırılması olarak özetlenebilir. Bu süreçte hukuk, yalnızca sermayenin haklarını güvence altına almakla kalmıyor bir yandan kolektif hakları ve örgütlü toplumu zayıflatırken diğer yandan siyasal alanı piyasaya, siyasal alanda hak sahibi bir özne olan yurttaşı ise giderek ekonomik bir aktöre dönüştürmektedir.8 Stephen Gill’in yeni anayasacılık olarak adlandırdığı süreçte klasik hukuk devleti anlayışının siyasal haklar ve siyasal temsile yaptığı vurgu yerini kamusal alanın giderek özelleştirildiği, piyasanın etkinliğini ve güvenliğini sağlamak için demokratik karar alma süreçlerinin piyasa üzerindeki etkilerinin sınırlandırıldığı bir düzene bırakmıştır.9
Bu gelişmeye paralel olarak ticari uyuşmazlıklar ve iş uyuşmazlıkları bakımından alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması, yargının yeniden yapılanmasının temel belirleyicilerinden bir haline gelmiştir. Arabuluculuk ve tahkim uygulamalarının gelişmesi çoğu zaman mahkemelerin iş yükünün azaltılması, uyuşmazlıkların daha kısa sürede çözümlenmesi ve adalete erişimin kolaylaştırılması gibi gerekçelerle savunulmaktadır. Dünya Bankası’nın 2021 yılına kadar yayımladığı10 “Doing Business” raporlarında sözleşmelerin ne kadar hızlı icra edildiği ve ticari uyuşmazlıkların ne kadar kısa sürede çözüldüğü temel başarı göstergeleri arasında değerlendirilmiştir.11 Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak uyuşmazlık çözümünde kamusal yargı faaliyetinin yanında alternatif mekanizmalar da teşvik edilmektedir.
Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde bugün yaşanan dönüşümü yalnızca “hukuk devleti krizi” olarak tanımlamak eksik kalacaktır. Hukuk, yeni(den)-liberal ekonomik politikaların siyasal ve toplumsal alana doğru genişlemesini sağlarken bununla paralel olarak ticari uyuşmazlıklar mahkemelerin dışına taşınmakta; diğer taraftan yargı sistemleri hız ve performans ölçütlerine göre yeniden yapılandırılmaktadır. İlk bakışta birbirinden farklı görünen bu gelişmelerin ortak noktası, hukukun toplumsal işlevini yeniden tanımlamasıdır. Hukukun, hak ve özgürlükleri güvence altına alma niteliği tamamen ortadan kaldırılmamakla birlikte giderek ikincilleşmektedir.
Hukukun dönüşümünün Türkiye’deki görünümleri
Bu gelişmeler karşısında süreci hukuk devletinin zayıflaması ya da anayasal ilkelerden uzaklaşılması olarak değerlendiren görüşler bulunmaktadır. Kuşkusuz yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler veya hukuki öngörülebilirlik bakımından yaşanan sorunlar bu tespiti bir ölçüde doğrulamaktadır. Ancak yalnızca bu noktaya odaklanmak, dönüşümün daha geniş toplumsal bağlamını gözden kaçırma tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle yaşanan gelişmeleri yalnızca “hukukun gerilemesi” olarak değil, hukukun önceki dönemden farklı toplumsal işlevler üstlenmeye başlaması olarak değerlendirmek daha açıklayıcı olabilecektir. Bu yazının sınırları içerisinde dönüşümün tüm görünümlerine değinmek olanaklı olmasa da genel bir tablo sunmak yararlı olacaktır.
2025 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin istatistiklerine bakıldığında Mahkeme, Türkiye’den giden yetmiş dört dosya hakkında karar vermiş, bunlardan altmış altı tanesinde en az bir hakkın ihlal edildiği belirlenmiştir. Bu kararların yirmi dördü adil yargılanma hakkına, yirmi biri ise özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkindir.12 Anayasa Mahkemesi’nin güncel istatistiklerine bakıldığında ise ihlal kararlarında birinci sırada %66,8’i makul sürede yargılanma hakkı, %10,4 ile ikinci sırada adil yargılanma hakkı gelmektedir. Mülkiyet hakkı ihlallerinden sonra dördüncü sırada ise %5,8 ile ifade özgürlüğü, hakkında en çok ihlal kararı verilen haklardan biridir.13
Yalnızca sosyal hakların değil birinci kuşak hakların dahi koruma alanının daraltılmasına örnek olarak kamuoyunda “dezenformasyon yasası” olarak da anılan TCK m. 217/A’da 7418 No’lu Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun14 ile yapılan düzenleme örnek verilebilir. İlgili değişiklik ile TCK’ya “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu eklenmiştir. Ancak hangi bilgilerin “gerçeğe aykırı” sayılacağına ilişkin ölçütlerin belirsizliği nedeniyle hüküm, yasallık ve belirlilik ilkelerine aykırılık gerekçesiyle eleştirilmektedir. Türkiye Barolar Birliği, İnsan Hakları Merkezi Çalışma Raporu’nda bu gelişme ceza hukukunun “düşünce ceza hukukuna” dönüşmesi olarak nitelendirilmektedir.15 Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın raporuna göre ise TCK m. 217/ A kapsamında gazetecilere yönelik olarak en az seksen sekiz gazeteci hakkında yüz on adet soruşturma başlatılmıştır. Raporun hazırlandığı son bir yıl içerisinde gazetecilere yönelik gözaltı uygulamalarının yirmi tanesi TCK m. 217/a kapsamında gerçekleştirilmiş, on beş gazeteci hakkında çeşitli adli kontrol kararları verilmiştir. Bu haliyle yasa, gazetecilik mesleğinin yapılmasını sürekli bir ceza hukuku tedbirine uğrama tehlikesi ile karşı karşıya bırakmaktadır.16 Bu noktada özellikle ceza hukuku açısından hukuki belirliliğin giderek muğlaklaşması; yukarıda değinilen otoriter devletçilik koşullarında yürütmenin lehine erkler arasındaki ayrımın belirsizleşmesi ile hak ve özgürlüklere dair güvencelerin etkisizleşmesi sürecinin görünümlerinden biridir.17
Hukukun alanı bir yönüyle genişlerken ortaya çıkan iş yükünün kontrol altına alınmasına yönelik adımlar da sorunun diğer yüzünü oluşturuyor. Bu çerçevede alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması yargısal faaliyetlerin yeniden düzenlenmesinin temel başlıklarından biri hâline gelmiştir. 2025-2029 yıllarını kapsayan IV. Yargı Reformu Stratejisi çeşitli başlıklar altında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılmasına değiniyor. Bu çerçevede hukuk davalarında arabuluculuk, ceza davalarında ise uzlaşma kurumları olmak üzere alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması belgede olumlu gelişmeler arasında sayılmakta, bunların idari yargı alanına doğru genişletilmesi hedeflenmektedir. Kurumsal tahkim uygulamasının yaygınlaştırılması ve asliye hukuk mahkemelerinin görev alanına giren alacak ve tazminat davaları açısından da dava şartı olarak arabuluculuğun kapsamının genişletilmesi öngörülmektedir.18 On İkinci Kalkınma Planı, Yargı Reformu Strateji Belgesi ile uyumlu olarak alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının “bireysel veya kurumsal müşterilerin finans kuruluşlarıyla uyuşmazlıklarına yönelik başvuruların hızlı ve tek elden” çözülmesi için yaygınlaştırılması gerektiğini mali piyasalar başlığı altında ifade etmektedir. Yine Plan, “Adalet Hizmetleri” başlığı altında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yargının iş yükü ve uyuşmazlıkların hızlı çözümü konusunda etkili olduklarını belirtmekte ve yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerekliliği üzerinde durmaktadır.19
Adalet Bakanlığı’nın “Mahkemelerin İş Yükünü Azaltıyoruz” başlığı altında yayınladığı verilere göre 2025 yılında iş uyuşmazlıklarının 73%’ü mahkemeye taşınmadan arabuluculuk ile sonuçlandırılmıştır.20 Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması özellikle iş uyuşmazlıklarının kamusal yönünü törpüleyerek onları bireysel uyuşmazlıklara indirgiyor. Yargı organlarının iş yükünü azaltmak ve uyuşmazlıkları kısa sürede çözmek amacı ile getirilen bu düzenleme, işçiyi işveren karşısında eşit bir özne gibi değerlendirerek aralarındaki ekonomik eşitsizlikten kaynaklanan güç dengesizliğinin maskelenmesine neden oluyor. Böylece modern iş hukukunun temelini oluşturan “işçinin korunması” ya da “işçi lehine yorum” ilkeleri gerçeklikte var olmayan bir tarafların iradesinin eşitliği savıyla etkisizleştirilmekte, işçilerin hak arama özgürlüğü ağır bir biçimde sınırlandırılmaktadır. Bir anlamda uyuşmazlıkların hak temelli niteliği eşit olmayan özneler arasındaki bir “pazarlık” sürecine indirgenmektedir.21 Bu çerçevede iş yükü ve uyuşmazlıkların hızlı biçimde çözülmesi gerekçeleri ile uygulanan alternatif yöntemler, sözleşme özgürlüğünü esas alan ve hukuk aracılığıyla getirilen sınırlamaların piyasanın işleyişini zorlaştırdığını öne süren liberal görüşlerin iş hukukuna yönelttiği eleştiriler ile uyum içerisindedir.22
Aynı eğilimin icra hukuku alanındaki karşılığı daha az tartışılmakla birlikte, anlamlı bir tamamlayıcı olarak görülebilir. Yargının performans temelli değerlendirilmesine paralel olarak “İcra Dairelerinin Etkinliğinin Arttırılması Devam Projesi (Faz II)” kapsamında büyükşehirlerde alacaklısı banka olan kredi, kredi kartı ve kambiyo senedine dayalı takip dosyalarına özgülenmiş “Banka Alacakları İcra Dairesi” kurulmuştur. İlgili dairelerin kuruluşunda gerekçe, arabuluculukta olduğu gibi hız ve uzmanlaşma olarak görülmektedir.23 Belirtmek gerekir ki hukuki uyuşmazlıkların uzmanlaşmaya dayalı, hızlı ve etkili bir biçimde sonuçlandırılması adil yargılanma ve adalete erişimin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Her ne kadar icra daireleri için öngörülen model arabuluculuktan farklı olarak, yargı dışına çıkışı değil, icra teşkilatının kendi içindeki bir farklılaşmayı ifade etmekteyse de alacaklının kim olduğuna göre uzmanlaşmış ve etkinleştirilmiş bir düzenlemeyi beraberinde getirdiği söylenebilecektir.
Sonuç Yerine
Sonuç olarak bugün hukuk üzerine düşünürken yalnızca anayasal kurum ve kavramların işleyişine odaklanmak yeterli değildir. Hukukun hangi toplumsal ihtiyaçlara öncelik verdiği, hangi alanlarda daha yoğun biçimde düzenleme yaptığı ve hangi ilişkileri güvence altına aldığı soruları da aynı derecede önem taşımaktadır. Böyle bir yaklaşım, hukukun geçirdiği dönüşümün ve işlevlerinin de devlet ile toplum arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan ekonomik ilişkilerde oynadığı rol üzerinden anlaşılmasını sağlayacaktır.
Hukuk devleti ideali kuşkusuz modern anayasal düzenlerin vazgeçilmez ilkelerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak bugün yaşanan dönüşüm yalnızca hukuk devletinin bazı ilkelerinin aşınması değil aynı zamanda hukukun toplumsal rolünün yeniden tanımlanmasıdır. Ancak tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde hukukun işlevi üzerine bütünlüklü bir belirleme yapılabilecektir. Gelinen noktada daha önce devletin toplumsal sorumluluğunun bir yansıması olarak ortaya çıkan ve ekonomik açıdan zayıf olanları güçlüler karşısında korumayı amaçlayan düzenlemeler hukuki koruma alanından çıkartılmakta ya da daha doğru bir ifadeyle hukuki koruma yolları ikincilleştirilmektedir. Bu durum da hak aramanın ve kişilerin sorumluluğunun bireyselleşmesine yol açmaktadır. Hukukun zorlayıcı ve düzenleyici gücü ise sermayenin belirlilik ve hız istemlerini karşılayacak biçimde yeniden yapılandırılmaktadır. Böyle olunca hukuk, toplumsal işlevlerinden soyutlanarak piyasanın işleyişini sağlarken kişiyi de hak sahibi siyasal-toplumsal bir özne yerine piyasanın gereklerine göre tanımlayan bir işlev yerine getirmektedir.
Dipnotlar
1- Hukuk devletinin tarihsel gelişimi ve Kara Avrupası’ndaki hukuk devleti modelleri arasında bir karşılaştırma için bkz.: ÇAĞLAR, Selda, Hukuk Devletinin Hukuki Belirlilik İlkesi Üzerinden Değerlendirilmesi, Beta Yayınları, Birinci Baskı, İstanbul, 2013, s. 7-12.
2- Sosyal devlet anlayışının gelişimi için bkz.: GÖZE, Ayferi, Liberal Marxiste Faşist Nasyonal Sosyalist ve Sosyal Devlet, Beta Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, 2016, s. 203-221. Sosyal hakların tarihsel gelişimi ve niteliği için bkz.: AKAD, Mehmet, Teori ve Uygulama Açısından 1961 Anayasası’nın 10. Maddesi, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1984, s. 10-24.
3- Bkz.: HARDT, Michael/ NEGRI, Antonio, Dionysos’un Emeği Devlet Biçiminin Bir Eleştirisi, Çev. Ertuğrul BAŞER, İletişim Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2007, s. 76-82.
4- Bu konuda geniş açıklama için bkz.: AKAD, s. 126-132.
5- Otoriter devletçilik kavramı için bkz.: POULANTZAS, Nicos, L’Etat, Pouvoir, Le Socialisme, PUF, 1. Baskı, Paris, 1978, s. 225-229.
6- Poulantzas’ın otoriter devletçilik kavramından hareketle hukukun konumu ve işlevleri üzerine bir değerlendirme için bkz.: KARADAĞ, Ulaş, Hukukun Üstünlüğü ve Otoritarizm, Türkiye’nin Anayasal Dönüşümü İçin Bir Çerçeve, Daimon-İmge Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2026, s. 45-54.
7- HARVEY, David, A Brief History of Neoliberalism, Oxford University Press, Birinci Baskı, New York, 2005, s. 2-3.
8- BROWN, Wendy, Undoing the Demos Neoliberalism’s Stealth Revolution, Zone Books, New York, 2015, s. 151-155.
9- GILL, Stephen, “Globalisation, Market Civilisation, and Disciplinary Neoliberalism”, Millennium: Journal of International Studies, Cilt: 24, Sayı: 3, 1995, ss. 399-423, s. 412-413.
10- Verilerin toplanması ve değerlendirilmesi süreçlerinde bazı ülkelerin lehine sonuç çıkartacak biçimde değişiklikler yapıldığı iddiaları ve sonrasında yapılan araştırmalardan sonra ilgili raporların yayınlanması durdurulmuştur. Bkz.: World Bank Group, Statement World Bank Group to Discontinue Doing Business Report, 16.09.2021, Bağlantı: https://www.worldbank.org/en/news/statement/2021/09/16/world-bank-group-to-discontinue-doing-business-report (Erişim Tarihi: 01.08.2026).
11- Türkiye istatistikleri için bkz.: World Bank Group, Doing Business Archive, Bağlantı: https://archive.doingbusiness.org/en/data/exploreeconomies/turkey (Erişim Tarihi: 24.07.2026).
12- European Court of Human Rights, Violations by Article and by State, Bağlantı: https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/stats-violation-2025-eng (Erişim Tarihi: 27.07.2025)
13- Anayasa Mahkemesi, Yıllık Rapor 2025, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara, 2026, s. 262, Bağlantı: https://www.anayasa.gov.tr/media/s5cjbjam/yillik-rapor-2025.pdf (Erişim tarihi: 27.07.2026).
14- Kanun metni için bkz.: Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG: 18.10.2022, 31987.
15- Türkiye Barolar Birliği, İnsan Hakları Merkezi Çalışma Raporu “05 Aralık 2021-31 Ekim 2024”, 1. Baskı, Ankara, 2025, s. 160-162.
16- Türkiye Gazeteciler Sendikası, Basın Özgürlüğü Raporu 2025-2026, Haz. Elif ERGİN/ İlyas COŞKUN, İstanbul, 2026, s. 41-42. Bağlantı: https://tgs.org.tr/tgs-basin-ozgurlugu-raporu2025-2026/ (Erişim Tarihi: 27.07.2026).
17- Bu konuda bkz.: KARADAĞ, s. 53-54.
18- T.C. Adalet Bakanlığı, Yargı Reformu Strateji Belgesi 2025-2029, s. 9, 12, 58, 71, 75, Bağlantı: https://cdn.uyap.gov.tr/yrsportal/strategydocument/Vo2bMRfG/7OXlNODO5.pdf (Erişim tarihi: 27.07.2026).
19- Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028), 2023, s. 69, 223.
20- T.C. Adalet Bakanlığı, 2025 Yılı Yargı istatistikleri, 20.04.2026, Bağlantı: https://www.adalet.gov.tr/adalet-bakanliginin-2025-adalet-istatistikleri-yayimlandi (Erişim tarihi: 28.07.2026).
21- Zorunlu arabuluculuk uygulamasının iş hukukunun temel ilkeleriyle uyuşmazlığı yönündeki eleştiriler için bkz.: GÜZEL, Ali, “İş Yargılamasında Yeni Bir Sistem: ‘Zorunlu’ Arabuluculuk (Eleştirel Yaklaşım-I)”, Prof. Dr. Savaş Taşkent’e Armağan, Ed. Kübra DOĞAN YENİSEY, On İki Levha Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2019, ss.: 11-90.
22- HATIPOĞLU AYDIN, Duygu, “Çalışma İlişkilerinin Dönüşümünün İş Uyuşmazlıklarının Çözüm Mekanizmalarındaki İzleri: Mahkemeden Arabuluculuğa”, Somut Hukuk Somut Tahlil, Güncel Hukuki Sorunlara Eleştirel YAKLAŞIMLAR, İmge-Daimon Yayınları, Birinci Baskı, İstanbul, 2025, ss.: 111-150, s. 128.
23- T.C. Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığı, İcra Dairelerinin Etkinliğinin Arttırılması Devam Projesi (FAZ II), Bağlantı: https://iidb.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/icra-dairelerinin-etkinliginin-arttirilmasi-devam-projesi-faz-ii (Erişim Tarihi: 28.07.2026)
Kaynakça
AKAD, Mehmet: Teori ve Uygulama Açısından 1961 Anayasası’nın 10. Maddesi, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1984.
Anayasa Mahkemesi: Yıllık Rapor 2025, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara, 2026, https://www.anayasa.gov.tr/media/s5cjbjam/yillik-rapor-2025.pdf (Erişim Tarihi: 27.07.2026).
BROWN, Wendy: Undoing the Demos: Neoliberalism’s Stealth Revolution, Zone Books, New York, 2015.
ÇAĞLAR, Selda: Hukuk Devletinin Hukuki Belirlilik İlkesi Üzerinden Değerlendirilmesi, Beta Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2013.
European Court of Human Rights: Violations by Article and by State, https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/stats-violation-2025-eng (Erişim Tarihi: 27.07.2025).
GILL, Stephen: “Globalisation, Market Civilisation, and Disciplinary Neoliberalism”, Millennium: Journal of International Studies, Cilt: 24, Sayı: 3, 1995, ss.: 399-423.
GÖZE, Ayferi: Liberal, Marksist, Faşist, Nasyonal Sosyalist ve Sosyal Devlet, Beta Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, 2016.
GÜZEL, Ali: “İş Yargılamasında Yeni Bir Sistem: ‘Zorunlu’ Arabuluculuk (Eleştirel Yaklaşım-I)”, Prof. Dr. Savaş Taşkent’e Armağan, Ed. Kübra Doğan Yenisey, On İki Levha Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2019, ss. 11-90.
HARDT, Michael / NEGRI, Antonio: Dionysos’un Emeği: Devlet Biçiminin Bir Eleştirisi, Çev. Ertuğrul Başer, İletişim Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2007.
HARVEY, David: A Brief History of Neoliberalism, Oxford University Press, New York, 2005.
HATIPOĞLU AYDIN, Duygu: “Çalışma İlişkilerinin Dönüşümünün İş Uyuşmazlıklarının Çözüm Mekanizmalarındaki İzleri: Mahkemeden Arabuluculuğa”, Somut Hukuk Somut Tahlil: Güncel Hukuki Sorunlara Eleştirel Yaklaşımlar, İmge-Daimon Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2025, ss. 111-150.
KARADAĞ, Ulaş: Hukukun Üstünlüğü ve Otoritarizm: Türkiye’nin Anayasal Dönüşümü İçin Bir Çerçeve, Daimon-İmge Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2026.
POULANTZAS, Nicos: L’Etat, Pouvoir, le Socialisme, PUF, 1. Baskı, Paris, 1978.
T.C. Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığı, İcra Dairelerinin Etkinliğinin Arttırılması Devam Projesi (FAZ II), Bağlantı: https://iidb.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/icra-dairelerinin-etkinliginin-arttirilmasi-devam-projesi-faz-ii (Erişim Tarihi: 28.07.2026).
T.C. Adalet Bakanlığı: 2025 Yılı Adalet İstatistikleri, 20.04.2026, https://www.adalet.gov.tr/adalet-bakanliginin-2025-adalet-istatistikleri-yayimlandi (Erişim Tarihi: 28.07.2026).
T.C. Adalet Bakanlığı: Yargı Reformu Strateji Belgesi (2025-2029), https://cdn.uyap.gov.tr/yrsportal/strategydocument/Vo2bMRfG/7OXlNODO5.pdf (Erişim Tarihi: 27.07.2026).
Türkiye Barolar Birliği: İnsan Hakları Merkezi Çalışma Raporu (05 Aralık 2021-31 Ekim 2024), 1. Baskı, Ankara, 2025.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı: On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028), Ankara, 2023.
Türkiye Gazeteciler Sendikası: Basın Özgürlüğü Raporu 2025-2026, Haz. Elif Ergin / İlyas Coşkun, İstanbul, 2026, https://tgs.org.tr/tgs-basin-ozgurlugu-raporu2025-2026/ (Erişim Tarihi: 27.07.2026).
World Bank Group: Doing Business Archive – Turkey, https://archive.doingbusiness.org/en/data/exploreeconomies/turkey (Erişim Tarihi: 24.07.2026).
World Bank Group: Statement World Bank Group to Discontinue Doing Business Report, 16.09.2021, Bağlantı: https://www.worldbank.org/en/news/statement/2021/09/16/world-bank-group-to-discontinue-doing-business-report (Erişim Tarihi: 01.08.2026).

