Gündem

CHP nereye?

Deniz Hakyemez

CHP “bir kez daha” bir seçim yenilgisinin ardından ve “bir kez daha” seçimin meşruiyetini bile etkili bir şekilde sorgulamadan giriştiği kurultay tartışmalarında Kılıçdaroğlu mu, değişim mi, tartışadursun bize düşen, CHP kurmaylarının CHP’lilere “ahmak muamelesi” yapmasını izlemek oluyor. “Yüzyılın değişimi” sloganıyla sahneye çıkan Özel; yıllardır Kılıçdaroğlu’nun A takımında ve onun cumhuriyet ile CHP’yi çökertme hamlelerinin çoğunun altında imzası var. Öte yandan, özellikle seçimin ertesinde CHP kurmayları ile tabanı arasında halihazırdaki uçurumun hızla derinleşmesine tanık oluyoruz. Kılıçdaroğlu’nun koltuğu “nihayet” sallanırken ardı ardına gelen CHP’nin eski ve yeni pek çok önemli isminden gelen ifşaatlar; CHP’ye yakın sayısız gazeteci ve aydının partinin fütursuzca sağcılaşma politikasının iflasının açık ve yüksek sesle ilanı; İlhan Cihaner’in yanı sıra son olarak Örsan Öymen’in aday adayı olarak çıkmasını bunun işaretlerinden biri olarak görmekte sakınca bulunmuyor.  

Gelinen noktada 13 yıllık Kılıçdaroğlu başkanlığının inatçı bir çöküş ve yıkım dönemi olduğunu gizlemenin yolu kalmamış durumda. Ülkesinin rejim değişikliği referandumunda oy dahi kullanmamış “lideriyle” bu dönem CHP’si kendi geçmişini reddederek başladı yaşamına. Neo-liberal rüzgar küresel sermayeye daha büyük talan imkanı tanınması adına ulus-devletlere savaş açarken yalnızca Erdoğan değil, Kılıçdaroğlu da ne denli kullanışlı olduğunu her adımda gösterdi. Bütün Amerikan think-tankleri yıllardır CHP’ye Cumhuriyet düşmanlığını bayrak yapmaya aday mıydı ki siyasete, İslamcılığa ve liberal Kürt siyasetine, daha açık bir çizgi izlemesi gerektiğini vazediyordu?Bu siyaseti tam gaz yapma işi memur Kılıçdaroğlu’na düştü. Önce “sol” adına partiye tüm sağ politikaları eksiksiz savunan liberaller dolduruldu.Sonra  27 Mayıs’a darbe, Ergenekon davasına “suçlu yok diyemem” dendi. “Demokrasi” adına dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek verildi, “uzlaşma” adına türban açılımları yapıldı. AKP ve Erdoğan ne zaman köşeye sıkışsa “Gün birlik günüdür,” sözü ısıtıldı. “Kutuplaşmanın karşısında” Menderes, Muhsin Yazıcıoğlu güzellemeleriyle başlayan süreçte Kılıçdaroğlu handiyse aşırı sağcı ya da cumhuriyet düşmanı olmayanları danışman beğenmemeye başladı. Bu açıklıkta, soru artık tüm bu politikaların kime ve neye hizmet ettiği tartışması olmaktan çıkmıştır. Tartışmaya değer tek şey belki bunların gaflet, dalalet ve hıyanet üçgeninde tam olarak nereye oturduğu konusudur.

Tarih bizlere daha net bir resim çizinceye kadar, üçünün de bir rol oynadığını düşünmek durumundayız. Ama daha ötesinde, CHP seçmeninin önemli bir kesiminin de böyle düşündüğünü öngörebileceğimiz bir noktadayız. Parti kurmaylarınca belirlenen yapılanma ve işleyiş İlhan Cihaner ya da Örsan Öymen gibi aday adaylarının seslerinin boğulmasına yönelik olsa da, bu çıkışlar CHP üzerindeki büyük kuşatmanın çatlaklar vermeye başladığını göstermesi açısından önemlidir. Yıllardır sürdürülen cumhuriyet düşmanı politikaların, umut tacirliğinin damgasını vurduğu son seçimlerde CHP’lilerin oylarıyla meclise sağcı ve AKP’li doldurulmasıyla taçlandırılması CHP’yi bir kırılmaya zorlamakta ve dahası, CHP tabanında CHP’nin Atatürk ilkeleriyle yeniden buluşmasını isteyen kesimi kaçınılmaz olarak sol politikalara itmektedir. (Öymen’in vergi vb. çıkışı tesadüf değil.) Meseleye daha geniş açıdan baktığımızda bu sonucun tesadüfi olmadığını görmemiz daha kolaydır: Neoliberal dönemde cumhuriyetlere savaş açan asli unsur, sınırsız talan karşısında ulus-devletlerin geriye kalan son kamucu ve korumacı unsurlarını engel gören sermayedir; dolayısıyla ilerlemiş tekelci dönemde Altı Ok’tan herhangi birine yaklaşmaya çalışmak da sermaye ile şu ya da bu ölçüde mücadeleyi kaçınılmaz kılmaktadır. Sermayenin bunu böyle gördüğünden şüphe duyamayız.

CHP içinden bu türden bir küçük burjuva radikalizmi çıkabilir mi, henüz bunu söylemek için erken, ancak toprağın verimli olduğu yadsınamaz. Öte yandan bu tür hareketlerin yaşam şansı bulabilmeleri için CHP’nin bu 13 yıllık çöküş ve yıkım döneminden gerekli dersleri çıkarmış olması kilit önemde görünüyor.

*

CHP içindeki kuşatmanın ne denli derin olduğunu anlamaya çalışmak bir başlangıç noktası oluşturabilir. Örnek olsun; bugün CHP yönetiminin 2017 referandumunda YSK’nın “mühürsüz oy pusulaları ve zarfların” geçerli sayılacağı kararına 16 Nisan akşamı siyaseten karşı çıkmadığı ve kararın AİHM’ye götürülmesi çabalarını da baltaladığı açıklamasında bulunan Atilla Kart’ın Anayasa Komisyonu günlerini hatırlayalım. 

İçerideki tartışmaları bilemiyoruz, ama Komisyon’da bir yanda Süheyl Batum’la diğer yanda Atilla Kart ve Rıza Türmen’in basına yansıyan tartışmalarından Kart ile Türmen’in hem milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasından yana olduklarını, dahası TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda görüşülen “Yasama Sorumsuzluğu ve Dokunulmazlığı” maddesinde uzlaşmayı kabul ederek milletvekillerinin tutuklanmasının meclis çoğunluğuna bırakılmasına onay verdiklerini biliyoruz. Gaflet mi, dalalet mi, hıyanet mi, kendi açılarından soruya verilecek yanıtın “demokrasi” olduğunu düşünebiliriz. Şimdilerde Rıza Türmen,  adım adım açılan “demokrasi” yolunda vekillerini veren HDP’nin yakın zamanda düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda hâlâ “Altı Ok’ta ne demokrasi ne insan hakları vardır,” buyuruyor.

Bugün, bırakalım, Süheyl Batum’u, Atilla Kart ile Rıza Türmen bile CHP kurmaylarına fazla geliyor. Zamanında işlevlerini yerine getirdiklerini, Kılıçdaroğlu’nun bunlara artık ihtiyaç duymadığını anlayabiliyoruz. Girilen yolda daha sağ ve daha sağı gerekliliği kaçınılmaz olduğu görülüyor. Öte yandan, bu örnek bizlere CHP’nin sorununun Kılıçdaroğlu’nun ve hatta Özel’in  ötesinde olduğunu da hatırlatıyor.

CHP içindeki kavga, CHP’nin yıllardır gözlerini kapamaya çalıştığı sınıf savaşımına gözlerin artık kapatılamayacağı bir noktaya gelmiş bulunuyor. Atatürk ilkelerine bağlı kalmak isteyen CHP’lilerin bir kısmı kendi zihinlerinin dışında bir yerde var olmayan yitik bir altın çağa dönüş özlemi kuruyor olabilir. Ama dönem artık sınıfsız ve kaynaşmış toplum vurgusu yapılabilecek bir “erken cumhuriyetler” dönemi değildir. Türkiye’yi kalkınma yoluna sokmaktan mı söz ediyorsunuz? Altı Ok’tan “devletçilik” ve kaynak tartışmasının, Öymen’in de konuşmalarında vurguladığı gibi, “diyanete ayrılan kaynağın büyük kısmının başka alanlara aktarılmasına” ek olarak, “vergi yükünün yoksuldan zengine kaydırılmasından” başlaması kaçınılmazdır.

Bu noktada CHP ya “demokrasi”, “uzlaşı”, “birlik” lafları ardında tekellere, onların talan özgürlüğünü güvence altına alacak bir meclis ve bunu mümkün kılacak bir sözde muhalefet partisini sunma yolunda ilerlemeye devam edecek ya da sınırları ne olursa olsun (ki bu sınırlar önemlidir ve bir başka yazının konusudur), bir “Cumhuriyet ve Halk Partisi” olma kavgası verecek. Brutus’un ünlü sözleriyle “ya Cumhuriyet ya Sezar yaşayacak”…

Eski ve yeni CHP’nin bir arada var olması artık mümkün görünmüyor.

Comments are closed.

0 %