Gündem

Cumhuriyet’in yeni yüzyılına sosyalistler ne diyor?

Kurtuluş Kılçer

100 yıllık kapitalist Türkiye yeni bir yol ayrımında mı? AKP’nin 20 yıllık iktidarının sürüp sürmeyeceği Cumhuriyet’in yüzüncü yılında yapılacak seçimle belirleneceğinden, seçimin ortaya çıkaracağı sonuç Türkiye açısından yeni bir yol ayrımına denk gelip gelmeyeceği bugün daha fazla tartışmayı hak ediyor. 

Hem 100 yıllık bir tarihin muhasebesinin yapılması hem de 100 yıllık birikiminin nereye evrileceği ve düzen siyasetinin nasıl bir projeksiyona sahip olduğu açısından bir değerlendirme önemli görülmelidir. 

100 yıllık Cumhuriyet tarihi aynı zamanda 100 yıllık kapitalist Türkiye tarihidir. Kapitalist yolu seçen Türkiye’nin 100 yıllık öyküsünün yazılması, bugün ülkenin toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel bütün sorunlarının ve sıkışma başlıklarının da masaya yatırılması anlamına gelecek. İşin bir yanı buyken bugün yeni bir yüzyılda yeni bir öykü yazılır mı sorusu daha güncel bir başlık olarak karşımızda duruyor.

Düzen siyasetinin iki baş aktörü AKP ve CHP tarafından peşi sıra açıklanan vizyon belgeleri, Cumhuriyet’in yeni yüzyılına dönük olarak düzen siyasetinin yaklaşımını, yönünü, sınırını ve niyetini fazlasıyla gösteriyor. İlk elden söylenebilecek şu olmalı: Açıklanan “vizyon belgeleri” 100 yıllık Cumhuriyet’in yaşadığı başkalaşmayı veri almayan, bu başkalaşmanın ana nedeni olan karşı-devrimle hesaplaşmanın değil tersinden “başkalaşmanın” yolunu döşediği bir içeriğe sahip. Bunun nedeni 100 yıllık Cumhuriyet’in muhasebesinin yapılmaması, yüzyıllık kapitalist tarihin 1923 yılında kurulan Cumhuriyet’in temel paradigmalarına yönelik yıkıcı niteliğinin göz ardı edilmesiyle ilgilidir. Nedeni ise basit: Kapitalist yolu tercih edenlerin böylesi bir muhasebe içinde olmaları mümkün değildir. 

Biraz şuna benziyor: Kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin nedeni olan temel ve tarihsel olgunun “mülkiyet ilişkileri” gerçeğini görmek istemeyen feminizmin bu çelişkinin temeline “cinsiyet ilişkilerini” yerleştirmesi gibi. Çünkü mülkiyete hayır diyemiyorlar! Bugün de Cumhuriyet tartışması, bu tartışmanın merkezine kapitalizm konulmadan yapılarak her türlü değerlendirme ve muhasebe eninde sonunda kapitalist düzenin bekası üzerine kurulmuş bir iyileştirme ve onarma biçimselliğini aşamayan, öze değil görüntüye odaklanan, temel sorunlara dokunmayan “ıslahat ve tanzim”den ibaret kalacaktır. Çünkü kapitalizme hayır diyemiyorlar! 

Aslında Türkiye’nin tarihsel ilerlemesinde tıpkı Osmanlı döneminde yaşanılan Islahat Fermanı, Tanzimat dönemi ve sonrasında Meşrutiyet nasıl bir evrimsel çizgi olarak hep kendi içine kapanmışsa, Cumhuriyet bir devrim olarak bütün bunları aşan bir olgu olarak karşımıza çıkmışsa, bugün ülkenin karşısında gerçeklikte neyi savunmak gerekir? Islahat ve Tanzimat yolunu mu yoksa Cumhuriyet örneğini mi?

Böylesi bir bakış açısının değerlendirmesi gereken başka olgular da doğaldır ki devreye girmek zorunda. Evrimci ve devrimci yaklaşımların objektif koşullarının olup olmadığı yapılacak akıl yürütmesinin önemli diğer boyutu. Ama soru şu şekilde sorulmalıdır: Cumhuriyet’in 1923 yılında ilanındaki objektif ve hatta öznel şartların bugünkü şartlardan daha ileri olduğunu kim iddia edebilir? Süreklilik ve kopuş diyalektiği olarak kavramsallaştırılacak bir yaklaşımda düzen siyasetinin süreklilik dediği herkes için açık olmalı. Meselenin bir başka boyutu tam da budur. Bugün düzen siyaseti, kopuşu değil sürekliliği kendisine eksen edinmiş bir siyaset yol haritasını Türkiye’nin yeni yüzyılında bir yol ayrımı olarak ortaya koymaktadır. Ama 100 yıllık kapitalist yolun muhasebesinin merkezine “kapitalizmi” koymadan, hatta 100 yıllık Cumhuriyet’in “başkalaşmasının” üzerine bina ederek, “sürdürülebilir ve yenilenebilir” bir düzen arayışını temsil eden düzen siyasetiyle karşı karşıyayız. 

AKP tarafından ilan edilen vizyon belgesi “Türkiye’nin Yüzyılı” adıyla açıklanırken, CHP tarafından benzer bir biçimde “İkinci Yüzyıl” ismini tercih edildi. Tesadüf değildir. Düzen siyasetinin her iki odağının bugün paralel bir vizyon ortaya koyması, üzerine bastıkları zeminin ortaklığından ileri gelmektedir. Cumhuriyet’in yüzüncü yılına girerken zemin ortaklığının doğrudan kapitalist yolun bekası olduğu su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. 

Bazı noktaları cesaretle ifade etmek gerekiyor. AKP’nin 20 yıllık iktidarı, kapitalist Türkiye’nin politik tarihinde bir parantez olarak görülemeyecek yapısal bir dönüşümün adı olarak konmak zorundadır. 1923 Cumhuriyet’i bir kopuşu işaret etmişti. Saltanat, hilafet ve işgal koşullarında kurulan Cumhuriyet, dünyanın politik gelişimi de düşünüldüğünde, sol bir iklime doğan ilerici bir hamle olarak doğmuş, ancak kapitalist yolun tercihi, bu ilerici ve devrimci niteliği adım adım tüketen bir işlev görmüştü. Bizzat kapitalizm, Cumhuriyet’in temel niteliğini ve değerlerini adım adım ortadan kaldırmış, 12 Eylül askeri faşizm ve onun doğrudan çocuğu olarak AKP ile birlikte Cumhuriyet tasfiye sürecine girmişti. AKP’nin 20 yıllık iktidarı bu açıdan sermayenin, kapitalizmin ve sermaye devletinin tercihleriyle uyumlu bir rejim olarak Cumhuriyet’in reddiyesi üzerine gerici bir rejimin kuruluşu olarak saptanmak durumundadır. 20 yıllık AKP iktidarıyla birlikte bir karşı-devrim süreci yaşanmış, Cumhuriyet’in bütün nitelikleri ile ülkenin kuruluş paradigmaları ortadan kaldırılmıştır. Buna liberaller “ikinci cumhuriyet” adını vermişlerdi. Gerici ve emperyalizme bağımlılığın son noktası olan Türkiye’nin AKP eliyle dönüşümü, 100 yıllık Cumhuriyet’in bir fetret dönemi değil, tersinden kapitalist Türkiye’nin doğal ve mantıki sonucu olmuştur. 

Bugün tartıştığımız bu tarihsel sürece dairdir. Bugün AKP-MHP tarafından temsil edilen gerici-faşist blok, bu sürecin tıkanma noktalarını aşacak revizyon arayışıyla kurulan başkanlık rejiminin devamından yanayken, CHP liderliğinde kurulan Millet İttifakı, benzer bir sağ cephe olarak AKP eliyle kurulan “ikinci Cumhuriyet”in restorasyonunu merkeze koymuş durumdadır. CHP tarafından ilan edilen “İkinci Yüzyıl Vizyon Belgesi”, Cumhuriyet’in temel değerlerine dönüşü değil Özal ile başlayan emperyalizme bağımlı kapitalizminin dünya kapitalist sistemine uyumunu hedefleyen bir vizyonu işaret etmektedir. Bununla birlikte CHP tarafından politik bir açılım olarak gündeme getirilen “helalleşme” ve “başörtüsü” açılımı, benzer biçimde AKP eliyle kurulan yeni rejime uyum perspektifinin politik ifadesi haline geliyor. 

Kavranması gereken, bizce, en önemli nokta şu: 1923 Cumhuriyet’i yıkılmış ve yeni bir sermaye birikim modeline yaslanan ve uluslararası kapitalizmin gelişimiyle uyumlu gerici, emek düşmanı ve burjuva hukuk “kurallarını” bile değiştiren rejimle, başkalaşmış bir cumhuriyetle karşı karşıyayız. Bu süreç bir karşı-devrim süreci olarak yaşandı. Bugün bu karşı-devrim sürecini tam boy karşıya almadan ülkenin karşı karşıya bulunduğu temel toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki sorunların çözümü mümkün değildir. Ancak makyaj olabilir, tamir olabilir, iyileştirme olabilir. Sorunların kaynağı olarak sermayenin diktatörlüğüne dokunulmadığı sürece eşitsizlik, adaletsizlik, hukuksuzluk, yoksulluk, gelir adaletsizliği, ekonomik bağımsızlık gibi ülkenin kaderi olan olguların değişmesini/çözülmesini beklemek saflık olacaktır. Kaynağı kapitalizm olan sorunları, kapitalizmi yok sayarak aşmak ne kadar mümkünse daha iyi bir kapitalizm vaazı da bir o kadar gerçekçi olacaktır. Yüzyıl önce seçilen kapitalist yol, bugün AKP eliyle gerici bir rejimle sonuçlanmıştır. CHP tarafından “daha iyi bir kapitalizm” vizyonunun bugün AKP’den kurtulmak adına muhalefetin programı olarak ortaya çıkıyor olması, AKP eliyle kurulan rejimin restorasyonun programı olması gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü CHP tarafından ilan edilen vizyon belgesi, emperyalist merkezlerle tam boy uyumlu bir gelecek tasavvurundan daha ötesini sunmuyor. 

100 yıl önceki şartlar bugün elbette bulunmuyor. Bugünün şartları düşünüldüğünde, bir kez daha yüz yıl önce yapılanların bir benzeri de ortaya konamaz. Tam da bunun için yeni bir yol tercihi bizim önümüzde durmaktadır. Ülke yeni bir yol ayrımında sorusunun, düzen içi yanıtı belli. Ancak düzen karşıtı güçler açısından Türkiye’nin yeni bir yolu örülmek zorundadır. Moda deyimle yazımızı sonlandıracaksak eğer, solun vizyonu “yeni bir cumhuriyet”tir: Emekçilerin omuzlarında yükselecek, laik ve bağımsız bir cumhuriyet!

Comments are closed.

0 %