Sağın sıvı ve katı halleri: Millet ile Cumhur

Dergi Dosya Sayı 12 (Şubat 2022)

Kurtuluş Kılçer

Maddenin dört hali, fiziksel özelliklerine göre yapılan bir sınıflandırma. Başka faz biçimleri olmakla birlikte, konuyu bilime bırakarak, yazımıza politik düzleme uyarlanmış bir benzetmeyle başlamak yerinde olacak. Tıpkı maddenin dört hali gibi, politik düzlemde de, aynı politik/ideolojik “bileşimin” farklı fazlarla kendisini gösterebildiği, bugün Cumhur ve Millet İttifakı söz konusu olduğunda ileri sürülebilecek bir gözlem olarak karşımızda duruyor. 

Farklılıkların biçimde, görüntüde ve fizikte karşılık bulduğu; özde, nitelikte ve kimyada ise ortaklıkların fazlasıyla billurlaştığı bir gerçekliği başka nasıl tanımlayabiliriz ki? Siyaseti, mevcut kapitalist sistemin ve sermaye düzeninin kolonlarını görmezden gelerek her ele alış, doğaldır ki, özü değil biçimi, niteliği değil görüntüyü ve ortaklıkları değil yüzeysel farklılıkları öne çıkartacaktır. Bugün de yapılan bu. Millet ve Cumhur, adlarıyla eş anlamlı oldukları kadar, düzen siyasetinin eş anlamlı iki çizgisini temsil ediyor. Hatta daha ileriye götürerek, ifade edilmesi gereken bir başka nokta ise Millet ve Cumhur’un düzenin sol ya da sağ kanadına değil, doğrudan sağın sıvı ve katı hallerine karşılık geldiğidir. 

“SAĞIN ZITLARIN BİRLİĞİ YASASI”

Manifesto’da geçen ünlü paragraf biliniyor: “Komünistler, görüşlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmez”. Komünistler görüşlerini ve amaçlarını açıkça ilan etmekten çekinmezken, sağın alamet-i farikalarının en önemli olanlardan birisi, belki de her noktada olduğu gibi solla taban tabana zıt takiye geleneğidir. Sağ, görüş ve amaçlarını, hiçbir zaman açık olarak ilan etmez, hep bir kılıfın, bir örtünün, bir hamasetin arkasına gizlenerek çıkarlarına ulaşmanın yolunu yapar. Bu, sağa başka bir özellik kazandırıyor. Söylediği ile gerçeklik arasındaki büyük uçurum ya da çelişki. “Sağın zıtların birliği yasası” derken kastettiğimiz tam olarak bu. Söylem ile temsil ettiği gerçeklik arasındaki çelişki ya da açı, bir kez saptandıktan sonra, sağın söyledikleri üzerinden aslında ne söylemediğini ya da söyleminin tersine neyi temsil ettiğini çıkarsamak çok zor olmayacaktır. 

Ülkenin madenleri, fabrikaları, şirketleri – kamu ya da özel- yabancı tekellere satılmışken “milli ve yerli” söylemi büyük bir takiyye. Kalkınma, yatırım ve hizmet, sağın sık dile getirdiği kavramların başında gelirken özünde amaçları yabancı sermayeye ülkenin pazar haline getirilmesinden başka bir şey değildir. Gerici ve faşist ittifakın adı olan Cumhur kelimesi, aslında tek adam rejiminin üzerine örten bir kılıf değil mi? Cumhur, halk, millet gibi kavramların kullanılması, rejimin verili gerçekliğini bükerek yanılsama yaratırken, bize sağın dilini ve dilinin altındakileri gösteriyor. Taban tabana zıt iki olgunun, biri görüntüde birisi ise gerçeklikte sağ siyasette vücut bulmasını, sağın takiyyesi ve alamet-i farikası olarak not edip geçelim. Demek ki sağ, neyi söylediği değil, söylemediği gerçekliğin bizatihi kendisi oluyor. 

Bugün de benzer bir biçimde Millet ve Cumhur ikilisi, toplumun karşısında eşanlamlı iki isimle var olurken, birbirlerine karşıtlık üzerinden kendilerini tanımlamaları, uydurduğumuz teoriyi uçlara çekerek, yine “sağın zıtların birliği yasasına” denk düşmüyor mu? Zıtların çelişkisi başka; ancak zıtların birlikte varlığı, mücadeleyi değil aslında düzenin mütemmim cüzü iki parçasını gösteriyor. 

EŞ ANLAMLILIK: MİLLET İLE CUMHUR

İsim benzerliği hatta doğrudan eş anlamı iki kelimenin seçilmesi tesadüf sayılmalı mı? Kavramlar önemlidir: Cumhur’un karşısına Millet ile çıkılması, başkanlık rejiminin üstünü örtmek istediği “milli irade” yalanına dolaylı bir destek olmuştur. Bugün benzer bazı sesler sol cenahtan da gelmekte; 3. İttifak adıyla bilinen arayışlara isim olarak, aklı evvel bazı kesimler tarafından, Halk İttifakı isim olarak önerilebilmektedir. 

Ancak konumuz kavramların seçilmesindeki arka plan değil. Millet ve Cumhur’un eş anlamlılığı sözcüksel olmanın çok ötesinde bir anlama sahip. Millet ve Cumhur’un, temel konulardaki politik yaklaşımlarına, siyasetlerine ve eksenlerine baktığımızda isimdeki eşanlamlılık burada da karşımıza çıkıyor. Millet’in, kurucu partisi olarak CHP liderinin, Avrupa Birliği ülke elçileriyle yaptığı toplantıda “NATO’ya bağlılık” sergilemesi ile Erdoğan ya da savunma bakanı Akar’ın NATO’culuklarını her fırsatta dile getirmesi arasında nasıl bir farklılık bulunabilir ki? Serbest piyasa söz konusu olduğunda DEVA ile AKP arasındaki mutlak aynılılk, İstanbul Sözleşmesi’nin iptali konusunda AKP ve Saadet Partisi arasındaki politik benzerlik, Kürt sorununa yaklaşımda MHP ile İyi Parti arasındaki özdeşlik, dış politikada mezhepçilik söz konusu olduğunda AKP ve Gelecek Partisi arasındaki paralellik, çatısı altında bulundukları Millet ve Cumhur isimlerinin eş anlamlılığı kadar, aynı zamanda politik olarak da eş anlamlı bir çizgiye tekabül ettiklerini göstermeye yeter de artar bile. 

Tarikat ya da cemaatler konusunda neredeyse hepsinin hayırhah bir tutum alması, Millet ve Cumhur’un düzenin sağ iki kanadını temsil ettiklerini gösteren başka ve somut bir örnek olarak karşımızda duruyor. 

Zaten içinden AKP’yi çıkaran Saadet Partisi, AKP’nin içinden çıkan DEVA ve Gelecek, MHP’nin içinden kopan İyi Parti’den müteşekkil Millet İttifakı’nın, temelde Cumhur İttifakı’ndan farkını ortaya koymak zor bir iş. Kaldı ki 20 yıllık AKP iktidarının karşı-devrimini yaşayan ülkede, siyasetin sağa yatmış eğik düzleminde ve merkez siyaset eksenin sağa kaydığı bir tabloda “ortanın solundan” merkezin sağına geçiş yapan CHP ile birlikte takım tamamlanmış oluyor. 

GÜÇLÜ BAŞKANDAN GÜÇLÜ BAŞBAKANA: FARK MI ORTAKLIK MI?

Farklılıkların öne çıkarılması kadar ortaklıkların da ortaya konulması, siyasetin analizinde yetersiz bir yöntem olabilir mi? Sıklıkla, düzen siyasetinin ve kapitalizminin ihtiyaçları bağlamındaki farklılıkların belirgin kılındığı verili medya ortamında, düzenin iki siyasi çizgisinin temelde aynı değerlere sahip olduklarının ve büyük politik ortaklıklarının üzeri örtülüyor. Bunun apaçık gösterilmesi gerekiyor. 

Bugün sermayenin çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı bir biçimde merkezileşme ihtiyacının karşılığı olarak gündeme gelen başkanlık rejimi ile güçlendirilmiş parlamenter sistem arasında temelde hangi farklılıklar var? “Güçlü başkan”dan “güçlü başbakan”a geçiş, sembolik cumhurbaşkanı kutsaması ile birlikte propaganda edilmektedir. Ancak sermayenin çıkarları bağlamında yürütme erkinin güçlendirilmesinden başka bir şey olmayan bu ayrım, düzenin revizyonu ile restorasyonu arasındaki temel fark olarak karşımıza çıkıyor. Buna geleceğiz. 12 Eylül cuntasının başbakanlık yetkilerini Cumhurbaşkanı’na devrettiği idare biçimi, yürütmenin başı olarak başbakanı sınırlarken, AKP’nin başkanlık rejimi bu sınırı mantıki sonucuna taşımış oldu. Güçlendirilmiş parlamenter rejim adıyla gündeme gelen; cumhurbaşkanını, devletin sigortası olarak tutmaya devam edip çok yetkili bir başbakanlık makamı önerisi, özünde Cumhur’un savunduğunun başka bir biçimi olarak karşımıza çıkıyor.  Meclis’in dengelemesi, yargının denetlemesi, cumhurbaşkanının ise devletin bekası için sigorta haline getirilmesi önerisinin parlatıldığı ve farklılıkların buradan çizildiği bir tabloda kimse yürütme erkinin daha da güçlendirilmesi noktasındaki ortaklığı ne yazık ki dile getirmiyor. Mesele Türkiye kapitalizminin ve sermaye sınıfının çıkarlarıyla doğrudan ilintili olarak merkezileşme ihtiyacının bugün düzenin her iki kanadı tarafından da benimseniyor oluşudur. 

Yaşanan sürece kuşbakışı bi tarihsel yaklaşım geliştirirsek karşımıza çıkacak tablo şundan ibaret: İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararla başlayan milli burjuvazi yaratma hedefi adım adım burjuvazinin kapitalist dünya ile entegrasyonunu gündeme getirmiş, 24 Ocak kararları ve Özal dönemi ile bu entergrasyon sağlanmış, AKP ile birlikte 1923 Cumhuriyeti’nin sermaye açısından ilerici ve sol değerleri tasfiye edilerek yeni bir rejim inşa edilmiştir. Sorun kurulan bu rejimin yerleşme sorunudur. Türkiye sermaye sınfının, tekellerin, bankaların karlarına bakıldığında AKP döneminde nasıl büyüdükleri görülecektir. Emperyalist tekellerin ve finans kapitalin AKP döneminde ülkeyi nasıl yağmaladıkları rakamlarla ortada. Bu düzenin yıkılması değil tersinden bu düzenin iyileştirilmesi; Millet ve Cumhur kanatlarının temel  hedefi olarak görülmelidir. 

Güçlendirilmiş parlamenter rejim Millet’in ortaklaştığı temel zemin. Cumhur ise kurulu başkanlık rejiminin aksayan taraflarını düzeltmek istiyor. Bugün Millet ve Cumhur’un, emperyalizmle ilişkiler, AB hedefi, NATO üyeliği, serbest piyasa, özelleştirme, ülkeye emperyalist tekellerin ve sermayenin girmesi, faiz politikası, tarikatlara bakış gibi sayısı artırılabilecek onlarca başlıkta temelde bir farkı bulunmazken düzenin idare biçiminin nasıl olacağı üzerinden ayrışması açıktır ki verili kapitalist düzenin iyileştirilmesi dışında bir anlama sahip değildir. Düzenin idare biçiminin değişmesi, sınıflar mücadelesinin gerekleri, sermaye devletinin ihtiyaçları ve sermaye birikim modeliyle doğrudan ilgilidir. Derin bir ekonomik krizin yaşandığı ve yıllardır emperyalist siyasetin kuyruğunda dolanan dış siyasetin tıkandığı içinden geçtiğimiz kesitte, sermaye devletinin ve kapitalizmin çıkarları Millet ve Cumhur’un temel derdi olarak karşımızdadır. Bu açıdan Millet ve Cumhur’un temel farkları ortaya çıkarken, aynı zamanda iki karşıtlığın özde aynı ihtiyaca denk gelmesi, Millet ve Cumhur’un düzenin iki kanadını temsil ettiğini göstermesi bakımında büyük bir ortak zemine ve misyona sahip olduklarını fazlasıyla kanıtlamaktadır.

REVİZYON VE RESTORASYON: CUMHUR İLE MİLLET

AKP eliyle kurulan “müesses nizam”ın yerle bir edilmesinden kimse bahsetmiyor. Özellikle iki kutuplu bir dünyadan “çok kutuplu” bir dünyaya geçiş süreciyle birlikte, emperyalist-kapitalist dünya sisteminin tekellerinin egemenliğine dayanan iktisadi entegrasyon ve sermaye devletinin “güvenlik” ihtiyacı; bugün kurulan müesses nizamın değişimini değil, revizyon ve restorasyon talebini, düzenin sahipleri açısından, gündeme getirmektedir. Cumhur ve Millet İttifakı’nın düzenin iki kanadı olarak analizi, temel bütün başlıklarda ortaklıklarını masaya yatırmayı aynı zamanda arasındaki farkın da belirtilmesini ve bununla birlikte bu farkın da son kertede yine aynı ortak misyona tekabül ettiğini göstermeyi gerektiriyor. Ortaklıklara yukarıda değindik, farklılık olarak ortaya konan nokta ise düzenin idare biçiminindeki değişiklikte revizyon ve restorasyon olarak kodlanabilecek ayrımda belirmektedir. 

Revizyonun solda çok bilinen tanımı yolundan saptırma… Ama sözlük anlamının birincisini veri alarak yazacaksak gözden geçirme ve yeniden inceleme anlamına sahip. Bugün, Cumhur İttifakı, verili başkanlık rejiminin gözden geçirilmesi ve yeniden incelenmesini ve aksayan tarafların düzeltilmesini savunmaktadır. Düzenin revizyonist kanadı olarak Cumhur’un karşısında Millet ise tahrip olmuş, bozulmuş kısımları onarmaya karşılık gelen restorasyon çizgisini temsil etmektedir. Egemenlerin “sürdürülebilir ve yenilenebilir düzen” arayışı, 20 yıldır iktidarda olan müesses nizamın kurucu partisi AKP’nin yıpranması, ‘metal yorgunluğu’ ve nefesinin artık yetmemesi ile açıklanmalıdır. 

2008’de kendisini gösteren dünya kapitalizminin krizinin tsunami dalgaları Türkiye kapitalizmini vururken, krizden çıkışın ya da ertelenmesinin yolu bugünkü AKP iktidarıyla çok fazla mümkün görünmüyor. AKP, bir dönemin ihtiyacını denk düşmüş, bugün gelinen noktada krize yönelik müdahalede sınırlarına gelmiş bulunuyor. Bu tabloya eklenmesi gereken bir başka önemli nokta ise dış politikada AKP’nin duvara çarpmasıdır. Emperyalizmin verdiği rolü oynayan AKP iktidarının, bugün emperyalizm tercihleri açısından rolü bitmiş gözükmektedir. Özellikle İhvancılığa dayanan Ortadoğu’da mezhepçi dış siyasetin temsilcisi olarak AKP’ye artık ihtiyaç yoktur ve bütün bu süreçte emperyalist batı ile ilişkilerdeki bozulma, AKP’ye tanınan sürenin ve verilen kredinin de tükenmesine neden olmuştur. Nefesi tükenen AKP’nin 20 yıllık iktidarında ortaya çıkan açılar ise artık AKP eliyle kapatılamayacak kadar açılmıştır. İşte bu açıların kapatılması düzen siyasetinde arayışların ve misyonların başında gelmektedir. 

Bugün Millet İttifakı’nın gündeminde uyum bulunuyor. AKP’nin toplumsal kutuplaşmayla dayattığı dönüşüm, ekonomik krizin olası siyasi etkileri düşünüldüğünde toplumsal uyuma ihtiyacı bir kez daha gündeme getiriyor. Yine sermaye sınıfının çıkarları emperyalist tekellerle ve devletin emperyalizmle mutlak uyumunun tesisini zorunlu kılarken, tek adam rejiminin kaçınılmaz sonucu olarak devletteki tahribatının (liyakat,yargının siyasallaşması, cumhurbaşkanının tarafsızlığı gibi) uyum sorununun bir başka boyutu olarak karşımıza çıkıyor. Millet İttifakı bu açıdan batıyla yeniden uyum, toplumda uyum, sermaye sınıfıyla ve sermaye sınıfı içinde uyum, devlette uyum arayışını temsil ediyor. Millet İttifakı, 20 yıllık AKP iktidarını temellerinden değiştirmeyi değil, bu temeller üzerinde restorasyonu hedeflemektedir. 

KATI, SIVI, GAZ: CUMHUR, MİLLET YA DİĞERİ?

Buraya kadar değindiklerimiz toparlamak gerekirse Millet ve Cumhur’un isimleri kadar siyasi misyonlarının da eş anlamlı bir içeriğe sahip olduklarını, düzenin bekasını ve sermayenin çıkarlarını başa yazdıklarını belirtmek sanırız yeterli olacaktır. Fakat sadece düzen siyasetinin sağı ve solu kavramlarıyla açıklanamayacak önemli bir özellik ise ayrıca vurgulanmak durumundadır. Cumhur’un sağ bir ittifak olduğu açık, ama Millet’in düzenin sol kanadını temsil ettiğini söylemek bu kadar kolay değil. Düzen siyasetinin merkez ekseninin sağa kaydığı siyaset düzleminde çok uzun zamandır sağa yönelik bir açılım içinde olan CHP’nin bütün ortaklarının sağın malum aktörlerinden oluşması Millet İttifakı’nın da karakterini belirleleyen en önemli kısmıdır. Millet İttifakı’nın olası adaylarından birisi olarak öne çıkan İmamoğlu’nun İngiltere ve ABD elçileriyle yaptığı görüşmeler, AKP’nin iktidar öncesi emperyalizme yaslanmış geçmişini hatırlatırken, solun temel siyaseti sayılması gereken emperyalizm karşıtlığı söz konusu olduğunda Millet İttifakı’ın soldan saymak oldukça zorlama olacaktır. Piyasa ekonomisinin savunulmasından tarikatlara karşı tutuma, NATO’ya bağlılık açıklamalarından TÜSİAD ve TOBB görüşmelerine kadar, Millet İttifakı’nın belli başlı bütün politik çizgisi, Türkiye’de sol siyasetin değil sağ siyasetin dairesine girer. Bir kez daha ifade etmek gerekirse, hem politik çizgi anlamında hem de bileşimi itibariyle tek başına düzenin değil ondan da öte sağın bir almaşığı olarak Millet’i Cumhur’un yanına koymak daha isabetli olacaktır. Bu anlamıyla Millet İttifakı’nın “ortanın soluna” değil ortanın sağına yerleştirmek gerek. 

Deyim yerindeyse, Cumhur’u sağın katı haline, Millet’i sağın sıvı haline benzetebiliriz. Farklı fazlarda bulunması, moleküllerinin bileşimini değiştirmiyor çünkü. Sağın gaz hali nedir diye sorulacak olursa eğer, sanırız liberalleri saymak yanlış olmayacaktır. Hacimce genişleyerek her yere sızan gaz misali, liberal siyaset, bir kez daha aradaki boşlukları sızmış durumda. Cumhur gibi sert değil, Millet gibi kaygan değil, ama solun sağcılaşmasında kafa buldurucu!

Related Posts