Kerem Usluer
2020 yılının ilk ayları ile birlikte yaşamımıza giren pandemi birçok değişikliğe neden oldu. Bunların en köklüsü emek-sermaye hattında yaşandı. Salgının kötü yönetilmesi, kapitalizmin yüksek kâr hırsı, sermayenin yeni düzene hızlı adaptasyonu, hizmet sektörü ve emek yoğun işlerde yaşanan can kayıplarıyla birlikte sınıf için adeta kara günler başladı.
Kapitalizmin olağan krizi altında ezilen emekçiler, pandemi ile birlikte sağlıksız iş ortamlarında çalıştırılarak alenen ölüme mahkûm edildi. Dolayısıyla, bu yeni düzene hızlı uyum sağlayan patronlar, emek cephesinde yeni ve daha büyük gedikler açtı. İşten çıkarılma, kısa çalışma ödeneği, sağlıksız çalışma ortamları ve iş koşulları, esnek çalışma saatleri, fazla mesai, sigorta ve yemek kesintileri, ulaşım ve kreş hakkında kesintiler gibi nice hak kayıpları yaşandı. Bunun yanında sermayenin pandemiye hızlı adaptasyonu karşısında emek örgütleri aynı çevikliği gösteremedi.
Emekçiler içinde özellikle evden çalışma pandemi sürecinin başlaması ile acil bir talep haline geldi. Sermaye bu duruma hazırlıksız yakalansa da her zamanki gibi kısa sürede şartlarını belirlediği, sömürüyü çeşitli araçlar ile arttırdığı, emekçinin ise daha hazırlıksız yakalandığı yeni bir çalışma modelini, kendi şartları ile evden çalışmayı hızla yaşamımıza soktu.
EVDEN ÇALIŞMA YENİ DEĞİL
Evden çalışma pandemi ile birlikte daha görünür olsa da çalışma yaşamının hep içindeydi. Otomasyonu mümkün olmayan işler ve özellikle son yıllarda dijital dünyanın çalışanları için ev, her zaman güçlü bir seçenek olarak vardı.
Tarihsel olarak ev veya ev çevresinde çalışma, feodal dönemin en önemli özelliklerinden biridir. Sanayi devrimi ile birlikte evden çalışma modelinden giderek kopulmuş, çalışma yaşamı fabrikaların içine yerleşmeye başlamıştır. Bu arada kapitalizme uzak olan Osmanlı’da evde çalışma yaygındı. “Kadın işçinin en fazla bulunduğu alanlardan bir tanesi halı dokuma sektörüydü. Osmanlı Devleti XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupalı ve Amerikalı halı tüccarlarının cazibe alanı olmuştu. Bu, sözü edilen yerlerdeki birtakım toplumsal ve sanatsal zevkteki değişme ile Osmanlı halılarının özelliğinden kaynaklanıyordu. Yabancı şirketler ve tüccarlar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bazen eve iş vererek bazen de bizzat halı tezgâhları kurarak ülkedeki halıcılığı teşvik ettiler. Dolayısıyla dokuma sürecinde yoğun bir emek kullanımı söz konusu oldu. Uşak hariç Osmanlı Devleti’nin halı dokunan diğer merkezlerinde Rum ve Ermenilerin daha fazla iş aldıkları görülmekteydi. Yabancı tüccarlar halıcılığı yaymak için yaptıkları yeni teşebbüslerde Rum ve Ermeni kadınlarını tercih ediyorlardı. Ermeni ve Rum kadınlar, bu konuda öyle uzmanlaştılar ki Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra göçmen durumuna düşenler Yunanistan ve Mısır’da halı ürettiler ve bir süre sonra Yunanistan halı üreticisi olarak Cumhuriyet Türkiye’sinden daha üstün bir hâle geldi.” [1]
Bilim ve teknolojiyi egemenliği altına alan sermaye tüm gelişmeleri emek sürecinde özellikle olağan krizlerinde kendi lehinde etkili olarak kullanmıştır. Kârlarını arttırmak için iş gücü organizasyonunda esnek çalışma bir model olarak yerini almış bu modelde güvencesiz, düzensiz çalışmanın kapılarını açmıştır. Bu arada Uluslararası Çalışma Örgütü ILO 1996 yılında Cenevre’de Evden Çalışma Sözleşmesi [2] hazırlamıştır. Bu sözleşmede evden çalışanların tanımı şu şekildedir;
“Ev işçisi, kendi evinde veya işverenin iş yeri dışında olmak kaydıyla kendi seçtiği yerlerde, bir ücret mukabilinde, malzeme, ekipman ve diğer girdilerin kendisi, işveren veya aracı tarafından temin edilmesine bakılmaksızın, üretim ya da servisin işveren tarafından kararlaştırıldığı, işverence belirlenen mal ve hizmetlerin üretimi için çalışan kişidir. Ev işçisi, ulusal yasa, tüzük ve mahkeme kararları uyarınca bağımsız çalışma için gerekli olan özerklik ve bağımsızlığa sahip olmayan kimsedir.”
Türkiye’de ise 2016 yılında İş yasasına Uzaktan Çalışma ile ilgili ek bir madde girdi. Ayrıca İş kanunun 14. maddesi uyarınca çalışma emekçi açısından şu şekilde tanımlandı. “Çalışan, iş görme borcunu teknolojik iletişim araçları ile iş yeri dışında ya da evinde de yerine getirebilir.”
ILO’nun tahminlerine göre, COVID-19 krizinden önce dünyada 260 milyon ev eksenli çalışan vardı; küresel istihdamın %7,9’unu oluşturuyorlardı ve %56’sı da (147 milyon) kadındı. 2020 yılında COVID-19 küresel krizinin ilk aylarında, her beş çalışandan biri kendisini evden çalışır durumda buldu. Türkiye’de 2019 yılı rakamlarıyla yaklaşık 2 milyon büro işçisi olduğu düşünülürse evden çalışma oranının ülkemizde de bir hayli yüksek olduğu ortadır.
EVDEN ÇALIŞMA İYİ Mİ, KALICI MI?
Dünya genelinde şirketlerin %51’inin bu tür bir salgın için planı yoktu. [3] Evden çalışma bu dönemde hızlı ve aslında zorunluluktan dolayı hemen gündeme girdi. 2020 Mart’ının başında 15-30 gün arası evden çalışma ön görülmüştü. Ancak salgının seyrinin beklenenden uzun olması şirketleri bu konuda araştırma yapmaya sevk etti.
Bu araştırmalar ile birlikte gelecek planları da yapılmaya; büro çalışanlarının %70’inin evden çalışmaya geçebileceği, aynı üretimin evde de sağlanabileceği, ev koşullarında çalışmanın teknolojik destekle iyileştirileceği tartışılmaya başlandı. Evden çalışma kendi içinde yarı evden yarı ofisten çalışma gibi çeşitli seçenekler de üretti.
EVDEN ÇALIŞMAYA İÇERİDEN BAKIŞ
Artık çalışma hayatının ayrılmaz bir parçası olduğuna göre üretim ilişkilerini temel alarak yeni sürece ve bu başlık içinde evden çalışmaya nasıl bakmalıyız? Öncelikle, dijital dönüşüm ile birlikte bu yaygınlaşan çalışma modeli sömürüyü ve üretim sürecindeki özü değiştirmiyor.
Pandemi ile birlikte emekçiler için sağlık tüm önceliklerin önüne geçerken, evden çalışmaya geçişle bu modelin olumsuz yanlarını da yaşamaya başladılar. Çalışma zamanının artması ve belirsizliği, ev giderlerinin çoğalması, ofis malzeme desteğinin hiç olmaması veya eksik olması, her evin uygun olmaması, kadın emekçilerin yükünün daha da ağırlaşması, kesilen yemek ücretleri ve sosyal haklarda yaşanan kısıntılar bu olumsuzlukların başına yazılabilir.
15.02.2021 tarihinde Sınıf Tavrı tarafından yayınlanan “Covıd-19’un Evden Ve Uzaktan Çalışma Üzerine Etkileri: “Beyaz Yakalılar Örneği” adlı raporda [4] yukarıda belirtilen olumsuz etkiler şu şekilde sıralanmıştır:
- COVID-19 sürecinde, pandemi nedeniyle işini kaybedenlerin oranı %14,7 düzeyinde. 15-29 yaş arasında gençler bu süreçten daha çok etkilenirken, bu yaş aralığının işsiz kalma düzeyi %18,6 olarak ölçüldü. Anket aracılığıyla bulunan işsizlik oranları yalnızca “pandemi kaynaklı” işsizliği kapsamakta, daha önce “işsiz kalan” beyaz yakalıların mutlaka bu oranların üzerine eklenerek değerlendirilmesi gerekmektedir.
- Pandemi iş yükü üzerinde arttırıcı bir rol oynadı. Evden çalışmada, ankete katılanların % 56’sı “iş yüküm arttı” cevabı verdi.
- Pandemi nedeniyle ücretsiz izne çıkartılanların oranı %24 düzeyinde. Pandemi sürecinde ücretsiz izne çıkartılanların oranı kadınlarda daha yüksek. Ankete katılan kadınların % 27’si ücretsiz izne çıkartıldığını belirtti.
- Pandemi süresince fazla mesai yapan beyaz yakalı emekçilerin oranı %55 olarak ölçüldü.
Diğer yandan evden çalışanlar açısından özellikle metropollerde işe ulaşım sorununun ortadan kalkması, iş yerindeki yüz yüze tacizin ortadan kalkması, bu modelin giderek şehirlerden süresiz/süreli uzaklaşma olanağı vermesi, göreceli olarak iş ortamının konforunu yaratma/değiştirme şansı vermesi gibi olumlu sonuçlar, evden çalışmanın emekçiler arasında tercih edildiği bir durum oluşturmuştur. Yapılan birçok çalışmada ve büyük şirketlerin medyaya yansıyan iç anketlerinde emekçiler, tam zamanlı veya kısmi evden çalışmayı desteklemektedir.
Sınıf Tavrı’nın yayınladığı raporda evden çalışanların bu modelden memnuniyet düzeyinin yüksek olduğu görülüyor. Çalışmaya katılanların en azından %62’si evden çalışmayı olumlu buluyor.
ÖNERİLER VE ÖRGÜTLÜLÜK
Emekçiler bir yandan sağlık sorunları bir yandan patronlar ile mücadele ederken ilk şoku atlatıp taleplerini, örgütlü bir şekilde duyurmaya çalıştılar. Ve artık yeni bir döneme girdiklerini, bu dönemin mücadele koşullarını oluşturmak için daha güçlü bir kavganın kendilerini beklediğinin farkına vardılar.
Evden çalışmanın tüm olumsuz yönlerine ve hak kayıplarına rağmen çalışanlar tarafından tercih edilmesinin emek örgütleri tarafından dikkate alınıp, çalışmalarının bu bağlamda değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye’deki emek örgütlerinin doğrudan evden çalışma karşıtı çalışmalarda bulunması özellikle beyaz yakalı işçilerde karşılık bulmamaktadır. Emek örgütleri evden çalışmayla değil, evden çalışmanın getirdiği hak kayıplarıyla mücadele etmelidir.
Evden çalışanların sendika üyesi olmaları veya toplu iş sözleşmesi kapsamına girme olasılıkları da daha düşüktür. Ama evden çalışma ile birlikte üretim sürecine müdahale imkânsız hale gelmiyor. Hatta iyi analiz edilirse, örgütlenmenin önündeki tıkanıkları açacak dinamikler yakalanması da kuvvetle muhtemel. Ortak hareket etme olanaklarını yakalamak ve patronlara karşı mücadele etmek için yeni rotalara ihtiyaç duyulacağı da bir gerçek. Sınıfın mücadele ederek kazandığı tarihsel kazanımlar unutulmayarak yeni zemin ve yeni olanaklar ile mücadele sürdürülür. Önemli olan evden çalışmanın bireysel alan ile birlikte kolektif mücadeleden ayrılma tehlikesi olabilir. Ama bu da aşılmayacak bir durum değildir. Önemli olan yeni ağlar kurarak hem evden hem yerinde çalışanlar ile iletişimde olmak ve dayanışmayı sürdürmektir.
NOTLAR
[1] KIRPIK, Cevdet, Osmanlı Devleti’nde İşçiler ve İşçi Hareketleri (1876-1914), Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Isparta, 2004, s.101
[2] International Labour Organization, Homework Convention (1996) https://www.ilo.org/dyn/normlex/en/f?p=NORMLEXPUB:12100:0::NO::P12100_INSTRUMENT_ID:312322
[3] Mercer Türkiye ve Peryön İşbirliğinde Gerçekleştirilen Koronavirüs Salgının İş Hayatına Etkisi Anketi’nin Sonuçlarını Açıkladı https://www.mercer.com.tr/basin-odasi-haberler/peryon-nisan-2020-koronavirus-turkiye-arastirmasi-basin-bulteni.html
[4] Sınıf Tavrı, http://www.siniftavri.org/pdf/covid-19-un-evden-ve-uzaktan-calisma-uzerine-etkileri.pdf

