Kazakistan’da tarihsel revizyonizm

Sayı 37 (Ekim-Kasım 2026) Tarih
Cumhurbaşkanı Kassym Jomart Tokayev ve UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay

Cengiz Börklüce

Günümüzde emekçi kitleleri uyutmak ve kandırmak için kullanılan iki büyük ideoloji var: dincilik ve milliyetçilik. Çoğu zaman bu ikisinin değişen dozlarda bir karışımı kullanılıyor. Sovyet sonrası dönemde eski Sovyet cumhuriyetlerinde iktidarı ele geçiren kapitalist elitlerin geniş halk yığınlarını uyutmak için kullandığı başlıca ideoloji dinle de uzlaşan ancak temel vurguyu sözde bağımsızlık ve dekolonizasyon üzerine kuran milliyetçilik oldu. Yeni egemen sınıfın ideologları, Sovyet iktidarı döneminde ulusal tarihlerinin çarpıtıldığını ve ulusal kahramanların gerici ilan edildiğini iddia ediyorlar. Bunlara göre güya Sovyet resmi tarihi Orta Asya göçebe halklarının ilkel topluluklar olduğunu ve güya çarlık devrinde Rusya’nın onları uygarlıkla tanıştırdığını iddia etmiş. Orta Asya ülkelerinin en zengini olan Kazakistan da kuşkusuz istisna değil. Bu ideologlar işe Kazak feodal hanlarını, baylarını (bay sözcüğü Kazakçada zengin anlamına geliyor) ve beylerini yüceltmekle başladılar, şimdi de vites büyütüp aslında Altın Ordu imparatorluğunun Ruslara uygarlık getirdiğini ve Kazakistan’ın Altın Ordunun başlıca mirasçısı olduğunu gururla ilan ediyorlar.

Kazakistan devlet başkanı Kasımjomart Tokayev’in ve UNESCO’nun desteğinde mayıs ayında yapılan bir sempozyumda Kazakistan, Cengiz Han’ın büyük oğlu Cuci’nin devleti olan Cuci ulusunun ve onun devamı Altın Ordu İmparatorluğunun tarihsel mirasçısı ilan edildi. Altın Ordu, “step Roma’sı” yani Roma imparatorluğu gibi büyük bir uygarlık merkezi olarak tanımlandı. Bu adım bazı komşu ülkelerin uzmanları tarafından örneğin Özbekistan’dan Bahtiyar Alimconov tarafından Kazakistan’ın Orta Asya liderliğine oynaması olarak yorumlandı. Burada Kazakistan GSMH’sının öteki Orta Asya ülkelerinin toplamından fazla olduğunu ve kişi başına milli gelirin Özbekistan’ın neredeyse dört katı olduğunu hatırlatalım.

Altın Ordu sempozyumundan sonra yapılan bir sözde referandumda Rusya’daki oligarşik rejimin başı gibi Kazakistan’daki oligarşik rejimin başı da kendisine ömür boyu başkanlık sağlamak için anayasayı değiştirdi. Rusya’da olduğu gibi Kazakistan’da da seçimler ve referandumlar formalite icabı yapılıyor ve oligarşik klik katılım oranını da sonuçları da önceden kendi istediğine göre belirliyor. Sovyet komünizmini antidemokratik bulan bu yeni asalak sınıf, her türlü seçimi dahi ortadan kaldırmış durumda. Bir Kazak kadının sosyal medyada dediği gibi: “Eskiden bütün suçu Ruslara atıyorduk, şimdi ise bütün devlet dairelerinde Kazaklar oturuyor, öyleyse bizim adil ve demokratik bir devlet kurmamıza kim engel oluyor?”

1 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren Kazakistan’ın yeni anayasasının giriş kısmına, “Ulu Bozkırın bin yıllık tarihinin sürekliliğini koruyarak…” (“Ulu Dalanın mındağan jıldık tarihının sabaktastığın saktap”) ifadesi eklendi. Buradaki ulu bozkırdan kasıt, Cengiz Han ve ardılları döneminde birleşen Avrasya bozkırları veya toprakları (“Deşt-i Kıpçak” olarak da geçiyor). Fransız tarihçi Marie Favereau’nun The Horde: How the Mongols Changed the World adlı kitabı Altın Orda: Dala İmperiyası Alemdi Kalay Özgertti adıyla Kazakçaya çevrilip Kazakistan Bilimler Akademisinde imza toplantısı düzenlendi. Dünyayı değiştiren özne olarak Moğollar yerine Altın Ordu imparatorluğuna vurgu yapıldı.

Kazak burjuva milliyetçilerinin Sovyet ideolojisine karşı mücadele eden tarihçi kahramanların başında gördükleri Yermahan Bekmahanov, 1944’te tarih doktoru unvanını alan ilk Kazak SSC vatandaşıydı. Bekmahanov’un sosyal kökeninin Cengiz Han soyundan gelen “töre” denen aksüyek (ak kemik, yani beyzade) takımından olması eğitim ve unvan almasına engel olmamıştı. Burası önemlidir çünkü anti-Sovyetik propaganda SSCB’de eski feodal soylular sınıfından gelenlerin kariyer yapmasına izin verilmediğini iddia etmektedir. Bekmahanov 1943’te çıkan Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Tarihi (İstoriya Kazahskoy SSR) adlı ders kitabında 1837-1847 yıllarındaki Kenesarı Kasımov Ayaklanması hakkındaki bölümü yazdı. Önde gelen Sovyet tarihçilerinden Anna Pankratova’nın ısrarı üzerine Moskova’da düzenlenen toplantılarda çarlığa karşı yerel antikolonyal hareketler bu Kazak monografisi örneğinde tartışıldı. Bu toplantılardan birinde, SBKP MK üyeleri Jdanov, Malenkov ve Şçerbakov’un huzurunda, "Kazak SSC Tarihi" yazarlarına, özellikle de Bekmahanov’a yönelik eleştiriler dile getirildi. Sonuçta Kazakistan Komünist Partisi Merkez Komitesi kitabın düzeltilmiş yeni bir baskısına karar verdi.

Buna karşın Bekmahanov 1944 yılında doktora tezini “XIX. yüzyılın 20-40’larında Kazakistan” adıyla Moskova’da parlak bir şekilde savunur. Böylece bütün Sovyet Orta Asya’daki ilk tarih bilimleri doktoru unvanını alır. Bekmahanov genç yaşında Kazak SSC’nin yeni açılan Bilimler Akademisinin yeni kurulan Tarih, Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsünün müdür yardımcısı olarak atanmıştır. Kuşkusuz onu çekemeyen veya gerçekten farklı düşünen meslektaşları da vardı. Soğuk savaş yıllarında SSCB’ye karşı emperyalist ideolojik saldırı arttıkça SSCB içinde çarlığa karşı hareketleri gerici görme ve Rusya imparatorluğunun genişlemesini ilerici görme eğiliminde bir artış olur. Esasen bu hareketlerin zaten bir ilerici ve bir de gerici yanı vardır, hangi yanının ön plana çıkacağı ise siyasal konjonktüre bağlıdır. 1946 ve 1948 yıllarında tartışmalar parti ve akademi toplantılarında ve yayın organlarında devam etti. Tarihçi Anna Pankratova, Kazakistan Komünist Partisi (b) Merkez Komitesi küratörüne ve ardından “Kazak SSC Tarihi”nin yeni baskısının genel yayın yönetmenine ve Merkez Komitesi Propaganda ve Ajitasyon Sekreteri İlyas Omarov’a Ekim 1949 tarihli mektubunda şöyle yazdı: “Gürcü kralları veya Özbek hanları benzer tarihsel koşullar altında ilerici figürler olarak kabul edilirken Kazakların Abılay veya Kenesarı Kasımov’u neden karalaması gerektiğini hiç anlamıyorum”. 1950 yılında Pravda’da çıkan bir yazıda Bekmahanov’un görüşleri eleştirildi. Sonunda Bekmahanov, Aralık 1952’de tutuklandı ve Şubat 1954’e dek hapiste kaldı. 1954’te bütün unvanları ve işi geri verildi.

Kenesarı Kasımov, Cengiz Han soyundan gelen Kazak hanlarından Abılay Han soyundan bir “sultan”. Kenesarı başlangıçta babası ve kardeşleriyle birlikte Hokand hanlığının hizmetinde bulunmuş ve Rusya tabiiyetini kabul etmiş olan Orta Jüz Kazaklarına karşı baskın ve çapullara katıldı. Sonra Hokand hanlığı babasını ve kardeşlerini kalleşçe öldürünce kendisini han ilan etti ve Hokand’a ve Rusya’ya karşı savaştı. Hanlığını kabul etmeyen Kırgızlar tarafından öldürüldü. İşte bu Kenesarı Kasımov isyanının tarihteki rolü hakkında değişik görüşler olması doğaldı çünkü bu hareket gerçekten kendi içinde hem ilerici hem de gerici öğeler barındıran bir hareketti. Nitekim Sovyet tarihçilerinin görüşleri de tek bir çizgide değildi. Bugünkü Kazak burjuva milliyetçileri onu çarlık kolonizasyonuna karşı savaşmış ulusal bir kahraman olarak görüyorlar. Ancak Kenesarı daha çok kendi halkına ve Kırgızlara karşı savaşmış, eski hanlık düzenini ve şeriat mahkemelerini geri getirmeye çalışmış biri. Kenesarı ve onun gibi hanlık uğruna savaşan Kazak feodal beyleri, öteki Kazak beyleriyle olan mücadelelerinde kah Rusya kah Çin imparatoruna veya valilerine veya Buhara hanlıklarına destek için yanaşan beylerdi. Nitekim Kenesarı’nın dedesi Abılay han da böyleydi. Sovyet araştırmacı Vladimir Moiseev, Abılay Han’ın 1770’li yıllarda, Rusya tabiiyetini resmen kabul etmesi karşılığında Orenburg ve Sibirya sınır bölgelerindeki Rus idarelerinden sürekli olarak askeri destek talep ettiğini belirtmiştir. Abılay, kendisinden bağımsız olan Orta Jüz ve Ulu Jüz boyları üzerindeki otoritesini pekiştirmek için asker ve silah talep ediyordu. Ayrıca Taşkent’i ve komşu Orta Asya topraklarını fethetme planlarına destek verilmesini de talep ediyordu. İmparatoriçe II. Katerina’ya han unvanının kendisine verilmesi için dilekçeyle başvuran Abılay, Rus tahtına sadakat yemini etmek üzere Sibirya sınır hattına gelmesinin somut şartı olarak Rus sınır komutanlarından askeri yardım istiyordu. Ancak Abılay’ın bu talepleri kabul edilmemişti.

Türkiye’deki Kürt milliyetçilerinin Osmanlı’ya karşı sadece iktidar mücadelesi veren Bedirhan gibi Kürt beyleri ve emirlerini Kürt ulusal birliğini kurmaya çalışan ulusal kahraman olarak görmesi gibi Kazak milliyetçileri de Kenesarı gibi beylere ulusal kahraman sıfatı veriyor.

Bu yazının kapsamı açısından Kenesarı hareketi hakkında kesin bir hüküm vermemiz gerekmiyor. Bu yazının amacı bugünkü Kazak burjuva milliyetçiliğinin Sovyet tarihçiliğini tek bir çizgideymiş gibi gösterme çabasını ifşa etmektir. 1948 yılında Bilimler Akademisindeki toplantılarda Bekmuhanov’un kitabını öven Rus ve başka uluslardan Sovyet tarihçileri olduğu gibi onun görüşlerini burjuva milliyetçi bulan Kazak ve başka ulustan tarihçiler de olmuştur. Üçüncü bir grup da orta yolcu bir tutum almıştır. Yani Sovyet bilim insanları görüşlerini özgürce ifade etmişlerdir. Bekmahanov sert eleştirilere uğrayıp görevden alındığında dahi onun tez danışmanı olan Anna Pankratova ondan yüz çevirmemiş ve onu savunmaya devam etmiştir. Nitekim kısa bir süre sonra Bekmuhanov görevine iade edilmiştir. Yine tanınmış Sovyet tarihçilerinden Lev Gumilyov, genel olarak eserlerinde Altın Orda ve göçebelerin uygarlığa katkısını övmüştür. Bekmuhanov ve Gumilyov belli dönemlerde sürgüne ve hapse gönderilmiş olsalar da bilimsel kariyerlerine devam edebilmişlerdir.

Sovyet tarihçileri bugünkü Kazak burjuva milliyetçilerinin iddia ettiği gibi göçebeleri ve Altın Orda devletini “vahşi barbarlar” olarak tanımlamamıştır. “Tatar-Moğol” veya “Moğol-Tatar boyunduruğu” ifadesini kullanmışlardır ki doğru bir ifadedir. Sovyet tarihçileri Altın Ordu ve Tatar istilasının Rus prenslikleri ve Rus köylüleri üzerindeki yıkıcı etkilerinin yanında ticareti geliştirmek, posta ağını kurmak gibi ilerici yanlarını da kaydetmişlerdir. Ayrıca göçebe halkların uygarlığa katkılarını da yazmışlardır. Yani belli dönemler ve kişilerdeki bazı aşırı vurgulara karşın genel çizgi olarak Sovyet tarihçiliği dengeli ve bilimsel bir tutum almıştır. Kazak burjuva milliyetçiliğinin tek tip iddiaları doğru değildir. Sovyetler Birliğinde gerçek anlamda tartışmalar yapılabiliyordu, şimdiki oligarşik kapitalist düzende ise böyle tartışmalar yoktur. Burjuva ideologlara sormak gerekir: SSCB’nin tarihe ilişkin resmi görüşünün olması ideolojik ve dogmatik bir tutum ise mevcut Kazakistan kapitalist rejiminin kendi resmi tarih görüşünü ilan etmesi ve Bilimler Akademisi’ne benimsetmesi neden ideolojik ve dogmatik olmuyor?

Related Posts