Bitmeyen “mesih” beklentisi, komplolar, kurgu: Uzaylılar ve UFO “dini” ne anlatıyor?

Kültür Sanat Sayı 36 (Ağustos-Eylül 2026)

Amerikan toplumundan dünyaya yayılan “uzaylı” beklentisi, en çok kapitalist toplumun çıkışsızlığını ve düzenin devamı için neleri kullanabileceğini anlatıyor.

Nevzat Aksel

H.G.Wells’in Dünyalar Savaşı kitabının radyo temsilinin yarattığı panik, İkinci Dünya Savaşı’nın “foo” avcıları, Roswell kazası diye başlayan listede piramitlerden başlayarak antik uygarlıklara kadar geri giden tarih yazıcılığına da Hollywood’un sadece Amerika’nın olduğu uzaylı filmleri ile kıyamet senaryolarına da yer bulunuyor.

Piramitleri kimin inşa ettiğinden başlayarak Ay’a gidilmediğine, Mars’taki “kanal”lardan fotoğraflardaki piramit ve insan yüzünün gizlendiğine her türlü komplo teorisi bu toplumsal merakı sürekli olarak ayakta tutuyor.

Bunların üstüne zaman zaman askerler, bilim adamları ve siyasilerden gelen çıkışlarla tüm bu hikâyenin harlanmasını da ekleyebiliriz.

Aslına bakarsanız, evrende yalnız olup olmadığımız sorusu, yaşamın kökenlerine dair bir çerçeveyi anlamamızı da gerektirdiği için son derece bilimsel, haklı ve masum bir soru. Bu sorunun kurgusal yaratıcılıkla cevaplanmasında da kendi başına özel bir anlam bulmamız gerekmiyor.

Ancak iş bu kadar farklı kanaldan beslenen ve toplumsal olarak paylaşılan bir takıntı veya histeri, bir tür modern din halini aldığında içinde yaşadığımız toplumla ilgili bir şeyler söyleyebilir hale geliyoruz kuşkusuz. 

Soğuk Savaş yıllarında hem Sovyet tehdidini sembolize eden hem de pek çok gizli askeri ve teknolojik çalışmanın koruma kalkanı olan bu UFO hikayeciliği modern zamanlarda bir kurtuluş ve mesih beklentisi ile kıyamet senaryoları arasında salınıyor.

Hollywood senaryolarında sıklıkla rastlanan uzaylılar gündemi son olarak ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalanan kararla gizlilikleri kaldırılıp yayınlanan UFO gözlem raporlarının yanı sıra uzaylıları insanlıkla barışık Steven Spielberg’in son filmi “İfşa Günü” (Disclosure Day) ile birlikte yeniden artmış oldu.

ABD Genelkurmayı tarafından yayınlanan uzay görevlerinde tutulan raporlar ile askeri kaynakların yaptıkları gözlemler ve bu sırada çekilen videolar, yeni verilen isimleriyle, Tanımlanmayan Hava Fenomenleri (unidentified aerial phenomenon) arasında gerçekten “tanımlanamamış” olan kimi karşılaşmaları ortaya dökerek daha ciddi ve kapsamlı bir açıklama beklentisini beslemeye başladı.

Bunların arasında Gemini 7 görevi sırasında astronot Frank Borman, aya ayak basılan Apollo 11 görevinde Buzz Aldrin, Apollo 17 görevinden Harrison Schmitt gibi astronotların raporları, Apollo 12 ve 17 görevlerinde ay yüzeyinden çekilmiş fotoğraflar ile ABD askeri gemileri ve uçaklarından çekilen fotoğraflar öne çıkarken yayınlanmak üzere seçilen rapor ve fotoğrafların gerçekten henüz açıklanamamış oldukları doğruydu.

ABD Başkanı Trump’ın taraftar kitlesi MAGA (Amerika’yı Yeniden En Büyük Yapalım- Make America Great Again) hareketi saflarında fazlasıyla taraftar bulan komplo teorilerini besleyen bu ifşanın ardından ise bu kez ABD hükümetinin uzun yıllardır üstünü örtmek için yasal ve yasa dışı her türlü çabayı göstermesine rağmen uzun süredir dünyada olan uzaylıların varlıklarını bir gazeteci vücudunda açıkladıkları bir Spielberg filmi ile bu ifşa gündemi tüm dünyada manşetlere kadar çıktı.

Raporlanan olayların çok küçük bir kısmı açıklanamasa da dünyayı ziyaret eden uzaylıların varlığı tartışması, dünya dışında yaşamın kanıtlarından çok daha fazla ilgi çekiyor. Artık neredeyse her gün bir yenisi açıklanan dünya dışı gezegenler, bu gezegenler ile asteroitler üzerinde veya uzayda serbest halde bulunan organik yapıtaşları haberlerinin ise neden benzer bir ilgiyi çekmediği de en az bu ilgi kadar sorgulanmayı hak ediyor.

Bunun, kültürel bir merakın veya toplumsal olarak paylaşılan bir tutkunun ötesinde bir kült, bir modern din olarak tanımlanması mümkün ve giderek zorunlu hale geliyor. İnsanlar onlarca, yüzlerce, binlerce kanıtı olan bilimsel olguların varlığından şüphe ederken esasında hiçbir doğrudan kanıta sahip olmadığımız dünya dışı zeki varlıkların dünyayı ziyaret etmesinden ise neredeyse şüphe duymuyorlar.

Bunun insanoğlunun bilinmeyene duyduğu merak ile açıklamaya çalışmak çok erken havlu atmak sayılmalı. Kuşkusuz ay yolculuğu ile başlayan bir yarışta “Uzay Yolu” gibi bilimkurgu hikayeleri ile beslenen galaksimize ve evrene yayılma hayali önemli bir dürtü yaratıyordur. Ancak bu uzaylı çılgınlığının modern toplum için anlattığı daha derin açıklamalar da olmalı.

Amerikalıların yüzde 47’si tarafından paylaşılan uzaylıların dünyayı ziyaret ettikleri düşüncesi soru belirli bir dönemde ziyaret olup olmayacağı sorulduğunda bile Türkiye’de %20’leri bulup Hindistan’da yüzde 40’ları aşıyorsa bunun artık basit bir şekilde geçiştirilmesinin mümkün olmayan bir vaka olarak ele alınmasını gerekiyor.

İnsanların kendilerini fazla önemli gördükleri, dini metinlerin de etkisiyle evrende “biricik” veya hiç değilse “çok özel” bir konumda olan varlıklar olarak gördükleri aşikâr.

Bu açıdan yıldızlararası seyahat gibi olağanüstü enerji düzeyleri ve sadece bugün değil daha nesiller boyu yanına dahi yaklaşmamız mümkün olmayan teknolojiler gerektiren bir gelişim düzeyindeki “Aldebaraan“lı veya “Sirius“lunun pek çok benzeri olması gereken ve kendilerine göre taş devrinde sayılacak insanları korumak, gözlemek, incelemek için ilgi duyacaklarını beklemek bu kendimize atfettiğimiz önemin boyutlarını gösteriyor.

Benzer bir şey gerek uzay boşluğunda gerekse diğer gök cisimlerinde Dünya’dakinden çok daha büyük miktarlarda bulunan kaynaklara, bizim gelişim düzeyimizde bile robot teknolojisinin becerilerinin gelişme eğilimini düşünürsek elinde oldukça becerikli bir robotik işgücü olması gereken uzaylıların insanları köleleştirmek ve dünyanın kaynaklarını sömürmek gibi bir çaba içine girmeleri de yine kendimizi ne kadar önemli gördüğümüzü ortaya koyuyor.

Bu önemle birlikte insanoğlu iki duygu arasında salınıyor. Bir yanda büyük bir “kıyamet” beklentisi, diğer yanda ise belki daha büyük bir “kurtuluş” beklentisi. Aynı “mesih” bildiğimiz dünyanın ama karanlık ama fazlasıyla aydınlık ve fakat mutlaka sona ermesi beklentisi.

Uzaylılar işte tüm bilinmezlikleriyle hem merak duygusunu kaşıyor hem felaket beklentisini hem de kurtuluş arayışını görünür hale getiriyor. Bu haliyle, kapitalizmin tüketici olarak sınırlandırdığı insanlar kendi kaderlerini ele alma becerisi gösteremedikçe düzene ve kurumlarına olan güvensizliğin, duyulan derin memnuniyetsizliğin, trilyon dolarlık şirketler ve servet sahipleri ile yaşanan kopuşun, yalnızlaşmasının, karamsarlaşmasının, geleceksizliğinin çözümlerini yeni bir “afyon”da arıyor olmasında şaşılacak yan olmamalı.

Büyük anlatılar bitti, hiçbir kesinlik yok gibi palavralarla sosyalizm sonrası dünyayı uyumaya çalışan kapitalizmin engel olamadığı rüyaları kirlettiğine ilk kez rastlamıyoruz. Ve kuşkusuz UFO komplolarını devrimci düşünce sayacak kadar aklımızı yitirmedik ama insanoğlunun bu “mesih” beklentisinin ancak dünyevi hale getirilmesi ile ve ancak kendisi ile gerçekleşebileceğini ona anlatmanın yolunu bulmamız gerektiğini, onu bunun için hareketlendirmeyi koymalıyız.

Çok önemli, çok özel, biricik olmamız gerekmiyor. Beklemekle yetinmeyip yapmakla uğraşalım yeter.

 

1972 yılının Aralık ayında NASA’nın Apollo 17 Ay görevi sırasında çekilen bu görüntüde, Ay gökyüzünün sağ alt çeyreğinde üçgen şeklinde dizilmiş üç “nokta” yer almaktadır; bu noktalar, görüntünün büyütülmesiyle açıkça görülebilmektedir. (Görüntü kaynağı: NASA/DoD)

 

Kasım 1969’da gerçekleştirilen Apollo 12 Ay görevinden alınan bu fotoğrafta, Ay ufkunun üzerinde “Alan 1” ile “Alan 5” olarak etiketlenmiş ve üzerinde tanımlanamayan olayların görüldüğü beş ilgi çekici bölge vurgulanmıştır. (Görsel kaynağı: NASA/DoD)

 

Pentagon tarafından yayınlanan videolardan birinde yer alan sekiz köşeli yıldız figürü ile bir başka olayda görüntülenen cisim.

Related Posts