Orhan Deniz
Merdan Yanardağ geçtiğimiz yılın Ekim ayında “siyasal casusluk” suçlamasıyla gözaltına alındı ve sonrasında, 27 Ekim’de, tutuklandı. Halen Silivri Cezaevi’nde tutuklu ve ülkemizdeki birçok siyasi davada olduğu gibi oradan ne zaman çıkacağı tamamen siyasal-toplumsal gelişmelere bağlı…
Yanardağ tutuklanmadan önce “İsyanın ve Felsefenin Diyalektiği – Devrimci Bir Çıkış İçin Sosyolojik ve Siyasal Etütler” başlıklı son kitabını basım için hazırlamıştı. Kitap Merdan Yanardağ tutuklandıktan sonra yayınlandı.
Kitabın başlığı ile Yanardağ’ın neden tutuklu olduğu arasında doğrudan bir korelasyon olduğunu söyleyerek başlayalım.
Merdan Yanardağ’ın kim olduğu sır değil. Cumhuriyetçi, laik, aydınlanmacı ve bağımsızlıkçı bir gazeteci, bir sosyalist aydın. Hayatı boyunca işçi sınıfı kavgasının yanında yer almış, mücadele etmiş, tutuklanmış, cezaevlerine girmiş çıkmış bir siyasi figür. Yani, kendi köşesinden akıl veren bir pozisyondan ziyade sahada olmayı tercih eden, pratikçi bir yanı var. Bunun bir sonucu olarak Türkiye’de AKP güdümünde olmayan en önemli medya kuruluşlarından biri olan Tele1’i kurabildi ve büyütebildi. Burada yaptığı yayınlarda doğal olarak habercilikten öteye geçen, Türkiye’ye AKP eliyle giydirilmeye çalışılan elbiseyi reddeden ve buna karşı duran hareketleri destekleyen bir çizgideydi.
İşte, Yanardağ’ın son kitabı “İsyanın ve Felsefenin Diyalektiği” tam da bu noktadan hareketle yazılmış. Türkiye’nin üzerine çöken karanlıktan çıkışın yolu, tarihsel arka plana ilişkin tartışmalar da hatırlatılarak, tartışılıyor ve öneriler yapılıyor. Kitap birbirleriyle bağlantılı ama illa bir sırayı takip etmesi de gerekmeyen 17 bölümden oluşuyor. Bunların bir kısmı yazarın önceki yıllarda yazdığı bazı makalelerden, bir kısmı yazarla yapılmış söyleşilerden oluşurken bir kısmı da yeni kaleme alınmış. Sosyalist hareketin hem tarihsel hem güncel önemli bazı sorunları, 20. yüzyıl boyunca yaşanan ve günümüzün toplumsal hareketlerini farklı yoğunluklarda etkileyen felsefi-sosyolojik tartışmalar/akımlar ve güncel değerlendirmeler bu bölümleri oluşturuyor.
Bölümleri oluşturan makaleler akademik yayınlarda görülen şekilde bölüm başlığıyla bağlantılı tek doğrultulu bir içerikte yazılmamış, çağrışımlara açık, hatta bunu zorlayan bir yazım tercih edilmiş. Merdan Yanardağ’ın politik duruşundan ötürü böyle bir tercihte bulunduğunu, tartıştığı konuları siyasal alandaki sonuçlarıyla birlikte göstermek istediğini düşünüyorum.
Görünen o ki bu bölümler net bir ihtiyaca cevap aramak için oluşturulmuş. Şu an (ya da günümüzde) içinde bulunduğumuz karanlık, kaotik ve her geçen gün daha çok bataklığa dönüşen tablodan nasıl çıkacağız? Ve daha önemlisi milyonlarca insan aynı soruyu sorarken niye sonuç alınamıyor?
Türkiye’nin AKP’li yıllarını göz önüne alalım. Ülke tarihinin en kitlesel sokak eylemleri AKP’nin iktidarda olduğu yıllarda gerçekleşti. Milyonlar AKP eliyle kurulan yeni rejime karşı sokağa çıktı, canını hiçe sayarak mücadele etti, yaralandı, vuruldu, tutuklandı, işkence gördü, hayatını kaybetti. Özellikle 2010 referandumundan sonra dozajı sürekli artan dinci ve cumhuriyet karşıtı uygulamalar, iktidarda olmanın ve emperyalistlerin desteğinin sağladığı tüm olanaklara rağmen AKP’yi meşru bir siyaset alanında tutamadı. Ve fakat bu tablo AKP’nin yenilgisine de dönüşmedi. AKP her seferinde bir çözüm yolu bularak (ya da bir çözüm yolu yaratarak) kendini idame ettirebildi. Gelinen noktada AKP’nin herhangi bir meşruiyet arayışını umursamadan, yargıyı ve kolluk kuvvetlerini birer siyasi enstrüman olarak kullandığı, karşıtlarını dört duvar arasına atarak etkisizleştirdiği bir durumdayız.
Peki bu AKP’yi toplumsal alanda daha mı güçlü yapıyor? AKP karşıtları pes mi ediyor? Hayır, hiç de öyle değil.
Öyleyse, AKP yeniliyor mu, iktidarını kaybediyor mu? Öyle olmalı ama pratikte öyle değil. Halkın siyasetle bu kadar iç içe ve açıkça taraf olduğu bu başlıkta ne yazık ki bir belirsizlik hali var. Belirsizliğin en büyük nedeni ise sosyalist solun bir özne olarak bu başlıklarda ağırlık oluşturamamasından kaynaklanıyor. Başka deyişle ortada çok net olarak bir öncü eksikliği problemi bulunuyor. Öncü olmayınca sonuç alınamıyor.
“İsyanın ve Felsefenin Diyalektiği” kitabındaki tartışmalara buradan bakmak, kitap içinde yapılan tartışmaları anlamlandırmak için önemli. Çünkü diğer türlü pekâlâ kendinizi bir entelektüelin gezinti alanında varsayabilirsiniz. Kitaptaki Marx, Althusser, Weber, Durkheim, Foucault, Gadamer, Derrida, Negri, Hardt, Gramsci, Mannheim üzerinden yapılan bilimsellik, aydınlanmacılık, aklın egemenliği, yapısalcılık, yapısökümcülük, modernizm, postmodernizm, sivil toplum, devlet değerlendirmeleri kendi başlarına da bir çekim yaratabilirler kuşkusuz, ama kitabın niyetinin bu olmadığını söylemek lazım.
Tarihsel ve bilimsel olan halen ve daima günceldir. Sınıf mücadeleleri ve işçi sınıfının iktidar mücadelesi bu anlamıyla güncelliğini korumaktadır, fakat siyasal alanda bir temsiliyete sahip değildir. Bu durum kısa zamanda oluşmuş bir durum da değildir. Sermaye sınıfı, işçi sınıfını ve sınıf partilerini güçsüz/etkisiz bırakabilmek için hem düşünsel hem pratik olarak birçok başlıkta organize bir çalışmayı on yıllardır yürütmektedir ve bunların bir kısmının yıkıcı etkileri özellikle reel sosyalizmin çözülüşü sonrası katlanarak büyümüştür. Merdan Yanardağ bu yıkıcı etkileri yaratan felsefi düzlemleri, hesaplaşılması gereken alanlar olarak, tekrar gündeme getirmektedir.
Liberallerle dinciler arasındaki kardeşlik, aklın yerine kör inancın konması, sınıfın kimlikçilik üzerinden atomize edilmesi ve belirleyici rolünün unutulması gibi olguların siyasal alanda yaşanan körleşme veya çıkışsızlığın ana nedenleri olduğunu hatırlatmakta, bunu yaparken de ayağını Ortodoks Marksizme basmaktadır.
Merdan Yanardağ’ın hatırlattığı tartışmalar oldukça önemlidir. Daha derinlikli tartışılması gerekmektedir. İşçi sınıfının ve öncüsünün belirsizliklere mahkûm olmayacağı bir siyasal güce ulaşması, tekrar iktidar adayı olması için bu hesaplaşmalar şarttır.

