Yeni ana-muhalefet prototipi: Durağanlığa övgü

Dergi Sayı 15 (Mayıs 2022) Sis Çanı

Nevzat Kalenderoğlu

Siyasi iktidarın içerideki başlıkların ayağına dolandığı; dışarıdaki gelişmelerin ise ekseriyetle hala tercih sebebi olabileceğini gösterdiği bir konjonktürdeyiz. İktidar oldukça alışık bu duruma; diğer yanda “AKP gidici” korosu, “AKP gitti” nakaratına bağlandı bile. AKP tasını tarağını topladığında, boynunu devirip kasayı ve anahtarları selefine teslim ettiğinde; yani siyasi iktidar seçimlerle ve huzur içinde değiştiğinde yerine gelecek yeni iktidarın misyonu, işlevi, 2-3 yıllık eylem planı; hatta siyasi karakteri; kırmızı çizgileri ve her birinin birlik için feragat edeceği başlıklar epeyce konuşuldu. Bu “AKP gitti” cenahının meddahlarına bakılırsa muhalefetin “Başkan adayı” hariç her şeyi dört başı mamur bir şekilde planlandı ve emin adımlarla iktidara yürünüyor.

Mutabakat metinleri tamam, sivrilikler tamamen törpülenmiş; sonsuz bir hoşgörü, kibarlık… Akşener’in, Karamollaoğlu’nun Gezi’ye sahip çıktığı, CHP’li kanalların onlara sevgiler sunduğu popülist bir kesit. AKP tökezledikçe buraya ilgi-alaka artacak; dolayısıyla dindar kesim, milliyetçi taban, yoksul Kürtler, solcular, devrimciler ürkütülmesin diye ince ince seçiliyor ifadeler. Kapsama alanı sürekli genişletiliyor; dinci vakıflar ile işçi sendikalarına aynı mesafe tarif ediliyor örneğin, sabah Türkeş’in ruhu şad olsun denildiyse akşamına devrimci gençler hatırlanıyor. Uğur Mumcu ve Necip Fazıl Kısakürek aynı hasretle yad ediliyor; Nâzım’ın dizeleri her özel gün ve haftada imdada yetişiyor. Birkaç gündür Babacan’ın masadan kalkması bile stratejik bir hamle olarak değerlendirilip övgülere yol açıyor. İyimserlik, kapsayıcılık, umut tacirliği… Pasifize etme, izletme, onaylatma.

Bir şey eksik. Eksikliğin tespitindeki ayrımlar; bu tabloya inanmak, boyun eğmek ve ona göre konumlanmak ile bu samimiyetsiz tabloyu elinin tersiyle itip özneleri düzleme doğru yerleştirmek arasındaki farkı ortaya çıkarıyor. Sürece müdahil olma ile “bağrına taş basıp” bu gelişmelerin dinmesini beklemek arasındaki ayrım.

Liberal bir çizgiden umudunu “altılı masa”ya bağlayan ve dolayısıyla CHP’nin davuluna tokmak sallayan bir kesime göre yeni-iktidar tamam ise ikincil iş, o planın emniyet sibobu işlevini de görecek yeni-iktidarın yeni-muhalefetini belirlemek oluyor. Daha evvel de bu oldu, AKP gidiyordu; CHP gümbür gümbür geliyordu; onun muhalefeti olma misyonunu HDP’de hayal ettiler. HDP’nin ana muhalefet olarak tanımlanması 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine kadar dayanıyor. Seçimlerin ertesi günü HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, seçimi sonuçlarına ilişkin, “Dünkü sonuçlar itibariyle bundan sonra Türkiye’de ana muhalefet partisi görevini ve rolünü artık HDP üstlenecek” demişti. [1] Kürt siyasi partisinin oransal olarak en yüksek oranına ulaştığı 2015 seçimlerinin ardından Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal, dönemin Cumhuriyet’ine konuşmuştu örneğin. “HDP artık ‘ana muhalefet’ konumunda” diyen olan Kartal, “Kürt özgürlük mücadelesiyle Türkiye’deki demokratik toplumsal kesimler HDP çatısı altında yeni bir mücadele ortaya koydu. Artık kader ortaktır. Biz HDP perspektifi ve programına bağlıyız. HDP sayısal olarak bu pozisyonda olmasa da bütün Türkiye’yi kucaklayan projeleriyle bir ana muhalefet pozisyonunda olacak. Türkiye toplumunun yeniden demokratik ulus esprisiyle buluşmasını sağlayacak. Bütün Türkiye toplumu değişim sürecine girecek.” öngörüsünü dillendirmişti. [2] Ve o seçimlerin tekrar turunda bu kez HDP Eşgenel Başkanı Sezai Temelli Ana muhalefet partisi niteliksel olarak HDP’dir” demişti. [3] Bu tutumun ideologları da aynı çevreydi.

Bugün olduğu gibi yakın coğrafyalardan örnekler toplayarak kendi kaderimizin falını açmak o zaman da revaçtaydı. Komşuda Syriza, Podemos; bölgede HDP ve sosyalist bileşenleri. “Syriza ve Podemos gibi politik partilerle kimliksel olarak çok benzeşmese de kimyaları, yani sistemi radikal bir tarzda değiştirme amaçları ve fonksiyonel yapıları uyuşmaktadır. Syriza’nın Kobanê’ye delege yollaması, HDP’nin İzmir mitingine katılması bu dayanışmanın fiziksel boyutunu da ayrıca göstermektedir” sözleri hatırlatmaya çalıştığımız coşkulu atmosferi hissettirecektir. [4]

YENİ-MUHALEFET PROTOTİPİ

Bugün ise özellikle AKP’nin gidişinden ve CHP-İyi Parti önderliğinde koalisyon iktidarının gelişinden emin olan o kesim hemen bunun muhalefetini de tartıştırarak aslında “geçiş süreci” olarak tarif edilen bir döneme “soldan” meşruiyeti sağlamaya çalışıyorlar. Öyle ya da böyle, bir tarafta AKP-MHP iktidarı, diğer tarafta iktidarı almak için kolları sıvamış beş-altı siyasi parti ve pek çok konuda vardıkları mutabakat; bir de bu iki kümenin dışında nicelik olarak az, meşruiyet katkısı bakımından mühim sosyalist kesim. Bu kesim kızıl rengini vurguladıkça, aslında verili tablonun dışına düşmüş oluyor ya da hayal pembesini kızıla boyayıp rüyadan uyandırıyor. Dolayısıyla bir muhalefet tartışması yaptırılarak, “(şimdi değil ama) gelecek dönemin yılmaz muhalifleri” cephesi oluşturularak bazı kesimler denklem içine katılıyor; solculuklarına halel gelmediği gibi, yeni geçiş süreci de, sehven ya da değil,  onaylanmış oluyor.

Demirtaş’ın adaylık sürecinde İmamoğlu çıkışı [5] ya da Sancar’ın bugünün üzerinden atlayıp “Yarının Türkiye’si HDP ile kurulabilir” [6] “yapıcılığı” sosyalist sola da benimsetilmeye çalışılıyor. Benimsetiliyor da; taliplisi çok.

“CHP gelsin de işçi sınıfı sosyal demokrat rejimi görsün, tanısın; akabinde koşarak sosyalizm cephesine gelecektir” utangaç tavrından ziyade daha “cesur” bir muhalefet prototipi yukarıda anlatmaya çalıştığımız hayalperest teorinin bir somutluğu olarak ortaya çıktı. Devrimci amentüden feragat edilecek, AKP’nin yerine geçecek restorasyon hükümeti AKP karşıtlığı üzerinden mutlak bir biçimde desteklenecek, bugün gözler kapanacak ve yarının muhalefetini kurma hayali devrimcilerin biricik misyonu olarak pazarlanacak. Karşılığında anket firmalarından %1 garantisi, liberal eskilerinden satırlarca övgüler, ana haber bültenlerinde günlük en az 5-7 dakika kontenjan ve boyalı ekranlara konuk olmak. Kaba pazarlık bu; aslında durup geçiş sürecini uzaktan ve şerhsiz bir biçimde izleme durağanlığı; ileriye dönük ancak zamanı tam belli olmayan bir müdahale niyetinin abartılı bir biçimde ifade edilmesi, reklam edilmesi, büyütülmesi ve pazarlanmasıyla devrimci bir hareket sanrısı olarak önümüze koyuluyor.

Şimdi satırların yetemeyeceği kadar uzun bir dizi emare kapitalist sistemin küresel ölçekte tel tel döküldüğünü gösterirken; solun buradan “küresel” ölçekte çıkış yapması kaçınılmaz. Toplumların sosyalizm seçeneğine yönelmesi, örneğin kamuculuğu devletlere dikte etmesi, para babalarına kılıç çekmesi, devlet aygıtını yeniden yerli yerine koyması; solun da marifetiyle bu küresel cendereden bir çıkış bulması sadece bizde değil bütün dünya coğrafyalarında olası bir senaryo. Peki yukarıda anılan bu prototip neden peydah oluyor? Belge diyor ki; “solu olmayan bir siyaset, solu olmayan bir dünya olabileceğine inanmadığımı söylemiştim. Bunu söylemek de bir ‘kahinlik’ başarısı değil elbette. Olmayıp da ne olacak? Ama bu, ‘eski sol’un hortlaması biçimini almamalı. Örneğin, dogmatik olmamalı. Kısaca,’teori’nin geçerliliği kendi içsel ögeleriyle tutarlılıktan önce ya da en az onun kadar yeni teknolojinin bize öğrettiği ‘feed-back’ mekanizmaları çerçevesinde değerlendirilmeli. ‘Demokratik’ olması elbette olmazsa olmaz; ama bu da şimdiye kadar deneyimlediğimiz ve öğrendiğimiz demokratik işleyişleri restore etmekle yetinmemeli. Kongrede Erkan Baş’ın söylediği gibi şimdiye kadar denenmemiş yöntem ve araçları (‘dijital’ demişti) devreye sokarak demokrasinin alanını genişletmeli. Geleceğin sağı kavgaya başvuruyorsa geleceğin solunun da bundan kaçması söz konusu olmamalı ama sol kavgayı çıkaran olmamalı. Sosyalizm için mücadeleyi dünyayı nüfuz altına alma mücadelesine dönüştürmemeli.” [7]

MÜDAHALENİN TAM ZAMANI

“Durma” halinin, müdahalesizliğin, kaba tabirle “suyu bulandırma”manın dönemin en radikal, övgüye layık eylemi olarak sunulduğu bir dönemden geçiyoruz. Duruş olarak sunulsa belki pek de ses etmeyeceğiz; zira “halkımız önce bir sosyal demokrasiyi yaşasın” önermesi tam olarak bir durma halini tasvir ediyor. Oysa çok partili koalisyon hükümeti ile AKP’den kurtulma planına (olur manasında) kafa sallamayı hareket olarak saymazsak; övgüye mazhar olan fiil tam da geçiş sürecine meşruiyet taşıyan, bugünü atlayıp yarını işaret eden, suyu bulandırmayan bir durma eylemidir. Öyleyse Birikim ekolünün yine “müdahalesizliği” teorize ettiği; t24 ve Doğan’ın ajansından ana muhalefetin kanallarına transfer olan okullularının ise duran cisimlere arka fonda bir sihirbazlık efektiyle hareket ediyormuş yanılsaması yarattığı bir durma hali bu.

Diğeri biraz daha üzerinde düşünülmesi gereken, belki başka bir yazının konusu olacak olan derinlikli bir konu. Popülizm, popüler olma, halkçılık ya da sınıfların sonu… Ama bir parantez açmak gerekli, koşulları her geçen gün ağırlaşan ve adına sınıf da desen halk da desen köklü bir dönüşümün biricik öznesi olması beklenen yığınlara da bu durup bekleme ataleti sindiriliyor. Akla, mantığa, insanlığa sığmayan bir presle baskılanan; geçim derdinin şah damarını baskıladığı bir dönemeçte halka bir de sık dişini diyerek sandığı bekletmek “sağ” duyu olarak sunuluyor. Beriki sandığı beklemeyi halkın tercihi olarak görüp saygılar sunarak “provokasyon”dan kaçınıyor. Esip gürleyip yine de “sokağa çıkmayın” diye ekliyor. Durma ve bekleme hali örgütleniyor; solu sol, halkı halk, sınıfı da sınıf yapan o kendine özgü güç budanıyor. Kimine göre bir güç biriktirme dönemi bu, kimine göre kutlu yürüyüşün kaçınılmaz merhalelerinden birisi, kimine göre ise halkın sosyalizme koşmasından önce tamamlanması gereken acı verici ama son bir etap…  

Sözün özü, sol sahneye çıkmalı ve bu yanılsama ile bu popülist sinme hali ile hesaplaşmalıdır. Pembe sis bulutunu dağıtmalı, kızıl rengini sokağa da sandığa da mevcut siyasi düzleme de çalmalıdır. Öncülük ile kuyrukçuluk; emekçi halktan yana olmak ile fırsatçılık, devrimden yana olmak ile düzenin yamalanmasına müsaade etmek aralarında çok temel farklar olan tercihlerdir.

Sosyalist solun bu yanılsamaya, bu propagandaya kanmayacağı; bu prototipe sığmayacağı, bu sürece seyirci kalmayacağı, ikna olmayacağı ve hiçbir biçimde meşruiyet taşımayacağına; halkı bu propagandaya mahkûm etmeyeceğine ve seçeneksiz bırakmayacağına olan inançla…

 

NOTLAR

 [1] https://www.aa.com.tr/tr/politika/ana-muhalefet-partisi-gorevini-artik-hdp-ustlenecek/132558

[2] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/hdp-turkiyenin-yeni-ana-muhalefeti-296395

[3] https://hdp.org.tr/tr/sezai-temelli-ana-muhalefet-partisi-niteliksel-olarak-hdpdir/12216/

[4] https://birikimdergisi.com/guncel/1215/hdp-nin-buyuk-insanligi-biz-ler-ve-radikal-demokratik-kamusal-alan

[5] https://twitter.com/ctisik/status/1513139564742856704

[6] https://www.amerikaninsesi.com/a/sancar-yarinin-turkiye-si-hdp-ile-kurulabilir-/6507653.html

[7] https://t24.com.tr/yazarlar/murat-belge/tip-kongresi,34224

Related Posts