Prof. Dr. İzge Günal

Bugünkü kriz çevre ülkelerden kapitalist merkezlere kadar her yerde hissediliyor. İşsizlik, kitlesel yoksulluk, altyapı hizmetlerinin bozulması ve orta sınıfın çöküşü şeklinde kendini gösteren genel bir sorun söz konusu. Covid-19 pandemisi, küresel göç ve yıllardır doğaya karşı işlenen suçların ‘afet’ olarak geri dönmesi de ‘sorun’u krize evriltiyor.

Böyle belirsizlik dönemlerinde, yani sömürünün arttığı, işsizlik ve yoksulluğun yükseldiği toplumlarda iktidar kendisini sorgulayan ve her söylenene kolayca inanmayan insanların varlığını kabullenemez ve bilim dışılığı olağan hale getirmek için akla gelen her yolu dener. Krizin ciddiyetinin bir göstergesi de bilim dışılığın, kanıta dayalı düşünememenin, hurafelere inanmanın yaygınlaşmasıdır. Anımsayın pandemi öncesinde de bir yandan bilim dışı tedavi yöntemleri yaygınlaşırken, diğer yandan tarikatlar her yerde karşımıza çıkmaya başlamıştı. Burada temel amaç rasyonel düşünce sistematiği içerisinde düşünemeyen, neden sonuç ilişkisini kaybetmiş bir toplum ve hatta ‘aydın’ yaratmaktır.

Aşı karşıtlığı yazısına böyle bir giriş yapmamın nedeni, aslında aşı karşıtlığının genelde bilim karşıtlığının özel bir şekli olduğunu anlatmaya çalışmak. Elbette konuya özgü farklı tartışma noktaları oluşturulur ama sorun aynı sorun, körüklenmesindeki amaç aynı amaçtır.

AŞI KARŞITLIĞININ NEDENLERİ   

Aşı karşıtlarının tek bir gerekçesi yoktur; kişinin eğitim durumuna, sosyoekonomik koşullarına, dünya görüşüne, ruhsal durumuna göre farklı nedenlerle aşıya karşı çıkanları görebiliyoruz. Öyle ki, “asla bir araya gelemezler” dediğimiz kişilerin bile aşı karşıtlığında birleşebildiğini izleyebiliyoruz; bir dinci gerici ile bir ‘solcu’ farklı gerekçelerle de olsa aynı noktaya gelebilmekte.

Aşı karşıtlarını sınıflamadan önce bilgisizlikten aşıya karşı olanlarla, aşının yararını bilmesine karşın, kısa vadeli çıkarları yüzünden karşı olanları ayırt etmek gerekiyor. Elbette ikinci grup çok daha tehlikeli ama sayılarının da ilk gruba göre oldukça az olduğunu belirtmek gerek. Şimdi gelelim aşı karşıtlarının söylemlerine:

Aşıların bir faydası yok: Bu söylem tam anlamıyla bilgisizlikten kaynaklanmaktadır. Doğrudan konunun uzmanlarının açıklaması şu şekildedir: “Aşılar insanoğlunun sağlık alanındaki şüphesiz en değerli buluşudur. Bilimsel olarak aşılarla ilgili tartışılacak çok başlık olduğu ve bilim insanları arasında, bilimsel ortamlarda tartışıldığı doğrudur. Ancak bu tartışmalar sadece daha etkili, daha az yan etkisi olan daha ucuz ve pratik aşıların nasıl geliştirilebileceğine ve aşılanma oranlarının nasıl artırılabileceğine ilişkindir. Hiçbir bilimsel ortamda aşıların gerekli olup olmadığının tartışıldığını duyamazsınız.” [1] Bence daha fazla söylenecek bir söz yok.

Komplo teorileri: Herhangi bir olgunun verilere dayalı açıklaması olanaklıyken, kanıta dayanmadan ‘kötü kişilerin’ komplosu olarak görme eğilimi hemen her konuda karşımıza çıkar. Aşı özelinde ise “içimize mikroçip yerleştirip bizi izleyecekler”, “bizi kısırlaştıracaklar”, “genetik yapımızla oynayacaklar” en sık dile getirilenler. Elbette kanıtsız bir sava yanıt verilmez ama bunun bilgisizlik açısından ‘aşının faydası yok’ grubundan bir adım daha ileride olduğu açık ve bu grubun kendisini fazlaca önemsediği söylenebilir; kim niye seni çiple izlesin ki?

Aşının bana faydası yok: “Nasıl bu sonuca ulaştın?” demekten başka bir seçenek yok. Bunu söyleyebilmek için aşı yaptırmış olmaları gerekir?

Bireysel tercihim: Aşılanma sadece aşılanan kişiyi değil tüm toplumu koruyan bir yöntemdir. Çünkü toplumdaki aşılı kişi sayısı artıkça virüsün/bakterinin salgın oluşturma riski azalır. Toplumsal bağışıklık denilen bu duruma ulaşıldığında aşısız kişiler de korunmuş olur. Tam tersi de geçerlidir, eğer toplumda aşılı kişilerin sayısı en az yüzde yetmişe ulaşmazsa, aşılı kişilerde oluşacak varyantlar nedeniyle, hastalanma riski olur. Hastanın, örneğin bir kanser tedavisini reddetmesi ancak kendisine zarar verirken bulaşıcı hastalıklarda ise tüm topluma. Yani, aşılanma bireysel bir tercih değil, toplumsal sorumluluktur.

Aşı çalışmaları tam olarak yapılmadı: Bu savda biraz doğruluk payı olduğunu söylemeliyim. Gerçekten de kullanılan hiçbir aşının faz-3 çalışmaları bitirilmemiştir. Ancak aşıların tümünün diğer fazları tamamlanmış ve ciddi bir sorunla karşılaşılmamıştır. Yani, faz-0’da laboratuvar çalışmaları, faz-1’de insanlar üzerinde güvenilirlik çalışmaları ve faz-2’de yine insanlar üzerinde doz ayarlaması çalışmaları yapılmış ve altını çizerek söylüyorum, insana zarar vermediği kanıtlanmıştır. Faz-3 çalışmaları sonlanmadığı için ‘ne derece etkin olduğu’ bilinmemekle birlikte zarar vermediği kesindir. Demek istediğim, faz-3’ün eksik olması aşı karşıtlığı için bir gerekçe olamaz çünkü elimizde başka bir silah yok. [2] Üstelik gelen son bilgiler beklenenin çok üzerinde koruyucu olduğunu göstermektedir.

Unutulmaması gereken çok önemli bir nokta da, neredeyse tüm aşıların salgın sırasında geliştirildiği ve tümünün çalışmalarının sonradan tamamlandığıdır. Türkiye’de geliştirilen tek aşı olan tifüs aşısında da çalışmalar tamamlanmadan uygulamaya geçilmişti. [3]

Aşı tekellerine karşıyım: İlaç endüstrisindeki kapitalist mekanizmaya karşı olmak çok onurlu bir yaklaşımdır. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve aşılama tümüyle bir halk sağlığı sorunudur ve sürecin başından sonuna dek kamusal alanda sürdürülmesi gerekir. Ancak bu aşı karşıtlığı için bir gerekçe olamaz; bu sistem içinde yaşadığımız sürece yaptığımız her hareketin kapitalist tekellere yararı olur. Bu yazıyı basılı olarak okuyorsanız kâğıt şirketlerine, dijital ortamda okuyorsanız daha büyük tekellere katkıda bulunuyorsunuz demektir. Bu yeme içmeden, ulaşıma kadar tüm alanlarda geçerlidir. Önemli olan, bunları sistem aleyhine kullanabilmektir.

Dinime aykırı: Genel olarak dinler insanların açıklama getirmekte ya da üstesinden gelmekte zorlandığı sorunlarla başa çıkmaları için dünyaya anlam verme çabalarını yönlendirmektedir. Yapısı gereği doğaüstü güç kavramı dinin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Böyle olunca pandemiyle mücadeleyi tanrıya havale etmek gayet kolay ve din mantığı içerisinde rasyonel bir yaklaşımdır. “Bu düşünce tarzının özellikle aşıyı hedef seçmesi ya da aşıya yönelmesi, aşının çağdaş uygulamaların en yaygın temsilcisi olması ve çok somut yararlar vermesi ile ilgilidir. Eğer böylesine somut yararlar üreten aşı uygulaması bile alt edilebilir ise, diğer uygulamalara karşı çıkmak onlar için daha kolay bir hale gelecektir”. [4] Din, her türlü gericiliğin en önemli silahlarından biridir.

AŞI KARŞITLIĞINDAN ÇIKAR SAĞLAYANLAR

TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut’un aktardığına göre aşı karşıtlığından çıkar sağlayan bir hekim grubu var. “Bunların bir kısmı alternatif tıp uygulayıcıları, bir kısmı ise kitap yazar çizerleri. Kitapların satışından gelir elde etmeyi düşünüyor. Bir kısmı medyada popüler olmak istiyor. Farklı ve aykırı bir fikir söyleyerek popüler olmak amacıyla, ismi medyada daha çok görünsün, muayenehanesine daha çok hasta gelsin gibi düşüncelerle bunu yapıyorlar.” [5] Ancak aşı karşıtlığında çok daha tehlikeli ve güçlü olacak odak, Covid-19’a karşı bir ilaç bulunduğunda ortaya çıkacaktır. Bunlar, ilgili ilacın patentini elinde tutan tekeller olacaktır. Şimdiye dek çok fazla örneğini gördüğümüz biçimde aşı karşıtlığını alttan alta destekleyerek hastalığın yayılmasının getireceği ranttan yararlanmaya çalışacaklardır. [6] Geçmiş deneyimlerimiz böyle gösteriyor.

DUR DENMESİ GEREKİYOR

Aşı karşıtlığı çok tehlikeli boyutlara doğru ilerleme eğiliminde. Ülkemizde de çocuklarını aşılatmayan ailelerin sayısı hızla artmaktadır (2014’te 1370, 2015’te 5091, 2016’da 11470, 2017’de 23000 aile). Toplumda aşılanma oranlarının düşmesinin kaçınılmaz sonucu salgın hastalıkların yeniden ortaya çıkmasıdır. Ülkemizde 2013 yılında 7000’den fazla kızamık olgusu görülmüştür. [7] Avrupa’da da bitti denilen hastalıklardan ölümler yeniden başlamıştır.  

21. yüzyılda aşı karşıtlığı kabul edilebilir bir şey değildir. Ancak bugünkü Cumhurbaşkanının, 2009 yılında Başbakanken grip aşısı yaptırmadığı unutulmamalıdır ve bu akıl hâlâ sürmektedir. Geçenlerde Fatih Altaylı şöyle yazmıştı: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten siyasi kafa aslında aşı karşıtı. Bunu nereden mi anlıyoruz? Çok basit. Aylardır televizyonlarda hiçbir temeli olmadan aşı karşıtlığı yapan soytarılara tek kelime etmeyen RTÜK, dün benim aşı karşıtlarına yönelik sözlerimden ötürü Habertürk’e ceza verdi.” [8]

Durum bu derece tehlikeli.

 

NOTLAR

*Bu yazı son zamanlarda yazarken en sıkıldığım yazı oldu. Sürekli “neden böyle anlamsızlıklara yanıt veriyorum ki?” diye düşünmekten kendimi alamadım.

[1] Azap, A., Aşı karşıtlarının iddiaları ve gerçekler https://www.klimik.org.tr/2021/08/04/asi-karsitlarinin-iddialari-ve-gercekler/

[2] Günal, İ. (2021), Pandemide kapitalizmin sağlık ve bilim politikaları. Yeni Ülke Dergisi Sayı 1, s: 26-9.

[3] Günal, İ, (15.11.2020), Tifüs aşısı ve Tevfik Sağlam’ın soruşturulması https://gazetemanifesto.com/2020/tifus-asisi-ve-tevfik-saglamin-sorusturulmasi-399223/

[4] Akdur, R. (10 Nisan 2018), 7 soru 7 cevapla aşı karşıtlığı ve gerçekler https://bilimveutopya.com.tr/7-soru-7-cevapla-asi-karsitligi-ve-gercekler

[5] https://www.ntv.com.tr/saglik/doktorlarda-asi-karsitligi-ttb-20den-fazla-doktorla-ilgili-disiplin-sureci-baslatti,QHUA5GJ7ykWV6PPbx9hehw

[6] Akdur, R, a.g.e.

[7] Azap, A., a.g.e.

[8] Altaylı, F. (12.08.2021), Resmi politika aşı karşıtlığı imiş https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/3160073-resmi-politika-asi-karsitligi-imis

Related Posts