Cumhur İttifakı’nın ideolojik ve politik strüktürü

Dergi Dosya Sayı 22 (Aralık 2022)

Gökmen Kılıç

Bugün AKP ve MHP’nin kurmuş olduğu Cumhur İttifakı’nın bir seçim ittifakından öte anlamları ve hedefleri bulunuyor. Yeni rejimin ana unsuru olan Cumhur İttifakı, 1923 Cumhuriyeti’nin tüm ilerici birikimini tasfiye ederek, yerine cumhuriyetin bir anti-tezi olan neo-Osmanlıcılığı koymuş durumda.

Kurulan rejimde milliyetçilik ve İslamcılıkla harmanlanmış saldırgan bir piyasacılık ve işbirlikçilik hüküm sürmektedir. Düzenin muhalefetinin ise yeni rejime dair temel bir itirazı bulunmuyor. Muhalefet açısından asıl tartışmanın sağcılık ya da piyasacılık olmadığı açık… 

Bu bağlamda, yapılan tartışmaların 1923 cumhuriyetin paradigmalarıyla değil, onun yerine kurulacak yeni rejimin biçimine dair yürütüldüğüne şüphe bulunmuyor.

Türkiye’nin son 20 yılına damga vuran AKP iktidarının yarattığı tahribatın boyutları düşünüldüğünde, ortağı MHP ile birlikte ülkeyi nasıl bir noktaya sürüklediğini bugün hepimiz görmekteyiz. Ekonomide ve siyasette iflas eden bir ülke durumuna gelen Türkiye, Cumhur İttifakı tarafından “yerli ve milli” yalanlarıyla avutulmaya çalışılıyor. AKP tarafından Cumhuriyet’in 100. yılı için açıklanan “Türkiye Yüzyılı” programı içi boşaltılmış bir cumhuriyetin makyajlanmış hali olarak halka sunulmak isteniyor.

Oysa, AKP’nin kurmak istediği yeni rejimin 1923 Cumhuriyetiyle uzak yakın ilgisi bulunmuyor. Bu nedenle AKP’nin ve geniş anlamıyla Cumhur İttifakı’nın neyi yıktığının ve neyi yerine koymak istediğinin iyi anlaşılması gerekiyor.

CUMHUR’UN YIKTIĞI CUMHURİYET

Son 20 yıllık karşı devrimin sürecinin hedefinde kuşkusuz 1923’te kurulan Cumhuriyet’in temel paradigmaları vardı. Beğenelim ya da beğenmeyelim, eleştirelim ya da eleştirmeyelim 1923 Cumhuriyeti tarihsel açıdan bir ilerlemeye denk düşmektedir. Cumhuriyet daha en başından belirlenen sınıfsal tercihlerine ve tüm kusurlarına rağmen bir Ortaçağ devleti olan Osmanlı’ya ve onun ürettiği ideolojiye karşı kuruldu.

Tanzimatla birlikte yapılmaya başlayan tutarsız ve bir o kadar utangaç reformlar Cumhuriyet’le birlikte ete kemiğe bürünerek önemli bir sıçramaya dönüştü. Mustafa Kemal’in “İdare-i maslahatçılar esaslı inkılap yapamaz” sözü tam da Tanzimat ve Meşrutiyet reformcularının yetersizliğini tarif ediyordu. Cumhuriyet, Tanzimat ve Meşrutiyet’ten farklı olarak yaşanan dönüşümleri utangaç reformlarla değil, temel kopuşlarla gerçekleştirdi.

Cumhuriyet’le birlikte Türk Medeni Kanunu kabul edildi; kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku kanunla güvence altına alındı. Böylece kadın ve erkek arasındaki maddi ve sosyal eşitsizlik yasal düzlemde ortadan kaldırdı. Kadınların seçme ve seçilme hakları güvence altına alınarak, toplumsal yaşamda daha fazla söz sahibi olmaları sağlandı.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birliği sağlandı. Osmanlıdan kalma gerici eğitim kurumları ve örgütlenmeler kapatıldı. Laiklik ilkesiyle günlük yaşamda ve devlet idaresinde rasyonalite esas alındı.

Arap harflerinden oluşan Osmanlıca yerine Latin harfleri kullanılmaya başlandı. Kılık kıyafet kanunuyla birlikte sarık, cübbe ve fes yerini modern kıyafetlere bıraktı.

Tebaa yerine yurttaş, saltanat yerine meclis, hilafet yerine laiklik, Duyun-ı Umumiye ile cisimleşen müstemleke ülke görüntüsüne karşı kamucu, egemen bir ülke kuruldu.

Hayata geçirilen tüm bu yeniliklerde cumhuriyetin ne kadar başarılı olduğu, uygulamaların toplumsal hayata ne kadar yansıdığı konusu kuşkusuz tartışmaya açıktır. Bu başlıkların hepsi eleştirilebilir; zayıflıkları ve kusurları ortaya konabilir. Fakat yapılacak eleştirilerin hiçbiri Cumhuriyet’in tarihsel kazanımlarını kendisinden daha geri olan Osmanlı düzeniyle mukayeseye etmemizi sağlamaz.

AKP’nin ve Cumhur İttifakı’nın kurmak istediği rejim, yukarıda saydığımız paradigmalara temelden karşıtlık içermektedir. Yeni rejim laiklik, kamuculuk, bağımsızlık, kadınların eşitlik mücadelesi gibi birçok başlıkta Cumhuriyet’in ilerleme dinamiklerini tersine işletmiştir. 

Tüm bunlar rejim açısından yeni bir siyasi öykünün ve tarih anlatısının yazılmasını zorunlu kılmıştır. Ancak AKP rejiminin anlattığı öykü neo-Osmanlıcılık çerçevesine “yeni Türkiye”, “yerli ve milli” ve “Türkiye Yüzyılı” masallarından öteye gidememiştir.

CUMHUR İTTİFAKI: YALANLAR VE GERÇEKLER

AKP iktidarı geride kalan 20 yılın sonunda kendisini bir devlet partisi olarak sistemin merkezine yerleştirirken, şimdiye kadar geldiği yolu yalnız yürümediğini söylemeliyiz. AKP daha en başından sermaye sınıfının desteğini arkasına alarak, liberal ve İslamcı sağ ittifakın en geniş siyasal örgütü olmuştur. Kürt siyasetinin ve sol liberalizmin çok kritik dönemlerde AKP’ye verdiği destek ise küçümsenmemelidir. Fethullahçı örgüt ile yolların ayrılmasına kadar kurulan birliktelikler AKP’nin iktidarını korumasında önemli bir role sahip olmuştur.

Ancak 15 Temmuz’la birlikte AKP’nin ve İslamcı ideolojinin ülkeyi yönetme konusundaki yetersizliği yeni bir ittifakı zorunlu kılmıştır. Bu aşamada MHP’nin desteği kritiktir. MHP, bürokrasi, polis teşkilatı ve ordu içerisinde AKP’nin güvenlik kaygılarını rahatlatan bir müttefik olmuştur. 

16 Nisan Referandumu’nun ardından geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de bu ittifakın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. AKP-MHP iktidarı kurdukları Cumhur İttifakı’yla birlikte yeni rejimin iktidar ortağı durumundadırlar. 

Peki 1923 Cumhuriyeti’nin bir anti-tezi olan yeni düzenin ortaya koyduğu argümanlar nelerdir?

İlk olarak AKP’nin ve Cumhur İttifakı’nın belki de en çok kullandığı söylem “milli irade” söylemi olmuştur. Bu söylem AKP tarafından iki yönüyle kullanılmaktadır: Birincisi, sandıktan çıkan iradenin isterse her şeyi yapabileceği iddiasıdır. Sandık iradesi yapılan tüm hukuksuzlukları meşru bir zemine çekmek için kullanılmak istenmektedir. 

İkincisi ise, Cumhuriyet’in kuruluş dönemi boyunca sandığa gidilmemesine dönük yapılan “diktatörlük” eleştirisidir. Bu sayede AKP, Cumhuriyet’i ve kurucu kadroları “milli irade” ve sandık üzerinden istediği zaman gayrimeşru ilan edeceğini düşünmektedir.

Başka bir argüman “yerli ve milli” söylemidir. AKP-MHP iktidarının son dönemde çokça kullandığı söylem “yerlilik” ve “millilik” olmuştur. Buna göre devlet dış güçlerle bir mücadele içindedir. Emperyalistlere karşı verilen mücadele için örneğin halkın yoksullaşması sineye çekilmelidir. Yerli silah sanayisi kurulmakta; yerli otomobil, yerli tank ve hatta yerli uçak yapılmaktadır. Bu nedenlerle AKP-MHP iktidarı devletin bekası için desteklenmelidir(!)

Cumhur İttifakı bu argüman üzerinden “milli” ve “gayri milli” ayrımı yapmaktadır. Özellikle iç siyaset bu eksende ayrıştırılarak “gayri milli” ilan edilenlerin şeytanlaştırılması ve karalanması hedeflenmektedir. 

Diğer yandan ulusalcı kitlenin Cumhur İttifakı’na yakın durmasının bir anahtarı da “milli-gayri milli” söylemini köpürtmekten geçmektedir.

AKP’nin kurduğu yeni rejimin temel argümanları gerici-faşist bir eksene oturan neo-Osmanlıcılıkta cisimleşmektedir.

Buradaki anlatıya göre, Cumhuriyet Osmanlı’dan devrimci bir kopuşla değil, bir süreklilik içinde kurulmuştur. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının birer “Osmanlı subayı” olduğu vurgulanarak, tarihsel rolleri küçültülmek istenmiştir. Emperyalizme ve saltanata karşı yürütülen Milli Mücadele’nin “küffara karşı” verilen İslami bir direniş olduğu savunulmaktadır.

AKP rejiminin tarih çarpıtması bunlardan ibaret değildir: Lozan Antlaşması’nın bir hezimet olduğu ve toprak kaybıyla sonuçlandığı, 12 Adalar’ın Lozan yüzünden elimizden çıktığı, Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’ye Padişahın isteği üzerine ile başladığı, İnönü Savaşı’nın hiç yaşanmadığı, Kurtuluş Savaşı’nın küçük bir çatışmadan ibaret olduğu, Cumhuriyet’in Hilafet’in ilgası karşılığında kurulduğu gibi çeşitli çarpıtmalar yer almaktadır.

Görüleceği üzerine dayanaksız onlarca çarpıtma AKP-MHP iktidarı tarafından çeşitli kademelerde dillendirilmektedir. Açıkça söylemek gerekiyor ki, bu deli saçması iddialar fesli meczup Kadir Mısırlıoğlu tarihçiliğinden başka bir şey değildir. Ülkenin gerçek tarihinin öğrenilmesi için ilköğretim düzeyinde kaynakların bile okunması yeterliyken, bu iddiaların ısrarla dillendirilmesi bilinçli bir manipülasyon olarak görülmelidir.

AKP’nin açıkladığı 2023, 2053, 2071 vizyonları da belli çarpıtmaların yan yana getirilerek, geleceğe dönük bir motivasyon oluşturulması için kullanılmaktadır.

AKP-MHP iktidarının bu söylemleri iktidarda kalmanın bir yöntemi olarak kullanılırken, tarihsel doğrular karşısında hiçbir şansları olmadığı belirtmeliyiz.

Öncelikle milli irade ve sandık argümanları hangi sınıfın çıkarlarının temsil edildiği belli olmayan bir düzlemi içermektedir. Burjuva demokrasisi açısından bakacak olursak bile AKP-MHP iktidarının halk iradesini umursadığı düşünülmemelidir. Kayyum atanan onlarca belediye, milletvekilliği düşürülen siyasetçiler, yapılan hukuksuz tutuklamalar ortada dururken, iktidarın millet iradesinden bahsetmesi düşünülemez. En son yapılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinin iptal edilmesi bile AKP’nin milli iradeye nasıl yaklaştığını bizlere göstermiştir.

Yeri ve milli söylemine gelirsek, AKP’nin karnesi burada da oldukça kötüdür. Ülkenin kamu varlıklarını haraç mezat özelleştiren kendileri değilmiş gibi şimdi millici bir söyleme bürünmeleri nasıl açıklanabilir? Ülkemizin fabrikaları, limanları, madenleri, doğal zenginlikleri, arazileri birer birer yabancılara satılırken; Türk vatandaşlığı para karşılığında yabancılara peşkeş çekilirken yerli ve milli edebiyatı yapmak aklımızla alay etmek anlamına gelmektedir.

Onlarca resmi belge ve kaynak dururken, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinin çarpıtılması hangi gerekçeyle açıklanabilir? Lozan’da toprak kaybedildiğini ısrarla söyleyen Erdoğan, Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’in bir karış toprak kaybetmediğini iddia edebiliyor. Mesele yalnızca toprak kaybetmek değil fakat; II. Abdülhamid’in tarihimizin en çok toprak kaybeden padişahı olduğu herkes tarafından bilinmektedir.

Bugün ülkemizin ekonomisi AKP-MHP eliyle çökertilirken, ulusal para birimimiz her gün değer kaybederken, hazineye karşılığı belli olamayan kaynaklardan borç alınırken, işçiler emekçiler açlık ve yoksulluk çekerken, gençler işsizlikten intihar ederken, yanlış dış siyaset ve Osmanlı hayalleri sonucunda ülkemiz göçmen deposuna dönüşmüşken, kimin “milli” kimin “gayrı milli” olduğu ortadadır.

Türkiye AKP-MHP iktidarıyla hukuk olmadığı bir ülke haline dönüşmüştür. Ülkemizde sosyal medyada paylaşım yaptığı için tutuklanan binlerce yurttaş bulunmaktadır. Gerici tarikatlar ve cemaatler okullarda, devlet kurumlarında örgütlenmekte hatta devlet protokollerinde kendilerine yer bulmaktadır. Piyasa ekonomisi en vahşi haliyle işletilmekte, işsizlik ve sömürü her geçen gün artmaktadır. 

Ülkemiz gerici ve piyasacı bir düzene mahkum bırakılmışken, yalanla kurulan bir tarihin AKP ve MHP’yi iktidarda tutmaya yetmeyeceği bilinmelidir.

YENİ YÜZYILDA AKP VE CUMHUR İTTİFAKI

Türkiye seçimlere doğru giderken AKP-MHP iktidarı tüm çarpıtmalarına rağmen ciddi bir meşruiyet krizi yaşamaktadır. 20 yılın ardından AKP’nin bizlere anlattığı Türkiye ile yaşadığımız Türkiye arasında önemli bir açı bulunmaktadır. Gerek AKP’nin gerek Cumhur İttifakı’nın yaşadığı her krizi aşaması için her seferinde daha büyük “masallar” yazması gerekmektedir. Ancak Cumhur İttifakı’nın ve mevcut düzenin gerçek bir hikayesi ve motivasyon kaynağı bulunmamaktadır. 

Osmanlıcılık denendi tutmadı, İslamcılık denendi tutmadı, Türkçülük-milliyetçilik denendi tutmadı; 15 Temmuz’dan yeni bir kuruluş destanı çıkarılmak istendi, o da tutmadı.

AKP ve düzenin tüm unsurları istedikleri kadar yüzyıllık vizyonlar açıklasınlar; halka dair olmayan, gerçek olmayan bu İstibdat rejiminin dikiş tutturma şansı bulunmuyor. Türkiye’nin geleceği yüzyıllık köhne ideolojilerin pişirilerek tekrar önümüze konmasıyla değil; kamucu, laik, eşitlikçi bir düzenin yeniden kurulmasıyla çizilecek.

Related Posts