Behiç Oktay
ABD Başkanı Joe Biden, yedi gün süren yurt dışı gezisinde G7 ve NATO zirvelerine katıldı, ardından da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Her toplantı Biden’ın “Amerika geri döndü” sözünün ne kadar hayata geçeceğini gözlemleyebilmek açısından önemliydi.
Tüm bu buluşmalarda Biden’ın temel amacının Çin’e karşı cepheyi genişletmek olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu buluşmalardan ABD’nin istediğini ne kadar alabildiğine dair henüz elimizde herhangi bir veri yok. Öyle ki tüm bu görüşmeler içinde belki de Biden açısından en verimli geçen görüşme, Erdoğan ile yaptığı oldu.
G7 ZİRVESİ: ABD’NİN ÇİN’E KARŞI EKONOMİK VE SİYASİ CEPHE OLUŞTURMA ÇABASI
İngiltere’nin Cornwall bölgesinde gerçekleşen G7 Zirvesi, Biden’ın Çin’e karşı ekonomik ve siyasi cephe oluşturma adımlarının ilkiydi. Eski ABD Başkanı Donald Trump’tan devralınan Çin karşıtı cephe oluşturma girişimleri, hiç şüphesiz Biden döneminin de en önemli hedeflerinden birini oluşturuyor. ABD’nin Obama döneminden bu yana dikkatini Orta Doğu’dan Asya’ya çevirme çabası da Biden döneminde devam ediyor. Biden’ın dış politikası, Trump’ın tek taraflı ve dayatmacı tarzından farklı olarak, demokrasi, insan hakları, çok taraflılık gibi emperyalist devletlerin çok severmiş gibi göründüğü birtakım söylemleri içerse bile, Trump dönemi dış politikasını devam ettirme eğilimindedir.
G7 zirvesinde Çin’e karşı ekonomik ve siyasi cephe oluşturma girişiminin en önemli meyvesi, zirve öncesinde “Yeşil Kuşak ve Yol”, “Yeşil Marshall Planı” gibi isimlerle anılan ve son hali “Build Back Better World (B3W)” yani “Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et” oldu. Girişim için 7 ülkenin toplam 40 trilyon dolarlık bir bütçe oluşturması kararlaştırıldı.
Bu girişimin, Çin’in 2013 yılından beri devam etmekte olan Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne karşı oluşturulmuş bir proje olduğu son derece açık. Bu durum artık ABD’nin Çin’e karşı tek başına hareket edemediğinin bir göstergesi olarak görülebilir. Bunu aynı zamanda Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin de başarılı bir şekilde ilerlediğinin göstergesi olarak kabul edebiliriz.
NATO ZİRVESİ: ÇİN VE RUSYA’YA KARŞI ASKERİ CEPHE
G7 zirvesinin ardından Brüksel’de toplanan NATO zirvesinde de Çin ve Rusya’ya karşı birlik olma çağrıları yinelendi. Bu zirvede NATO 2030 Konsepti kabul edildi. Zirve sonunda yayımlanan 79 maddelik bildiride ise Rusya ve Çin’e karşı ortak duruş öne çıktı.
Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan NATO, Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin ardından fazla bir değişim göstermedi. Anti-komünizm temelli bir savaş örgütü olan NATO’nun saldırgan tavrı, 1991 sonrasında da ABD öncülüğünde devam etti.
ABD, Soğuk Savaş yıllarından günümüze kadar Avrupa’yı her daim Rusya tehdidine karşı NATO aracılığı ile korumayı taahhüt etmektedir. Geçmişte bu tehdit Sovyetler Birliği iken bugün Rusya’dır. Ancak son yıllarda Avrupa ile ABD arasında NATO başlığında bazı sorunlar baş göstermeye başlamıştır. Yakın dönemden bir örnek vermek gerekirse, Trump’ın başta Almanya olmak üzere AB üyelerine NATO’ya maddi destek verme çağrısı ABD ile Avrupa arasında NATO’nun kaderi konusunda ufak ayrışmalara neden olmuştu.
Diğer yandan Joe Biden “Amerika geri döndü” diyerek aslında NATO’da ABD ile Avrupa arasında (en azından görünürde) eşitliğe dikkat edeceğini söylemişti. Bunun temel nedeni ABD’nin Çin’e ve Rusya’ya karşı AB olmadan tek başına mücadele edemeyecek olmasıdır. Biden şimdilik Trump döneminde ABD’nin Avrupa’ya gösterdiği sopayı havuç rengine boyayarak ilerlemeyi tercih ediyor. Biden’ın bu tavrı NATO’nun bildirisine, Çin’in önemli bir tehdit değil risk olarak görülmesi şeklinde yansıdı. Böylece Çin hem NATO için en önemli gündem haline gelirken, kullanılan dil Avrupa’nın Çin ile ilişkilerini bozmayacak şekilde sınırlandırılmış oldu.
NATO’NUN İLERİ KARAKOLU TÜRKİYE
NATO zirvesini Türkiye için özel hale getiren durum ise aylardır hasretle beklenen büyük kavuşmanın, yani Biden ile Erdoğan’ın görüşecek olması idi. Ocak ayından beri Türkiye’de düzen siyasetinin büyük bir heyecanla beklediği Biden-Erdoğan buluşması, pek çok kişinin beklentisinin aksine oldukça olumlu geçti. Beklendiğinin aksine diyorum, çünkü bir taraftan yandaş basında ABD seçimleri öncesi ve sonrasında kullanılan “Eyy Biden” naraları, bir taraftan düzen muhalefetinde oluşan “Biden Erdoğan’ın kulağını çekecek” hayalleri suya düşmüş oldu. Erdoğan ve Biden, son derece samimi görüntüler verdi ve görüşme iki taraf açısından da “olumlu” sonuçlandı.
Görüşme öncesinde ABD’nin Suriye’de YPG’ye verdiği destek, ABD’nin Ermeni soykırımını tanıması, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sisteminin akıbeti gibi pek çok konunun gündeme gelmesi bekleniyordu.Ancak ana gündemin ABD’nin çekilmeye niyetlendiği Afganistan’ın kime emanet edileceği olduğu çok geçmeden anlaşıldı. Biden ile Erdoğan ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrasında Kabil havaalanının güvenliğinin sağlanmasında Türkiye’nin öncü rol üstlenmesi konusunda anlaştılar. Yani Soros’un deyişiyle Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü olan ordu, bir kez daha ABD ve NATO emelleri doğrultusunda memleketin binlerce kilometre ötesine kalmaya devam edecek. ABD, bataklık haline getirdiği bölgeden çekilirken TSK Afganistan’daki görevini sürdürecek.
Afganistan’ın önümüzdeki yılların en kilit noktalarından biri olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Coğrafi konumu gereği Türk devletlerine, İran’a, Pakistan’a ve Çin’e komşu olan Afganistan NATO için kritik bir üs olmaya devam edecektir. Bu açından TSK’nin Afganistan’daki konumunun da Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde önemli etkileri olacaktır.
BİDEN-PUTİN GÖRÜŞMESİ
Cenevre’de 1985 yılında Ronald Reagan ile Mihail Gorbaçov arasındaki görüşmeden 36 yıl sonra yine aynı yerde Joe Biden ve Vladimir Putin bir araya geldi. Görüşmede iki ülkenin karşı karşıya geldiği sorunlar masaya yatırıldı.
Güncel olarak bu sorunların başında hiç şüphesiz Ukrayna bulunuyor. Ukrayna’da son aylarda yaşanan olaylara dair Yeni Ülke Dergisi’nin 3. sayısındaki “Ukrayna’da Raks” başlıklı yazımda Ukrayna’nın Rusya açısından yarattığı sorunlar hakkındaki kısmı yeniden paylaşmak isterim:
“Ukrayna’nın NATO’ya dâhil olması, diğer komşularının üyeliğine nazaran Rusya’nın biraz daha hassasiyet ile yaklaşabileceği bir konu. Rusya’nın Karadeniz komşuları coğrafi konumları nedeniyle Rusya’ya çeper olabilecek konumdayken, Ukrayna Rusya’nın önemli bölgelerine yakınlığı açısından neredeyse içindedir. Özellikle Moskova’ya bu kadar yakın mesafede bir NATO üyesinin olması, Rusya için ciddi sorunlar yaratacaktır.” [*]
Her ne kadar Ukrayna NATO’ya girme konusunda son derece hevesli olsa da NATO en azından şu aşamada adımlarını temkinli atmaya karar vermiş durumda. NATO zirvesinde Ukrayna’nın NATO üyeliği NATO Bildirisi’nde “Ukrayna gerekli şartları yerine getirirse üyeliği gündeme alınacaktır” şeklinde yer aldı. Aynı saatlerde ise Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski, Twitter hesabından NATO liderlerinin Ukrayna’nın NATO üyesi olacağını onayladıklarına dair açıklama yaptı. Burada Zelenski’nin durduk yere böyle bir açıklama yapmış olamayacağını da ayrıca belirtmek gerekir.
SONUÇ
ABD Başkanı Joe Biden, başkanlığının altıncı ayında G7 ve NATO zirvelerine katılarak ABD’nin dış politikada önümüzdeki 4 yılki tutumunun ilk adımını attı. Biden döneminde ABD’nin Çin’e karşı bir cephe kurma hedefi devam ederken, bu cepheyi Trump gibi zorlayıcı bir tavırla değil, daha ılımlı bir şekilde yürütmek istediği görülmektedir. Tabii bu ılımlı tavır yalnızca her daim birlikte hareket ettiği diğer emperyalist ülkelere has olacaktır. Başta Rusya ve Çin’e yönelik olmak üzere dünyanın dört bir yanında emperyalizmin saldırganlığı hız kesmeden devam edecektir. Çok kutuplu dünyaya geçiş sürecinde ABD’nin AB ile daha ılımlı bir ilişki içine girmek istemesi de normaldir. Ancak bu durum artık ABD’nin en yakın müttefiki AB’yi dahi istediği gibi yönlendirmekte zorlanmaya başladığının bir işareti olarak görülmelidir.
Türkiye açısından da Biden dönemi, ABD ile ilişkilerin iyiye gideceği bir dönem olacağının sinyallerini vermiştir. İç siyasette her gün daha da sıkışan AKP’nin, dış politikada ABD’nin tüm taleplerini karşılayarak ABD desteğine dayanarak iktidarda kalma hesapları yapmakta olduğu aşikârdır. Tam da bu nedenle AKP’yi emperyalizm değil, ancak ve ancak Türkiye’nin emekçi halkı gönderecektir.
[*] Behiç Oktay, Ukrayna’da raks, Yeni Ülke Dergisi Sayı: 3 https://www.yeniulke.com.tr/2021/ukraynada-raks-2682/ Erişim tarihi: 22.06.2021

