Alevi açılımı değil, eşit yurttaşlık direnişi

Sayı 32 (Kasım-Aralık 2025)

Mahmut Aslan
Laiklik Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi, TİHAK ve Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı Başkan Yardımcısı

Alevilik açılımı beyanı, iktidarın lütfeden ve güvenli konumdan hareketle Alevileri kendisine uyumlu hâle getirme niyetinin bir ürünüdür. Oysa bugün tartışılan, “Alevilere ne verileceği” değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik karakterinin mi korunacağı, yoksa yönetimin dini kimlikler üzerinden yeniden yapılandırılarak ideolojik olarak ehlileştirileceği midir?

Alevilik, devletten ayrı ve özgür vicdan toplulukları olarak tarih boyunca adalet, özgürlük ve direniş eksenli bir varoluş göstermiştir. Bugün, bu tarihsel çizgi yeniden bir kavşaktadır. Sorun, siyasal İslamcı AKP’nin 23 yıllık iktidarı boyunca uyguladığı politikaların Cumhuriyet’in en büyük kazanımı olan laikliği aşındırması ve Sünni merkezli bir bakış açısıyla devleti yönetmesinde yatmaktadır. Gerçek soru şudur: Aleviler, devlete uyum u sağlayan bir “unsur” mu olacaktır, yoksa Cumhuriyet’in kurucu öznesi olarak özgür bir ülkeyi yeniden inşa edebilecek midir?

Devlet Bahçeli’nin Hacı Bektaş’ta, 11 Ekim 2024’te açılan Horasan Erenleri Dergâhı Cemevi Külliyesi için hibe ettiği arsa, Alevilik tartışmasını yeniden alevlendirdi. MHP lideri bir yandan cemevi yaptırarak “Alevi dostu” bir görünüm çizerken, diğer yandan Aleviliği kendi ideolojik çerçevesi içinde yeniden tanımlama projesini hayata geçirmek istemektedir. MHP’nin “Alevilik Türklüğün ana damarıdır” açıklamaları da bunun en önemli göstergelerindendir. Peki, MHP gibi geçmişte yaşanan Alevi katliamlarından sorumlu bir partinin liderinin cemevi yaptırması gerçekten bir barışma isteğinin habercisi mi, yoksa Aleviliği ehlileştirme stratejisinin yeni bir aşaması mı? Bahçeli’nin son açıklamaları, Alevileri “tereddütleri giderilecek bir kitle” olarak gören üst aklın açık bir ifadesidir. Bu, “makbul Alevilik” yaratarak Aleviliği devletin ideolojik aparatına dönüştürme girişimidir.

ÜLKÜCÜ KATLİAMLARIN HESABI

Bu ülkedeki Aleviliğin tarihsel seyrini katliamlar üzerinden de okumak mümkündür. Maraş Katliamında (1978) Alevilere yönelik vahşet, ülkücü çevreler tarafından organize edilmiştir. Çorum Olaylarında (1980) provokasyonları yöneten kadrolar yine ülkücülerdi. Sivas Katliamında (1993) Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 aydının ölümünde de MHP ve Ülkü Ocakları ile iltisaklı kişiler rol oynamıştır. Bu katliamların hiçbirinde gerçek sorumlulardan hesap sorulmamış, davalar zaman aşımından düşmüştür. Bahçeli’nin cemevi yaptırması, bu kanlı geçmişle yüzleşmeden, yalnızca “unutturalım” demektir

MİLLET SİSTEMİ VE KUŞATMA PROJESİ

Bahçeli’nin açıklamaları, küresel sistemin bölgemizde uyguladığı politikaların bir parçasıdır. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Haziran 2025’te İzmir’de “Türkiye için en iyi sistem Osmanlı millet sistemidir” diyerek din temelli bir yönetim anlayışını açıkça savunmuştur. Millet sistemi, Osmanlı’da farklı dini cemaatlerin kendi içlerinde örgütlendiği, ancak devlete bağımlı tutulduğu bir yapıyı ifade eder. Bu öneri, Büyük Ortadoğu Projesi stratejisiyle örtüşmektedir. Lübnan’daki mezhepsel sistem, Irak’ın işgalinin ardından yaşanan bölünmüşlük ve Suriye’deki iç savaş bunun somut örnekleridir.

Bahçeli’nin cemevi yaptırması ve “Alevi Açılımı” tam da bu zemine oturur. Alevilik, bu projenin içinde sisteme entegre edilmesi gereken bir “İslam üyesi” olarak görülmektedir. Bahçeli’nin süreçte yaptığı “Alevi ve Kürt kökenli birer cumhurbaşkanı yardımcısı” açıklaması da bu ikiyüzlülüğü açığa çıkarır. Çünkü Bahçeli, Alevi kökenli bir cumhurbaşkanı yardımcısını önerirken aslında bir Alevinin Cumhurbaşkanı olmasının önüne geçmektedir. “Başkan yardımcılığı veriyoruz, ama asıl iktidarı alamazsınız” mesajı verilmek istenmektedir.

Asıl sorun şudur: Bahçeli’nin ürettiği kimlik siyaseti, sembolik temsile indirgenen ama yapısal eşitsizliklere dokunmayan boş bir jesttir. Alevi bir cumhurbaşkanı yardımcısı, Diyanet’in Sünni İslam’a hizmet etmesi, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması veya zorunlu din derslerinin sürmesi gerçeğini değiştirmez. Oysa Alevilik, varoluşun lütfuna değil; toplumsal özgürlük ve adalet fikrine dayanır.

CEMEVİ BAŞKANLIĞI: DENETİM MEKANİZMASI

AKP iktidarı, 2009–2011 yıllarında düzenlediği Alevi Çalıştaylarını “tarihî bir yüzleşme” olarak sunsa da, sonuç raporlarında hiçbir yapısal sorun çözülmemiştir. Bu sürecin devamı olarak 9 Kasım 2022’de kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Aleviliği bir inanç alanından çıkarıp “kültürel faaliyet” düzeyine indirgeme politikasının kurumsallaşmış biçimidir. Görünürde “tanıma” olarak sunulan kamu yatırımları ise gerçekte Alevi topluluklarını devletin ekonomik ve idari denetimi altına sokmaktadır.

MHP lideri Bahçeli’nin “makbul Alevilik” söylemi de bu stratejinin ideolojik tamamlayıcısıdır. Aleviliği milliyetçi bir çerçeveye yerleştirme çabası, hem inanç çeşitliliğini hem de Aleviliğin evrensel adalet ve özgürlük öğretisini daraltmaktadır. Böylece Alevilik, devletin ideolojik bütünlüğüne eklemlenen bir “kültürel unsur”a indirgenmekte, bağımsız bir inanç kimliği olmaktan çıkarılmaktadır.

Oysa Alevilik, “72 millete bir nazarda bakma” öğretisiyle adalet ve eşit yurttaşlık düşüncesinin vicdanını temsil eder. Gerçek eşitlik, Aleviliğin resmî bir çerçeveye sokulmasıyla değil; devletin tüm inançlar karşısında laik, tarafsız ve eşit mesafede durmasıyla mümkündür. Cemevlerinin bağımsız ibadethane statüsü tanınmadıkça, bu başkanlık yalnızca denetim mekanizmasının yeni adı olmaktan öteye geçemeyecektir.

TARİHSEL DİRENİŞ DAMARI

Alevilik, tarih boyunca egemen iktidarlara karşı toplumsal adaletin sesi olarak ortaya çıkmıştır. Baba İshak, Celali İsyanları ve Kalender Çelebi İsyanı, merkezi otoritenin baskısına karşı halk hareketleriydi. Pir Sultan Abdal, devlete biat etmeyen bu mücadelenin simgesidir. Bu tarih bize şunu söylüyor: Alevilik yalnızca bir inanç değildir; devleti hak ve adalet çizgisine çağıran bir toplumsal vicdandır.

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ilan edilen Cumhuriyet, laiklik ilkesini temel alarak yeni bir devlet düzeni kurma iradesini ortaya koydu. Diyanet İşleri Başkanlığı, 1924’te din hizmetlerini siyasal alandan ayırmak amacıyla kurulmuştu; ancak zamanla tam tersine, devletin Sünni İslam yorumunu topluma dayattığı bir ideolojik aygıta dönüştü. Bugün cemevlerinin ibadethane olarak sayılmaması ve Alevi yurttaşların eşit yurttaşlık olanağının tesis edilmemesi, bu dönüşümün doğrudan sonucudur.  

Üst düzey bürokraside Alevi temsilinin son derece sınırlı olması, eşit yurttaşlığın kâğıt üzerinde kalmasının sonucudur. Aleviler devlet bürokrasisinde mülakatlarda elenmeye devam etmektedir. TSK’da Ergenekon ve Balyoz davaları sırasında insanların Alevi kimlikleri fişlenmiş, süreç içinde ordudan tasfiye edilmişlerdir. 

Bu baskı ve dışlanmalara rağmen Aleviler, AKP iktidarına boyun eğmemiş; toplumsal muhalefetin en diri, en örgütlü damarını temsil etmeyi sürdürmüştür.

GERÇEK ÇÖZÜM: DEMOKRATİK VE LAİK CUMHURİYET

“Alevi açılımı” adıyla yürütülen politikaların özünde, Alevilerin eşit yurttaşlık talebine yanıt vermek değil, onları devletin ideolojik sınırları içinde hapsetmek yatmaktadır. Alevi hareketinin tarihi, merhamet dilenmekten değil, hak talep etmekten yanadır.

Alevilerin temel talepleri şunlardır:

  • EŞİT YURTTAŞLIK: Devletin inanç ve kimlik farkı gözetmeksizin tüm yurttaşlarına eşit davranması.
  • LAİKLİK: Anayasada yazılı laiklik ilkesinin gerçek anlamda uygulanması; tarihsel Alevi ibadet merkezlerinin (örneğin Hacı Bektaş Dergâhı) Alevilere teslim edilmesi.
  • DİYANET: Diyanet’in tüm inançlara eşit mesafede duracak şekilde yeniden yapılandırılması ya da kapatılması.
  • EĞİTİM: Zorunlu din derslerinin ve ÇEDES benzeri uygulamaların kaldırılması; kamusal, bilimsel eğitim sistemine geçilmesi.
  • İBADETHANE: Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi.
  • YÜZLEŞME: Madımak Oteli’nin bir hafıza müzesine dönüştürülmesi.

Sorunların çözümü yalnızca Meclis koridorlarında değildir. Çözüm; sokakta, meydanlarda, cemevlerinde örgütlü halk hareketiyle mümkündür. Gezi’de, Tekel’de yan yana gelen emek ve Alevi hareketi, Cumhuriyet’in kurucu anlayışının bugüne yansıyan tezahürüdür. Bu nedenle mesele bir “açılım” meselesi değildir; rejim meselesidir. Aleviler bu siyasal İslamcı otoriter rejime uyum sağlamak için değil, demokratikleşmek için vardır. Bu, bekleyen değil; kuran bir mücadeledir. Laik ve demokratik Cumhuriyet lütfedilmez — direnerek ve örgütlenerek kazanılır.

 

Related Posts