Küba’nın Türkiye Büyükelçiliği Müsteşarı ve Misyon Şef Yardımcısı Oscar Redondo Ramos ile söyleşi

Öne Çıkanlar Sayı 37 (Ekim-Kasım 2026) Söyleşi

“Uluslararası saygınlığı hak eden direniş, sıkıntıları romantikleştirmek değil; halkın ihtiyaçlarını ağırlaştıran önlemler olmadan yaşama hakkını savunmaktır.”

Söyleşi: Cengiz Kılçer

Direnişi nasıl değerlendiriyorsunuz ve halkın günlük yaşamına etkisini nasıl tarif edersiniz?

Ramos: Küba halkının direnci, egemenliklerini savunma ve kolektif yaşamı olağanüstü zor koşullar altında sürdürme yönündeki kararlı iradeyi yansıtır. Bu durum, her şeyden önce, acının yokluğu ya da sınırsız bir dayanma gücü olarak yorumlanmamalıdır. Asıl olan, milyonlarca insanın ailelerini geçindirmek, çalışmak, okumak ve başkalarına bakmak için verdiği günlük mücadeledir; üstelik temel ihtiyaçları etkileyen maddi kısıtlamalarla karşı karşıya kalarak.
ABD’nin uyguladığı zorlayıcı yaptırımların ekonomik maliyeti, 1 Mart 2025 ile 28 Şubat 2026 arasındaki dönemde yaklaşık 8.083,3 milyon dolara ulaşmış, bu da önceki döneme göre %7’lik bir artış anlamına gelmiştir. Bu politikanın başlangıcından bu yana biriken zararlar ise güncel fiyatlarla 178.700,5 milyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Bu rakamlar, üretime, altyapıya, kamu hizmetlerine ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine tam olarak tahsis edilemeyen kaynakları göstermektedir.
Her istatistiğin arkasında somut sonuçlar vardır: Günde ancak birkaç saat elektriğin olduğu günler, soğutma eksikliği nedeniyle bozulan gıdalar, yemek pişirme veya su pompalamada yaşanan zorluklar, ulaşımda aksaklıklar, ilaçların korunmasında ve sağlık hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanabilmesindeki engeller. Elektrik kesintileri aynı zamanda dinlenmeyi, ders çalışmayı, iş hayatını ve aile üyeleri arasındaki iletişimi de etkilemektedir. Dolayısıyla enerji krizi sadece elektrik sektörüyle sınırlı değildir: Ev içi yaşamın ve ekonomik faaliyetin tamamına nüfuz etmektedir.
Loş ışıkta ders çalışmaya çalışan çocuklar, ekipmana veya ilaca bağımlı yaşlılar, programlarını yeniden düzenlemek zorunda kalan aileler ve normal şekilde işe gidip gelemeyen işçiler orantısız bir yük taşımaktadır. Yakıt kıtlığı, gıda, tıbbi malzeme ve hammadde taşınmasının maliyetini ve zorluğunu artırmaktadır. Böylece dış kısıtlamalar daha az fırsata, temel ihtiyaçların karşılanması için harcanan daha fazla zamana ve haneler üzerinde ek baskıya dönüşmektedir.
Uluslararası saygınlığı hak eden direniş, sıkıntıları romantikleştirmek değil; halkın ihtiyaçlarını ağırlaştıran önlemler olmadan yaşama hakkını savunmaktır. Toplumsal dayanışma, komşuluk desteği ve temel sosyal hizmetlerin devamı zararı hafifletmeye yardımcı olur, ancak yakıt, gıda, ilaç ve elektriğe istikrarlı erişimin yerini tutamaz. Adil ve kalıcı bir çözüm, kalkınmayı engelleyen önlemlerin sona erdirilmesini ve Küba’nın dünya ile normal ekonomik ilişkilerini sürdürmesine izin verilmesini gerektirir.

Havana, ABD’nin abluka uygulamadığı yönündeki iddiası ile yakıt kıtlığı ve elektrik kesintilerinin etkileri arasındaki çelişkiyi nasıl açıklıyor?

Ramos: Washington’un yaptırımlarını siyasi olarak tanımlaması ile bunların maddi sonuçları arasındaki fark, kısıtlamaların kapsamından kaynaklanıyor. ABD hükümeti “ambargo” kelimesini kullansa da, pratikte etkiler yalnızca ikili ticaretle sınırlı değildir: yaptırımlar, ceza tehditleri ve üçüncü taraflara yönelik baskılar; yabancı şirketlerin, bankaların, sigorta kuruluşlarının, nakliye firmalarının ve tedarikçilerin Küba ile çalışmalarını zorlaştırabilmektedir, hatta bunlar ABD kuruluşu olmasa bile. Gerçekte bu, Küba halkına 60 yılı aşkın süredir dayatılan bir “abluka”dır.
2026’da sıkılaştırılan enerji ambargosu, adaya yakıt sağlayabilecek aktörler için belirsizliği ve riskleri artırmıştır. ABD pazarına erişimi kaybetme veya yaptırımlarla karşılaşma ihtimali, ticareti durdurabilmekte, maliyetleri yükseltebilmekte ya da sözleşmeleri engelleyebilmektedir. Bu politika, aynı zamanda, diğer devletlerin ve şirketlerin ortaklarını seçme özgürlüğünü de kısıtlamakta ve Küba’nın temel malları normal koşullarda edinme seçeneklerini azaltmaktadır.
Yakıt kritik bir kaynaktır. Olmadığında elektrik üretimi düşer; yolcu, gıda, ilaç ve hammadde taşımacılığı aksar; sulama, sanayi üretimi, soğutma ve su pompalama da etkilenmektedir. Dolayısıyla petrol kıtlığı yalnızca elektrik kesintilerine yol açmamakta, aynı zamanda tedarik zincirlerinde aksaklıkları çoğaltmakta ve hastanelerin, okulların, üretim merkezleri ile hanelerin karşılaştığı zorlukları büyütmektedir.
Dolayısıyla çelişki, yaptırımları sınırlı bir araç olarak sunmak ile bunların yaşam koşulları üzerindeki kümülatif etkisi arasında yatmaktadır. Politikanın temel mallara erişimi kısıtlamak için her bir işlemi açıkça yasaklaması gerekmez; tehdit, olağanüstü maliyetler ve ticari risk ortamı yaratması yeterlidir. Yakıt ve diğer temel ihtiyaçların ülkeye girişini engelleyen bir politika, sonuçta halkı doğrudan etkilemektedir; bunu meşrulaştırmak için kullanılan ifadelerden bağımsız olarak.

Küba Devleti bu ciddi baskının üstesinden gelmek için hangi somut ve acil çözümleri uygulamaya koymuştur?

Ramos: Acil müdahale, mevcut kaynakların yönetimini, temel hizmetlerin korunmasını ve enerji tedariki ile alternatiflerinin aranmasını bir araya getirmektedir. Yakıtın sınırlı olduğu bir durumda, kesintisinin ciddi insani sonuçlar doğuracağı faaliyetlere öncelik vermek zorunludur. Bunlar arasında sağlık hizmetleri, su temini, gıda üretimi ve dağıtımı ile halk için vazgeçilmez hizmetler yer almaktadır.
Ekonomik cephede ise Küba, üretim kapasitesini genişletmeyi, farklı ekonomik aktörlerin faaliyetlerini kolaylaştırmayı ve kaynak çekmeyi amaçlayan kapsamlı reformlar setini açıklamıştır. Bu önlemler darboğazları azaltmayı, ulusal olanakları harekete geçirmeyi ve yaptırımlar nedeniyle finansman, ekipman, parça ve pazarlara erişimin zorlaştığı koşullarda üretimi sürdürmeyi hedefliyor. Etkili olup olmadıkları, uygulamanın başarısına, kaynakların ulaşılabilirliğine ve düzenleyici değişikliklerin aileler için somut sonuçlara dönüşme kapasitesine bağlı olacak.
Bir diğer strateji, ulusal ham petrol ve ilişkili gaz dâhil olmak üzere yerli enerji kaynaklarının kullanımını artırmak ve yenilenebilir kaynakları genişletmektir. Güneş enerjisi çiftliklerinin kurulumu en görünür somut adımlardan biridir: yaklaşık 1.418 megavat toplam kapasiteye sahip 144 çiftlik kurulduğu bildirilmiştir. Bu kapasite, üretimi çeşitlendirmeye yardımcı olur, ancak tek başına güneş enerjisi depolama, sağlam şebekeler, bakım ve diğer kullanım alanları için yakıt ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır.
Petrol ve gaz için yasal çerçevenin 135 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve yönetmelikleri aracılığıyla güncellenmesi, arama, üretim, rafinaj, taşıma ve pazarlamayı kolaylaştırmayı ve aynı zamanda yerli ve yabancı yatırımlar için fırsatlar yaratmayı amaçlamaktadır. Hedef, mevcut rezervleri daha iyi değerlendirmek, teknoloji ve uzmanlığı dahil etmek ve ithalata bağımlılığı kademeli olarak azaltmaktır. Bu yaklaşımın sürdürülebilir fayda sağlaması için uygun denetimlerle, çevre korumasıyla ve stratejik kaynakların ülkenin kalkınmasına yönlendirilmesini garanti eden mekanizmalarla desteklenmesi gerekir.
Aynı zamanda yerli gıda üretiminin, enerji verimliliğinin ve altyapı onarımının güçlendirilmesi ile yakıt, ilaç, ekipman ve yedek parça temini için uluslararası iş birliği kanallarının korunması da acildir. İnsani boyut, önlemlerin günlük sonuçlarıyla ölçülmelidir: daha az elektrik kesintisi, su ve ulaşımın daha iyi sağlanması, sağlık hizmetlerinde daha fazla istikrar ve daha çok gıda… Hiçbir tekil iç reform, dış kısıtlamaları tamamen telafi edemez, ancak ekonomik değişiklikler, yatırım ve işbirliğinin birleşimi kırılganlıkları azaltabilir.

Ekim ayı başındaki enerji dalgalanmalarını ve telekomünikasyon hizmetlerindeki geçici kesintiyi, enerji ithalatında özel katılımın yeni modeliyle ilişkilendiren yorumlar hakkındaki resmi tutum nedir?

Ramos: Küba’nın enerji konusunda ortaya çıkan durumu, krizin yapısal yakıt kıtlığı, üretim sınırlamaları ve ülkenin istikrarlı tedarik gibi başlıklarda karşılaştığı engeller dikkate alınarak analiz edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Belirli bir teknik kanıt olmadan, elektrikte dengesizliği veya geçici bir telekomünikasyon kesintisini özel sektör temsilcilerinin katılımındaki değişime doğrudan bağlamak doğru değildir; bu ilişkinin kanıtlanması için somut teknik veriler gerekir.
Belirli malzemelerin ithalatında özel şirketlere izin verilmesi ya da onların katılımı, bu operasyonların ulusal enerji ihtiyacını karşılayacağı anlamına gelmez. Bu yolla ülkeye giren miktar toplam talebe kıyasla sınırlıdır ve ekonomiyi bütünüyle etkileyen kısıtlamaları ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla yeni bir ticaret mekanizmasının varlığı, yakıt kıtlığına anında çözüm olarak görülmemeli ve her olayı açıklamak için yeterli sayılmamalıdır.
Elektrik sistemi karmaşık bir zincire bağlıdır: Yakıt temini, üretim ünitelerinin durumu, bakım, yedek parçalar, iletim ve dağıtım şebekeleri ile talepteki dalgalanmalara yanıt verme kapasitesi. Telekomünikasyon ise istikrarlı bir güç kaynağı, yedek güç ve işletim ekipmanı gerektirir. Geçici bir kesinti farklı teknik nedenlerden kaynaklanabilir; kaynağını belirlemek, yalnızca zamansal tesadüflere dayalı bir sonuca varmayı değil, olaya ilişkin özel bilgileri gerektirir.
Bu nedenle güvenilir bir değerlendirme, enerji ablukasının genel etkileri ile belirli bir arızanın veya kesintinin doğrudan nedenini ayırt etmelidir. Tedarik üzerindeki baskı sistemlerin işletim koşullarını ağırlaştırır, ancak bunu doğrulayan resmi bir teknik rapor olmadan belirli bir nedensel ilişkiyi kanıtlanmış olarak sunmak yanlış olur. Belirli olayla ilgili şeffaflık, halkı bilgilendirmek ve spekülasyonları önlemek açısından önemlidir.
Temel ilke, yeni ekonomik aktörlerin katılımının, eksikliklerin azaltılmasına yönelik etkili katkılarıyla değerlendirilmesi gerektiğidir; ülkenin yakıta erişimini sınırlayan kısıtlamalardan dikkati başka yöne çekmek için kullanılmamalıdır. Her ithalat yöntemi açık kurallar, denetim ve gerçek tedarik kapasitesi gerektirir. Aynı zamanda ülkenin enerji üretimi ve telekomünikasyonda yatırım ve bakım ile birlikte, tehditler veya sınır ötesi yaptırımlar olmadan malzeme satın almasına imkân tanıyacak uluslararası koşullara ihtiyacı vardır.

Petrol ve Doğal Gaz Hakkındaki 135 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname, ulusal bağımsızlıktan ödün vermeden sosyalist ekonomiyi nasıl güçlendirecektir?

Ramos: Petrol mevzuatındaki güncelleme, sektörün tüm aşamaları için modern bir çerçeve ihtiyacına yanıt veriyor: arama, üretim, rafinaj, taşımacılık, depolama ve petrol, gaz ile türevlerinin pazarlanması. 1938’e dayanan ve sonraki düzenlemelerle şekillenen önceki rejim, mevcut teknolojik, ekonomik ve anayasal bağlamı yeterince karşılamıyordu. Kapsamlı bir düzenleme, büyük yatırımlar, uzman teknoloji ve uzun vadeli projeler gerektiren girişimleri kolaylaştırabilir.
Yerli ve yabancı yatırımlara açılmak, ülkenin kendi kaynaklarıyla her zaman finanse edemediği sermaye, ekipman, teknik uzmanlık ve operasyonel deneyimi harekete geçirmeye yardımcı olabilir. Yüksek maliyetli ve riskli bir sektörde ortaklıklar; rezervlerin araştırılmasına, mevcut kuyuların veriminin artırılmasına, kayıpların azaltılmasına ve tesislerin verimliliğinin yükseltilmesine katkı sağlayabilir. Beklenen ekonomik fayda, enerji arzının artması, üretken faaliyetlerin oluşması ve dışsal aksaklıklara maruz kalmanın kademeli olarak azalmasıdır.
Özel veya yabancı sermayenin katılımı, kaynaklar üzerindeki egemenlikten vazgeçmek anlamına gelmez. Yasal çerçeve, petrol ve gaz rezervlerinin halkın sosyalist mülkiyetinde olduğunu yeniden teyit etmektedir ve bu varlıkların devredilemez ve haczedilemez olduğunu, yalnızca yasal sistemde öngörülen istisnalar dışında, belirtmektedir. Egemenlik, devletin etkin düzenleme kapasitesine sahip olmasına, sözleşme koşullarını tanımlamasına ve işletmenin ulusal önceliklere yanıt vermesini sağlamasına bağlıdır.
Çerçeve ayrıca güvenlik, sürdürülebilirlik ve çevre koruma gerekliliklerini, ayrıca zararlar için sorumluluk yükümlülüklerini içerir. Hidrokarbonların çıkarılması/işletilmesi; su, toprak, hava ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını, işçilerin ve toplumların güvenliğini dikkate almak zorundadır. Yatırım, çevresel yükümlülükler, şeffaf olmayan sözleşmeler veya ülkenin ihtiyaçlarından kopuk kârlar üretirse sürdürülebilir bir çözüm olamaz.
Bu açılımın başarısı, doğrulanabilir sonuçlarla ölçülmelidir: artan üretim, daha yüksek verimlilik, teknoloji ve finansman sağlayan sözleşmeler, kamu gelirlerinde artış ve enerji güvenliğinin iyileşmesi. Ayrıca şeffaflık, denetim ve yerli tedarikçilerin kalite, zamanlama ve uygun fiyat sunabildiklerinde rekabet edebilmesini sağlayacak koşulların garanti edilmesi de kritik olacaktır. Sınır ötesi yaptırımlar bağlamında, yatırımları kolaylaştırmak seçenekleri genişletmenin bir yoludur, ancak Küba ile meşru ticareti engelleyen kısıtlamaların sona erdirilmesi ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Küba’nın kendi kaynaklarına dayalı yenilenebilir enerjiye geçiş için orta ve uzun vadeli planı nedir?

Ramos: Orta ve uzun vadeli enerji stratejisi, ithal yakıtlara aşırı bağımlılıktan kaynaklanan kırılganlığı azaltmalı ve ülkenin mevcut doğal kaynaklarından yararlanmalıdır. Güneş enerjisi, rüzgâr, doğal gaz, yerli ham petrol ve diğer yerel kaynaklar, enerji karmasını çeşitlendirebilecek ve dış aksaklıklara karşı direnci artırabilecek bir bileşimin parçasıdır. Geçiş, tek bir enerji kaynağının bir gecede değiştirilmesiyle ilgili değil, daha çeşitli ve dirençli bir sistem inşa etmekle ilgilidir.
Fotovoltaiklerin genişletilmesi önemli bir odak noktasıdır. Toplam kapasitesi yaklaşık 1.418 megavat olan 144 güneş parkının kurulumu bildirilmiştir. Güneş enerjisi üretimi, gün ışığının en yoğun olduğu saatlerde elektrik sağlayabilir ve elektrik şebekesindeki bazı yakıt tüketimini azaltabilir. Bu kapasiteden tam olarak yararlanmak için, değişken üretimi entegre edebilen şebekelere, depolama sistemlerine, bakıma, yedek parçalara ve arz ile talebi koordine eden bir planlamaya ihtiyaç vardır.
Fotovoltaiklerin genişletilmesi önemli bir odak noktasıdır. Toplam kapasitesi yaklaşık 1.418 megavat olan 144 güneş parkının kurulumu açıklanmıştır. Güneş enerjisi üretimi, gün ışığının en yoğun olduğu saatlerde elektrik sağlayabilir ve elektrik şebekesindeki belirli oranda yakıt tüketimini azaltabilir. Bu kapasiteden tam olarak yararlanmak için, değişken üretimi entegre edebilen şebekelere, depolama sistemlerine, bakıma, yedek parçalara ve arz ile talebi koordine eden bir planlamaya ihtiyaç vardır. Rüzgâr ve diğer yenilenebilir kaynaklardan yararlanmak, projelerin uygun teknik etütler, altyapı ve çevre koşullarıyla desteklenmesi şartıyla güneş enerjisi üretimini tamamlayabilir. Enerji verimliliği de göz önünde bulundurulmalıdır: Şebeke kayıplarının azaltılması, ekipmanların modernizasyonu, kamu ve sanayi tesislerindeki tüketimin iyileştirilmesi ve daha verimli teknolojilerin teşvik edilmesi, üretimde eşdeğer bir artış gerektirmeden kaynaklara yer açabilir.
Yerli petrol ve doğalgaz kaynakları yenilenebilir bir çözüm olmamakla birlikte enerji güvenliği hedefinin bir parçasını oluşturmaktadır. Bunların daha verimli kullanımı, geçiş sırasında destek sağlayabilir ve temiz enerji kaynakları genişlerken kısmen ithalat ihtiyacını azaltabilir. Petrol ve gaz düzenlemelerinin güncellenmesi, bu kaynakların güvenlik ve çevre koruma garantileriyle daha iyi kullanılmasına olanak tanıyan yatırımları ve teknolojileri teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
Temel zorluk, ilan edilen projeleri sürekli ve uygun fiyatlı enerji sağlayabilen bir sisteme dönüştürmektir. Bu, finansman, teknolojiye erişim, eğitim, depolama, şebeke modernizasyonu ve zorlayıcı kısıtlamalar olmaksızın uluslararası iş birliği gerektirmektedir. İyi planlanmış bir geçiş, enerji bağımsızlığını güçlendirebilir ve dış baskılara maruz kalmayı azaltabilir, ancak günlük yaşamı iyileştirme özelliğine göre değerlendirilmelidir: Daha az elektrik kesintisi, daha istikrarlı kamu hizmetleri ve enerjinin daha düşük toplumsal maliyeti.

 

Küba’nın direnişini ne ayakta tutuyor ve Devrimin geleceği ve umudu gençlere nasıl aktarılıyor?

Ramos: Direncin temel unsuru, toplumun örgütlenme, birbirine destek olma ve olumsuz koşullarda bile ortak hedefleri sürdürme, onlara sahip çıkma kapasitesidir. Aileler, komşular, işçiler ve topluluklar arasındaki dayanışma, tek başına çözülemeyecek sorunların üstesinden gelmeye yardımcı olur. Ancak bu toplumsal güç, kıtlığı normalleştirmek için kullanılmamalıdır: Halkın insana yakışır yaşam koşullarına, istikrarlı hizmetlere ve ilerleme için gerçek beklentilere ihtiyacı vardır.
Sağlık ve eğitimin toplumsal öncelikler olarak sürekliliğinin sağlanması, temel hakları güvence altında tuttuğu ve ekonomik zorlukların dışlanmaya ve yabancılaşmaya yol açmasını önlediği için son derece önemlidir. Hastaneler, okullar ve kırılgan gruplara yönelik hizmetler elektrik, ulaşım, ilaç, gıda ve ekipman gerektirir. Bu kaynaklar kıt olduğunda, bakım ve öğrenimin sürdürülmesi için uzmanlar ve aileler olağanüstü çaba göstermek zorunda kalır.
Krizin insani sonuçları eşit bir şekilde kendini göstermese de tüm nesilleri etkilemektedir. Çocuklar zorlu ders çalışma koşullarıyla karşılaşabilir; gençler iletişim kesintileri ile eğlence, eğitim ve istihdam olanakları söz konusu olduğunda aksamalar yaşamakta; yaşlılar ise dinlenme, gıda muhafazası veya hizmetlere erişimde daha büyük engellerle karşılaşmaktadır. Toplumsal kazanımları savunmak, bu zorlukları kabul etmek ve etkilerini hafifletmek için somut adımlar atmak anlamına gelir, sadece önemlerini ilan etmekten ibaret değildir.
Gençlerin kendi geleceklerini belirlemede inisiyatif sahibi olmaları için, onlara aktif katılım, nitelikli eğitim, istihdam olanakları, iş alanları ve yaşamlarını etkileyen kararlara katkıda bulunma şansı sunmayı gerektirir. Güven sadece sözlerle inşa edilmez; gençler yeteneklerine değer verildiğini, projeler geliştirebildiklerini ve kişisel ve kolektif çabanın somut gelişmelere yol açtığını gördüklerinde güçlenir. Yenilik, bilim, kültür ve toplumsal katılım, birliktelik, bağlılık ile kalkınmayı birbirine bağlayan somut yollar olabilir.
Umut, ulaşılabilir hedeflere dayanmalıdır: Enerji istikrarını yeniden tesis etmek, gıda üretimini artırmak, ulaşımı iyileştirmek, kamu hizmetlerini güçlendirmek ve mesleki gelişim için fırsatlar yaratmak. Uluslararası dayanışma ekipman, ilaç, teknoloji, finansman ve bilimsel iş birliği ile katkı sağlayabilir. Aynı zamanda, ticaret ve yatırımı engelleyen kısıtlamaların sona erdirilmesi, ulusal kaynakların daha iyi bir şekilde halkın ihtiyaçlarının karşılanmasına tahsis edilmesine yardımcı olacaktır. Geleceğin en güçlü savunması, yeni nesillerin onurlu bir şekilde yaşayabilmesi ve o geleceğin inşasına katılabilmesidir.

Uluslararası dayanışma ne kadar önemlidir ve BM’de ablukaya karşı karar tasarısının oylanmasına ilişkin beklentiler nelerdir?

Ramos: Uluslararası dayanışma önemlidir çünkü abluka sadece Küba’nın Amerika Birleşik Devletleri ile ticari ilişkilerini sınırlamakla kalmamaktadır; aynı zamanda üçüncü ülkelerin, bankaların, şirketlerin ve nakliye şirketlerinin ada ile meşru faaliyetlerini sürdürmesini engelleyecek sınır ötesi etkilere de sahiptir. Hükümetler, parlamentolar, toplumsal örgütler, bilimsel kurumlar, sendikalar ve vatandaşlar arasındaki iş birliği, tecridi azaltmaya, temel malzemelerin teminini kolaylaştırmaya ve her devletin dış ilişkilerini egemen bir şekilde belirleme hakkını savunmaya yardımcı olabilir.
Sorunun ekonomik boyutu oldukça büyüktür. Mart 2025 ile Şubat 2026 arasındaki dönem için tahmin edilen zarar 8.083,3 milyon dolara ulaşırken, ablukanın başlangıcından bu yana kümülatif etki cari fiyatlarla 178.700,5 milyon dolar olarak hesaplanmaktadır. Raporda ayrıca, abluka olmasaydı 2025 yılı gayri safi yurt içi hasılasının öngörülen değerinden %10,8 daha yüksek olacağı tahmin edilmektedir. Bu rakamlar kaybedilen kaynakları ve fırsatları tanımlamakta, ancak hemen otomatik olarak tahsil edilebilecek para anlamına gelmemelidir.
Ablukanın sağlık, gıda, ulaşım, elektrik ve telekomünikasyon üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, dayanışma özellikle acil bir anlam kazanmaktadır. Tıbbi malzemeler, hastane ekipmanları, yedek parçalar, gıda, yakıt ve yenilenebilir teknolojiler belirli ihtiyaçların hafifletilmesine yardımcı olabilir. Bilimsel ve teknik işbirliği de, faaliyetlerin yaptırım tehdidi olmaksızın yürütülebilmesi koşuluyla, yerel kapasitenin güçlendirilmesine ve uzun vadeli kırılganlıkların azaltılmasına katkıda bulunur.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki oylama, devletlerin Küba’nın BM Şartı’na ve egemenlik eşitliği ilkesine aykırı gördüğü bir politika konusunda tutumlarını ifade etmeleri için bir fırsat sunmaktadır. Küba, uluslararası toplumun ablukanın sona erdirilmesini talep eden karara geniş çaplı desteğini sürdürmesini ve egemen devletlerin oylarını etkilemeyi amaçlayan her türlü baskıyı reddetmesini umuyor. Bu konudaki Genel Kurul kararları hukuken bağlayıcı olmasa da, lehte oy önemli bir siyasi ve ahlaki ağırlık taşımaktadır.
Oylama sonucunun ötesinde, dayanışma somut eylemlere dönüşmelidir: ticareti ve işbirliğini kolaylaştırmak, yaptırımların sınır ötesi uygulanmasını önlemek, insani yardım ve enerji projelerini desteklemek ve halkların temel ihtiyaç maddelerine erişim hakkını savunmak. Uluslararası toplum, siyasi farklılıkların milyonlarca insan için günlük ıstırap haline gelmesini engellemeye katkıda bulunabilir. Umut edilen, diyalogun, uluslararası hukuka saygının ve barışçıl bir çözümün galip gelmesi ve böylece Küba ile ABD’nin, herhangi bir zorlama olmaksızın halklarının yararına ilişki kurabilmesidir.
Yukarıda özetlenen hususlara dayanarak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Küba Cumhuriyeti halkları ve hükümetleri arasındaki kardeşlik tarihini de göz önünde bulundurarak, Türkiye Hükümeti’nin 28 Ekim 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda oylanması planlanan “Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’nin Küba’ya karşı uyguladığı ekonomik, ticari ve mali ablukanın sona erdirilmesinin gerekliliği” başlıklı Karar Tasarısı’na desteğini sürdüreceğine güveniyoruz.

Related Posts