Sistemik sömürü: “Meta” şirketi ve dolandırıcılık endüstrisi

Sayı 32 (Kasım-Aralık 2025)

Mustafa Tunçay

Başlangıç notu: Geçtiğimiz günlerde, ülkemizde gündem olmasa da dünyada gündem olan Reuters’ta yayınlanan bir habere göre, Meta şirketinin günde 15 milyar dolandırma amaçlı reklam gösterdiği ve 2024 gelirinin yüzde 10’unu bu reklamlardan elde ettiği yazıldı. Bu yazıda kullandığım rakamlar, Reuters’un “elde ettiğini” belirttiği belgelere ve ilgili habere dayanmaktadır.

Dijital emek vererek hayatta tuttuğumuz, ancak karşılığında ücret almadığımız, Facebook veya Instagram gibi dijital platformlarda haber akışına bakarken, hayatın normallerine göre fazla iyi görünen bir reklama denk geldiniz mi? Belki de piyasa koşullarında imkânsız olan bir gelir vaat eden, adı sanı bilinmeyen bir girişimin ilanıydı. Yahut son zamanlarda ülkemizde de gözüken “Falanca gazeteciden / devlet adamından yatırım tavsiyesi” şeklinde bir reklamdı. Birçok kişi artık bu reklamları gördüğünde dolandırıcılık amaçlı olduğunu anlamıyor ve ilgilenmiyor.

Ancak sorun, birkaç münferit dolandırıcıdan ibaret değil; aksine, dijital platform kapitalizminin doğasında içkin, sistemik bir durumdur. Meta’nın kendi sızdırılan iç belgeleri, bu yapısal sorunun derinliğini ve kullanıcıların sömürülmesi üzerinden nasıl “artı-değer” elde ettiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Burada aslında dijital sermayenin, kar oranlarını yükseltmek uğruna kasıtlı olarak yeniden ürettiği bir dolandırıcılık endüstrisinin gerçek üretim ilişkileri duruyor.

 

Dolandırıcılık Endüstrisi: Meta’nın Artı-Değer Sömürüsündeki Ortağı

Meta’nın kendi tahminleri, şirketin 2024’teki toplam gelirinin yaklaşık %10’unu oluşturan 16 milyar doların, doğrudan dolandırıcılık reklamlarından elde edileceğini öngörüyor. Bu rakam, sermayenin, kullanıcıyı bir tüketiciden öte sömürülen bir nesneye dönüştürdüğü bir birikim modelinin göstergesidir. Bu soyut rakamlar, gerçek dünyadaki tahribatla birleştiğinde anlam kazanıyor: ABD’deki tüm başarılı dolandırıcılık vakalarının üçte biri ve Birleşik Krallık’taki çevrimiçi ödeme dolandırıcılıklarının %53’ü Meta üzerinden gerçekleşiyor. Bu dolandırıcılık “başarısı” bu platformu dolandırıcılığın merkezi üretim hattı haline getirmiş halde.

Bu birikimin boyutunu anlamak için şu karanlık ironiye bakmak yeterlidir: Tüm zamanların en büyük yasa dışı çevrimiçi pazar platformu “Silk Road” sitesinin iki buçuk yılda biriktirdiği toplam komisyon, Meta’nın devasa dolandırıcılık endüstrisinde sadece 7.1 saatte elde ediliyor. Bu durum, platformun yalnızca bir mühendislik harikası olmadığını, aynı zamanda sermayenin, en yasa dışı görünen faaliyetleri dahi nasıl verimli birer sömürü kaynağına dönüştürdüğünün kanıtıdır.

Dolandırıcıların paylaşım yaptığı farklı porttan yayın yapan web platformlarında, dolandırıcıların kendi itiraflarıyla, Meta’nın kitle hedefleme araçları o kadar başarılıdır ki, açık bir şekilde “arama motorlarından çok daha başarılı” diye bahsedilmektedir.

 

Sömürücü Umursamazlık: Şikayet Sisteminin Sınıfsal İşlevi

Meta’nın bu dijital ortamında bir dolandırıcılık ilanıyla karşılaştığınızda, sorumlu bir dijital özne olarak şikayette bulunsanız da durum değişmiyor. Şikayet sistemi, dayatılan yanılsamanın bir parçası.

Sızan iç belgeler, proleterleşmiş kullanıcı kitlesinin bu kolektif çabasının, sistem tarafından nasıl örgütlü bir biçimde yok sayıldığını gözler önüne seriyor: Geçerli dolandırıcılık raporlarının %96’sı doğrudan reddediliyor. 

Şirketin bu oranı “sadece” %75’e çekme hedefi dahi, sömürülen kullanıcının emeğine ve güvenliğine biçilen değerin ne denli düşük olduğunun bir göstergesidir. Sistem, sermayeye ket vurmamak üzere o denli “başarılı” işliyor ki, yüksek harcama yapan bir dolandırıcı hesabın kapatılması için bile 500’ü aşkın “başarılı” rapor, yani yaklaşık 12.500 bireyin kolektif eylemi gerekmektedir.

Bu, bir teknik arıza değil, sınıfsal bir tasarımdır. Kullanıcı şikayetlerine yönelik bu sistematik körlük, dolandırıcılık endüstrisinin karlı bir müşteri olarak korunması gereken bir iş ortağı olduğu gerçeğinin kaçınılmaz bir sonucudur. Bu, şikâyet sisteminin işlememezliği değil, sömürüyü sürdürmeye yönelik bilinçli bir sınıf stratejisidir.

 

Sermayenin Dokunulmazlık Zırhı: Dolandırıcılıkta Oligarşi

Meta’nın reklam üretim ilişkisi içinde, sermayenin büyüklüğü yalnızca bir güç göstergesi değil, aynı zamanda bir dokunulmazlık zırhıdır. Şirketin iç belgeleri, bu gerçeği çarpıcı bir netlikle ortaya koyuyor: Toplam gelirin binde 1.5’i (%0.015) oranında bir harcama yapan reklam hesapları, dolandırıcılıkla mücadele mekanizmalarının denetim alanının dışına çıkıyor.

Bu, dijital platform kapitalizminin yarattığı yeni bir oligarşik yapıyı işaret eder. Burada, batamayacak kadar büyük olan, yalnızca büyük sermaye grupları değil, aynı zamanda dolandırıcılık faaliyetlerini bir birikim modeline dönüştürmüş dolandırıcı sermaye fraksiyonlarıdır. Bu sınıfsal ayrıcalık, sözde tarafsız algoritmaların ve kuralların, aslında en büyük paydaşların çıkarlarını korumak üzere nasıl esnetildiğini ve yeniden üretildiğini gösterir.

Dolayısıyla, bu durum basit bir yolsuzluk değil, sermayenin doğasında bulunan ve kendi mantığı içinde rasyonel olan, sömürüyü en üst düzeye çıkaran yapısal bir özelliktir. Sistem, kendi en karlı sömürü araçlarını kendi elleriyle tasfiye etmeyecektir.

 

Güvenliğin Mistisizmi: Burçlar ve Sınıf Bilinci

Meta, yapısal sömürü mekanizmalarını örtbas etmek için geleneksel bir burjuva yöntemine başvurdu, mistisizm. Platformun ürettiği dolandırıcılık krizine karşı “Estabbon” adlı bir dijital platform ünlüsü ile astroloji temelli bir güvenlik farkındalık kampanyası başlattı.

Astroloji sözleri etrafında şekillenen bu tiyatro, sınıfsal gerçekliği metafizikle ikame etme çabasından ibaret bir komedi. Burçlara göre dağıtılan güvenlik öğütleri ise şu şekildeydi:

  • Terazi burcu: “Tutamayacağın sözler verme ve hassas bilgilerini yabancılarla paylaşma.”
  • Oğlak burcu: “Başkalarına karşı sabırlı ol. Ayrıca iki faktörlü kimlik doğrulamayı etkinleştir.”
  • Yengeç burcu: “İçgüdülerine güven, ama fazla flörtöz davranıp para isteyenlere karşı dikkatli ol.”

Sözün özü, yapılan aslında sistemik dolandırıcılığı bireysel psikolojiye indirgeyen ve sorumluluktaki payını sıfıra indiren bir propaganda aracı. 

İki faktörlü kimlik doğrulama gibi teknik bir çözümün astrolojik söylemle paketlenmesi, kapitalizmin gerçek üretim ilişkilerini nasıl gizlediğinin çarpıcı bir örneğidir.

Bu kampanya, milyarlarca dolarlık bir tekelin, kullanıcıları sömüren sistemik sorunlarla yüzleşmek yerine, onları yıldızların konumuna hapsedilmiş bir kader ilizyonuna nasıl mahkûm ettiğini gösterir. Aynı zamanda tüm bu güvenlik süreçlerinde kendi payını yok sayarak sorumluluğu kullanıcıya yüklemektedir.

 

Meta’nın “Optimal Dolandırıcılık” Hesabı

Meta’nın bu yapısal sömürü mekanizmasını neden kökten çözmediği sorusunun yanıtı, kapitalist üretim tarzının doğasında saklıdır: Bu bir yönetim zafiyeti değil, sermayenin kendi içinde tutarlı ve hesaplı bir eylemidir. Şirketin alacağı cezalara karşı yapacağı kazanca yönelik tutumu aslında ihtiyaçlar ile özel kâr amacı arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi yansıtır.

Kullanıcıyı kaçırmayacak “optimal dolandırıcılık” düzeyi, toplumsal faydayı ya da ahlaki olanı değil, sömürünün maksimizasyonunu hedefler.

Şirketin bu kasıtlı eylemsizliği, bir çalışanın “Haftanın Dolandırıcısı” gibi iç raporlama girişimlerine rağmen sürer, çünkü sermayenin mantığında, bireysel suçlar değil, yalnızca kar oranları önem taşır.

Reuters’in altı ay sonra tespit ettiği gibi, bu raporlardaki hesapların faaliyetlerine devam etmesi, sermayenin kendi iç eleştirisini bile nasıl içselleştirip etkisizleştirdiğinin kanıtıdır.

Nihai çarpıcı gerçek şudur: Meta’nın beklediği 1 milyar dolarlık potansiyel cezalar, dolandırıcılık reklamlarından elde edilen 3.5 milyar dolarlık gelirin yanında bir maliyet kaleminden ibarettir. Bu, kapitalist devletin düzenleyici müdahalelerinin, sermayenin birikim sürecini durdurmak bir yana, onunla uzlaşarak meşrulaştırdığının göstergesidir. Düzen, kendi yarattığı yıkımı, kendi işleyişinin olağan bir maliyeti olarak kabul etmiş durumdadır. Sadece yüksek riskli dolandırıcılık reklamlarından altı ayda 3.5 milyar dolar gelir elde eden bir şirket için, 1 milyar dolarlık potansiyel bir ceza, bu reklamları kaldırmak için yeterli bir sebep oluşturmuyor.

Meta platformlarındaki dolandırıcılık olgusu, basit bir teknik arıza veya idari ihmal değil, kapitalist üretim ilişkilerinin doğal bir sonucudur. Bu, finansal teşviklerle beslenen ve artı-değer sömürüsünü maksimize etmek üzere kurgulanmış yapısal bir mekanizmadır.

Sermaye birikiminin bu meşrulaştırılmış biçimi, kapitalizmde her zaman olduğu gibi, kar oranlarını toplumsal refahın ve kullanıcı güvenliğinin önüne koymakta tereddüt etmez. Açığa çıkan veriler ve iç belgeler, her gün karşılaştığımız şüpheli reklamların, milyarlarca dolarlık bir birikim modelinin bilinçli ve planlı bir bileşeni olduğunu kanıtlıyor.

Asıl sorulması gereken soru, kapitalist üretim tarzının doğasına ilişkindir: Bir platformun sermaye birikim modeli, kullanıcıların emek gücü ve güvenliği üzerinden bu denli doğrudan sömürü üretiyorken, söz konusu platformun tam boy sorumluluğundan nasıl bahsedebiliriz? Yoksa gerçek sorumluluğu, tek bir “kötü” şirkette değil de, tüm aktörleri ile beraber kapitalist sömürü düzeninde görüp, bu gerçekleşen sızıntıyı da düzenin pisliklerinin ifşa olması olarak mı görmeliyiz.

Related Posts