Nevzat Kalenderoğlu
Siyasal İslamcı AKP’nin Fethullahçılar, liberaller ve Kürt siyasi hareketinin ciddi desteğiyle onaylattığı 2010 Anayasa referandumu; ardından gelen 2013 Haziran Direnişi; 2016 yılındaki Fethullahçıların askeri darbe teşebbüsü; 2017 Türkiye anayasa değişikliği referandumu… Bu süre zarfında gerçekleşen seçimleri de hesaba katarsak, 22 yıllık AKP iktidarı son düzlüğe yeni anayasa gündemi ile kendi kurduğu rejimin resmi tesisi için girmiş bulunuyor.
Kurulan rejimin temellerinin saikleri, müttefikleri, sağlamlığı ve karakteri tartışma konusu olsa da 1923 kurucu misyonunun tabutuna son çivinin de çakılmaya çalışıldığı herhalde artık tartışma götürmüyor.
“Kemalist vesayeti” hedefe koyarak müttefik toplayan AKP, küresel düzlemde yepyeni bir Ortadoğu tasarlayan ve ona örnek teşkil edecek yeni bir Türkiye devleti isteyen emperyalist sistem için pek çok eksiklik ve yol kazasına rağmen belli bir yolu katetti. AKP’nin ‘Türkiye Yüzyılı’nı karşılamaya hazırlanan Türkiye Cumhuriyeti’nde; Cumhuriyet mitingleri çok geride kaldı artık. 1923 kurucu iradesinin temsilcisi sayılan Cumhuriyet Halk Partisi ise uzun süredir sağcılardan daha sağcı olmaya çalışarak başka hesaplar peşinde.
DEVRİMDEN SONRA KEMALİZM YAZIMI
Osmanlı İmparatorluğu feodalizmin son kalıntılarından sayılırken bir yandan da yeni kapitalistleşme sürecinde diğer emperyalist ülkelerin bir sömürge ülkesi konumundaydı. Çöküşü artık kaçınılmaz görülen imparatorluğun bir biçimde kurtarılması adına mandacılar ve sömürge yanlıları bir yanda, kapitalizmin kurallarına mahkum kalmalarını bir tarafa bırakırsak, yeni bir ülkenin çağrısını yapanlar bir yandaydı.
Milli mücadeledeki kadrolar felsefi olarak, monarşinin sonunu hazırlayan, Fransız Devriminden etkilenirken, yakın coğrafyada başarılan Sovyet Devrimi de pratikte önemli bir örnek olarak kuruluş sürecini etkileyen bir rol oynamıştır. Ekim Devrimi ekonomi-politik anlamda kimi örnekleri ve katkılarıyla ( planlama, devletçilik) ve emperyalist yayılmacılığa karşı durma ve bağımsızlık başlıklarında kuşkusuz feyz alınan önemli bir örnek olmuştur.
Sonuç olarak kendi ayakları üzerinde doğrularak son feodal kalıntıları temizleyip yeni bir ülke kurmaya niyetlenen kadrolar, beklenmedik askeri ve siyasi başarılar ile emperyalist ve sömürgeci niyetleri alaşağı ederken, sermaye sınıfını yaratıp büyütme niyetiyle ekonomi politik tercihini de belirginleştirerek kapitalizmin inşasına girişmiş oldu.
Tüm bu sancılı sürecin neticesinde kurulan, bazı başlıklarda hala kafa karışıklığına sahip, toplumsal olarak anlaşılmaya muhtaç, küresel anlamda ise bir yere oturması beklenen yeni ülkenin fikri boyutta karakterini ortaya koyan (aslında bir nevi sınırlandıran) doktrinler bütününe de Kemalizm deniyor. Başarı ile sonuçlandırılmış bir burjuva devrimi, feodalizme karşı ileriye doğru bir sıçrama; ideolojik, siyasal ve politik olarak ise dünyanın her coğrafyasından ilerici hamleleri takip edip, özümseyip, ‘yerelleştiren’ bir devrimci dönüşüm. Diğer yandan ise bu dönüşüme bir nokta konulmamış, devrimlerin benimsenmesini ve kalıcılığını sağlama niyetinde çabalar devam etmişti. İşte Kemalizm, hareketin sonuçları çerçevesinde, devrim sonrasında ortaya konan formüller bütünü olarak görülmektedir. Açıkçası 1923’te kuruluşu ilan edilen rejimin ideolojisi de biraz bu nedenlerle 1930’larda tanımlanmaya çalışılıyor.
Devrimin tartışmasız önderi olan Mustafa Kemal de zaten askeri becerisi, siyasi düşüncesi ve pragmatik tercihleri ile yeni bir ülkenin kuruluşuna liderlik eden gerçekçi bir siyasi figürdür. Cumhuiyetin kurucu kadroları, Milli Mücadele döneminde belki de hiç ihtiyaç duymadıkları ideolojik çerçeveyi oluşturma işine, çok sonradan eğilmiştir. Yine de anlık, kısa ve uzun vadeli kararlarına bakıldığında bugünkü ideolojiler haritasındaki yerini göstermektedir. Eleştiri ya da övgüden ziyade, bir gerçeklik.
Ulus tanımı, milliyetçilik ideolojisi, burjuvazinin rolü o gün üzerine çok kafa yorulmuş kavramlar değildir. Laiklik kavramı keza Fransız Devrimi’nden alınıp taşınan bir bayraktı. Milli mücadele kadroları laiklik kavramını bu çerçevede feodalizmden arındırarak yeni rejimin başat karakteri haline getirme gayretindeydi.
Laiklik, Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık… Dünyanın neresinde, hangi ilerici pratiklerden veya düşünsel akımlardan getirilirse getirilsin; yeni kurulan ülkenin karakteri olarak tercih edilmesi öncesine kıyasla kuşkusuz ilerici bir hamledir.
Bütün bunlar liberal ya da gerici zevatın 1923 burjuva devrimini, arka planına eşlik eden kadroların düşüncelerini veya bir ideolojik tanımlama olarak Kemalizmi aşağılamaya, değersizleştirmeye, sıradanlaştırmaya yönelik beyhude çabaları ile bir tutulmamalı. Bu topraklar için son derece kritik bir virajda o günkü konjonktürde savunulan pek çok senaryoya göre verilen mücadele ve inşa edilen rejim tarihsel bir ileri sıçrayıştır. 100 yılın sonra belki de hala bu nedenle, kemirilerek, uzuvları kırılarak kapitalist emperyalist sistem için ehlileştirilme çabalarına rağmen, bugün halkın büyük çoğunluğuna tesir etmiş ilerici bir karakterden bahsediyoruz.
KEMALİZM’İ KEMİRENLER
Kemalizm, 1923’lerde bu yana demokrasi fikrine yaklaşımı ile eleştiriliyor ve ona kuruluş döneminden itibaren “vesayet” karakteri atfediliyor. Toplumsal koşullar, iktisadi durum göz ardı edilerek “tepeden inmeci” deniliyor. Kuruluş dönemine benzer şekilde, bu kez de karşı-devrim sürecinin tamamlanma evresinde neredeyse aynı eleştirilere tabi tutuluyor.
Kemalizm, tanımlanmaya çalışılmasının kısa bir süre sonrasında fikirlerden ve konjonktürden arındırılarak Mustafa Kemal imgesine de indirgeniyor. Milliyetçilik ve İslamcı toplum ihtiyacı ilk olarak CHP tarafından dile getiriliyor [1]. Demokrasiye geçiş süreci olarak adlandırılan 1950’li yıllarda Demokrat Parti döneminde Mustafa Kemal imgesinin topluma gösterildiği ve geri planda siyasi-politik olarak Kemalizm fikriyatının gölgelendiği bir dönem olarak örnek verilebilir. Devamında Türk-İslam sentezinin yeniden keşfinde sağ Kemalistlerin rolü vardır. 1980 Kenan Evren darbesinde de Mustafa Kemal bir imge olarak topluma baskı aracı olarak dayatılırken; dinin, İslamcılığın ideolojik zemininin yaratıldığı gizlenmeye çalışılan bir gerçek oluyor [2].
28 Şubat süreci ve devamında 1980 askeri darbesi, hemen hepsinde ortak yön Kemalizm paravanı ile devleti ve rejimi sermaye ihtiyaçları ve küresel tercihler doğrultusunda bir yöne itmekti.
Bugün ise AKP gericiliğinin önderlik ettiği karşı devrim, öncelikle bu süreçler üzerinden Kemalizm’in sorgulanması, yargılanması ve mahkum edilmesi yoluyla yeni rejimi inşaa etmeye çalışıyor. Hatırlanacaktır yargı, ordu ve tüm kamu kurumlarında ilk yaptıkları kendilerince buralarda mukim olan “kemalist kadrolaşmayı” tasfiye ederek işe başlamışlardı.
KEMALİZM NEREDE?
İki kutuplu dünyada stratejik bir yerde duran ve pragmatist bir hareket alanına sahip Türkiye’de kapitalist bir yol ve anti-komünist devlet politikası zaten rejimin karakteri iken; tek kutuplu dünyada ihtiyaçlar başkalaşmıştır. Artık adı konulacaksa, milliyetçilik ile ümmetçilik resmi ideoloji haline getirilmiştir.
Türkiye sermaye sınıfı, yeni dünya sisteminde kendisinine biçilen role uygun olarak, ılımlı islamcı bir parti etiketi ile Erdoğan’ın popüler liderliğinde AKP’nin iktidarına olanak tanımış ve bu sürecin devamında başkanlık rejimine kadar yol alınmıştır.
Sermaye devletinin bu dönemde tercihi Kemalizm doktrinlerini eski, geleneksel, yeni döneme uyumsuz göstererek ortadan kaldırmak ve yalnızca imgesel anlamda bir Mustafa Kemal figürünü topluma sunmak oldu. Mustafa Kemal, önemli gün ve haftalarda nostaljik bir biçimde anılan milli kahramana indirgenirken; eylemleri, fikirleri, pratiği ile geldiğimiz noktanın çelişkisi perdelendi. Toplumsal öfke ise bu figüre bile tahammül edemeyen ve meczup görünümdeki gericilerin üzerine yönlendirildi.
Sonuçta, devlet içerisindeki geleneksel kurumları ehlileştirilen Kemalizmin siyasi temsilcisi olarak gösterilebilecek herhangi bir öznesi de partisi de, derneği de kalmadı. CHP ve milliyetçi ekipler bugün yeni rejimin karşıtlarını kucaklayacak derece Kemalizmi kısmen veya zımnen savunmaktadır. Hepi topu, laiklik, bağımsızlık, egemenlik kavramlarından uzaklaştırılarak Mustafa Kemal kalpağına, imzasına, fotoğraflarına sıkıştırılan bir toplumsal kesim.
İktidar ile düzen muhalefetinin kaçınılmaz beceriksizliği ile ‘rejim değişikliği’ eylemi, basit bir sistem değişikliği ya da seçim kaybı gibi sunuldu.
Düzen cephesinde 2007-2010 arasında geleneksel tüm “tehlikeler” pasifize edilirken ve 1923’teki kurucu ideolojiden peyderpey kopulurken; bugün dahi yeni rejimin tesisleşmesi sürecinde “yeni rejim” bahsi yapılamamaktadır.
Bir yönelimler ve pratikler manzumesi sayılabilecek Kemalizm, 1950’de, 1980’de, 2000’lerin başında, 2010’da ve günümüzde hala bir yandan düzenin ideolojik parçalarından birisidir ve karşı devrimci iktidar partisi kemalizmi karşıya aldığını propaganda ederken, aslında gerici iktidarına zemin oluşturmak için tüm tarihsel ilerici birikimi tasfiye etmek istemektedir.
Laiklik, bağımsızlık, egemenlik, devletçilik… Tüm bu kavramların düzen dışı siyasetteki temsilcileri ile yukarıda bahsi geçen toplumsal kesim arasındaki ilişki gerçekçi ve pragmatizmden arındırılmış bir düzlemde pekala yeniden tesis edilebilir. Bu ilişkiden ise Kemalistlerle Komünistlerin ittifakı çıkmaz, çıksa çıksa yeni, halktan ve soldan yana bir rejimin kurucu iradesi çıkar.
[1] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/hamdullah-suphi-tanriover-1885-1966/
[2] https://yurtsever.org.tr/2021/diyanet-kenan-evreni-sosyal-demokrat-yapti-468426/

