Venezuela ve ABD Emperyalizmi

Mercek Sayı 33 (Ocak-Şubat 2026)

Venezuela’da Bolivarcı iktidara yönelik ABD tarafından gerçekleştirilen müdahale sadece Washington’un ‘’arka bahçesi’’ olarak tanımladığı Latin Amerika’da kamucu ve anti emperyalist iktidarların varlığına yönelik bir hamle olarak değil, aynı zamanda emperyalizmin siyasal ve ekonomik dayatmalarına karşı alternatif ilişkilerin geliştirilmesine karşı stratejik bir hamle olarak değerlendirilmelidir.

Hakan Turan

2026 yılının henüz başında 3 Ocak‘ta ABD emperyalizmi yıllardır ekonomik ambargo ve ağır yaptırımlar yoluyla siyasal ve ekonomik baskı altında tuttuğu Venezuela’ya karşı uluslararası hukuku aleni bir şekilde ihlal eden askeri bir müdahalede bulundu. Birleşmiş Milletler şartı başta olmak üzere devletlerin egemenlik haklarını ve toprak bütünlüğünü güvence altına alan uluslararası antlaşmalarla korunan devletlerin temel haklarının çiğnenerek gerçekleştirilen bu askeri müdahalede, ikinci dünya savaşı ertesinde kurulan dünya düzeninin ve uluslararası kurumların emperyalizmin tarafından hiçe sayıldığı, emperyalizmin kendi çıkarları doğrultusunda haydutça yöntemlere hiçbir engel tanımadan başvurma hakkını kendisinde bulduğu anlamına gelmektedir. 

ABD emperyalizmi, Venezuela’ya gerçekleştirdiği müdahaleyi ‘’uyuşturucuya karşı mücadele’’ söylemiyle meşrulaştırmaya çalışsa da Venezuela başta olmak üzere yıllardır Bolivarcı Latin Amerika iktidarlarına yönelik uygulanagelen ambargolar ile yapılan darbe girişimleri, söz konusu müdahalenin amacının ABD tarafından arka bahçesi olarak görülen Latin Amerika’da anti emperyalist iktidarlar istememesi ve coğrafyanın petrol başta olmak üzere lityum gibi nadir toprak elementlerini elde etme arzusu olduğunu açıkça görülmektedir. Bu kapsamda Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin uluslararası hukuk normları ve antlaşmalara aykırı bir şekilde devletlerin egemenlik hakları çiğnenerek haydutlara özgü yöntemlerle kaçırılıp ABD’ye götürülmesi ABD emperyalizminin kendi çıkarları söz konusu olduğunda sınır ve kural tanımadığının en açık göstergelerinden biri olarak tarihe geçmiştir. 

Emperyalizminin Venezuela’ya yönelik Komploları ve İkiyüzlülüğü

Hugo Chavez liderliğinde Bolivarcılar 2002’de Venezula’da iktidarı ele geçirdiklerinde petrol kuyularını millileştirdi ve petrol kaynaklarından elde edilen geliri ülkedeki gelir adaletsizliğini gidermek üzere kamunun yararına kullanmaya başladı. ABD emperyalizmi Hugo Chavez’in kamulaştırdığı petrol kaynakları üzerindeki denetimi yeniden ele geçirmek amacıyla ülkedeki anti emperyalist Bolivarcı iktidara karşı darbe girişimleri başta olmak üzere ekonomik yaptırımlar ve komplolar ile yıllardır çok yönlü bir saldırı politikası izledi. Anti emperyalist, bağımsızlıkçı iktidarın millici politikalarıyla şekillenen siyasi ve ekonomik süreci istikrarsızlaştırmayı hedefleyen bu müdahaleler ile ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak zayıflatıp Venezuela’nın emperyalist sisteme tam boy entegrasyonu amaçlandı.

Venezuela’da Bolivarcı iktidarın petrol sahalarını millileştirmesi sonucu yaptırımlara ve ambargolara maruz kalması ülkenin uluslararası ticaretten tecrit edilmesine neden oldu. Maduro’nun iktidarı devraldıktan sonra 2019’da ABD yanlısı Juan Guaido’nun emperyalizm tarafından geçici başkan ilan edilmesi Bolivarcı iktidara karşı sürdürülegelen saldırıların en açık ve hukuk tanımaz örneğini oluşturdu. Emperyalizm tarafından hayata geçirilen bu hamle Bolivarcı iktidara yönelik sadece siyasi bir müdahale değil aynı zamanda topyekün bir ekonomik savaş ve tecridin de başlangıcı oldu. Ülkeye yönelik uygulanmaya başlanan ambargolar ile ülke, uluslararası ticaretin dışına itildi ve halkın ekonomik olarak nefesinin kesilmesi amaçlandı. Tecrit neticesinde ortaya çıkan ekonomik kriz sonucunda Venezuela halkı emperyalizm tarafından yoksulluğa itildi. Emperyalizmin amacı komplolarla deviremediği Bolivarcı iktidarı ülkede kitlesel yoksulluk yaratarak devirmekti. Venezuela’da ortaya çıkan kitlesel yoksulluğun nedeni emperyalizmin propaganda ettiği Bolivarcı iktidarın küresel sermayeye karşı hayata geçirdiği anti emperyalist, kamucu politikalar değil; emperyalizmin Bolivarcı iktidara yönelik uyguladığı ekonomik ambargolardır.     

ABD, bu hukuk dışı girişimleri hayata geçirirken kendi çıkarlarına hizmet etmeyen diğer anti emperyalist iktidarlara karşı da kullandığı ‘’insan hakları’’, ‘’demokrasi’’ ve ‘’özgürlük’’ söylemlerini Venezuela’ya yönelik müdahalelerinde de meşrulaştırma aracı olarak kullandı. Emperyalizm, ülkedeki yoksulluğun sebebinin küresel sermayeye karşı Bolivarcı iktidarın anti emperyalist, kamucu bir yol izlemesini ‘’insan hakları’’, ‘’demokrasi’’ ve ‘’özgürlük’’ gibi evrensel kavramları çarpıtarak propaganda etti. Bu kavramlar, Suriye’de Baas iktidarına yönelik emperyalist müdahalede de açıkça görüldüğü üzere emperyalist aktörlerin sömürü sistemine tam boy entegrasyonunu sağlayamadığı iktidarlara karşı gerçekleştirilen müdahaleler için zemin hazırlamak ve uluslararası kamuoyunu yönlendirmek amacıyla müdahaleler için meşruiyet yaratma girişimi olarak ideolojik bir kılıf olarak kullanıldı.  

Venezuela’ya Emperyalist Müdahalenin Çok Yönlülüğü

ABD öncülüğünde hayata geçirilen ekonomik ambargolar ve Venezuela’yı uluslararası ticaretten tecrit etmeyi amaçlayan politikalar, ülkeyi ekonomik olarak emperyalizme tam boy uyumlu hale getirme stratejisinin parçası olarak kullanıldı. Fakat emperyalist kurumlar tarafından hayata geçirilen bu politikalar ülkenin hakim emperyalist sistemin dışında alternatif ekonomik ve siyasi ilişkiler geliştirme arayışını hızlandırdı. Ülkenin Çin ile petrol ihracatına dayanan stratejik bir ortaklık kurmasının zeminini hazırladı. Çin’in hayata geçirdiği ‘’Yol Kuşak Projesi’’ kapsamında ABD tarafından Dolar’ın uluslararası ticarette bir silah olarak kullanılmasına karşı Yuan’ın alternatif bir değişim aracı olarak ortaya çıkması ve Venezuela’ya Çin tarafından yatırımların yapılması Venezuela’nın ekonomik olarak emperyalist ülke ve kurumlara bağımlılığını azalttı. Emperyalizmin tecrit politikalarına karşı Çin ile kapsamlı ticari ilişkiler geliştiren Venezuela, ABD öncülüğündeki emperyalist sisteme alternatif tercihlere yönelerek ticari olarak batılı ülkelere bağımlılığını azaltmaya çalıştı. ABD başkanlık koltuğuna oturduğu andan itibaren Çin ile ticari ilişkilere devam eden ülkelere gümrük tarifeleri ve yaptırımlar aracılığıyla sert güç kullanan Trump iktidarının politikaları, Dolar merkezli uluslararası ekonomik sisteme alternatif olabilecek girişimlerin önünü kesip; ABD’nin küresel ticaretteki belirleyici konumunun ömrünü uzatma çabasının bir yansımasıdır. 

Venezuela’da Bolivarcı iktidara yönelik ABD tarafından gerçekleştirilen müdahale sadece Washington’un ‘’arka bahçesi’’ olarak tanımladığı Latin Amerika’da kamucu ve anti emperyalist iktidarların varlığına yönelik bir hamle olarak değil, aynı zamanda emperyalizmin siyasal ve ekonomik dayatmalarına karşı alternatif ilişkilerin geliştirilmesine karşı stratejik bir hamle olarak değerlendirilmelidir. 

Emperyalizmin Hukuku

ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik uluslararası hukuk ve yerlelşik normları açıkça çiğneyen haydutça müdahalesi İkinci Dünya Savaşı’ndan beri süregelen uluslararası düzenin fiilen geçerliliğini yitirdiğini açıkça göstermektedir. Hukuk ilkeleri ve devletler tarafından üzerinde oydaşma sağlanan normlar yalnızca emperyalist çıkarlarla uyumlu olduğu ölçüde hatırlanmaktadır. Emperyalist çıkarların dışında hareket eden iktidarlar için ise hukuk dışı ve haydutça yöntemlerin uygulanması günümüzde istisnai bir durum olmaktan çıkmıştır. Sovyetler Birliği gibi caydırıcı bir gücün olmaması ile birlikte bu tür haydutça yöntemlerin uygulanması emperyalizmin yapısal bir sonucudur. Emperyalist aktörler için evrensel hukuk ve normların yerine ekonomik ve siyasi çıkarlarının korunması için her yöntemin uygulanması doğal bir hak olarak görülmekte, haydutça yöntemlerin kullanılmasının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır.   

Batılı güçlerin meşruiyet kazanmak ve kamuoyunda rıza üretmek amacıyla kavramları çarpıtarak kullandıkları söylemlerle kapsayamadıkları anti emperyalist iktidarlara yönelik doğrudan müdahaleleriyle birlikte Maduro’nun New York sokaklarında orta çağı andıran yöntemlerle dünya kamuoyuna teşhir edilmesi, emperyalizmin gayriinsani gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. Bu tablo, ‘’insan hakları’’ ve ‘’özgürlük’’ söylemlerini sürekli olarak dillendiren emperyalist kurumların yalnızca ekonomik ve siyasi açıdan değil; insani açıdan da tarihsel olarak tükendiğini bir kez daha göstermektedir.

Related Posts