Prof. Dr. Korkut Boratav ile söyleşi: Ukrayna’dan Çin’e, Rusya’dan Hindistan’a emperyalizmin güncel pozisyonu

Dergi Dosya Sayı 15 (Mayıs 2022)

Kuzey Amerika, Avrupa ve Okyanusya dışında dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan ülkeler Rusya’ya karşı konum almadı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tablo emperyalizm açısından ne ifade ediyor? 

Korkut Boratav: SSCB’nin yıkılması sürecinde ve sonrasında ABD, Rusya’yı Ukrayna ile silahlı bir çatışmaya adım adım sürükledi. Gorbaçov döneminde Bush, 2014 darbesi sırasında Obama ve Şubat 2022 sonrasında Biden yönetimlerinin katkıları ortadadır. Bu tarihçenin başlangıcında gizli olan belgeler yayımlanmış; dünya diplomasisinin belleğine yerleşmiştir. 

Amerikan emperyalizminin aynı tarihlerde Afganistan, Irak, Libya, Suriye’de gerçekleştirdiği lekeli, kanlı bilanço da dünya kamuoyunun ortak belleğindedir. 

Bu “ortak bellek”, ABD liderliğindeki “Batı ittifakı”nın Rusya’ya karşı başlattığı kampanyanın yaygın destek almasını sınırladı. Bir örnek, Birlemiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 7 Nisan 2022’de yapılan bir oylamadır. Batı ittifakının hazırladığı bir karar tasarısı Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi’nden ihracını önermekteydi. 

BM Genel Kurulu’nun 193 üyesi var. Karar tasarısı lehine 93 oy çıktı; oyçokluğu sağlanamadı. 24 “hayır”, 58 “çekimser” oy çıktı. 18 ülkenin temsilcisi (herhalde ABD gazabına muhatap olmamak için) oylamaya katılmadı.  Katılanların çoğunluğu (93 ülke) “evet” dediği için karar tasarısı kabul edildi; Rusya da derhal Konsey’den ayrıldığını duyurdu. 

Önemli olan, karar tasarısını “hayır + çekimser + katılmayan” tepkilerle karşılayan ülkelerin demografik, siyasal ve ekonomik ağırlıklarıdır.  Rusya, İran ve Suriye’nin “hayır” oylarına komünist partilerin iktidarda olduğu Çin, Vietnam, Küba ve Kuzey Kore de katıldı. Çekimser oylarda dikkati çeken ülkeler arasında Mısır dahil 7 Arap ülkesi yer alıyor; bunlara Hindistan, Pakistan, Endonezya, Malezya, Tayland, Kamboçya, Güney Afrika, Brezilya, Meksika katılıyor. Bir anlamda, “kapitalizmin altın çağı” döneminde dünya siyasetinde ağırlık taşıyan bağlantısızlar bloku, “buradayız…” mesajını canlandırıyor. Tümünü katarsak dünya nüfusunun dörtte üçü söz konusudur.

Bu sembolik örnek, dünya kamuoyuna dönük olağan-dışı bir medya bombardımanının, yoğun haber kirliliğinin yeterince etkili olmadığını gösteriyor. Giderek anlaşılıyor ki, Biden yönetimi, Ukrayna’da ateşkes ilanını önlemeye çalışmaktadır. Böylece (Trump’ın Obama yönetimine dönük eleştirel ifadesi ile) Ukrayna’yı “ebedî, sonsuz savaşlar” listesine katma çabası içindedir. Amerikalı askerlerin kan dökmediği, “vekâlet savaşları”nın son örneği gündemdedir ve yürütme görevi bu kez Ukrayna’ya verilmiştir. Dünya halklarının ezici çoğunluğunun itirazına rağmen… 

Doların yıllardır süren belirleyiciliği hakkında neler söylemek istersiniz? 

Korkut Boratav: 1971’de Başkan Nixon dolar ile altın arasındaki bağlantıya son verdikten on yıl sonra, dünya ekonomisi neoliberal döneme geçti. Bu dönem boyunca, yani 1981’den itibaren ABD ekonomisi sürekli, kesintisiz cari işlem açığı verdi. Bu, ABD’nin dış ticaret fazlası yaratabilecek bir ülke olmaktan çıktığını, bu anlamda bir ekonomik güç olarak gerilediğini gösterir.  

Dünya ekonomisinin üretim merkezi olmaktan çıkmasında ABD şirketleri önemli rol oynadı. Üretim süreçlerinin çeşitli aşamalarını Doğu ve Güney ülkelerindeki “tedarik zincirleri”ne taşıyarak… Ama ABD, buna rağmen uluslararası finans sistemindeki merkezî konumunu sürdürdü. Altınla bağlantısı kopan doların, dünya parası olarak önemini koruması bu sayede gerçekleşti. 

ABD’nin birikimli cari işlem açıkları dolar basarak; dolarlı borç senetleri, tahvil ihraç edilerek karşılanabildi.  Dolar, bir “dünya parası” olarak kabul görmese bu ayrıcalık kabul edilemezdi. Örneğin astronomik silah harcamalarının yarattığı bütçe açıkları ABD hazine tahvilleri ile karşılandı. Bu tür tahvillerin bir bölümü  ABD’ye karşı dış ticaret fazlası veren Çin’in (2022 başlarında 3,2 trilyon dolara ulaşan) rezervleri arasında yer alıyor. 

Başka hiçbir ülke (ve ulusal para), ABD ekonomisinin ürettiğinden fazla kaynak kullanmasını mümkün kılan bu ayrıcalığa sahip değildir. Bu avantajı, “dolar emperyalizmi” olarak adlandıranlar da var. 

Doların uluslararası gücü Ukrayna krizi sonrasında Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlar nedeniyle sorgulanmaya başladı mı? 

Korkut Boratav: Yukarıda vurguladığım gibi, doların uluslararası gücü, ABD’nin uluslararası finans kapitalin merkezi olması ile sağlanıyor. Bu sayede dolar, uluslararası ticaretin ve sermaye hareketlerinin en önemli ödeme ve işlem aracıdır. Ayrıca finansal varlıkların (“tasarrufların”) bağlandığı ana birimdir. 

Uluslararası ekonomik işlemlerde “ortak araç” olabilmenin ön koşulu “güven”dir. Dolarlı varlıklara (mevduat, tahvil, hisse senedi, diğer menkul değerler, nakit) bağlanan servet türlerinin sahiplerine, bunlara ulaşabilmenin, ana para veya getiri olarak karşılığını alabilmenin (burjuva hukukunun mülkiyet hakları çerçevesinde) teminatı sağlanmalıdır. Bu “teminat”  sayesinde, çeşitli ülke merkez bankalarının rezervlerinin çoğu dolar olarak tutulur. Önemli bölümleri de ABD merkez bankası FED’in New York şubesindedir.  

Emperyalist sistemin dayanaklarından biri finans kapital, bir diğeri ise hegemonik  gücü  temsil eden ABD devletidir. 21’inci yüzyıl boyunca Amerikan emperyalizmin ekonomik gerilemesi, ABD devletinin saldırganlaşması ile telafi edilmeye çalışıldı. Saldırgan bir siyaset ekonominin önüne geçince doların uluslararası gücünü ayakta tutan “güven” koşulu (farklı bir ifadeyle burjuva hukukunun sözü geçen teminatı) çiğnenmeye başladı. Son örnek, Rusya’ya karşı Biden yönetiminin Mart 2022’de başlattığı, müttefiklerini de sürüklediği yaptırımlarda gözleniyor. 

Batı ittifakının liderleri (başta ABD, Britanya, Avrupa Birliği Komisyonu) tarafından 26 Şubat’ta ilan edilen ilk yaptırımlar listesinde Batı vatandaşlığı almış olan Rusyalı oligarkların “varlıklarını tespit etme ve dondurma” kararı var. Bu tuhaf kararın burjuva düzenlerinin evrensel mülkiyet hakkı ilkesiyle uyumunu bir yana bırakalım. Listede “Rusya Merkez Bankası’nın rezervlerinin kullanımını engelleyecek kısıtlayıcı tedbirler” de yer alıyor. Bu karar Rus Merkez Bankası’nın Batı finans sistemi içinde korunan tüm rezervlerinin dondurulması anlamına gelir.  

Daha açık ifade edeyim: ABD, Birleşik Krallık ve AB merkez bankaları uluslararası rezervlerin tutulduğu, “korunduğu” kurumların  ön sıralarında yer alır. Örneğin Rusya Merkez Bankası’na ait olan ve FED’e “emanet edilen finansal varlıklar” nasıl bloke edilebilir? Özel mülkiyetin pre-kapitalist kökenlerinde yatan “emanete ihanet” ve “ahde vefa” ilkeleri dahi ihlal edilmektedir. Günlük dille “eşkiyalık” söz konusudur. Bu adım Biden yönetimi tarafından atılmıştır. Doların dünya parası konumunun sarsıntıya uğraması kaçınılmazdır. 

Finans kapitalin önde gelen bir eleştirmeni Michael Hudson bu adımı aynı doğrultuda yorumladı. “Dolarlaşmış dünyanın başka ülkelerin kopması ile son bulacağını bekliyordum. Buna ABD diplomatları son verdi. Amerikan imparatorluğu kendisini yok ediyor. Bu kadar çabuk olacağını kimse düşünmüyordu.”

Dolar hegemonyasının Rusya’ya karşı bir silah olarak kullanılması, bu nedenlerle, ABD’nin niyetlerini aşan sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Bunları gözlemeye başladık. 

Asya ülkelerinde dolar merkezli ticarete alternatifler oluşmaya başladığına dair haberler ile çok sık karşılaşmaya başladık. Rusya’nın dolarla ticarete alternatif olarak ruble, altın ve kripto paraları gündeme getirmesi, Çin’in Suudi Arabistan’dan Yuan ile petrol alma ihtimalinin gündemde olması sizce Asya merkezli yeni bir finansal dönüşüme yol açar mı? 

Korkut Boratav: Rusya-Ukrayna çatışması öncesinde de dolara alternatif arayışları başlamıştı. 2000-2021 arasında doların uluslararası rezervlerdeki payı 12 puan (%71 %59) eridi. Batı Avrupa’nın daha önceki (mark, frank gibi ulusal paralarının yerine geçen) Avro’nun payı 2021’de %21’dir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin ulusal parası renminbi (RMB) 2016’da IMF tarafından bir “rezerv para” olarak tanımlandı; sterlin ve yuanın yanında yer aldı. RMB’nin uluslararası rezervlerdeki payı düşüktür (%2,6); ama artma eğilimindedir. Örneğin Ukrayna krizi arifesinde Rusya Merkez Bankası rezervlerinin %13,8’i RMB’den oluşuyordu.

Dolar’dan kaçışın bir diğer alternatifi altın olmaktadır. Altın fiyatındaki dalgalanmalar nedeniyle toplam rezervlerde payı da değişmektedir. Ama, AB üyelerinin tümünde altının payı doların açık-ara önündedir. (Rusya’da %24)

Uluslararası ekonomik ilişkilere dış ticaret akımları penceresinden bakarsak dolar hegemonyasının dayanakları çok daha zayıftır.  Çin’in dünya mal ihracatındaki payı (%15), ABD’nin payının iki mislidir. Yıllık enflasyonu ise %1 civarındadır; 2022 başlarında ABD enflasyonu ise %8’i aşmıştır. Bu nedenle de RMB dolara karşı değerlenmektedir. 

Rusya’ya yaptırımlar, doların “tasarrufların korunacağı güvenilir bir liman” özelliğini zedeleyince, uluslararası ticareti ulusal paralarla sürdürme eğilimi güçlendi. Örneğin Hindistan Rusya ile ticaretini ruble ile, Suudi Arabistan Çin’e petrol ihracatını RMB ile yapmayı kararlaştırdı.  Merkez bankaları arasında ulusal paralarla tanımlanmış swap işlemleri yaygınlaşmaktadır. Bu tür anlaşmaların sadece Asya ülkeleri arasındaki toplamının 380 milyar dolara ulaştığı haberleştirilmiştir.  TCMB de Çin, Kore, BAE merkez bankaları ile benzer swap sözleşmeleri yapmış; kervana katılmıştır.

Rusya’ya dönük ekonomik önlemlere karşı Putin, AB ülkelerine doğalgaz ihracatını ruble ile sürdürme kararı aldı. Kısa dönemde alternatifleri olmayan Avrupalı ithalatçılar Rus bankalarından dolar veya avro karşılığı ruble satın almak zorunda kalacaklar; Rusya’nın SWIFT sisteminden dışlanması kısmen frenlenecektir. Bankalar arası dolarlı işlemleri mümkün kılan SWIFT sistemine alternatifler hem Rusya, hem de Çin tarafından oluşturulmaktaydı. Çin’in CIPS sisteminin günlük işlem hacminin 50 milyar dolara ulaştığı açıklanıyor. Bu toplam SWIFT’in sadece sekizde biridir; ama uluslararası işlemlerde doların ağırlığını aşındırabilecek etkili bir alternatif sistem olarak yedektedir.  

Doların Rusya’ya karşı bir siyasal silah olarak kullanılması sonrasında Çin Komünist Partisi’nin İngilizce organı olan Global Times, “finans sermayesinin siyasal kimliği ve ‘sermayenin sınırları yoktur’ iddiasının yanlışlığı ortaya çıkmıştır” diye yazdı (27 Şubat 2022).  Bu ifadeler, dolar emperyalizmi olgusunun teşhiridir. Yaygınlaşması, doların bir “dünya parası konumu”nun meşruiyetine de son verecektir. 

Özel olarak Hindistan’ın Rusya karşısındaki pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Son dönemde ABD ile Çin karşısında konumlanıyor görüntüsü veren Hindistan’ın Rusya karşısındaki pozisyonunu neye bağlıyorsunuz? 

Korkut Boratav: Hindistan Cumhuriyeti’nin ilk lideri Jawaharlal Nehru, Bağlantısızlar Hareketi’nin de kurucularından biridir. Nehru sonrasında ülkeyi uzun süre yöneten Kongre Partisi, Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti ile dostluk ve dayanışma ilişkilerine  öncelik verdi. Hindistan’ın BRICS’in ve Şanghay Dayanışma Örgütü’nün  Çin’le birlikte kurucu üyelerinden olmasına da dikkat çekelim. 

21’nci yüzyılda ABD emperyalizmin saldırganlığı Hindistan’ı da etkiledi. Pasifikte Çin’e karşı bir ağırlık oluşturmak üzere ABD öncülüğünde kurulan (QUAD olarak bilinen)  Dörtlü İşbirliği Diyalogu’nda  Hindistan, Avustralya ve Japonya ile birlikte yer aldı. Bu bağlantının Başbakan Narendra Modi’nin dış siyasette ABD yörüngesine teslim olması anlamına gelmediği, Rusya’ya karşı yaptırımlara ve BM Genel Kurulu’nda Rusya’yı suçlayan kararlara katılmamasından anlaşılıyor.  Nitekim, 25 Mart’ta Yeni Delhi’ye gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang, Hintli meslektaşı ile Rusya-Ukrayna krizini görüşmüş; “iki ülkenin dünyada barış ve istikrar için işbirliği yapması” çağrısını yapmıştır. Hintli yetkililerin bu çağrıya katıldıkları da anlaşılıyor. 

Rusya’ya dönük yaptırımlara katılmayan Pakistan Başbakanı İmran Khan, Moskova’ya yapacağı bir ziyaret arifesinde (kendi teşhisine göre) “bir ABD tezgahı” sonunda iktidardan uzaklaştırıldı. Bu olay, ABD diplomasisinin  Hindistan’ı baskı altında tutacağının işareti olarak yorumlanabilir. 

Related Posts