Taraf’ın misyonu başladığı yerde bitti

Dergi Dosya Sayı 10 (Aralık 2021)

Barış Terkoğlu

Özal neoliberalizmi, Erdoğan pragmatizmi ya da FETÖ operasyonculuğu. Türkiye’de sağın bir geleneği var. Bütün büyük açılımlarında ekrana liberal-sol temsiliyetleri yerleştiriyor. Eski düzeni yıkacak çekiç olarak onları kullanıyor. Kurdukları yeni düzenin vitrinine onları oturtuyor. Liberal-solun sağ ile demokrasi ittifakı hep kurulacak despotik rejimi haber veriyor.

Taraf gazetesi de bu vitrinlerden bir tanesiydi. Fethullahçı Başar Arslan’ın kurduğu, Fethullahçı polislerden İkinci Cumhuriyetçilere kadar bir dizi yazarı toplayan gazetenin çizgisi kısa sürede ortaya çıktı. Gazete, Cumhuriyet’in kurumlarının polis ve yargı eliyle yıkılışının katalizörü olacaktı. Haberciliği, Fethullahçıların biriktirdiği dosyaların sunumu olarak anlayan gazetenin devlet içindeki Fethullahçı yapılarla bir iş bölümü vardı. Kimi zaman gazete yayınlıyor, savcı soruşturma başlatıyordu. Kimi zaman savcılık soruşturmaları, polis operasyonları gazeteye eş zamanlı uçurularak sürece kamuoyu rızası üretilmeye çalışılıyordu. Pozisyonu Zaman gazetesinden farklıydı. Taraf, FETÖ’nün operasyonunu FETÖ’den görünmeden yapıyordu.

KUMPASLARDA TARAF

Balyoz davası, 20 Ocak 2010 tarihinde “Fatih Camii Bombalanacaktı” başlıklı haberin yayınlanmasının ardından başladı. Haber, “İstanbul’da Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanacağı ve Yunanistan’ın bir Türk uçağını düşürmekle suçlanarak darbe ortamının hazırlanacağı” gibi şok iddialar içeriyordu. 5-7 Mart 2002 tarihinde 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan seminere giydirilmiş dijital kumpas belgelerini dayanak olarak kullanan gazete bununla yetinmedi. Muhabir Mehmet Baransu 30 Ocak 2010 tarihinde bir bavul içerisine koyduğu belgeleri İstanbul Adliyesi’ne götürdü. Gazete böylece Fethullahçı savcılara “alın bu askerleri soruşturun” diyordu. 22 Şubat 2010’da Çetin Doğan ile birlikte bir grup emekli ve muvazzaf askeri gözaltına aldı. Çeşitli illerde operasyon ve tutuklamalar birbirini izledi. Sonunda 367 sanıklı bir davaya dönüştü. Sanıklar TSK’nın büyük çoğunluğu Atatürkçü komutanlarıydı.

Hem yargı hem Taraf’ın Fethullahçılık dışında ortak bir özelliği vardı. Her ikisi de yargılamayı peşin yapıyor, savunmayı önemsemiyordu. Zira CD’leri bilirkişiler incelediğinde bu belgelerin 2003 yılında oluşturulduğu ve üzerlerinde hiçbir değişim (güncelleme) yapılmadığını saptadı. Ancak bu durum çelişkiliydi. Sözde darbe planlarındaki kurumlar ve yerler, 2003 yılında var olmayan durumları yansıtıyordu. Örneğin 2003 tarihli belgede darbe için yararlanılacak dernekler arasında gösterilen Türkiye Gençlik Birliği 2007 yılında kurulmuştu. El konulacak ilaç depoları arasındaki Yeni Recordati şirketi, ismini 2009 yılında almıştı. Kimi sokak isimleri de 2003 sonrasında verilmişti. Bu olayın benzeri 2000 civarında tutarsızlık bulundu. Ancak yargı ve Taraf kendi ellerinin ürünü olan bu hikâyedeki tutarsızlıkları dikkate almadı. Rekor bir yargılamayla yüzlerce askeri tutuklayarak hapis cezasına çarptırdılar. Böylece alttan gelen FETÖ kadrolarının önü açıldı.

Ergenekon davasının da ana motoru Taraf’tı. Zira başında söylediğim gibi, ne AKP ne FETÖ vitrine çıkmak istemiyordu. Bu rol Taraf’a verilmişti. Ergenekon’un sayısız kumpası Taraf’ın manşetlerini süsledi. Bir tanesi Taraf ile savcıların nasıl çalıştığının adeta özeti gibiydi. İşçi Partisi Genel Merkezi’nde 2008 yılında yapılan polis aramasında, arama tutanağında bulunmayan 4 CD vardı. Bu CD’lerin birinde Yargıtay krokisinin bulunduğu gündeme gelmişti. Bu kroki, CD içindeki “yargı-Nusret Senem’den” adlı bir klasör içindeydi. Taraf bu krokiyi manşetine taşımış ve “Ergenekon’un Yargıtay’a suikast düzenleyeceğini” yazmıştı. Sonra ne mi oldu? Ergenekon savcısı Mehmet Ali Pekgüzel’in bilgisi dâhilinde, kendi el yazısıyla, bu CD’lerin “sehven” konduğu ortaya çıktı. Bu, 23 Şubat 2009 tarihli duruşmanın tutanaklarına geçti. FETÖ’cü Savcı Pekgüzel, “Aramalarda ele geçirilen Yargıtay krokisi belgesi hakkında ilgili kurumu uyarmak amacıyla benim yazdığım bir yazının taslağıdır. Sehven orada kalmıştır” diye açıklama yaptı. Ancak Savcı’nın sehven koydum dediği dosya Taraf’ın “suikast iddialarına” dayanak oldu. Savcılar bir elleriyle yarattıklarını öbür elleriyle haberleştiriyordu.

Taraf’ın en hatırlanacak işlerinden biri “ıslak imzalı belge”ydi. Aslında Genelkurmay uzun süredir faaliyetlerini izlediği ve cumhuriyet ve demokrasiye tehdit olarak gördüğü; bürokrasi, yargı, emniyet içinde örgütlü olduğu bilinen ve son örnekte görüldüğü gibi ordu içinde faaliyete geçen FETÖ’ye karşı harekete geçecekti.  İşte tam bu sırada FETÖ tarafından “İrticayla Mücadele Eylem Planı” isimli sahte bir belge yaratıldı. Bu belge önce Ergenekon Operasyonu adına yapılan baskınında eski askerin evinde “bulundu”. Ardından da bu belge emniyet içinden Taraf’a servis edildi. Taraf bu belge üzerinden aylarca operasyonu sürdürdü. Süreç, emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasına kadar gitti.

Liste uzatılabilir…

Taraf özetle ilk işini FETÖ’nün kumpaslarının medya ayağı olarak tamamladı. Gazetenin bir zamanlar yazı işleri müdürlüğünü yapan, FETÖ-AKP kavgasında AKP tarafını seçen Yıldıray Oğur pozisyonunu şöyle anlatmıştı: “Biz o zaman aldatıldık, kafeslendik. Biz kullanışlı aptallar olduk”. Oğur, gazetesinin Fethullahçı polislerden gelen belgelerin sorgusuz bir şekilde yayıncısı olduğunu uzun bir özeleştiri ile anlattı.

YOLLAR NASIL AYRILDI?

Taraf gazetesi AKP-FETÖ ortaklığı döneminde AKP’nin topyekûn savunucusuydu. Muhalefete saldırıyor, AKP iktidarını övüyor, darbecilik suçlamasını gelişigüzel bir şekilde muhalefeti kriminalleştirmek için kullanıyordu. AKP’nin seçim zaferlerini “Anadolu ihtilali” diyerek kutlayan Taraf, Erdoğan’ı “askeri vesayeti yıkan bir kahraman” olarak tanıttı.

Gelgelelim…

Taraf’ın safını seçmesi AKP-FETÖ ayrışmasıyla oldu. FETÖ ile AKP evliliği sona doğru ilerlerken, Taraf FETÖ’den yana olduğunu açıkça ortaya koydu. Aslında nüanslar hissediliyordu. Örneğin, Fenerbahçe’nin baş hedef olduğu şike kumpasında Taraf en öndeki aktörlerden bir tanesiyken, Erdoğan sürece mesafeli davrandı. Kulüp Başkanı Aziz Yıldırım operasyondan açıkça cemaati sorumlu tuttu. Taraftarlar ise mahkeme önünde “Cemaat Fener’le başa çıkamaz” pankartı açtı, FETÖ karşıtı sloganlar attı. Kulübün resmi sitesinde bir Fenerbahçe taraftarının Fethullah Gülen’i eliyle sıktığı fotoğraf yayınlandı. Mesele Fenerbahçe Genel Kurulunda yapılan Gülen karşıtı konuşmalara ve bu konuşmaları Gülen’in dava etmesine kadar büyüdü. Galatasaray’ın Fenerbahçe Stadı’nda kupayı kaldırdığı 12 Mayıs 2012 günü taraftarlar FETÖ karşıtı sloganlarla polisle saatlerce çatıştı. Kısacası hemen herkesin gözünde operasyonun başı FETÖ’ydü. Kuşkusuz Erdoğan ve medyası da şike operasyonuyla ilgili sessiz kalarak bu algıyı pekiştirmişti. Şike suçuna verilen astronomik cezaları indiren yasa değişikliğini Meclis’ten geçiren Erdoğan, Abdullah Gül’ün vetosuna takıldı. Bülent Arınç’ın hayatımın hatası dediği “hiçbir milletvekili arkadaşım buna sahip çıkmaz” sözlerine rağmen Erdoğan yasayı bir kez daha Meclis’ten geçirerek Gül’ün önüne koydu. Geçen yasa Aziz Yıldırım’ı rahatlatmakla kalmadı, Fenerbahçe taraftarının öfke ibresinin Erdoğan’dan FETÖ’ye daha çok kaymasını sağladı. Bu süreçte Taraf’ın yayınlarıyla Erdoğan arasındaki ayrım dikkat çekiciydi.

Dananın kuyruğunun koptuğu bir tarih yazılacaksa kuşkusuz bunun için “17 Aralık”’tan önce “7 Şubat” demek gerekecek. MİT, Erdoğan adına FETÖ’yü izlemeye alıyor, Hakan Fidan ordudaki tasfiyenin bir benzerinin MİT’te yapılmasını engelliyordu. Devletin kurumlarını birer birer ele geçiren FETÖ, MİT’te Fidan duvarına çarpmıştı. Artık Fidan’ı ezme zamanıydı.

Önce Oslo’da PKK ile yapılan müzakerelerin ses kayıtları basına sızdı. Taraf kayıtlara geniş yer verdi. Ardından BDP’ye yapılan polis operasyonlarında devlet ile KCK’nın mutabakat metni elle konulmuş gibi bulundu. Taraf, bu süreçte de FETÖ’den yana tavır aldı. Tüm bunları 7 Şubat 2012’de KCK soruşturmasını yürüten savcı Sadrettin Sarıkaya’nın Fidan’ı ve müzakerelere katılan MİT yöneticilerini ifadeye çağırması izledi. O gün Fidan ifadeye gitse tutuklanacağı konusunda hemen herkes hemfikirdi. Taraf, Erdoğan’ın sahip çıktığı Fidan’ı o günlerde topun ağzına koydu.

28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesine Irak tarafından giren kişilerin Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklarca bombalanması üzerine 34 kişi hayatını kaybetti. PKK’lı olduğu iddiasıyla bombalanan kimselerin bir kaçakçı kafilesi olduğu anlaşıldı. O gece yaşanan olay hükümet ve FETÖ arasında bir başka krize neden oldu. Krizin nedeni elbette FETÖ’nün olayın aydınlatılması için verdiği mücadele, hükümetin de buna karşı çıkması değildi. Aksine katliam hesaplaşma adına bir fırsat yarattı. FETÖ ölümlerden MİT’in yanlış istihbaratını sorumlu tuttu. MİT’e operasyon çağrıları yeniden başladı. Erdoğan sızıntı belgeleri yayınlayan Taraf’a sözleri şunlardır: “MİT’in son anda verdiği istihbarat yoktur, bilgi 9-10 gün önce verilmişti. Bunu yazan köşe yazarı görünümlü cambazlar var. Köşe yazarı görünümlü bu cambazların herhalde MİT içinde böcekleri var ama doğru bilgi alamıyorlar.”

Yaşananların ardından Taraf yazarı Mehmet Baransu’yu takip ettiği iddia edilen MİT mensupları Ç.Ç ve M.U.G polis tarafından gözaltına alındı. İlginç bir tesadüf ki İzmir’de yürütülen casusluk soruşturmasında polisin bulduğunu iddia ettiği hard disklerin içerisinde fişlenen MİT’çilerin tamamı FETÖ’nün hedefindeki isimlerdi.

Kavganın patladığı dönemde Taraf, 2004 MGK’sında FETÖ’nün hedef alındığını, AKP’nin de buna onay verdiğini söyleyerek AKP’ye yüklendi. Taraf, açıkça FETÖ adına AKP ile kavgaya girişmişti.

MİSYONUN SONU

Büyük kırılma da bundan sonra başladı. AKP-FETÖ ayrılığında önce AKP’yi seçen bir grup gazeteyi terk etti. Bu isimler bugünlerde Hükümet medyasında gördüğümüz kritik isimlerdi. Gazete AKP ile sert bir kavgaya tutuştu. FETÖ’ye yönelik operasyonların ardından harekât alanı daralan gazete işlevsizleşti. Etkisiz, küçük bir gazeteye dönüştü. Başarısız darbe girişiminin ardından ise fiilen de kapatıldı. Hemen herkesin ortak yorumu aynı olmuştu: Misyon tamamlandı!

Taraf, AKP-FETÖ-liberal ittifakının Cumhuriyet kurumlarına karşı açtığı savaşın hem manivelasıydı hem de ekranı. Bu ittifakın dağılması Taraf’ın varlık nedeninin de sonunu hazırladı. Artık cepheyi oluşturan her unsurun ayrı amacı, ayrı yayını olacaktı. İttifak, bir başka iktidar seçeneğine kadar şimdilik yok. Onu tekerrür ettirmeyecek de kuşkusuz yeni bir liberal dalgaya, özgürlük ve eşitlik isteyenleri teslim ettirmeyeceklerin çabası olacak.

Related Posts