Susurluk’tan bugüne bataklığı kurutmak…

Dergi Gündem Sayı 10 (Aralık 2021)

Nevzat Kalenderoğlu

3 Kasım 1996’daki meşhur Susurluk skandalının üzerinden çeyrek asır geçti. Türkiye’de devlet-siyaset-mafya ilişkisinin bir ‘kaza’ ile bu kadar gözler önüne serilmesinin pek çok etkisi oldu. Toplumun yoğun tepkisinin gölgesinde devlet-siyaset-mafya köşe noktalarından ibaret bu üçgende ihraçlar ve yeniden yapılanmalar yaşandı.

Bugün de birileri arpalık rejiminden tasfiye edildikleri için, çıkar çatışmalarının dozu da epeyce yükseldiği için konuşuyor olabilir. Sadece bu sebeple mi? Devlet-siyaset-mafya ilişkilerinin bu denli ifşa edilmesi, yeniden organize süreçlerini de işaret edip hızlandırıyor. Yakın tarih bunu söylüyor. Halk, yargı, siyaset denkleme ağırlığını bataklığı kurutma yönünde koymadığı sürece, bataklık yön değiştirip başka bir kirliliğin yaşam alanını yaratıyor. Susurluk vakasının devlet ve siyaset destekli illegalitenin yeniden yapılanmasına ve parsadan dağıtılan payların yeniden hesap edilmesine yol açması gibi.

Bugün de popüler mafya Sedat Peker’in siyaset-mafya ilişkilerine dair iddiaları bir yandan düzen(sizliğ)in pisliğini ifşa ederken, öte yandan iki kirli Mehmet’in çekişmesi bir yeniden dizaynın sırlarını veriyor gibi.

Öyle ya, bu kirli yapılanmayı ancak siyaset ve ranttan azade bir hukuk sistemi yargılar ve bu yapılanmaya son verir. Bu kirli yapılarda bulunmuş ve boğazlarına kadar suça batmış resmi ya da gayri resmi figürlerin kırpık ifşaları bataklığı kurutmaya değil, bu bataklıktan beslenenlerin paydaşlığını veya paylarını yeniden düzenlemeye hizmet eder.

Yargı, siyasi iktidar ve halk bu çeteleşmiş rant düzenini kurutmaya karar vermedikçe; siyaset kurumları ve güdümlü yargı (ve gayri-nizami zor aygıtı) halkın tepkiselliği eşliğinde yeni paydaşlarla masayı kuracak ve parsa dağıtımını düzenleyip yollarına devam edecektir. Susurluk skandalından sonra olduğu gibi… Çeyrek asır sonra ifşacıların izin verdiği ölçüde yeni pay sahiplerini, yeni rant alanlarını, siyasetin içindeki illegal kolonları gözümüze sokuyorlar; toplumun anlama sürecinin siyaset illegalitesinin yeniden toparlanmasına tekabül etmesi ‘kader’ olamaz. 

Bu anlamda Mehmet Eymür’ün ya da Sedat Peker’in ifşalarından hareketle bugün ile Susurluk skandalı dönemi arasında bir benzetme kurulması gayet doğaldır. Benzetmeden ziyade biri diğerinin doğal sonucu olan iki süreç olarak da değerlendirilebilir. ‘Kader’ olmayan ise bu sonsuz döngünün memleket ve toplum lehinde bozulabilmesi ihtimalidir.

BİR DEVAM FİLMİ KURGULANIYOR

Aslında 60’larda yükselen sosyalist harekete karşı devlet önlem almış, ülkücüleri silahlandırmış ve yurtiçi ve yurtdışında operasyonel olarak kullanmaya başlamıştı. Abdi İpekçi suikastinden 7 TİP’li gencin Bahçelievler’de katledilmesine kadar pek çok infaz eyleminde kullanılan ülkücü mafyöz ekip, yurtdışında da Papa suikastına kadar uzanan bir hareket alanına sahipti.

‘80 darbesinin ardından resmi/gayri-resmi asker kolu da güçlendirilen, anti-komünist özelliğinden ise zerre ödün verilmeyen bu oluşum 90’larda Özal’ın ani ölümü ve Tansu Çiller’in Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanlığı’na seçilmesi ile başka bir boyuta büründü.

Meşruluğunu daha önceden komünistlere karşı mücadeleden aldığını iddia eden kontrgerilla, 90’larda da yükselen Kürt siyasi hareketine karşı verdiği mücadele refleksine konuşlanarak meşruluk almaya yeltendi. Vatan-millet-Sakarya; kara paralar çanta çanta akar ya…

Balıkesir’in Susurluk ilçesinde akşam saatlerinde lüks bir otomobil bir kamyona arkadan çarparak altına girdi. Adına ‘derin devlet’ denilen devlet içine sızmış çete de; faili meçhuller, uyuşturucu, mafya ve kumar gibi illegal ayaklarıyla toplumun gündemine daha girift bir biçimde girdi. İşlediği birçok suçtan Interpol tarafından aranan ve sahte kimlikle işadamı hüviyetiyle dolaşan ülkücü mafya lideri Abdullah Çatlı, Eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ve Çatlı’nın sevgilisi olduğu öne sürülen bir kadın işte bu pek çok parametrenin kesiştiği kazada ölmüştü. DYP Şanlıurfa Milletvekili, Bucak aşiret reisi ve pek çok mafya hesaplaşmasına da bir taraf olarak adı karışan Sedat Bucak ise araçtan yaralı çıkmıştı. Bagajdan İsrail’in hibe ettiği kayıtlarla sabit olan silahlar da çıktı, kayıp olduğu iddia edilen Çatlı’nın bond çantası da.  

Soru işaretleriyle geçen çeyrek asrın ardından aynı isimler yine piyasada. Polis müdürü, İçişleri Bakanı Mehmet Ağar yine bir uçta, MİT’çi ve itirafçı Mehmet Eymür öteki uçta. Aslında Mehmet’lerin on yıllardır süregelen meseleleri derin, dönemin mafya-siyaset ucunda olan ve polis ekiplerini de bu suça ortak ettiği iddia edilen Ağar’ı iktidara şikâyet eden, halka da ifşa eden MİT, Mehmet Ağar etkisindeki İstanbul emniyetinin suç dosyasını ve DYP’li siyasilerin mafyatik ilişkilerini Mehmet Eymür’ün durduğu yerden halka bir biçimde gösterdi. 

Dileyenler 1987 tarihli ilk sızıntı MİT raporunu inceleyebilir. 

Bugün de kanal kanal dolaşan MİT’çi Eymür konuşmayı sever zira. Susurluk kazasına giden süreci İranlı iki uyuşturucu tekelinin kaçırılması ve öldürülmesi ile başladığını da söylüyor Eymür.

Gayrimüslimleri ‘polis alacak sizi’ diyerek milyonlarca parasını toplayan gazinocuların, kumarhane sahiplerinin dönemin İstanbul Emniyet Müdürü ile beraber çalıştığı, Laleli’deki bütün otellerin birer randevu evine dönüştürüldüğü ve emniyete her ay milyonlarca lira para sağlandığı düzenin, bankerlerle iş ortağı olan siyasilerin, kadın sağladığı isimlerin görüntülerini yıllarca şantaj malzemesi yapan polislerin, kaçakçı kuyumcuların sahtecilikleri karşılığında bürokratlara sağladığı saatler ve arabaların hikayesi kendisinde mevcut…

Suç teşkil eden iddialar çeşitli, bugünle ise benzer.

Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Mazhar Eymür bugün yeniden konuşmaya başladı. Fethullahçıların Ergenekon kumpası döneminde de kendisi yurtdışından Türkiye’ye gelerek (siyasi niyeti bir yana) yakın tarihin en büyük devlet içi tasfiye operasyonunda ‘gizli tanıklık’ etmişti Eymür. Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile eskiye dayalı dostluğu bu itirafçılık sürecini de hızlandırmıştı. Dolayısıyla ifşalarına kulak kabarttığımız eski MİT’çinin ifşalarının hizmet ettiği yerleri de iyi hatırlamak gerekiyor. 

Yine eski MİT’çi Enver Altaylı’nın yakın zamanda FETÖ’den yargılanması döneminde CIA ile MİT eski Başkan Yardımcısı Hiram Abas’ın münasebeti çokça konuşulmuştu. 1995 günü öldürülen MİT eski Başkan Yardımcısı Abas, görev süresi boyunca Eymür ile en yakından çalışmış; Eymür anılarının birincil tanığı olarak hep Hiram ağabeyini göstermişti. Eymür, MİT ile Fethullah Gülen’in doğrudan bağını da basına ilk itiraf eden isimdi. Bugün bu öznelerin birbirlerini farklı farklı ülkelerin istihbaratıyla çalıştığı yönünde suçlaması doğal.

HALKSIZ HESAPLAŞMA OLMAZ

Aradan geçen on yıllardan sonra bugün yeni bir hesaplaşmanın içerisindeyiz belli ki, siyasi iradenin el değiştirme görüntüsü hareketlenmenin temel nedeni de olabilir. Görüntüde eski MİT’çiler, eski siyasiler, MHP’den DYP’den devlete terfi olan eli kanlı istihbaratçılar, eski polis şefleri, mafyalaşmış ülkücüler, suç örgütü liderleri çıkarlarına göre yeni öbekler kurmuş ve kendisine göre karşı cenahına savaş açmış gibi.

Mevcut siyasi iktidara ömür biçilirken, halk bir biçimde ehven-i şer koalisyon ittifakıyla bahar geleceğine inandırılmışken; bataklığın yeniden dizayn edileceğine inanmış suç unsurları da rakiplerinin önünü kesip parsadan pay kapmanın derdine düşmüşler. Uyuşturucu partilerinde İçişleri Bakanı olmanın hayalini müptezel iş arkadaşlarına anlatan siyasiler, uyuşturucu trafiğinde limanını istasyona çevirmiş eski siyasiler ve onların devlet içindeki suça bulaşmış bürokrat dostları, hapislerden işledikleri suçların hesabını vermeden elini kolunu sallaya sallaya çıkan ve teşekküre koşan mafya liderleri, şantajla ya da parayla suça ortak edilmiş rütbeli gümrük memurları, kaçakçılık şube müdürleri…

Bu ne sürükleyici bir polisiye roman, ne de suç kategorisinde ödüllü bir film. Bir memleketin varının yoğunun nasıl iç edildiğinin kısa hikayesi. Dahası, mevcut kavga da hangi suç öznesinin servetine servet katmaya devam edeceğinin kavgası. Hatta dahası, seçim sath-ı mailinde Türkiye’nin direksiyonunu nereye kıracağını “dert eden” ülkeler ve onların maşaları.

Bu bataklık kurutulacaksa, sözgelimi ifşalar karşısında yargı harekete geçecekse, siyasi iktidar pespaye kadrolarını korumak yerine yargı koridorlarına yollamak mecburiyetini duyacaksa; bu toplumun siyaset-istihbarat-mafya tertibatına karşı kendi siyasi iktidarını sahneye çıkarmasıyla mümkündür.

Değilse, belli ki bu film hep başa saracaktır. Çürümüş düzende bataklık biraz da öte yana akacaktır. 

Related Posts