Hasan Aktaş

İnsanların ortak çıkarlarını korumak, geliştirmek ve sürdürmek için bir disiplin içinde davranmayı kabul etmelerine örgütlenme diyoruz.

SENDİKAL ÖRGÜTLENME YASAL MIDIR?

Anayasa’nın 51. maddesi, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 87 ve 98 Sayılı Sözleşmeleri, 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, Türk Ceza Kanunu’nun 117 ve 118. maddeleri, yönetmelikler, tüzükler ve içtihatlar… ile sendikal örgütlenme hakkı kapsamlı bir mevzuata dayanmaktadır. Buna rağmen sendikaların koro halinde “örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması” çığlığı ne anlama geliyor? Bakalım…

TÜRKİYE’DE SENDİKAL DURUM NEDİR?

2022 Ocak ayında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açıkladığı istatistiklere göre Türkiye’de;

  • Kayıtlı/sigortalı işçi sayısı; ; 15.294.362 
  • Sendika üyesi işçi sayısı; 2.189.645 işçi  ( % 14.32 )  

Bu sayılar gerçek bir sendikal örgütlülüğü ifade ediyor mu? 

Tabii ki hayır!

ÖRGÜTLÜ İŞÇİ OLMANIN ÖLÇÜLERİ NELERDİR? 

  • Bir sendikaya üye olmak,
  • Toplu iş sözleşmesinden menfaat sağlamak,
  • Aidat ödemek.
  • Sendika disiplini içinde davranmak 

Yukarıda ifade edilen 2.189.645 işçi böyle midir? Hayır!

İstatistikler sendikalara üye olanları tespit etmektedir. Ancak sendikalara üye olan herkes toplu iş sözleşmesine ulaşamıyor. Üye olduktan sonra işten çıkarılanlar, sendikal barajları aşamayanlar, işveren veya rakip sendikanın Bakanlık tespitine “itirazı” nedeni ile dosyaları yargıda olanlar da sendikalıdır. Ancak sendikal disiplin içinde “örgütlü” değildir.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) da, sendikal örgütlülüğü, toplu iş sözleşmesi ile bir “menfaat sağlanması” olarak kabul etmektedir. 

DİSK-AR da, 2020 yılında; % 13.8 olarak açıklanan “sendika üyesi “ sayısının ancak % 7.8’inin “örgütlü işçi” olduğunu tespit etmektedir. 

SENDİKALAR NEDEN ZORLANIYOR? 

1. PATRONLAR DEMOKRATİK KÜLTÜRDEN YOKSUNDUR

Patronlar işçilerin yasal haklarına saygı duymuyorlar. Sendikalaşmayı doğrudan malvarlıklarına saldırı olarak algılamaktadırlar. Bu feodal bir saplantıdır. Nedeni, patronların batıda olduğu gibi bir burjuva demokratik devrimi yapmamış, demokratik kültürden yoksun olmalarıdır. İlhan Selçuk, Türkiye burjuvazisini bu nedenle “ görgüsüz bir sınıf “ olarak tanımlamıştı.

2. PATRONLARIN ÖRGÜTLENMEYE İTİRAZI :  

Türkiye’de ayrımsız tüm sendikal örgütlenmelerde karşılaşılan, örgütlenmeleri sabote eden, engelleyen tuzak, Sendikalar Kanunu’nun 42. ve 43. maddeleridir.  

42. maddenin 2. fıkrasında;  “Bakanlık, (…) bir işçi sendikasının yetkili olduğunu tespit ettiğinde, başvuruyu, işyeri veya işletmedeki işçi ve üye sayısını, o işkolunda kurulu işçi sendikaları ile taraf olacak işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işverene (…) bildirir.”   Kuzuyu, kurdun önüne atıyor.

43. madde başlığı: YETKİ İTİRAZI

Tespit yazısını alan işveren; sendikanın yetki şartlarına sahip olmadığı veya (rakip sendika h.a.) kendisinin bu şartları taşıdığı yolundaki itirazını altı iş günü içinde mahkemeye yapabilir.” Böylece, kuzu parçalanıyor.

  • Onca emekle başarılmış bir örgütlenme, akla, mantığa, hakka ve hukuka aykırı biçimde işverene ve rakip sendikaya teslim ediliyor. Onlar da yargı yoluna giderek “gereği için” ortaçağ zihniyetli patronlara zaman kazandırmaktadır. Hakka ve hukuka yönelik bu ihanet düzeltilmediği sürece; Türkiye’de sendikal örgütlenme hakkı asla özgür olamayacaktır. 
  • Yasa “hizmette sınır yok” yaklaşımı ile; 43. maddenin 5. fıkrası; “ İtiraz, karar kesinleşinceye kadar yetki işlemlerini durdurur.” Diyerek örgütlenmenin kalemini kırıyor. Sendikalaşmayı baltalayan adımlar yasa maddesidir. Buna rağmen işçi iradesine dayanarak, bedel ödeyerek direnen ve örgütlenen emekçileri selamlıyorum! 
  • Yıllar sonra yargı “sendikanın haklı” olduğuna karar verse bile, sendikanın tek bir üyesinin kalmadığına binlerce örnek, Türkiye sendikal hareketinin arşividir. 

3. İŞ GÜVENCESİ İŞLEVSİZ HALE GETİRİLDİ  

Yasa, haksız nedenlerle işten atılan işçilere “işe iade” yolu açmaktadır. Yargı çok büyük bir oranda “işe iade” kararı verirken, patronun işbaşı yaptırmaması olasılığı ile bir “tazminata” da hükmetmektedir. Böylece işçi mahkemeyi kazansa da, işveren bu kez tazminatını ödeyerek işçiyi fabrikaya sokmamaktadır.

  • DAHASI VAR…

Esnek- güvencesiz-sendikasız istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması, yargılamaların uzun sürmesi, işçilerin eşit muamele görmemesi, toplumsal dayanışmanın zayıf olması,  siyasi iktidarların patronlardan yana açık tavır alarak yargı ve kolluk güçlerini de bu yönde etkilemesi vs.. nesnel olarak örgütlenmeleri olumsuz etkileyen faktörlerdir.

SENDİKALARDAN KAYNAKLANAN ENGELLER

1. BÖLÜNMÜŞLÜK

Ülkemizde sendikal hareket parçalanmıştır. İşbirliği, güç birliği ve birlikte mücadele üretme alışkanlıklarının de sınırlı olması, sermaye ve siyasal iktidar açısından uygun bir ortam yaratmaktadır. 

2. SENDİKACILIĞIN BOZULMASI: MESLEK ALGISI

Çalışanların % 60’dan fazlasının asgari ücret alabildiği, günde ortalama 4 işçinin iş kazalarında öldüğü, özel sektörde sendikalaşma oranının % 5 ‘leri bile bulmayan, saygınlığı tüketilmiş olan “sendikal hareket” içinden tek bir sendikacı; – ben başarılı değilim, bırakıyorum” dememiştir. Çok yüksek maddi olanaklar, mücadeleden uzaklaşma, işverene veya siyasi iktidara teslimiyet ve işçilere yabancılaşma, sendikaların kuruluş amacına aykırı bozulmalardır.  

3. KURUMLAŞMA-UZMANLAŞMA 

Sendikaların işleyiş ve faaliyetlerinin sınırları 6356 sayılı Yasa ile belirlenmiştir. Yasa, idari ve mali açıdan katı bir merkeziyetçiliği tercih etmiştir. Sendikalar da, tüm yetkilerin genel merkez yönetim kurulunda olduğu bir işleyişi benimsemişlerdir. Böylece genel başkanlığın neredeyse tek belirleyici olduğu bir sendikal model üretilmiştir.  Bu model, sendika içinde kolektif çalışma ve kolektif üretim yollarını kapatmaktadır.  Oysa Batı ülkelerinde, genel başkanlık makamları semboliktir. 

Günümüzde örgütlenme ve toplu pazarlık uzmanlık birimlerine ek olarak; liyakat esasına bağlı kalmak şartı ile, araştırma, bilgi-işlem, eğitim, uluslararası ilişkiler, sosyal medya, iletişim-psikolojik danışma birimlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun gereksiz olduğu düşüncesi, sendikal gerçeklere sırt dönmektir.    

Küresel sermaye 2018 yılında Japonya’da “toplum için endüstri 5.0 “ vizyonunu ortaya koydu. Endüstri 1.0 döneminin ürünü olan sendikalar; sermayenin toplum için vizyonunu anlamak, kavramak ve yarına hazırlamak için, kadro ve teknik donanımını tamamlamak zorundadır.    

4. KOLEKTİF ÇALIŞMADAN UZAKLAŞMA

Sendikal mücadele, işçi sınıfının ihtiyacıdır ve kolektif çalışmaya dayanır. Yönetim, uzmanlık birimleri ve tüm örgüt düzeyinde hayata geçirilebildiğinde doğru ve olumlu bir sendikal pratiği görmek mümkündür. Bunu başarabilen sendika sayısı ne yazık ki çok sınırlıdır. Kolektifin aksine yaygın olan; her kararın, her açıklamanın, her açılışın  “tek kişi” tarafından yapıldığı, güçlü başkanlık sistemidir. Bu yaklaşım, sendikaların kolektif mücadele örgütü olduğu tarihsel gerçekliğine uzak, bireyci bir tutumdur.

5. SENDİKA İÇİ DEMOKRASİ VE SINIF MÜCADELESİ  MESELESİ

Genel kurullarında işçilerin konuşmadığı, yarım günde kongreleri tamamlamayı “başarı” olarak kabul edildiği, aday olanların dahi konuşmadığı genel kurullar; “hesap sorma/verme ortamları olmaktan çıkmıştır. Sendika içi demokratik süreçler göstermelik hale gelmiştir. İşçi katılımının olmadığı, işçilerin yabancılaştığı ortamlar sendika içi demokrasinin bozulmasıdır. 

Sınıf kavramının, tarihinin ve mücadelesinin öğrenileceği bilimsel, sistematik ve sürekli eğitimlerden uzak durup, eğitimi yaygın olarak gezme-eğlenme faaliyeti olarak görmenin, doğal sonucu de-politizasyondur. 

Bir kısmı yayın ve kürsülerinde  “sınıf” kelimesini kullanan, bir kısmı da “sınıf” kelimesinden tamamen uzak duran fakat sendikal pratiği “aynı olan” bir sendikal hareket, Türkiye’nin bugünkü gerçeğidir.

Peki bu değişir mi?

Evet!

Emekten yana daha güçlü bir dalga yaratarak! Buradayız, diyerek! 

Yani BİRLİK olarak!

Related Posts