Nevzat Kalenderoğlu

Mafya lideri Sedat Peker, bütün toplumun malumu olduğu üzere yurtdışına kaçışının üzerinden bir buçuk yılı aşkın süre geçtikten sonra yarı şantaj yarı iddia barındıran video kayıtlarını sosyal medya üzerinden yayınlamaya başladı.

Peker, Türkiye’yi terk ettikten iki ay sonra yayınladığı ilk görüntülerde ‘kaçmadığını, hakkında bir operasyon yürütülmediğini; bir arama kararı ve bu karara konu bir suçu olmadığını, ticaret için Balkanlar’da bulunduğunu ve hatta üniversite mezuniyetini tamamlayıp diploma alacağını’ anlatmıştı. İlk mesajında sadece ‘görünürde polis özünde hain’ addettiği kimi emniyet mensuplarına üstü kapalı olarak değinmişti.

Yaklaşık bir yıl sonra, bugün hemen herkesin vakıf olduğu videolarda ise artık sadece eski Bakan Berat Albayrak ve bazı emniyet mensuplarına değil; eski Emniyet Genel Müdürü, Adalet ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, onun AKP’li vekil oğlu Zülfü Tolga Ağar, Berat Albayrak’ın ağabeyi, medya yöneticisi Serhat Albayrak ve onun ‘Pelikan’ olarak bilinen ekibi ve hatta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya da savaş açtı.

Peker’in bahsi geçen görüntüleri toplumun her kesimi tarafından paralı bir platformda yeni bölümleri heyecanla beklenen bir içerik gibi takip ediliyor, videoları milyonlarca kez izlenip dilden dile yayılıyor, tartışılıyor, AKP ve onun muhalefeti tarafından da dikkate alınıp yanıtlar veriliyor, siyasetin ana gündem maddesi haline getiriliyor.

Dolayısıyla herkesin üzerinde konuştuğu, üstelik devam edeceğe benzeyen, bir dizi soru işareti ve bilinmezlikler de barındıran bir konu üzerinde kalem oynatmanın zorlukları var. Ancak bir anayasa ile yönetilen ülkenin pek çok kurumunun ve çok önemli koltuklar işgal eden öznelerinin adının karıştığı skandallar bütününü salt polisiye bir olay, adli bir vaka olarak ‘seyretmenin’, olaylar ve figürler bazında daha dar analizler yapıp ‘cambaza baktırmanın’, daha evvel çokça örneği hatırlanacağı üzere suça bulaşmış öznelerden kahraman yaratılmasına müsaade etmenin veya siyasetin ana öznesi olan topluma ‘izleyici’ rolü atfedip konuyu siyasetin uzaklarına taşımanın da bir reddiyesi yapılmalı; tam da bu zamanda.

Peker’in çıkışına ilişkin ilk analoji “90’lara dönüş” temasıyla kuruldu. Zira bugün de ana özne olarak anılan Mehmet Ağar, Alaattin Çakıcı, mafya hesaplaşmaları tam da 90’ların başat aktörleri idi. Susurluk denilen bir ‘kaza’ ile ortaya saçılan devletin kiri, bugün Sedat Peker’in anlattığı olaylar sonrasında hemen akla geliyor; ancak bu ilkel analojiye birkaç şerh düşmeli. 

Birincisi Adalet ve Kalkınma Partisi 2000’lerde doğumunu tamamlayan, mafya ile hesaplaşması veya mesafesi doğumu sırasında daha tali bir gündem olan, özünde 99’daki olaylar ve (içeride-dışarıda) dinamiklere oynayan ve bu sayede iktidar olan bir parti. Tam tarihi ve gerekçeleri tartışmalı olmakla beraber Mehmet Ağar’ı, Alaattin Çakıcı’yı, Tansu Çiller’i; bu ve benzeri figürleri, 90’ların figürleri olduğunun üzerini örterek “yeni Türkiye” de sahneye çıkardı AKP. 

1923 Cumhuriyeti’nin bütün kavgalıları ile diyaloğa geçerek “büyük” bir ittifak partisi olan AKP, başlangıç tarihinin belki 2007 seçimleri olarak tercih edilebileceği, Cumhuriyet’le tam anlamıyla hesaplaşma ve yeni bir Cumhuriyet’in (2. Cumhuriyet) kuruluş sürecinde, tam da bu dönüşüm sürecinin devamında, 90’ların bu kirli figürlerini raftan indirerek, yakınında boy göstermelerine müsaade etti. Ergenekon-Balyoz sürecindeki büyük tasfiye, devletin bir dizi kadrolarının silinerek yerine yenilerinin konulması, Gülencilerle yolunun ayrılmasıyla beraber onlardan da arta kalan dev kadro boşluklarının doldurulması, devletin 90’lardaki gibi bizzat bulunamayacağı kirli pazarlara müdahale edecek aparatçıklara duyulan ihtiyaç vs. Gerekçeleri tartışılır olmakla birlikte bu figürleri AKP, kendi kurmaya çalıştığı rejimin ‘yeni’ ancak hatırlı aktörleri olarak sahneye sürdü. Daha da somutlamak gerekirse, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Ak Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar dolaşacak. Biz buraları faili meçhullere bırakmayacağız” sözleri 90’ların halka hatırlatılıp korku salınmasından ibaret değil, tam da ‘yeni Türkiye’nin kuruluşuna karşı çıkan dinamiklere yapılan bir tehditti, süren yeni operasyonun şifreleriydi. Bu tehditlerin ‘görece’ uygulamaya konulduğunu varsayarsak Türkiye 90’lara dönmemiş; ancak 90’lardaki metotları “andıran” zor aygıtları ve pratik ile AKP yeni Türkiye’nin kendi zorbalığını ve nobranlığını muhaliflerine dayatmıştır. AKP bugün de 90’lara öykünmüyor veya 90’lara dönüş hevesi peşinde koşmuyor ancak; yine 90’ların önemli figürleri ile kendi baskı koşullarını topluma dayatıyor.

İktidar partisi AKP, Alaattin Çakıcı’nın tahliyesini sağlayan Devlet Bahçeli ile ittifak halinde ve iktidarda. AKP, Ağar’a yeni bir misyon, oğluna ise yeni bir koltuk tahsis ederek belli dinamikleri kontrol ediyor. AKP, Tansu Çiller gibi figürlerin desteğini miting meydanlarından propaganda etmekten çekinmiyor. AKP, milliyetçi tabanı dizayn ederken kendi iktidarının devamı için kurulan yeni rejimin kodlarına milliyetçi hamaseti de yerleştiriyor. AKP, ‘yeni’nin tesisine devam ediyor.

İkincisi, Susurluk ve karanlık odağı Mehmet Ağar’dan hareketle isteyerek ya da istemeyerek topluma 90’ları anımsatan Peker, aslında AKP’nin yeni düzeninden ve tam da bugünden bahsediyor. Örneğin hatırı sayılır miktardaki servetine çöküldüğü iddia edilen uluslararası para babası Mübariz Mansimov’un FETÖ üyeliğinden tutuklanmasının üzerinden henüz bir yıl geçti. Program sunucusu ve üniversite ikinci sınıf öğrencisi Yeldana Kaharman’ın Elazığ’daki evinde ölü bulunmasının üzerinden sadece iki yılı aşkın bir zaman geçti. Sedat Peker’in Başkanlık Sistemi referandumunda ‘evet’ eylemleri yapmasının üzerinden üç yıl geçti. Peker yurtdışına 1,5 yıl önce kaçtı ve siyasi iktidar tarafından iki yıl önce kendisine koruma polisi tahsis edildi, sinyal kesiciler verilerek takibi engellendi. 

“Peker ne yapıyor, ne istiyor, hangi odaklarla ortak hareket ediyor, nereye kadar gidecek?” Bu soruların yanıtı şimdilik yok, çeşitli spekülasyonlara konu olması ve videolarının reytinginin yükselmesi de belki bu sebepten. “Devletin fedaisi” olduğu iddiasındaki bir adamın “devletin âli menfaatleri için” kolayca pazarlık payını alıp sesini keseceğine de, bu işi büyütüp asıl organizasyonu ve kaynakları anlamamızı sağlayacak kadar ileri gidebileceğine de ihtimal vermek gerekiyor. Peker’in ülkeye getirilmesine veya AKP’nin iddialara konu içerideki kelleri alacağına ihtimal verilmesi gerektiği gibi.

PEKER’İ NASIL DİNLEMELİ?

Mafya, asker-polis figürler, siyaset ve koskoca devlet… Peker’in herkesçe konuşulan ve yer yer magazinsel boyutu da ağır basan anlatılarının perdesini kaldırınca altından ne çıkıyor? Peker, “devletin kirli işlerinin içerisindeydim ve bu yüzden bizzat tanığıyım” diyor ve anlatıyor. Aydınlatılmak istenmeyen, karanlıklarla dolu geçmişi ve yeni misyonuyla Mehmet Ağar’a, onun AKP’li vekil oğlu, AKP Genel Merkez Teşkilat Başkanlığı Marmara Bölge sorumlusu Zülfü Tolga Ağar’a, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a, onun ağabeyi medya patronu ve ‘Pelikan’ tabir edilen bir ekibin beyni olduğu söylenen Serhat Albayrak’a, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, AKP’li gazetecilere, yeni uyuşturucu baronlarına, ‘fail-i meçhul’ kalmış bir dizi cinayetin faillerine ve suç ortaklarına, kirli pazarların rant sahiplerine ilişkin önemli iddialar sıralıyor. 

Peker bir şey daha söylüyor: “İnsan var oldukça ‘temiz toplum’ hayali de bir ütopyadır.” Yani aslında bu düzen böyle devam ettikçe geçmişten beri süregelen “fail-i meçhul” olayların devam edebileceğini, ‘meşhur’ figürlerin siyaset sahnesinde öyle ya da böyle görüleceğini, ‘kirli’ pazarların kurutulmayacağını, dolayısıyla kirli pazarlardan devlet oluruyla rant devşiren suçluların kavgasının devam edeceğini söylüyor.

Uzatılabilir ama AKP Türkiye’sinde lüks aracında kokain içen teşkilat görevlilerinin, kendi Bakanlığı döneminde devleti dolandıranların, kayıp-kaçak milyarlarca liranın, ‘FETÖ’ heyulası ile oluşturulan ‘FETÖ Borsası’nın ve hiç hesap vermeden bir kuru ‘helallik’ alıp elini kolunu sallayarak suçlarından sıvışmasının bir anomali olmadığı da gözler önüne seriliyor.

AKP’nin, yalnızlıktan kaynaklı ‘yılana sarılma’ halleri; suç unsurlarıyla girmek durumunda kaldığı mali ortaklıkları, ortaklığı bozulanların birer itirafçıya veya sessizliği ilelebet sürecek birer firariye dönüşmeleri AKP’nin çözülüşünü de gösteriyor.

Bir süredir kendi tabanını tutacak ideolojiden, fikirden, ortaklık hissiyatından, plan ve programdan daha da önemlisi misyondan yoksun AKP’ye; bu kötü gidişatta salt 2023, 2053 gibi tarih bazlı soyut ‘vizyonların’ veya ‘yerli ve milli’ gibi hamasi nutukların yetmeyeceği de ortaya çıkmıştır.

KLEPTOKRASİ REJİMİNİN ÇÖZÜLÜŞÜ

AKP, kendi iktidarını korumak için kurduğu ittifaklar siyaseti sayesinde ayakta kalmış; fakat bugün çok dar bir çevrenin dahi kendi payına düşen haksız kazançlarıyla yetinmediği, bu sebepten “ailenin” diğer fertleriyle kavgaya girmeye çekinmediği bir süreçtedir. Dahası, mali ittifak başlatmak için ihtiyaç duyacağı rant alanlarını da çoktan parselletmiş; dar yapı rant kavgasında arşa ermiştir. Sözü uzatmadan bugünkü rejimi tanımlamanın kısa yolu belki de bu kadar basittir: Kleptokrasi.

Hal-i pür melalimiz budur.

Dolayısıyla, bu kavga anlatılanın aksine Peker ile Soylu, Peker ile Ağar veya Peker ile AKP arasında değil; aksine topluma “olana bitene seyirci kal” diyenler ile “kafanı kaldır” diyenlerin arasındadır yine. Bir süre okyanus ötesinden ses kayıtları beklemesi reva görülen, bir süre de sosyal medyada tweet beklemeye alıştırılan halk; bu kez de bir mafya babasından video ve itiraf bekler hale düşürülmemelidir. Geleceği belirleyecek olan, rant savaşlarından galip ayrılacak suç unsuru olmamalıdır.

“Devr-i sabık yaratacağız” ve “verilmemiş hesap kalmasın” diyenlerle; süt liman bir iklimde ve hiç hesapsız iktidar değişikliğini savunanların, bu uğurda mafya babalarından dahi medet umanların arasında tam da bu kavga.

Ve evet, bugün “bu pisliği devrim temizler” sözü bir kez daha duvar yazısı sloganı olmaktan çıkmıştır; “pislik” kavramının içi bugün somut olarak ‘uyuşturucu, rant, sermaye transferi’ gibi kavramlarla dolmuş; devleti bu suça ve suçlulara bulaştıranlardan sorulacak hesap ise ciddi bir ağırlığa ulaşmıştır.

Related Posts