Behiç Oktay

Son yıllarda dünya genelinde gerçekleşen seçimlerin hemen hemen hepsinde ortaklaşan bir analiz göze çarpmaya başladı: “Aşırı sağ parti oylarını yükseltti”.

Nedir bu “aşırı sağ”? Fazla teorik tartışmaya girmeden kısaca açıklamak gerekirse, bir kere aşırı denmesinin altında yatan neden, bu hareketleri “düzen dışı” gibi gösterme çabasından kaynaklanıyor. Yani bu parti ve hareketler “aşırı” olduğu için aslında burjuva düzenine dahil değilmiş gibi bir hava yaratılıyor.

Bu durum düpedüz bir aldatmacadır. Aşırı sağ denilen çoğunlukla ırkçı, faşist ve yabancı düşmanı profiliyle öne çıkan partiler ve hareketlerin hepsi kapitalistler tarafından finanse edilmekte ve burjuvazinin küreselleşme karşıtı kanadı tarafından desteklenmektedir. Buradaki konu bu partilerin burjuva demokrasisinin liberal demokrasi olarak tarif edilen yöntemine uygun hareket etmiyor olmalarıdır.

Bu nedenle liberal burjuvazi, aşırı sağ dedikleri partileri kendi kontrolündeki sağ partilerden ayırmak için böyle bir terminoloji kullanmaktadır. Ancak sağ partilerin ve hareketlerin hepsi aynıdır demek de bir o kadar hatalıdır. Sol partilerde olduğu gibi sağ partilerde de pek çok fraksiyon vardır. Hatta bu fraksiyonlar o kadar fazladır ki sağ soldan daha fazla bölünmüştür demek yanlış olmayacaktır. O nedenle sağda yükselen yeni partileri hafife almak da önemli bir hata olacaktır.

DÜNYA’DAN GÜNCEL BAZI ÖRNEKLER

Arjantin ve Hollanda’da gerçekleşen seçimlerde sağ partiler seçimleri kazandı.

Arjantin’de kendisini “liberteryen” ve “anarko-kapitalist” olarak tanımlayan Javier Milei, 19 Kasım’da gerçekleşen seçimi kazanarak Arjantin Devlet Başkanı seçildi.

Milei’nin, Arjantin Merkez Bankasını kapatacağı, ulusal para birimi peso yerine dolara geçeceği vaatleri vardı. Ayrıca Milei kampanyasında, seçimleri kazandığı taktirde kamu harcamalarını kökünden keseceğini ifade ettikten sonra halkın arasına “elektrikli testere” ile çıktı. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, seçim günü bazı Milei destekçilerinin ellerinde elektrikli testereyle oy kullanmaya gitmesi ve seçim zaferinden sonra da elektrikli testerenin kutlamalarda da görünmesi endişeye yol açtı.

Yıllık 5 milyar doları bulduğu tahmin edilen sosyal destek harcamalarını keseceğini bildiren Milei’nin, bu hamlesinin protesto dalgasına yol açabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Diğer yandan Hollanda’da ise Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders seçimleri kazandı. Uzun süredir milliyetçi ve ırkçı söylemleri ile öne çıkan Wilders, özellikle göçmenlerden, Hollanda’nın özüne aykırı buldukları İslam’dan ve hatta Avrupa Birliği’nden rahatsız olan seçmenlerin oylarını toplayarak birinci parti oldu.

Wilders partisinin yeterli milletvekili çıkartamaması nedeniyle koalisyon kurmak zorunda. Hükümet için 76 sandalye gerekirken Wilders’in partisi yalnızca 36 sandalye kazanabildi.

Fransa’da ise uzun süredir iktidarı zorlayan Marine Le Pen ve partisi Ulusal Birlik (RN),Avrupa’daki en güçlü sağ hareketlerden biri olarak kabul ediliyor. Geçtiğimiz seçimlerde ikinci kez Macron ile yarışan ve kaybeden Le Pen’e destek artıyor. Eylül ayındaki anketlere göre katılımcıların yüzde 42’si Le Pen’in “cumhurbaşkanlığına uygun” olduğunu düşündüğünü belirtti. Bu oran 2 yıl önceki anket sonuçlarında yüzde 28’de kalmıştı.

Önemli tartışma konularında biri de Almanya’daki Almanya için Alternatif’in (AfD) yükselişi. Anketlerde kimi zaman ikinci, kimi zaman üçüncü çıkan AfD, 2021’de yapılan seçimde %10 oy alarak beşinci parti oldu. Almanya’da yaşanan bir diğer önemli olay ise geçtiğimiz yıl ortaya çıkan darbe planıydı. Kendilerini Alman İmparatorluğu Vatandaşı (Reichsbürger) olarak gören ve bu şekilde yaşayan bir grubun darbe planları yapıyor olması ülke içindeki sağın durumunu da gözler önüne seriyor.

Önemli örneklerden birisi de ABD Başkanı ve yeniden aday olması beklenen Donald Trump. Avrupadakilerden biraz farklı gibi görünse de ABD açısından öncelikli olarak ulusal burjuvaziyi öncelik kabul eden bir anlayışı savunmaktaydı. Bu duruşunu da başta Çin ve Meksika düşmanlığın üzerinden inşa etmeye çalışmıştı. Trump ile ilgili olarak en belirgin verilebilecek örnek ise herhalde 6 Ocak 2021’deki Trump destekçilerinin Kongre Baskını olmuştur. Trump 2024’ün Kasım ayında gerçekleşecek olan ABD Başkanlık Seçimlerinde yeniden aday olacağını açıkladı.

TÜRKİYE “YÜKSELEN” SAĞ VE DEVRİMCİ SEÇENEK

Tüm Dünya’da aşırı sağ yükselişteyken Türkiye’de durum nasıl? Bugün sokaktaki yurttaşların önemli bir kısmı farklı şekillerde ülkede sağın yükselişte olduğunu ifade ediyor. Peki bu durum doğru mu?

Türkiye’de sağ siyaset uzun zamandır AKP tekelinde ilerliyordu. 2002 yılında AKP ilk iktidara geldiği yıllarda izlediği en önemli politika, sağ partileri ve sağın önde gelen figürlerini kendi bünyesine katmak oldu. Öyle ki 2011 seçimlerine gelene kadar 1990’ların ve kısmen 2000’lerin hatırı sayılır veya etki sahibi denilebilecek sağ partileri olan Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, Genç Parti, Saadet Partisi, Halkın Sesi Partisi gibi partiler başta liderlerinin veya önemli kadrolarının AKP’ye katılması nedeniyle bir şekilde Türkiye siyasetinden tasfiye oldu. Diğer yandan MHP ise yine AKP’ye ve politikalarına destek olarak bugüne geldi, ancak diğer partilerden farklı olarak kendi varlığını muhafaza ederek, AKP’ye dahil değil destek olarak geldi.

2023 yılına kadar gelebilen AKP ve MHP içinden çıkan irili ufaklı partilerin neredeyse hepsi muhalif görünümünde hareket etmeye çalışıyor. Ancak MHP’nin bölünmesiyle ortaya çıkan İyi Parti’den bölünen Zafer Partisi, bu partiler içinde en dikkat çekeni ve bu yazının konusuyla da doğrudan ilgili. Zafer Partisi ve başkanı Ümit Özdağ, ırkçılığa varan çıkışları ve yabancı düşmanlığı ile batıdaki kendi ekolündeki sağ partilere benzemeye çalışan bir profil çiziyor.

Bugün Türkiye’de göçmenlerden, sığınmacılardan, mültecilerden veya sonradan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş kişilere yönelik toplum genelinde oluşan ve aslında iktisadi temellere yani altyapıya dayanan tepkiyi kültürel değerlere yani üstyapıya taşıma görevini üstlenen Zafer Partisi, buradan kendine bir güç devşirme hedefinde. Bu durum da Türkiye’de de aşırı sağ yükselişte mi sorusunu gündeme getiriyor.

Ancak Türkiye’de sağ zaten dünyada da olduğu gibi yükselişte. Bunun nedeni 1990’lardan beri solun genel olarak geçmişiyle kavga etmesi, kimlikçilik indirgemeci yaklaşımı vb. nedenlerle sınıf mücadelesinden uzaklaşması ve bunların sonucu olarak emekçi sınıflarla bağ kuramamayarak zayıflamasıdır. Dünya genelinde devam eden kriz ortamı, özellikle Kovid-19 pandemisi sırasında kapitalizmin, neoliberalizm maskesini düşürmüş, ancak sol burada yine düzen sınırlarına hapsolarak sosyal demokrat çıkışların arkasına dizilerek şansını kaçırmıştır. Bu durumda emekçi sınıflar bir süredir yükselişte olan yeni sağ partilerin sahte ve düzen dışı görünen söylemlerine kanalize olmuş ve burjuvazinin ulusal kanadı tarafından desteklenen bu hareketlerin peşine takılmıştır.

Siyaseti üç şeritli bir yola benzetirsek, sol şerit tıkanmış gibidir. Orta şerit akar. görünmektedir. Ancak orta şeritteki trafik o kadar yoğunlaşmıştır ki artık tüm araçlar sağ şeride geçmeye başlamışlardır. Sol şerit ise içinde bulunduğu tıkanıklıkta debelenmektedir.Solun bunu bir çıkışsızlık olarak değerlendirerek mücadeleden geriye düşmemesi gerekiyor.

Buna bağlı olarak da solun en önemli görevi emekçilerin önüne konulan sahte ve günü kurtaran “çözüm” önerilerine kapılmasının önüne geçmek emekçileri sağın gericiliğin pençesine bırakmamak için çubuğu sınıf mücadelesine bükerek örgütlenmesidir.

Related Posts