Kurtuluş Kılçer
Gülen, Sızıntı dergisinin 12 Eylül 1980’den sonra yayımlan ilk sayısındaki, “Son Karakol” başlıklı yazısıyla 12 Eylül darbecilerini şu sözlerle selamlamıştı: “Karakol, sükûnet’in, huzur’un ve emniyetin remzidir. Orada düzen, orada huzur ve onda gözlerin uyanık oluşu, umumi emniyet ve muvazenenin en büyük teminatıdır. Orada kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felakettir. (…) Ve işte şimdi, bin bir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz”.
Dün 12 Eylül cuntacılarına selam duranların, 12 Eylül’ün açtığı yolda ilerleyip 15 Temmuz’da asker postalını giymesi kimseye şaşırtıcı gelmemeli. Şaşırmış gibi görünenler dün FETÖ ile kol kola olanlardı. Gerçekten şaşıranlar ise Türkiye’ye şaşı olarak bakan liberallerden başkası değildi.
15 Temmuz kanlı darbe girişimi, İslamcılığın “huzur İslam’da” yalanını ve takiyyesini ortaya koyduğu gibi siyasal İslamcılığın genlerine işlemiş işbirlikçiliğin de somutlandığı bir gün olarak tarihe geçmiştir. Darbe girişiminin faili FETÖ’nün tasfiyesi ile sonuçlanan 15 Temmuz darbe girişiminin politik projesi ise “kendimiz hapiste ama fikirlerimiz iktidarda” sözünü gerçek kılacak bir şekilde AKP tarafından inşa edilen rejimde vücut buluyor. Bu açıdan 15 Temmuz darbe girişiminin amacı ironik bir biçimde ruh ikizi AKP tarafından yerine getirilmiş, iki dinci siyasal hareketin iktidar mücadelesi kanlı bir darbe girişimiyle ülkenin siyasi tarihinde kara bir sayfa olarak yer almıştır. 15 Temmuz darbe girişimi, her şeyden önce siyasal İslamcılığın siciline kara bir leke olarak yazılmıştır!
***
251 kişinin yaşamını yitirdiği 15 Temmuz darbe girişiminin ‘sadece’ Erdoğan’a yönelik bir darbe girişiminden ibaret sayılması, AKP’nin yazıp çizdiği ve kendi meşruiyetine dayanak yaptığı bir zemin. Darbe girişiminin politik ve ideolojik kodlarına dokunulmadan AKP’nin ısrarla savunduğu bu zemin başka gerçekleri örtmekle kalmıyor, rejimin üretmeye çalıştığı ideolojik motifin de sentetikliğine işaret ediyor. AKP’nin kalemleri, 15 Temmuz’u iki nokta üzerinden ele aldılar: İlki; milli iradeye karşı bir hareket olması ikincisi de din kisvesi altına saklandılar diye Gülen Hareketi’ni hainlikle damgalamaları. Hain damgası, düşmana atıfla söylenmez, tersine içeriden ihanet edenleri tanımlayan bir öğe olduğundan, aslında Gülen Hareketi’ni İslamcılığın milli ve yerlisi değil işbirlikçisi olduğunu ima ettiler. Örneğin “darbenin arkasında ABD emperyalizmi var” tespiti ise kısa sürdü ve “milli ve yerli” söylemi, darbenin arkasındaki emperyalizmi el çabukluğuyla silikleştirerek sermaye sınıfının çıkarlarına hizmet edecek bir söyleme dönüştü. Bugün 15 Temmuz darbe girişimi tartışılırken ortaya çıkan siyasi sonuç, özetle şudur: FETÖ ile mücadele söylemi sermayenin el değiştirmesine, din kisvesi altında hainlere karşı mücadele söylemi başka tarikatlara ve gericiliğe sarılmaya, milli iradeye vurulan darbeye karşı mücadele söylemi AKP’nin tek adam rejimine, işbirlikçilere karşı milli ve yerli söylemi ise Türkiye burjuvazisinin daha fazla kâr edeceği ekonomi politikasına dönüştü!
15 Temmuz’un ideolojik ve siyasal kodlarına dokunmadan ve üstü örtülerek tekrar edilen “Erdoğan’ı devirecektiler” nakaratı bugün gelinen noktada inandırıcılığını yitirmiş, 15 Temmuz’dan kendisine meşruiyet alanı sağlamaya çalışan AKP, darbe ertesini aratmayan bir rejim inşa ederek, sentetik bir ideolojik söylemle FETÖ’nün ruh ikizi olduğunu fazlasıyla göstermiştir.
15 TEMMUZ İSLAMCI BİR DARBE GİRİŞİMİDİR!
AKP’nin ısrarla üstünü örttüğü en açık gerçeklerden birisi 15 Temmuz’un ideolojik kodunun İslamcılık ve failinin İslamcı bir siyasal hareket olmasıdır. Yandaşlar, bu konunun üzerini örtmek için “din kisvesi altına saklanan hainler” tezini ileri sürerek kendi İslamcı kimliklerini aklamaya çalışmaktadırlar. Gülen Hareketi’nin temsil ettiği kimliği “maskeli İslam” söylemi ile yaftalayarak, bir yandan İslamcı geleneği aklamaya diğer yandan FETÖ’den boşalan alanı daha fazla gericilikle doldurmaya çalışmaktadırlar.
Aslına bakarsanız, AKP’nin Gülencileri dini değil “din kisvesi altında siyasi hareket” olarak görmesi, tersinden Gülencilerin kendilerini “siyasi değil dini oluşum” olarak tanımlaması kafa karışıklığının değil demagoji ve takiye siyasetinin somut karşılığı oluyor. 15 Temmuz’a kadar AKP tarafından sivil toplumla eşdeğer tuttukları cemaat birdenbire darbeci olurken, kendilerinin siyasal İslamcılıktan uzak durduğunu iddia eden Gülencilerin 15 Temmuz’da birden bire darbeye yeltenmeleri yazıp çizilenlerin birer demagojiden ibaret olduğunu fazlasıyla gösteriyor. “Hizmet Hareketi, tıpkı geleneğini devam ettirdiği Bediüzzaman Said Nursi’nin yaptığı gibi radikal İslamcı hareketler kadar, siyasal İslamcı hareketlere de hep mesafeli durmuştur. Bu mesafeyi hasmâne ve rekabetçi bir tutumdan ziyade, sadece uzak durma şeklinde tanımlamak doğru olacaktır.”
15 Temmuz darbe girişiminin bizatihi bir siyasal hamle olduğu gerçeği orta yerde dururken, geçmişte yazılanlar nasıl bir algı operasyonu yürüttüklerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Kendilerini bırakın radikal, siyasal İslamcılıktan bile ayrı göstermeye çalışanların kanlı bir darbe girişimine imza atması İslamcı siyasetin mazlum bir sivil toplum örgütü olarak kendisini göstermesi ibretlik bir vesika olarak okunmalıdır.
15 Temmuz darbe girişiminin failinin Gülen Hareketi olduğu konusunda bir tartışma bugün yok. Gülen Hareketi’nin İslamcı bir cemaat ve siyasal hareket olduğu konusunda da kimsenin kuşkusu bulunmuyor. 15 Temmuz darbe girişiminin de dini bir mesele sayılamayacağı gün gibi açıkken bugün 15 Temmuz’un bir İslamcı darbe girişimi olduğunu söylemek bu kadar zor olmasa gerek.
İSLAMCILIK MİLLİ İRADEYE DARBEDİR!
İslamcı siyasetin riyakârlığının bir başka örneği ise üzerinde tepindikleri milli irade kavram seti. AKP ve korosu, 15 Temmuz’u milli iradeye vurulan bir darbe olarak propaganda ederken, 15 Temmuz’u zemin yaparak üzerine kurdukları “yeni rejim”in milli iradeyi ayaklar altına alan somutluğu karşısında büyük bir ikiyüzlülük örneği sergiliyorlar.
İşin bir başka tuhaflığı ise siyasi kumpaslarla Türkiye’de darbe çığırtkanlığı yaparak devleti ele geçiren FETÖ’nün çok değil 5 yıl sonra kanlı bir darbe girişimine imza atması, bir başka riyakârlık örneği olarak tarihe geçmiştir. Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk vb. davalarla kodlanan ve darbe iddiası üzerinden yürütülen siyasi dizayn operasyonlarının doğrudan FETÖ’nün kurduğu kumpaslarla yürütüldüğü tek tek ortaya çıkmış, darbe karşısında milli irade kavramının arkasına saklananlar kanlı bir darbeye teşebbüs etmiş, milli iradenin tecelli ettiği Meclis’i bile bombalamaktan çekinmemişlerdir.
Asıl tuhaf olan ise 15 Temmuz sonrası kurulan “yeni rejimin” milli iradenin arkasına saklana saklana tek adam rejimini kurmuş olmasıdır. 15 Temmuz’u darbe karşıtlığı üzerinden kendisine zırh yapan AKP, 15 Temmuz darbe girişimini amaçlayanların izinden giderek yeni bir darbe rejimini kurmuştur. FETÖ Meclis’i bombalarken AKP Meclis’i tasdik kurumuna indirgeyerek işlevsiz kılmış, FETÖ anayasayı ortadan kaldırmayı hedeflerken AKP anayasayı rafa kaldırmış, FETÖ anayasal kurumları ele geçirirken AKP Anayasa Mahkemesi kararlarını yok saymış, hatta Anayasa Mahkemesi’ni bile kapatmaktan bahsedebilmiştir. 15 Temmuz darbe girişiminin ruhu bugün AKP eliyle kurulan yeni rejimin ruhu olmuştur!
Gerek FETÖ’nün gerekse AKP’nin 15 Temmuz’u, birisi darbenin kendisi ile diğeri darbenin sonuçları itibariyle özünde milli iradenin ayaklar altına alındığı bir somutluk olarak karşımızdadır bugün. Milli irade kavramının arkasına saklanarak siyaset yapan İslamcı hareketin iki öznesi, genlerinde taşıdıkları istibdat rejiminin özneleridir. Birisinin başlattığını diğeri tamamlamıştır! Tam da bu nedenle AKP ve yandaşlar tarafından üstü örtülen bir diğer gerçek ise 15 Temmuz’un arkasına saklandıkları milli iradenin ayaklar altına alındığı gerçeğidir.
MİLLİ VE YERLİ SÖYLEMİ NEYİ ÖRTÜYOR?
Milli irade kavramı gibi 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çok duyulan bir başka hamaset siyaseti de “milli ve yerli” söylemidir. En başta belirttiğimiz üzere, “milli ve yerli” söylemi, 15 Temmuz’dan hemen sonra dile getirilmiş, Gülen Hareketi’nin kökü dışarıda bir hareket olarak sunularak ve ihanet çetesi olarak kodlanarak doğrudan dış bağlantısı ima edilmiştir. Kaldı ki daha Rahip Brunson, Enver Altaylı gibi isimlerle bilinen davalar, doğrudan FETÖ ve darbe bağlantılarıyla ilişkilendirilmiş, Gülen’in bir Amerikan projesi ve darbenin ABD tarafından planlandığı 15 Temmuz’un hemen ertesinde en çok yazılıp çizilen konuların başında gelmişti. Milli ve yerli bir hareket olarak kendisini gören AKP aslında, siyasal İslamcılığın işbirlikçi olmayanına vurgu yaparak, hem İslamcılığı aklarken hem de kendisinin FETÖ ile ayrımını ortaya koymaya çalışıyordu.
Bu söylemin mantıki sonucu ise 15 Temmuz’un özünde Amerikancı bir darbe olduğudur. Ancak AKP ve korosu tarafından darbenin arkasındaki emperyalist gücün teşhiri bir yerden sonra bilerek unutturulacak, ABD emperyalizmi ile ilişkiler yine bizzat AKP’liler tarafından stratejik müttefiklik derecesine yükseltilecekti. ABD emperyalizminin Afganistan’dan çekilirken, çıkarlarının bekçiliği için Türk askerinin Afganistan’da kalması AKP’nin “milli ve yerli” söyleminin büyük bir aldatmaca ve FETÖ’nün Amerikancı kimliği kadar Amerikancı bir kimliğe sahip olduğunu göstermeye yeter de artar bile.
Milli ve yerli söylemi ise doğrudan Türkiye burjuvazisinin ekonomik krizde kârlarını korumanın yolu olarak bir ekonomik söyleme dönüştürüldü. Milli ve yerli kavramı, iç piyasanın canlanması amacıyla milliyetçi hamaset ile süslenerek dolar karşısında Türk lirası güzellemesine dönüşmüş, ancak yastık altında doları bulunanların dövizlerinin bizzat sermayeye transfer edildiği bir aldatmacanın siyaseti haline gelmişti. 15 Temmuz darbe girişimi, sadece FETÖ’nün döşediği yeni rejimin kuruluşunu sağlamadı aynı zamanda soygun siyasetinin de üzerini örttü, sermaye sınıfının çıkarlarına ve soygun düzeninin çarklarının dönmesinde araç haline getirildi!
15 TEMMUZ SERMAYENİN EL DEĞİŞTİRMESİNİN ARACI YAPILMIŞTIR!
Emperyalist ABD’nin yol verdiği İslamcı hareketin kanlı darbe girişimine karşı mücadelenin, darbenin faili ile paralel ideolojik ve siyasal eksene sahip AKP tarafından verilemeyeceği objektif bir durum olarak saptanmak zorunda. 15 Temmuz’un ideolojik ve siyasi kodları ortaya konduğunda iki temel olgu kalın harflerle yazılmak zorunda: Siyasal İslamcılık ve Amerikancılık bu kanlı darbenin niteliğinin en temel unsurları. Fakat 15 Temmuz darbe girişimine karşı verilecek mücadele AKP tarafından adli bir kovuşturmaya indirgenmiş, darbeye karşı ideolojik ve politik mücadele ise bizzat AKP tarafından hasıraltı edilmiştir. Nedeni ise açık olsa gerek: En az FETÖ kadar İslamcı en az FETÖ kadar Amerikancı bir siyasal çizgiye ve geleneğe sahip AKP’nin darbeye karşı gerçek bir mücadele vermesi objektif olarak mümkün değildir.
Gericilikle ve Amerikancılıkla malul yeni rejimin 15 Temmuz’u bir demokrasi günü ilan etmesi ise FETÖ’nün din kisvesi altındaki gerçek yüzüne eşdeğer bir biçimde yağma siyasetinin kisvesi olmuştur. FETÖ’ye karşı mücadele görüntüsü altında ve demokrasi lafazanlığıyla yürütülen operasyon özünde FETÖ sermayesine el koymaktan başka bir şey değildir. Kurulan FETÖ borsaları ve polisiye-siyasi tehditlerle yürütülen operasyonlarla, bir cemaatten öte büyük bir sermaye gurubuna dönüşen FETÖ sermayesi el değiştirerek yandaşların eline geçmiştir. 15 Temmuz, AKP eliyle FETÖ sermayesine el koymanın aracı olmuş, rejimin talan ve yağma siyasetinin sentetik ideolojik motifi ve kisvesi haline gelmiştir.
HUZUR İSLAM’DA DİYENLERİN KANLI SİCİLİ
15 Temmuz’un bir demokrasi günü olarak propaganda edilmesi, siyasal İslamcıların kanlı sicillerinin üzerini örten bir başka gerçeklik olarak yazılmak durumunda. Yıllardır “huzur İslam’da” söylemiyle kapitalizmin cenderesinde yaşam savaşı veren yoksul emekçilere seslenen siyasal İslamcılık, gerçek yüzünü göstererek 251 kişinin yaşamını yitirdiği, Meclis’in ve caddelerin bombalandığı, insanların üzerine kurşun yağdırıldığı kanlı bir darbenin faili olarak tarihe geçmiştir. Afganistan’da El Kaide’nin, Ortadoğu’da IŞİD ve Müslüman Kardeşler’in terör, şiddet ve katliam örneklerini aratmamıştır. İslamcı siyasetin en modern ve ılımlı yüzü olarak lanse edilen Gülen Hareketi’nin bile 15 Temmuz’da döktüğü kan, özgün bir durum olarak değil İslamcı siyasetin halk düşmanı karakterini de bir kez daha göstermesi bakımından kalın harflerle yazılmalıdır.
AKP’nin, FETÖ’nün kanlı darbesi sonrası döktüğü gözyaşı ise 15 Temmuzun hemen sonrasında başta tarikat ve cemaatler başta olmak üzere kendi tabanını kayıt ve kanun dışı 100 binin üzerinde silahla donatması timsah gözyaşına dönüşüyor. Faşist rejimlerin kara gömleklilerini çağrıştıran kendi silahlı milis güçlerini oluşturmaktan çekinmeyen AKP, gerici kimliğinin yanına faşist kimliği de eklerken FETÖ’nün kanlı tarihinin yanında kendine yer yapıyor.
***
15 Temmuz, “demokrasi ve milli irade” yalanı üzerinden AKP eliyle kurulan gerici istibdat rejiminin üstünü örten bir kisve, aynı zamanda siyasal İslamcılığın gerçek yüzünü gösterdiği kanlı bir darbe tarihidir.
15 Temmuz bugün AKP eliyle kurulan “rejimin” kendisini inşa etmeye çalıştığı zeminin ideolojik motifi haline getirilmeye çalışıladursun, rejimin karakteri ve gerçekler “demokrasi ve milli irade günü” olarak pazarlanmaya çalışılan 15 Temmuz’u sentetik bir motife dönüştürüyor.

