Prof. Dr. Hasan Aydın
Postmodernizm, farklılık, çok-kültürlülük, görelilik ve perspektivizm adına modern kazanımların tümüne meydan okumaktadır. Bunu yaparken, bilimi tümüyle ideoloji konumuna indirgeyerek, din, bilim, felsefe, ideoloji, mit, vb. arasındaki ayrımları tümüyle buharlaştırmaktadır. Postmodernizmin bu yönü, üst anlatılara karşı olduğu için dinlere karşı olsa da, bilimin altını oyduğu, farklı perspektifleri eşitlediği için, kimi dinsel ideolojilerin önünü açmaktadır. Sadece onların da değil, etnik, dinsel, cinsel, farka vurgu yapan, tüm fark ideolojilerinin gelişimine ortam hazırlamaktadır. Bunun bilincinde olan kimi İslamcı ideologlar, postmodernizme tümüyle evet dememekle birlikte, onun modern bilimin diktasını yıkmakta araç olarak kullanılabileceğini, onun sunduğu olanaklardan yararlanılarak, seküler dünyanın, insanı tanrılaştıran bakış açısının alt edilebileceğini ve yeniden dinsel paradigmanın ihya edilebileceğini düşünmektedirler. [1] Nitekim Türkiye’de bilimin, değerlerin, siyasetin ve eğitimin İslamileştirilmesi için alt yapı çalışması olduğu anlaşılan bir toplantıda sunduğu bildiride Ahmet Kara, “postmodern retorik, modernizmin düşünce ve praksis üzerindeki tekeline son vermenin, nasılına ilişkin kimi ipuçları verebilir; postmodernizm, bu nedenle, modernist retoriğin etkinlik alanını daraltan içeriğiyle, modernizmin tasallutundan zarar gören kesimlerin, örneğin Müslümanların, entelektüel repertuarında bulundurulması yararlı bir söylemdir”, demektedir. [2] İşte postmodern ortamın sunduğu bu olanaklardan yararlanan kimi İslamcı ideologların, bilgininin İslamileştirilmesi adı altında bir proje oluşturdukları [3] ve hayata geçirmek için çalıştıkları anlaşılmaktadır. [4] Anılan projeyi geliştiren düşünürler, Batı karşıtı gibi görünmeye özen göstermelerine rağmen ironik bir biçimde Batı’da son dönemlerde tartışılan postmodern felsefenin modern bilimsel düşünceye yönelik eleştirilerinden yola çıkarak alternatif bir ‘İslamî bilim’ çalıştıkları görülmektedir. Onların modern bilimi eleştirileri kimi zaman modern bilimin emperyalist amaçlarla kullanımı, kimi zaman doğaya ve insana verdiği zarar [5] ve daha çok da seküler temeli üzerinde yoğunlaşmaktadır. [6] Aslında onların, modern bilime yönelttikleri bu eleştirilerin çoğu özgün değildir; çünkü Batı’da postmodern düşünce geleneği içerisinde R. Rotry, T. Kuhn, P. Feyerabend, Lyotard, M. Foucault vb. düşünürlerce çeşitli açılardan dillendirilmiştir. [7]
Bilginin İslamileştirilmesi [8] gerektiğini savunan düşünürlerce bilim, postmodernist düşünürlerin sıkça dillendirdiği gibi, belli bir kültürel-düşünsel çerçeveye (paradigma) dayanmaktadır ve her toplumun kültürel-düşünsel çerçevesi kendine özgüdür. Dolayısıyla, her kültürel-düşünsel çerçeve evrene farklı gözlüklerle bakmakta ve bu farklı bilim anlayışlarına yol açmaktadır. [9] Bu nedenle onlara göre, Batı’da doğan modern bilim, nesnel ve evrensel olduğunu iddia etse de, aslında Batı’ya özgüdür ve nesnellik ve evrensellik iddiasıyla Batılı kültürel-düşünsel çerçeveyi ve değerleri dünyaya empoze etmektedir. [10] Öte yandan Batı’da bilimsel gelişim, Hıristiyanlıkla bilim arasında kimi konularda yaşanan çatışmalar sonucu, dinsel düşünceyi saf dışı etmiştir; bu yüzden, söz gelimi evreni açıklarken Tanrı’yı işin içine karıştırmamakta; onun Tanrı’dan bağımsız nesnel bir iç işleyişinin olduğunu savunmaktadır. O, bu haliyle, her şeyin odağına Tanrı’yı oturtan İslamî kültürel-düşünsel çerçeveye uygun değildir; çünkü pek çok öğesiyle insan odaklı ve sekülerdir. [11] Bilimsel düşüncedeki din dışı öğelerle Batı’da dinsel duyarlılığı olan düşünürler de mücadele etmektedir. [12] Modern bilim, Batılı ve din-dışı bir düşünsel çerçeveye dayanıyorsa, böylesi bir bilim, İslamî kültürel-düşünsel çerçeve ile örtüşmez. Bu nedenle Müslüman düşünürler kendi kültürel duyarlılıklarını dikkate alarak İslamî bir bilim oluşturmalıdırlar. Bilginin İslamileştirilmesi projesini savunduğu anlaşılan Necmettin Tozlu’nun Türk Diyanet Vakfı yayınları arasında çıkan Bilim ve Hayat adlı yapıtındaki deyişiyle Müslümanlar, ‘toplumu ve tabiatı Kur’an’ın verileri ışığında’ [13] okumayı denemelidirler. Gerek İslam’ın geleneksel yorumuna, gerekse modern yorumlarına yakın duran kimi Müslüman düşünürlerce de paylaşılan anılan düşüncelere, Türkiye’de yaygın olarak okunan İslam’da yeniden yapılanma yanlısı düşünürler de destek çıkmakta ve Batı’nın bilimsel bulgularının Kur’an metafizik anlayışı ekseninde değerlendirilmesi gerektiği anlayışını sık sık dillendirmektedirler. [14] Onlara göre de, modern Batı biliminin, seküler temeli ve İslam dinine ters düşen unsurları ayıklanarak, İslamî metafizik doğrultusunda yeniden örgütlenebilir. Bu, hem doğa bilimleri hem de sosyal bilimler alanında yapılmalıdır. [15] Tüm bunlara ek olarak, onlara göre, Freudculuk, Darwincilik, Marksçılık, Pozitivizm gibi Batı’da doğmuş ve İslam ülkelerinde yayılmaya yüz tutmuş dine olumsuz bakan akımlar ile mücadele edilmeli [16], İslam dünyasında daha fazla yayılmaları önlenmelidir. Çünkü bunlar İslamî-Kuranî düşünsel çerçeveye terstir. [17] Anılan akımlarla mücadelede ve bilimi, özellikle sosyal bilimleri İslamileştirmede genelde kabul gören temel hareket noktaları, Amerika’da yaşayan Filistin asıllı İsmail el-Fârûkî’ye bakılırsa şunlar olmalıdır:
“1- Tüm bilimlerin çıkış noktasının Tanrı olduğu bilinmeli ve bilgi Tanrı ile başlatılmalıdır; çünkü bilgi tümüyle tanrısaldır.
2- Bilim vahyi onaylamalı ve onu en temel bilgi kaynağı olarak görmelidir.
3- İster bireye, ister gruba, ister insana, ister doğaya, ister dine, ister bilime ilişkin olsun, tüm bilgi, İslam’ın tevhit (Tanrı’nın birliği) ilkesine göre yeniden düzenlenmelidir. Bu ilkeye göre Tanrı vardır, birdir, yaratıcıdır, eğiticidir, rızık verendir, nihai fizik ötesi neden O’dur. Her şey sonunda dönüp ona varacaktır.
4- Her şeyden önce insanı ve insanın diğer insanlarla ilişkilerini araştıran bilimlerin, onun hem manevî hem de eylem açısından, Tanrı’nın egemen olduğu bir dünyada yaşadığını dikkate almalıdır. Gerek sosyal bilimler, gerekse doğa bilimleri, ilahî (tanrısal) düzeni keşfetme ve anlama amacı gütmelidir; çünkü her şey O’nun bir göstergesidir.” [18]
Benzer ilkeler, yine yaşamının büyük çoğunluğunu Amerika’da geçirmiş olan İran asıllı Seyyid Hüseyin Nasr tarafından da önerilmektedir; ancak o daha çok doğa bilimlerinin İslamileştirilmesi üzerinde durmaktadır. Onun önerileri de özde, İsmail el-Fârûkî’ninkiyle benzerdir. Bu benzerliği görmek için onun önerdiği ilkeleri de ana hatlarıyla kaydetmekte yarar vardır:
“1-Tüm bilimin kutsal olduğu kabul edilmelidir.
2-Tanrı’nın bilgisini bilimin üzerinde tutan bir bilgi hiyerarşisi benimsenmelidir.
3-Gerçekliğin her düzeyinin birbiriyle ilişkisi onanmalıdır.
4-Tabiat olaylarının Tanrı’nın göstergeleri (ayetleri) olarak kutsal karakteri dikkate alınmalıdır.
5-Kuranî vahiyde tabiatın yer aldığı olgusu hesaba katılmalıdır.
6-Yardımcı nedenler inkâr edilmeksizin, tüm yatay nedenler üzerinde düşey nedenlerin veya ilahî (tanrısal) iradenin üstünlüğü bilinmelidir.” [19]
Gerek İslam modernizmine, gerekse İslam geleneğine yakın duran düşünürlere göre, istisnaları olmakla birlikte, el-Attas, Farukî, S. H. Nasr, Kirmanî vb. düşünürlerce geliştirilen anılan düşünsel çerçevede, yani İslamî paradigmada hareket etmek koşuluyla Batı’nın tüm bilimsel keşifleri ve buluşları İslamileştirilebilir; çünkü onlarca Kuran, pek çok ayetiyle bilimi teşvik etmektedir. Bu İslamileştirme etkinliği, ‘çağın akla, bilime, evrensel realitelere, Kuran’a ters düşmeyen tüm kavram, kurum ve kuramların kabullerini’ [20] onaylamayı gerektirmektedir. Aynı konuda Fazlur Rahman ise şöyle demektedir:
“Çağdaş Batı, felsefi, teolojik, sosyolojik ve bilimsel bütün sistem çeşitlerini kurmuştur. Bunlarda Kuran’ın alıp kabul edebileceği birçok şey olduğu gibi, tamamen reddedeceği birçok şey de vardır.” [21]
Bilginin İslamileştirilmesi projesini savunan İslam düşünürleri, söz konusu İslamî kültürel-düşünsel çerçeveyi dikkate alarak Batının seküler düzlemde elde ettikleri pek çok bilimsel keşif ve icatları İslamileştirmeyi denemektedirler. Özellikle modernizme yakın duran Müslüman düşünürlerin bu olguda temel dayanağı, Kur’an yorum yöntemleridir ve bu yöntem, Kur’an’ın, Hz. Muhammed’in yorumunda nesnelleşen kavramlarının içeriğini boşaltmayı ereklemektedir. Onlar, içeriği boşaltılan kavramları te’vîl (çevirti) ederek çoğu bilimsel buluş ve keşifleri Kur’an ayetlerine iliştirmektedirler. [22] Bilimin İslamileştirilmesi anlayışını onaylamakla birlikte, İslam’ın geleneksel kavranılışına yakın duran kimi düşünürler, Kur’an ayetlerini te’vîl ederek, onların 7. yüzyıl Arap dilindeki anlamını bozmaya karşı çıkmaktadırlar. Söz gelimi, bilginin İslamileştirilmesi gerektiği tezinin savunulduğu bir panelde geleneksel İslami düşünceye yakın durduğu anlaşılan Ekmeleddin İhsanoğlu şöyle demektedir:
“Kur’an’ı Kerim’in bir fizik kitabı, matematik kitabı olmadığı muhakkaktır. (…) Milâdî 7. asrın lisanı ile tenzil (indirilmiş) olunan Kitap’la 20. asrın terminolojisinde kullanılan kelimeler arasındaki benzerliklerle yola çıkıp bir takım izahlarda bulunmak bence doğru bir yol değildir… Bence müspet ilimde, Kur’an’ın tefsirine esas olacak usul şu olmalıdır: Eğer Kur’an doğru ise, kâinatla ilgili ihtiva ettiği bilgilerin bugünkü müspet ilimlerin ispat ettiği kesin, kati olan gerçeklerle bağdaşması halinde o doğrudur. Eğer ters düşen bir şey varsa o zaman düşünmek lazım. Mesele budur…’ [23]
Ekmeleddin İhsanoğlu da dâhil İslam’ın geleneksel yorumuna eğilim gösteren düşünürlerin çoğunun İslamileştirmeden anladıkları, Batı’da doğmuş ‘modern bilime İslamî bir metafizik temel oluşturmak ve bilimsel bulguları bu metafizik eksende İslam düşüncesinin içine dâhil etmektir.’ [24] Bu anlayışın özünü, bilimin seküler açıklamalarını İslamî metafizikle birleştirmek, doğaya Tanrı’nın bir göstergesi olarak bakmak ve her şeyi bir şekilde Tanrı’yla ilişkilendirmek oluşturmaktadır. Onlarca, böylesi bir bilimin örneğini, Fârâbî, İbn Sînâ, Bîrûnî vb. gibi ortaçağ İslam düşünürlerinde bulmak olasıdır. İslam modernizmine yakın duran Müslüman düşünürlerin çoğu, söz gelimi Türkiye’de yaygın olarak okunan, Muhammed Abduh, Süleyman Ateş, hatta geleneğe yakın duran İsmail Karaçam, Abd el-Fettah et-Tabbâra gibi düşünürler, açıkça Kur’an ayetlerini ve sözcüklerini te’vîl ederek, Kuran ayetlerine ve onun simgesel (müteşâbih) sözcüklerine pek çok bilimsel keşif ve buluşu iliştirmektedirler. [25] Bu düşünürler de İslamî metafizik konusunda diğerleriyle örtüşmektedirler; ancak onlar, bir biçimde, Kur’an’da, kimi modern bilgi ve bulguları göstermekle onlardan ayrılmaktadırlar. Bu düşünürlerce, sözgelimi, Kur’an’ın, ‘duhân’ (duman, buhar) sözcüğü [26] alınıp, gaz bulutu/nebula şekline dönüştürülerek, Kur’anın bing-bang teorisini doğruladığı; [27] ‘evrenin altı günde yaratıldığını’ [28] ifade etmekle, altı aşamayı dillendirdiği [29]; ‘kâinatta her şeyi bir ölçüye göre var ettik’ [30] deyişiyle evrende bir düzenin ve doğa yasalarının var olduğunu savunduğu ifade edilmektedir. [31] ‘Eğer onlara gökten bir kapı açsak ve oradan göğe çıksalar’ [32] gibi deyişlerin insanlığın uzaya çıkmasının müjdecisi olduğu [33]; ‘görmedin mi Tanrı bulutları sürer, sonra onları toplayıp birleştirir’ [34] gibi ifadelerin yağmurun oluşmasını açıkladığı [35]; ‘yer ve göklerin direksiz durduğu’ [36] deyişinin, çekim yasasını dillendirdiği [37]; yine ‘bir günün 50 bin yıla eş değer bir zaman diliminin bulunduğundan’ [38] söz eden ayetin, Einstein’ın izafiyet teorisinin müjdecisi olduğu belirtilmektedir. [39] Benzer bir biçimde, Kur’an’ın, ‘gemilerin suda yüzdüğünden’ [40] söz eden deyişleriyle suyun kaldırma kuvvetine işaret ettiği [41]; ‘her şeyi çift yarattık’ [42] deyişiyle eşeyli ve eşeysiz üremeye dikkat çektiği [43]; ‘insanı önce spermden, sonra bağlanmış kan pıhtısından (alak) ve bir çiğnemlik etten yarattık’ [44] gibi deyişleriyle ise, modern jinekoloji biliminin temelini attığı ileri sürülmektedir. [45] ‘Tanrı yerin ve göğün nurudur’ [46] ayetinin elektriği müjdelediği [47]; ‘balın şifa olduğu’ [48] deyişinin tıbbî bir devrim yarattığı [49]; ‘yukarıya doğru çıktıkça nefes alış verişlerinin zorlaşacağını’ [50] belirten ayetin basınç yasalarını belirlediği ifade edilmektedir. [51] ‘Tatlı suyla tuzlu suyun karışmadığını’ [52] belirten ayetin bilimsel bir keşif olduğu [53]; ‘ebabil kuşlarının attığı taşların’ [54] nükleer enerji ya da mikrop kavramına işaret ettiği [55]; Kur’an’da geçen ‘19 sayısının’ [56] bilgisayara ve onun aracılığı ile keşfedilen Kur’an’ın sözel düzeninin mucizeviliğine kanıt teşkil ettiği [57] belirtilmektedir. Yine ‘ay ve güneşe yörüngeler belirledik’ [58], ‘Tanrı geceyi gündüze, gündüzü geceye katar’ [59]; ‘yeryüzünü yayıp düzenledi’ [60] gibi ifadelerin, Kur’an’ın yeryüzünün küre şeklinde olduğunu söylediğinin bir kanıtı olduğu [61]; ‘evreni ellerimizle biz döşedik, biziz onu genişletmekte olan’ [62] ayetiyle de evrenin genişlemesi teorisine ışık tutuğu [63] savunulmaktadır. [64]
Özde kurgusal tartışmalara dayanan, üretime yönelmeden Batı’da üretilmiş modern bilgileri kutsal gelenekle ilişkilendirerek sahip çıkmayı amaçlayan ve İslamileştirilen bilgiye dayanarak henüz hiçbir şey üretememiş olan ve hatta gelecekteki bilimsel üretime yönelik herhangi bir öndeyide bulunmayan tüm bu çabalar, bilginin İslamileştirilmesi, bir başka deyişle, Batılı bilimsel keşif ve buluşların Kur’an’a iliştirilmesi ya da onlara İslamî bir metafizik arka plan eklenmesi ve böylece meşrulaştırılması anlamına gelmektedir ve pek çok İslamcı düşünürün sistemi içerisinde Kur’an’ın mucizevî yönüne işaret etmektedir. Onlarca, Kur’an’da bu bilimsel olguların yer alması onun tanrısallığının ve mucize oluşunun bir kanıtıdır. Bu türden bilgilerin Din Kültürü ve Ahlak bilgisi aracılığıyla ilk ve orta öğretimde öğretilmesi oldukça düşündürücüdür. [65]
Yukarıdaki çözümlemeden de anlaşılacağı gibi, postmodernist düşünceden esinlenen ve bilginin ve bilimin İslamileştirilmesi projesini savunan İslamcılar, hatta modern bilimlerde uzmanlaşmış kimi bilim insanları, Batı kökenli modern-seküler bilimi ve değerleri Kuran’ın amaçsalcı yorumu çerçevesinde İslamileştirmekten ve o bilgilerin seküler zeminini reddetmekten yana bir tutum takınmaktadırlar. Bir diğer deyişle onlar, mevcut bilgilerin İslamileştirilmesi, Batılı seküler niteliğinden arındırılıp, İslami bir kavramsallaştırma ile yeniden temellendirilmesi konusunda çaba harcamaktadırlar. Bu durum, özde onların, insan eksenli, seküler düşünceye direndiklerini ve düşüncenin meşruluğunu dinsel bir eksene oturtmayı arzuladıklarını göstermektedir. Oysa seküler temelli bilgilerin dinsel bir zeminde meşrulaştırmanın en azından felsefî açıdan bazı olumsuz sonuçlarının olduğunu anımsatmak gerekmektedir. Bu olumsuz sonuçların kimileri şunlardır:
a-) Modern bilimi ve o bilimin sunduğu bilgileri dinsel bir zeminde meşrulaştırmak ve bu bağlamda yaygınlaştırmaya çalışmak, tıpkı ortaçağdaki gibi, bilgi ve bilimi, dinin güdümüne sokmak ve bilgi ve bilimin dinamik yapısını, dinin statik yapısına feda etmek anlamına gelmektedir. Kuşkusuz, gelişimi için özgür koşullara gereksinimi olan bilimi, dinin güdümüne sokmak, tıpkı ortaçağdaki gibi bilimin neyi tartışıp tartışmayacağını dinin denetimine terk etmek anlamına gelecektir.
b-) Bilimin eleştirel mantığı gereği, bilgide yaşanan sürekli değişim ve dönüşüm, bilgi, dinsel bildirilerle ilişkili görüldüğünde, her değişim ve dönüşüm, dinsel bildirilerin içeriğinin yanlışlanması anlamına gelecek ve dinsel otoritelerce bu, dini ve dinsel bildirileri eleştirmek olarak algılanacak, gelişim dogmatik tutumlarla engellenmeye çalışılacaktır. Bunun en açık kanıtlarını, ortaçağın tekfir (dinsizlik) suçlamalarında ve bid’at kavramı çerçevesinde yapılan tartışmalarda görmek olasıdır.
c-) Bilginin İslamileştirilmesi projesini savunan düşünürler -bu düşünürlerden bir bölümünün ‘Ilımlı İslam, Büyük Ortadoğu Projesi, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, Ortadoğu’ya Örneklik’ gibi söylemlerle yakın ilişkileri vardır- Batı kökenli seküler bilgileri, onun ürünü olan anlayışları, ortaçağdan devraldıkları Tanrı odaklı bir düşünsel çerçevede onaylayarak, İslam toplumlarını bir adım öteye götürmeyi, bir diğer deyişle İslami modern kazanımlarla bütünleştirmeyi amaçlarken, aslında, geleneğin durağanlığa yol açan kültürel-düşünsel çerçevesini aynen devralmakta, bir tutuculuğu aşmaya çalışırken yeni bir tutuculuğa kapı aralamaktadırlar. Bu yüzden, Türkiye gibi aydınlanmacı-laik bir devrim yaşamış bir ülkede, bir başka deyişle bilginin sekülerleştirme çabasının tohumlarının atıldığı, eğitimin din odaklılıktan nispeten arındırıldığı bir ortamda, aydınlanmacı-laik devrim yaşayamamış İslam ülkeleri için bir çözüm olarak geliştirilen bilginin İslamileştirilmesi projesi, ileri bir hareket olmaktan çok geçmişe özenmiş geri bir hareket görünümündedir. Bu hareket, beraberinde, felsefenin, değerlerin ve eğitimin İslamileştirilmesi gibi başka tezleri de gündeme getirmiş; bu konuda da belli bir yazın oluşmuştur. Bu hareketin, Türkiye’de son dönemlerde siyasal bir karşılık da bulmuş olması, oldukça düşündürücüdür. Ancak bu türden hareketlerin, bilgi ve bilim üretmeye katkısı olmadığı için bir geleceğinin bulunduğunu söylemek zordur. Kanım o dur ki, bu türden uçuk tezler, siyasal İslam’la birlikte tarihin tozlu sayfalarına gömülecektir.
NOTLAR
[1] Mustafa Acar, post-Modernizm Çerçevesindeki Tartışmalar, Bilgi, Bilim ve İslam içinde, cilt: II, İslami İlimler Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, s. 174-177.
[2] Ahmet Kara, Postmodern Epistemolojiler ve Modern Bilim, Bilgi, Bilim ve İslam içinde, cilt: II, İslami İlimler Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, S. 164.
[3] İlhan Kutluer, “İslam ve Bilim Tartışmalarında Temel Yaklaşımlar”, Bilgi, Bilim ve İslam II içinde, İslam İlimleri Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, s. 21 vd..
[4] Naquib al-Attas, Islam and Secularism, Kuala Lumpur 1978, s. 162 vd.; Faruqi, Islamization of Knowledge: General Principles and Work Plan, International Institute of Islamic Thought, Washington, D.C., 1982, s. 43 vd.; S. H. Nasr, Science and Civilization in Islam, New American Library, Inc., New York, 1968, s. 184-229; Mehmet Dağ, “ABD Kaynaklı Bir İdeoloji: İslamileştirme”, Bilim ve Gelecek Dergisi, sayı: 4, İstanbul 2004, s. 8-9; Hasan Aydın, “Büyük Ortadoğu Projesinin Müslüman İdeologları”, Bilim ve Gelecek Dergisi, sayı: 4, İstanbul 2004, s. 14 vd..
[5] İlhan Kutluer, agm., s. 19 vd.; İsmail Farukî, “Sosyal Bilimlerin İslamileştirilmesi”, çev.: Mehmet Paçacı, İslami Bilimde Metodoloji Sorunu, Fecr Yayınları, Ankara 1991, s. 11 vd.; M. Zeki Kirmanî, “İslami Bilim Üzerine Son Tartışmalar”, çev.: Mustafa Türker, İslami Bilimde Metodoloji Sorunu, Fecr Yayınları, Ankara 1991, s. 173 vd.
[6] Naquib al-Attas, age., s. 1 vd.
[7] Hasan Aydın, “Postmodernizm, Dayandığı İlkeler ve Bilim Felsefesi”, İnsancıl Dergisi, Sayı: 188, İstanbul 2006, s. 16-29. Bilginin islamileştirilmesi tezini savunanlar sık sık söz konusu düşünürlere gönderme yapmaktadırlar. Söz gelimi krş. Necmettin Tozlu, Bilim ve Hayat, TDV Yayınları, Ankara 1998, s. 5 vd.
[8] Muzaffar Iqbal, “The Islamization of Science: Four Muslim Positions Developing an Islamic Modernity”,
http://64.233.183.104/search?q=cache:nsyCjcR7q9oJ:www.cis-ca.org/reviews/4-pos.htm+islamization+of+knowledge+&hl=tr
[9] Lawrence Cahoonet, From Modernism to Postmodernism: An Anthology, Blackwell, Malden 1996, s. 379; P. Ernest, Constructing Mathematical Knowledge: Epistemology and Mathematics Education. The Falmer Press, London: 1994, s. 264
[10] Postmodernizm ve dayandığı ilkeler konusunda bkz. Hasan Aydın, “Postmodernizm, Dayandığı İlkeler ve Bilim Felsefesi”, s. 16-29.
[11] M. Zeki Kirmanî, agm., s. 181 vd.; İsmail R. Farukî, agm. s. 15 vd.; Necmettin Tozlu, age., s. 107 vdd.; İlhan Kutluer, agm. s. 24 vd..
[12] Necmettin Tozlu, age., s. 99 vd.
[13] Necmettin Tozlu, age., s. 73.
[14] Fazlur Rahman, “Bilginin İslamileştirilmesi: Bir Cevap”, çev.: Mevlüt Uyanık, İslamî Bilimde Metodoloji Sorunu içinde, Fecr Yayınları, Ankara 1991, s. 136; Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 2003, s. 19 vd..
[15] Fazlur Rahman, “Bilginin İslamileştirilmesi: Bir Cevap”, s. 136 vd.
[16] Şerafettin Gölcük, İslâm Akaidi, Esra Yayınları, Konya 1994, s. 40-41.
[17] Necmettin Tozlu, age., s. 26 vd.
[18] İsmail R. Farukî, “Sosyal Bilimlerin İslamileştirilmesi”, s. 21 vd.
[19] Bu ilkeleri Necmettin Tozlu aktarmaktadır. Bkz. Necmettin Tozlu, age., s. 110.
[20] Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak / Kur’an’a Dönüş, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 1998, s. 44.
[21] Fazlur Rahman, “Bilginin İslamileştirilmesi: Bir Cevap”, s. 136.
[22] J. J. G. Jansen, Kur’an’a Bilimsel-Filolojik-Pratik Yaklaşımlar, çev.: Halilrahmân Acar, Fecr Yayınları, Ankara 1993 , s. 69 vd.; J. M. S. Baljon, Kur’an Yorumunda Çağdaş Yönelimler, çev.: Ş. Ali Düzgün, Fecr Yayınları, Ankara 1994, s. 113 vd.
[23] Ekmeleddin İhsanoğlu, “Tartışma-Görüşler”, Bilgi, Bilim ve İslam I içinde, İslamî İlimler Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, s. 99-100.
[24] İlhan Kutluer, agm., s. 25 vd.
[25] J. J. G. Jansen, age., s. 39 vd.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar ve Kur’an-ı Kerim’den Cevaplar, Arısan Matbaacılık, Ankara, tarihsiz, s. 218 vd.; Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam, s. 19 vd.; İsmail Karaçam, Sonsuz Mucize Kur’an, Çağ Yayınları, İstanbul 1987, s. 213 vd.; Afif Abdulfettah Tabbâra, İlmin Işığında İslamiyet, çev.: Mustafa Öz, İstanbul 1981, s. 65 vd.
[26] ‘Sonra göğe yöneldi, o duhân (duman, sis) halindeydi.” Fussilet Sûresi, 11.
[27] Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 227; İsmail Karaçam, age., s. 221; Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s. 67; Hüseyin Aydın, İlim Felsefe ve Din Açısından Yaratılış ve Gayelilik (Teleoloji), TDV Yayınları, Ankara 2002, s. 56 ve 79 vd.
[28] Hûd Sûresi, 7.
[29] Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 226; İsmail Karaçam, age., s. 224; Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s. 67; Hüseyin Aydın, age., s. 46 vd.. Altı günün, altı evre şeklinde yorumlanması anlayışına hem Yahudi düşüncesinde hem de İslamın ilk dönem kaynaklarında rastlanır. Bkz. Hasan Aydın, “Kur’an’da Çeşitli Yaratma Kavramları”, Bilim ve Ütopya Dergisi içinde, sayı: 30, İstanbul 1996, s.10 vd.
[30] Ra’d Sûresi, 8.
[31] Bkz. Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 233 vd.; İsmail Karaçam, age., s. 248; Hüseyin Aydın, age., s. 103.
[32] Hicr Sûresi, 14-15.
[33] Bkz. İsmail Karaçam, age., s. 250 vd.
[34] Nûr Sûresi, 43.
[35] Bkz. İsmail Karaçam, age., s. 254 vd..
[36] “Sizin görebileceğiniz bir direk olmaksızın göğü yarattı.” Lokmân Sûresi, 10.
[37] Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 233 vd.; İsmail Karaçam, age., s. 247 vd..
[38] “Melekler ve ruh O’na miktarı elli bin yıl olan bir günde çıkar.” Mâ’ide Sûresi, 4. Benzer anlayış, Yahudilikte de bulunmaktadır.
[39] Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 223 vd.; İsmail Karaçam, age., s. 257 vd
[40] “..size delillerini göstermek için gemi, Allah’ın nimetiyle denizde yüzüp gider…” Lokmân Sûresi, 31.
[41] İsmail Karaçam, age., s.268 vd..
[42] “İyice düşünesiniz diye her şeyi çift çift yarattık.” Zâriyât Sûresi, 49.
[43] İsmail Karaçam, age., s. 277 vd.
[44] Mü’minûn Sûresi, 12-14.
[45] İsmail Karaçam, age., s.308 vd.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 252 vd.. Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s. 76 vd.
[46] Nûr Sûresi, 35.
[47] İsmail Karaçam, age., s. 279 vdd..
[48] Nahl Sûresi, 68-69.
[49] İsmail Karaçam, age., ss.295 vd.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 267 vd.
[50] En’âm Sûresi, 125.
[51] Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s. 70 vd..
[52] Rahmân Sûresi, 19-20.
[53] İsmail Karaçam, age., s. 269 vd..
[54] Fîl Sûresi, 3-4.
[55] J. M. S. Baljon, age., s. 39.
[56] Müddesir Sûresi, 30.
[57] Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam, s. 21-22.
[58] Yâsîn Sûresi, 38-40.
[59] A’râf Sûresi, 54.
[60] Nâzi’ât Sûresi, 30.
[61] İsmail Karaçam, age., s. 238 vdd.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 228 vd.
[62] Zâriyât Sûresi, 47.
[63] İsmail Karaçam, age., s. 246 vd.; Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s.68.
[64] Pervez Hoodbhoy, İslam ve Bilim, çev.: Eser Birey, Cep/Düşün Yayınları, İstanbul 1993, s. 204 vd.
[65] Bkz. İsmail Karaçam, age., s. 213.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 211 vd.; Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s. 65 vd.; Süleyman Karagülle, “Kur’an-ı Kerîm’in İlahî Kaynaklı Olduğunun Müsbet Bilimlerle Tesbiti”, Bilgi, Bilim ve İslam I içinde, İslamî İlimler Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, s. 85 vd.

