Alev Doğan
Bu yazıya defalarca kez başladım. Hiçbir giriş beni memnun etmedi. Yazdım, sildim, yazdım, sildim. Çünkü gözümüzün önünde yaşanan emperyalizmin dünyaya armağan ettiği bu kanlı süreci tarif edecek, anlatacak uygun kelimeleri bir türlü bulamadım. Nereden başlanması gerektiğinin yanıtını hala bulabilmiş değilsem de kendimce gözümün gördüğünü, kulağımın işittiğini ama aklımın almadığını anlatmaya çalışacağım. Belki nereden başlanması gerektiğini bu yazı bana anlatır.
Uzun süredir bildiğiniz bir olguya kimi zaman sanki ilk kez karşılaşıyormuş gibi şaşkınlıkla bakakalırsınız ya hani, nasıl olur dersiniz, işte Filistin sorunu tam da böyle bir şey. Nasıl olur, bir halkın yurdu onun elinden nasıl alınır, nasıl bu kadar pervasız olunur, nasıl kimse sesini çıkartmaz… Bütün bu nasılların arasında sıkışıp kalmışken Nâzım’ın “Kuvayi Milliye Destanı”nın şu dizeleri yetişti imdadıma: “… şayak kalpaklı adam/nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden/güzel, rahat günlere inanıyordu …”
İsrail saldırganlığı ve hükümet krizi
Rahat bir nefes almanın belki de bir rüya olduğu Filistin halkı için, 2021 Mayıs ayı şiddetin had safhaya çıktığı bir süreç oldu. 6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesinin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesinde oturan bazı Filistinli aileleri evlerinden zorla çıkartması ile başlayan süreci, Mescid-i Aksa baskını izlerken, İsrail Gazze’ye düzenlediği hava ve kara saldırıları ile 200’ü aşkın Filistinlinin hayatını kaybetmesine neden oldu. İhvancı Hamas da bu saldırılara roketlerle karşılık verirken, sivil halktan onlarca insan yaşamını yitirdi. İsrail’in Hamas’ın karşı saldırılarını fırsat bilerek uluslararası kamuoyunda “meşru müdafaa hakkımızı kullandık” argümanları ile lobicilik yapmasına ve bu lobinin tutmasına karşın bu işi tırmandıranın Siyonist İsrail rejiminin saldırgan tutumu olduğunu başa yazmak gerekiyor. Zira Gazze’ye yönelik saldırıların başladığı günlerde İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, İsrail’in şu ana kadar Gazze’deki hedeflere yönelik saldırılarının “sadece başlangıç” olduğunu açıklayarak niyetlerinin ne olduğunu da açıkça göstermiş oldu. Bu çatışmaların hükümetin bir türlü kurulamadığı ve 5. kez sandık başına gidecek olan İsrail’de adı bir dizi yolsuzluk skandalına karışan Başbakan Binyamin Netanyahu tarafından bir konsolidasyon malzemesi olarak kullanıldığını da eklemek gerek. Hâlihazırda emperyalizmin sınırsız desteğine sahip olan İsrail’in neden lobi faaliyeti yapma ihtiyacı duyduğu da İsrail’de yaşanan bu hükümet krizinde saklı. Her fırsatta seçilmiş olmasına vurgu yapan Netanyahu geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Knesset’te (İsrail Meclisi) görevini kötüye kullanma ve yolsuzluk davası dâhil olmak üzere, ciddi suçla yargılananların hükümet kurmasının engellenmesini öngören yasa tasarısını 37’ye karşı 55 oyla reddedildiği oylamada yaptığı konuşmada “Demokrasiden bahsedip, onu yıkmaya çalışanların bitmeyen hikâyesinin başka bir bölümüne tanık oluyoruz. Ben buradayım, çünkü seçildim. Son seçimde birçok insan bana olan güvenini ortaya koydu. Seçilen birini engellemeye çalışan böylesine tasarılar ancak karanlık rejimlerde olur. İran gibi“ demiş ve koltuğa yapışacağının sinyallerini vermişti.
Şu anki verili duruma bakıldığında emperyalistler başta olmak üzere sayısız ülkenin desteğini alan Siyonist İsrail rejiminin verili ateşkesi bozmak ve saldırganlığını arttırmak konusunda hiçbir fırsatı kaçırmayacağı açık. Ancak İsrail’in nüfusunun tamamının savaş ve işgalden yana olduğunu söylemek güç. Burada İsrail ile Yahudi halkını birbirinden ayırmak gerek. Dokuz milyonluk İsrail’de aşırı sağcılar ve Yahudi radikallerinin karşısında bir de komünistler ve barışseverler var. Ve oldukça da -iyi ki de- güçlüler. İsrail Komünist Partisi (MAKİ) ve Demokratik Görüş ve Eşitlik Partisi’nin (Hadaş), İsrail güçlerinin Doğu Kudüs’te Filistinlileri hedef alan saldırılarına ilişkin yaptıkları ortak açıklamaya kulak verecek olursak;
“İsrail Komünist Partisi ve Hadaş olarak işgal güçlerinin Doğu Kudüs ve El Aksa Camii’ndeki suç teşkil eden saldırısını ve Şeyh Cerrah ve Bab el-Amud’da haftalardır süren tırmanışını, Nasıra, Hayfa, Um el-Fahm ve diğer bölgelerdeki gösterilerin bastırılmasını ve onlarca gencin gözaltına alınması kınıyoruz. Filistin halkının Kudüs’te verdiği mücadele, Tel Aviv yönetiminin Filistinlilere ait toprakları istimlâk etme, Yahudileştirme ve yerleşim planlarını bozacak. Tıpkı bugün yerleşimci çetelerin bayrak yürüyüşünü gerçekleştirmekte başarısız olması gibi. İşgalcilerin suçları, Filistin halkının cesaretini kıramayacaktır”
HAMAS’IN KRİZİ
ABD’nin yeşil kuşak projesi ile birlikte sahneye çıkan İhvancı Hamas’ın Filistin davasına ne çok şey kaybettirdiğinin sayısız örneği ile dolu yakın tarih. Emperyalizme ve siyonizme karşı mücadele ederek, Arapların ve Yahudilerin birlikte yaşayacağı laik, eşitlikçi bir yurt inşa etme şiarıyla hareket eden Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Filistin’deki alevi nasıl ateşe çevirdiyse, insan yerine ümmeti merkeze koyan İslamcı Hamas da o ateşi söndürmeyi başardı. Küçücük bir örnek ama anlamlı; Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Henniye saldırılar sonrası yüzlerce Filistinli hayatını kaybetmişken üstelik Katar’ın başkenti Doha’da kameralara bir popstar edası ile poz veriyordu. Sırıta sırıta, zafer işareti yaparak verdiği pozlar utanma duygusundan yoksun Siyasal İslamcılar nezdinde bir rahatsızlık yaratmadı elbette ama, insan sormadan edemiyor “ortada gülünecek bir şey varsa anlat biz de gülelim” diye. Sanıyoruz bu çatışmaları Hamas’ın içinde bulunduğu krizi aşmak için bir anahtar olarak görüyor olması Henniye’nin memnuniyetinin altında yatan neden. İşin acı tarafı siyasal İslamcıların Filistin davasını sözde sahiplenişleri üzerinden hatırı sayılır miktarda insanın Filistin karşıtlığı yapması. Oysaki mesele son derece net, kodlarında emperyalizme ve siyonizme karşı mücadele olan Filistin davası soldur ve bu konu tartışmaya kapalıdır. Buradan devamla; Heniyye ve Netanyahu’nun tersinden aynı kaderi paylaştıklarını söylemek mümkün. Bilindiği gibi, El Fetih ve Hamas’ın da içinde bulunduğu Filistinli örgütler arasında Kahire’de yapılan toplantıda imzalanan “ulusal uzlaşı” anlaşması ile 15 yıl aradan sonra seçim yapılması kararı alınmış, 22 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerin askıya alındığı duyurulmuştu. Filistin Özerk Yönetim Başkanı Mahmud Abbas seçimleri erteleme kararı aldıklarını bildirmiş, Abbas, Filistin Kurtuluş Örgütü liderleriyle toplantının ardından yaptığı açıklamada, İsrail’in Doğu Kudüs’teki seçmenlerin oy kullanmasını garanti edememesi nedeniyle seçimlerin yapılamayacağını söylemişti. Abbas, Doğu Kudüs’teki Filistinli seçmenlere İsrail’in demokratik haklarını gerçekleştirme hakkı tanıdığı zaman seçimlerin yapılabileceğini belirtmişti. Hamas ise kararı yapılan anlaşmayı “darbe” olarak nitelendirerek, Abbas’ın bu kararın ve sonuçlarının tüm sorumluluğunu üstlenmesi” gerektiğini bildirmişti. Ulusal Uzlaşı Anlaşmasına ilişkin FKHC şu açıklamayı yapmıştı:
“Kahire’de Fetih ve Hamas’ın da yer aldığı ortak bir listeye katılmamız teklif edildi. Partimiz bu konuyu çok büyük bir sorumlulukla ele aldı ve siyasi çoğulculuk ile ilgili nedenlerden dolayı bu listeye katılmamaya ve halkımıza özlemlerini, umutlarını ve isteklerini karşılayacak listeyi kendilerinin seçmesi için bir kapı aralamaya karar verdi.”
Seçimlerin askıya alınmasının ardından, İsrail’in düzenlediği bu saldırılara ilişkin tasarrufunu “krizi fırsata çevirmek” yönünde kullanan Hamas’ın Filistin’deki meşruiyetini ciddi anlamda yitirdiği bu sürecin nereye evrileceği tartışma konusu. Ancak Filistin halkının onulmaz acılarının dindirilmesi ve yaralarının sağalması için rengi yeşile döndürülen Filistin davasının tekrar kızıla çalması şart.
SONUÇ YERİNE
Yazının sonuna gelirken sanırım nereden başlamam gerektiğini buldum. O başlangıç da, rahat ve güzel günlere ulaşmanın ancak ve ancak, emperyalizm ve siyonizme karşı mücadele ile mümkün olacağı. İsrail ile Filistin arasında 21 Mayıs’ın gece yarısı saat 02:00’da yürürlüğe giren ateşkesin nasıl ve ne şartlarda bozulacağı bilinmez ama bilinen bir şey var o da bu oyunu ancak kimliğini yeniden bulmuş, rengi yeniden kızıl olan bir direnişin bozacağı.

