Demir Silahtar

ABD’de önümüzdeki Kasım ayında gerçekleşecek olan yerel seçimlere dair şu an belki de üzerinde en çok konuşulan isim, Haziran ayında Demokrat Parti’nin New York belediye başkan adayı olarak seçilen Zohran Mamdani. Zira seçim kampanyasında yoksullar yararına bir dizi vaatlerde bulunan Mamdani, kendisini “demokratik sosyalist” olarak tanımlıyor ve Siyonist İsrail rejiminin emperyalizmin desteğini arkasına alarak Gazze’de soykırım gerçekleştirmekte olduğu bir tarihsel kesitte Filistin halkından yana olduğunu açıkça söylüyor.

Emekçilere ve yoksullara kapitalizmin en liberal vahşi uygulamalarını reva gören ABD emperyalizminin en büyük finans merkezinde kamu yararına bazı taleplerde bulunan, ayrıca Siyonist İsrail rejiminin katliamlarına en ufak bir eleştiri dahi getiren herkesin çabucak antisemitist olarak damgalandığı bir ülkede Filistin halkına desteğini açıkça ifade eden bir adayın ortaya çıkması ve seçmenden önemli destek bulması, kuşkusuz Türkiye solu açısından da basitçe dudak bükülmemesi gereken bir olgu. 

Mamdani’nin sosyal vaatleri

Demokrat Parti New York Belediye Başkan adaylığı ön seçimleri 450 bin civarında oy alarak kazanan Mamdani; kira artışlarını dondurmak, ulaşımı hızlı ve ücretsiz hale getirmek, emekçilerin yoksullaşmasına paralel olarak mahallerde gitgide artan suç oranlarını ve güvenlik sorunlarını çözmek üzere bir Toplum Güvenliği Departmanı kurmak, ücretsiz kreş ve anaokulu hizmeti sunmak, gıda enflasyonuna karşı ilçelerde halka ucuz gıda temin etmek üzere belediyeye ait süpermarketler açmak ve kaynak yaratmak için kurumlar vergisini zenginler aleyhine arttırmak gibi bazı toplumsal vaatlerde bulunuyor. 

Kasım ayındaki belediye başkanlığı seçimini kazanması güçlü bir olasılık olarak görülen Mamdani’nin geniş toplumsal destek gören bu talep ve vaatleri doğal olarak ABD müesses nizamı ile sermaye çevreleri nezdinde öfke ve kaygı doğuruyor.

Emperyalizmin ve vahşi kapitalizmin en önemli merkezlerinden birinde yaşanan bu gelişmeler ülkemiz solunda; neoliberalizmin ve küreselleşmenin iflas etmesiyle birlikte kapitalizmin hayatın merkezine sermayeyi, kârı ve kişisel menfaatleri koyan, toplumu atomize eden bireyci, kimlikçi, çıkarcı, kısa yoldan köşe dönmeye odaklı düşünce sistematiğinin özellikle pandemi dönemi ile birlikte hızlanan bir biçimde itibar kaybına uğradığı, geniş kitlelerde kamucu, paylaşımcı, üretime dayalı bir toplumsal yaşam özleminin yeniden yeşermekte olduğu tespitinde bulunanların şüphesiz ne kadar haklı olduklarını gösteriyor.

Ancak sosyalizmden ve kapitalizm karşısında alternatif bir dünya arayışından kaçış eğiliminin gücünü yitirmeye başladığına işaret eden objektif olguların çeşitli yerelliklerde aldığı görünümleri abartarak sözde rüzgârlar estirmeye, Türkiye soluna güya yeni bir takım stratejik açılımlar tarif ederek kendilerince akıl hocalığı etmeye kalkanlar da yok değil. 

Örneğin rüzgâr icat etme konusunda şampiyonluğu asla kimseye bırakmayan liberal yayın organları; “Kapitalizmin başkentinde sosyalizm rüzgârı: Zohran Mamdani, “Yeni bir sol mümkün, inşallah: Zohran Mamdani, nasıl kazandı? türünden başlıklarla Syriza, Podemos, ÖDP, Demirtaş, Kılıçdaroğlu, İmamoğlu rüzgârlarından sonra bu kez de Mamdani’yi rüzgâr sevenlere armağan ediyorlar.

Mamdani sosyalist mi?

Üniversiteyi Afrika çalışmaları bölümünde bitirdikten sonra herhangi bir ciddi işte çalışmadığı, bir dönem rap ve hiphop aleminde boy gösterdiği ve 2018’de Amerikan yurttaşlığına geçtiği bilinen Mamdani’nin gerek beyaz ırktan olmayan Müslüman kimliği gerekse toplumsal vaatleri nedeniyle ırkçı Trump hükümeti ve kapitalistler nezdinde kimi kaygılara yol açtığı açık. 

En temel sosyal hak ve güvencelerin neredeyse esamisinin dahi okunmadığı ABD’de finans kapitalin ve müesses nizamın temsilcilerinin, sosyalizmin suyunun suyu bile denemeyecek talepler karşısında dehşete kapılmaları ve ABD sağının ideolojik cephaneliğinden ilk çıkan cümlelerin McCarthy ve Reagan dönemlerini çağrıştıran antikomünist haçlı seferi çağrıları olması şaşırtıcı şeyler değil.

JP Morgan Chase CEO’su Jamie Dimon Mamdani’nin “sosyalistten çok Marksist” olduğunu,  muhafazakâr web sitesi The Daily Wire In kurucu ortağı Ben Shapiro ise “komünist bir kişinin muhtemelen New York şehrinin bir sonraki belediye başkanı olacağını” ileri sürerlerken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Mamdani’nin genç seçmenlerin desteğini kazanmasının ülkeyi Venezuela’ya çevirdiğini iddia ederek; “Neden New York’ta Hudson Nehri kıyısında Caracas’ın eşiğine geldik? Bu adam neden bu kadar popüler? Çünkü gençler sistemden hayal kırıklığına uğradı” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ise daha da sert bir çıkış yaparak; “%100 komünist bir meczup olan Zohran Mamdani, Demokrat Parti ön seçimlerini kazandı ve belediye başkanı olmak üzere. Daha önce de radikal solcularımız oldu, ama bu sefer durum biraz saçma hale gelmeye başladı. Görünüşü berbat, sesi kulak tırmalayıcı, pek de zeki değil.” ifadelerini kullandı.

Trump’ı destekleyen radikal bir Temsilciler Meclisi üyesi olan Andy Ogles ise; “Zohran “küçük Muhammed” Mamdani, büyük New York şehrini yok edecek antisemitik, sosyalist ve komünist biridir. Sınır dışı edilmelidir. Bu nedenle, vatandaşlığının iptal edilmesi için işlem başlatılmasını talep ediyorum.” diyerek Mamdani’nin önce vatandaşlığının iptal edilmesi, ardından da Uganda’ya gönderilmesi için Adalet Bakanlığı’na resmen şikâyette bulundu.

Ayrıca yakın zaman önce Türk hükümet yetkililerinden ve iş insanlarından yasadışı bağış ve rüşvet almak suçlamasıyla hakkında soruşturma yürütülen eski Demokrat Partili mevcut belediye başkanı Eric Adams’ın da bağımsız aday olarak katılacağı seçimlerde kampanyasını Mamdani’nin antisemitist ve komünist olduğu teması üzerine kuracağı anlaşılıyor.

ABD sağının bu klasik antikomünist hezeyanı karşısında adaylarına “temiz kâğıdı çıkarmaya” çabalayan taraftarları ise Mamdani’nin üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti karşısına almadığına, nitekim kampanya web sitesinde yer alan hedeflerinden birinin “iş kurmayı ve işletmeyi daha hızlı, daha kolay ve daha ucuz hale getirmek” olduğuna dair dil dökerek “demokratik” sosyalizmin Marksizm ve komünizmle uzaktan yakından ilgisinin olmadığını ispat etme çabasındalar.

Mamdani de kendisi ile ilgili endişelerini gidermek ve onları komünist olmadığına ikna etmek amacıyla New York’taki sermaye çevrelerinin temsilcileri ile bir araya gelerek devletin özel teşebbüsün önündeki regülasyonları kaldırması ve böylece ekonomik refahın engellenmemesi gerektiğini savunuyor, bir taraftan da seçim kampanyasında eşinin Esad hükümetinin devrilmesi için yapılan dış müdahaleleri destekleyen bir Suriyeli sanatçı olduğunu sürekli vurguluyor. Öte yandan, New York Times gazetesinin yaptığı araştırma sonucunda elde edilen bulgulardan Mamdani’nin emekçi ve yoksul seçmenlerin oylarıyla seçildiği iddiasının gerçeği çok da yansıtmadığı, Mamdani çoğunluğu üniversite mezunu olan bölgelerde ve orta ve yüksek gelirli mahallelerde daha başarılı olurken, düşük gelirli yoksul halktan seçmenlerin neredeyse yarısının rakibi Cuomo’ya oy verdiği anlaşılıyor.

ABD yerel seçimlerinden Türkiye soluna iktidar stratejisi çıkarmak

Liberal mevkute Serbestiyet yazarına göre; cami cemaatlerine Cuma hutbesinde sosyalizm anlatan, ünlü mankenlerle TikTok çeken, 21 bin kişilik bir saha ekibiyle kapı kapı dolaşan, seçim konuşmasında annesinin yanağından makas aldığı, Suriyeli muhalif karikatürist eşinin kendisine aşkla baktığı Mamdani tüm dünyaya yeni bir solun, yeni bir siyasetin mümkün olduğunu gösterdiği için siyasete dair her türlü ezberi bozarak seçimi şimdiden kazanmış. Üstelik karizmanın, ses tonunun, hitabetin küçümsendiği sıkıcı siyasetin değil, posterlerdeki yazı tipinin, renk uyumunun bile siyasi hesapla seçildiği; TikTok’un, ünlülerin hor görülmediği, cami cemaatlerinin es geçilmediği, halkın değerlerinin küçümsenmediği, önyargıların kırılması için her türlü mecrada varlık gösterildiği bir kampanyanın nasıl yapılacağını sola anlatmış.

Konuya sol cenahtan yaklaşan başka bir yazar ise bildik “en geniş cephe” tezlerini bu kez Mamdani’nin seçim başarısıyla gerekçelendirdiği yazısında şunları söylüyor: “Ortalama vatandaş için “sosyalizm”in küfür olarak algılandığı ABD’nin en büyük kenti New York’ta Demokrat Parti’nin belediye başkanlığı adaylığını tarihte görülmemiş bir oranla kazanan “sosyalist” Mamdani’nin başarısının arkasında yatan da bu: Demokrat Parti’nin dar elitler ağını parçalayıp kentin her mahallesine ve kimlikler ötesi bir çizgi ile tüm kimliklere ulaşan bir doğal “cephe/ittifak”. Kampanya boyunca, 50 bin gönüllünün 1,5 milyon kapıyı tek tek çalıp Mamdani’ye destek istemesini sağlayan da bu oldu, bir partinin örgütü değil!

Oysa adaylarına komünist değildir diye “temiz kâğıdı” almaya çalışan demokratlar tarafından görüşlerine başvurulan kimi akademisyenlerin de haklı olarak işaret ettikleri üzere aslında Mamdani tarafından talep ve vaat edilen kamusal uygulamalar Fransa’dan Kanada’ya kadar birçok ülkede hâlihazırda on yıllardır fazlasıyla zaten mevcut olan şeylerden ibaret. 

ABD’de konu etrafında bu kadar fırtına koparılması ise, solun s’sinin dahi komünistlik olarak damgalandığı bu ülkede işçi ve emekçilerin sözde Amerikan rüyası adı altında en temel sosyal hak ve güvencelerden mahrum biçimde ağır bir sömürüye maruz bırakılmalarından ve ülke siyasetinin de günümüzde sağın en dip noktalarına çıpalanmış olmasından kaynaklanıyor.

Mamdani’nin olsa olsa kent lokantaları, tanzim satış mağazaları ve TOKİ evleri seviyesindeki talep ve vaatlerinin ülkemiz -ve aslında ABD dışında dünyanın hemen hemen geri kalanı- açısından bildiğimiz sosyal demokrasiye tekabül ettiği apaçık ortadayken, liberaller tarafından bir Mamdani “rüzgârı” uydurulması ve hatta ABD yerel seçimlerindeki “koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi demek” türünden bir takım gelişmeler üzerinden Türkiye soluna yön ve vazife tayini yapılmaya çalışılması karşısında “yok artık” dememek gerçekten mümkün değil.

Tony Blair’den ÖDP’ye, Syriza’dan Podemos’a, HDP’den Kılıçdaroğlu’na ve şimdi de İmamoğlu’na böyle rüzgârları çok görüp geçiren Türkiye solunun ABD demokratlarından öğreneceği pek bir şey olduğunu sanmıyoruz ama belki bu ülkedeki samimi solcuların kitle çalışmasında DİSK’ten, Dev-Genç’ten, İGD ve İKD’den öğrenebilecekleri şeyler vardır.

Türkiye solu hem dünya devrimci hareketinin hem de kendisinin deneyimlerinden çıkardığı derslerle kendi öz gücüne dayanarak sosyalizmin bağımsız hattını örgütlemediği müddetçe, en geniş cephe hayalleriyle zavallı Quasimodo gibi onun bunun arkasından “bana su verdi” diye koşturursa daha çok sükûtu hayale uğrar.

Related Posts