Arjin Avcı

Ercan Kesal’ın aynı adlı kitabından uyarlanarak çekilen “Nasipse Adayız” son yılların dikkat çekici filmleri arasında. Ayrıca Ercan Kesal’ın ilk uzun metrajlı filmi olup, yönetmenliğini yaptığı ilk film olarak da karşımıza çıkıyor. Daha önce “Bir Zamanlar Anadolu’da” “Üç Maymun” “Uzak” gibi çokça başarılı yapımlarda yer alan Kesal; yalnızca oyunculuğuyla değil, yazdığı senaryolarla ve kitaplarla da adını duyurmuştur. Dolayısıyla “Nasipse Adayız” Ercan Kesal’ın ilk uzun metrajlı filmi olsa da, önceki başarılarıyla birlikte beklentinin yüksek tutulduğu bir sinemacı ve ilerleyen dönemlerdeki işlerinde de bu beklentinin devam edeceği aşikâr.

“Nasipse Adayız” filmi Ercan Kesal’ın kitabında da bahsettiği üzere, 2000’li yıllarda çıktığı bir siyasal serüveni konu almaktadır. Asıl mesleği hekimlik olan Kesal’ın Beyoğlu Belediye Başkanı aday adayı olduğu dönem ile paralel durumlar yaşanmasına rağmen, senaryonun kurmaca yönünün de baskın olduğunu söylememiz gerekir. Türkiye siyasetinin dünden bugüne pek değişmeyen kirli taraflarını, iki yüzlülüklerini ve siyasetçilere dönük baskıları da gayet yalın bir biçimde sergilemektedir. Yönetmen bunu ana karakterimiz, özel bir hastane sahibi olan Doktor Kemal Güner üzerinden gösteriyor. 

Daha ilk sahneden itibaren ana karakter Doktor Kemal Güner’in nasıl bir girdap içinde olduğu ve nasıl bir çürümüşlüğe doğru yol aldığı belli olmaktadır. Yaptığı kahvehane ziyaretleri, fotoğraf çekimleri, vaatleri ve daha birçok eylemi bize bunu açıkça gösteriyor. Özellikle yaptığı ziyaretler sırasında dikkat çeken sahneler şunlar: 5000 oy karşılığında encümen azası olmayı pazarlık haline getiren bir adam ve yine aynı adamın protez diş istemesi…  Mevlüt’teki “hoca”nın oyu ve duası karşılığında bedava muayene istemesi… Bu örnekler, sahneler neden önemli? Herhangi bir siyasetçi olmanın veya tarikat üyesi bir hoca olmanın bir şeyi değiştirmediğini, hiç fark etmeksizin “siyasette pazarlık”ın ne denli normalleştiği gösteriliyor. Aynısı ana karakterimiz için de geçerli, onun da halkla pazarlık yaptığını “bedava muayene” vaatlerinde görüyoruz. Dolayısıyla bu film; alışageldiğimiz gibi, yalnızca bir “iktidar” eleştirisi sunmuyor; aksine filmin bir muhalefet, hatta bir düzen muhalefeti eleştirisi sunduğunu da söyleyebiliriz. 

Filmin genel olarak gergin bir atmosferi göstermeye çalıştığı açıktır. Kemal Güner’in yapısının da gergin bir hale büründüğü, bir yandan kendini fazlalık gibi görmesine doğru giden bir akışı fark ediyoruz. Asansöre topluca binen siyasetçilerin ağırlık oluşturduğu sırada “aday adayı”mızın asansörden çıkma zorunluluğu hissetmesi, örnek bir sahnedir. Fakat aynı zamanda bürünmeye çalıştığı “baskın” karakter yapısı da şoförüyle olan, değişen ilişkisinde belli olmakta. Tüm bunların yanında kendini tanıtmak için geleneksel bir kökten geldiğini ifade etme çabası, günümüz siyasetçilerinin ifadeleriyle de benzerdir. “Anadolu’nun bağrından kopup gelen” varlıklı bir siyasetçi olmak Türkiye’deki siyasetçilerin kaderi olmuş durumdadır çünkü. Ya da geleneksel aile yapısına sahip olduğunu göstermek için tanıtımlarda, boşandığı eşiyle fotoğrafını gösteren bir siyasetçi olmak, Doktor Kemal Güner’e pek de büyük bir mesele gibi gelmez. Ne de olsa halkın güvenini kazanmak için her şey mübahtır (!)

Filmde adı “Bir Numara” olarak geçen, partinin üst kademesinden biri olan şahsı, düzenlediği dayanışma gecesine davet eden Kemal Güner, bu gecede yaşadıklarıyla önemli bir farkındalık yaşıyor diyebiliriz. Politikayı halaya benzeten adayımız, politikanın aslında bir maraton olduğunun ayırdına varıyor. O maratondan kopmamanın, maratonu bitirmenin gerekliliğini görüyor. Aslında filmin son sahnesinin de filmin bir özeti niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Gecenin sonunda tekstil atölyesini ziyaret eden doktorumuz, işçilerin ortasında eski bir siyasetçiyle pirzola yerken, siyasetin nerede döndüğünün farkına varıyor. Kemal Güner’e denildiği gibi “memleketin siyaseti bu dükkânda dönüyor”dur bir yerde. Dayanışma gecelerinde, otellerde değil; saatlerce çalışılan atölyelerde, dükkânlarda dönüyordu. 

Uzun sekanslarıyla da dikkat çeken film; kısacası bizlere bir “hatırlatma” misyonu da üstlenmiş durumda. Yıllardır şahit olduğumuz; televizyonlarda, sokaklarda gördüğümüz gerçekliği bir de Doktor Kemal Güner üzerinden göstermektedir. 

Related Posts