Liberalizmin Birikim’i ya da Birikim’in liberalizmi

Dergi Dosya Sayı 10 (Aralık 2021)

Gazi Can

“Özgürlükçü” düşüncelerin ve eylemlerin tarihi her ne kadar daha eski zamanlara uzansa da İskoç iktisatçı Adam Smith, Ulusların Zenginliği adlı eseriyle klasik liberal ekonominin temellerini atarken; kapitalizm, 17. yüzyılda John Locke’un her insanın hayat, özgürlük ve mülkiyet haklarına sahip olduğu savunusundan, 18.yy aydınlanmacılarının kalıtsal ayrıcalıklar ve mutlak monarşi ile kralların ilahi sayılan haklarına karşı çıkan düşüncelerindeki özgürlük aranışlarının sonunda, üretim araçlarının ve her türlü bireysel mülk edinme ve pazarda rekabet özgürlüğünün teorik çerçevesine kavuşabilmişti. Ama bu teorik çerçeve, sermaye birikim süreçlerinde yaşanan toplumsal mücadelelerle sosyal haklar devleti anlayışının yeşermeye başlamasıyla kendi içsel dönüşümlerini yaşamış ve liberalizm, sosyal alanda da bireysel hak ve özgürlükler savunularını güncelleyerek işlemeye başlamıştır. İfade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü, çoğulcu parlamenter demokrasi, sivil haklar…

Esasında liberalizmin özgürlük kavramını daha fazla kullanır olmasının nedeni, kendi gelişim tarihindeki eşitlik kavramının nesnel sınıfsal eşitsizliklerin olgusal gerçekliğinin karşısında duvara toslamasıdır. Kaldı ki bu özgürlükler de liberalizme göre ancak piyasa ekonomisi içinde gerçekleşebilir. Nitekim “doğal hak” olan mülk edinme hakkı da ancak serbest piyasa içindeki “eşit ve özgür” bireyin rekabeti neticesinde hayata geçirilebilir. Bu serbest piyasa içindeki rekabet öyle muktedir bir belirleyendir ki ancak onun dolaylı sonucu olarak demokratik bir düzen kurulabilir. Çünkü bu piyasa rekabeti siyasi rekabetçiliği de getirecek ve böylece özgürlük de siyasi alana taşınabilecektir. Peki ya insanlık için “doğal” bir sonuç olan devlet ne olacaktır? Orası basit, liberalizme göre devlet, devletin kendisi, toplum ve birey arasında mutlak bir uzlaşmanın sağlanabilmesi için en uygun sınırlarına çekilmelidir. Devlet küçülerek sınırlarına çekilirken sivil toplum alanı genişleyecek, böylece özgürlükler artacak, demokrasi derinleşecektir. Toplum-birey-devlet çelişkisinin sönümleneceği bir tarihsel evre ise öngörülmez. Devlet, sivil toplum için hep var olacaktır. Önemli olan uzlaşmayı ve karşılıklı çıkarları gözetmeyi hukuki ilişkiler çerçevesinde sağlamaktır.

Köklerini 60’lı yıllara kadar uzatılabileceğimiz, ancak ağırlığı 70’li yıllarla birlikte hissedilir olan liberalizm/neoliberalizm eksenli “yeni sol” söylemler, Türkiye’de özellikle 12 Eylül 1980 sonrasında sol-sosyalist entelijansiyada alıcı bulurken, post-Marksist düşünceler de Sovyetler Birliği üzerinde esen karabulutların da etkisiyle 80’lerin sonuna doğru sol-sosyalist siyasette yer bulmaya başlar. 90’lı yılların ikinci yarısına gelindiğinde bu etkinin yoğunluğu öyle bir hal alır ki bütünsel olarak yeni-sol tanım çerçevesine yerleştirilemeyecek olan sosyalist öbekler de yeni-solun, post-Marksizm’in uzanım alanı içine yerleşebildiler.

Türkiye sosyalistlerindeki yeni-sol/liberal etkiyi yaratan en önemli kaynaklardan birisi ise hiç şüphesiz Birikim dergisi olagelmiştir.

Nitekim Birikim dergisi daha ilk çıktığı 1975 senesinde, kapsama/etki alanı için hedef kitle seçtiği devrimci demokrasiyi, liberal/yeni-sol eksene çağırma misyonerliğine soyunmuştur. Ne var ki Türkiye’de 70’li yıllarının özgün koşullarında Birikim dergisi devrimci demokrasiye sözünü pek de dinletememiştir. Fakat cepte cephane çoktu ve 90’lı yıllara gelirken solun alabildiğine örgütsüz olmasının da verdiği özgüvenle bu kez liberalizmin sivil toplumcu söylemleriyle sahnedeki yerini aldı Birikim. Kaldı ki bu misyonerlik, dönemsellikler içerisinde geleneksel solun kimi unsurlarından, çoğulcu kitlesel sol parti denemelerinden, Kürt siyasi hareketi oluşumlarına, CHP’ye, tekrarında geleneksel soldan uzaklaşan başka unsurlara kadar çeşitli kereler sürecek; hatta iş son 20 yılın iktidar partisi AKP’ye bile kimi dönemler neredeyse akıl hocalığı yapmaya kadar varacaktır.

Birikim dergisi yola çıkarken siyasi bir odak yaratma amaçlarının olmadığının altını çizer. Esasında bu nokta tam kendisine edindiği misyon ile uyumludur, zira durum daha çok belirli bir düşünceler dağarcığının yayılım kaynağı olmakla daha çok ilintilidir. “Çıkarken” başlıklı yazıda şöyle yazmaktadır Birikim sayfalarında: “1) Teorinin büyük ustalarının ışığında, kendi sorunlarımız, hedeflerimiz, kendi toplumsal bütünlüğümüz açısından, kendi teorik dünyamızı kurmak; 2) Bunu yaparken yöntemi, bilimsel teoriyi aynı anda hem kavramak, hem uygulamak, hem de açıklamak; yöntemi soyutta değil, olması gereken yerde somutun içinde (vurgular bana ait) bulmak; 3) Geçmişin ve bugünün kültürünü araştırmak, eleştirmek ve geleceğin kültürel temellerini şimdiden kurmak; 4) Sosyalist kültürü bir yaşama sorunu olarak ele alıp işlemek; 5) Bütün bunların üstesinde gelecek bir aydın kadronun oluşmasında katkıda bulunmak için mümkün olan her türlü çabayı harcamak.” [1] Kabul etmek gerekir, Birikim dergisi Türkiye’de böyle bir kadrolu aydının oluşmasına çok önemli katkı sunmuş, Türkiye’de liberal düşüncenin gelişimine zemin hazırlamış ve bu minvalde kendine yüklediği misyonu yerine getirmiştir. Bugüne kadar Türkiye’de liberallerin başlıca besin kaynağı olabilmiştir.

Az önce dediğimiz gibi 90’lı yıllar sol cenahta Birikim’in belki en sükse yaptığı yıllardı. Türkiye devrimci-sosyalist solunun önemlice bir kesiminin dâhil olduğu ÖDP’de, liberaller de (dönemin deyimiyle sol-liberaller) yerini almış; Birikim ise Türkiye’de taşıyıcısı olduğu liberal/yeni-sol/sivil toplumcu tezlerini besleyip büyütebileceği ve hatta yer yer dayatabileceği bir alanı bulmuştu. Öyle ki büyük bir hayâsızlıkla, ideolojik girdiler yapmak yetersiz görülerek, sol bir siyasi partinin kongresi üzerine değerlendirmeler yapılarak, bu parti olmayan parti de tam olamıyor, doğrusu hala geleneksel sol etkiler var, bunlardan kurtulunmalı minvalli telkinler verilebilmiştir. Örneğin ÖDP 1. Olağan Konferans ve Kongresi ardından “Geleneksel sosyalizm ile ipler koparılamamış, ama ÖDP’de ‘başka bir şey’ yapmaya niyetli büyük bir çoğunluğun var olduğu tescil edilmiştir” [2] gibi tespitler yapılabilmiştir. Nitekim Murat Belge ile birlikte Birikim’in kurucusu olan Ömer Laçiner’e göre iktisat, siyasi düşünme, siyaset, siyasi hareket, iktidar kavram ve olguları ve tüm bunların ideolojik-pratik şekillenişleri geleneksel sosyalizmin aşılması gereken mefhumlarıdır. [3] Geleneksel sosyalizme (bunu Marksizm’in Leninist yorumu olarak da okuyabiliriz) dönük bu düşmanlık bir adım ötesinde başka bir reddiyeciliği doğurur. Birikim’e göre “…ekonomi-politik dinin bir başka mezhebini oluşturmaktan başka bir şey değildir.” [4] Kaldı ki Birikim sayfalarında çokça dile getirildiği gibi Marksizm zaten herhangi bir bilimsellik barındırmamaktadır, yöntem bilimsel değildir fakat eleştireldir, Marksizm’i değerli kılan tek şey de budur. Marksizm’in gerisi totaliter bir anlatıdan öte bir şey değildir. Birikim’in liberal aydınlarına göre: “Tarihin evriminin insanın istek, bilinç ve düşüncesinden bağımsız birtakım yasalara göre gerçekleştiği fikrinin doğal sonucu totalitarizmdir. Bu noktada, bu yasaları Tanrı yasaları veya doğa yasaları veya toplumun tarihsel materyalist yasaları olarak açıklamak çok önemli değildir.” [5]

Geçerken ta o yıllardan bir ışıltı da Ümit Kıvanç’tan gözümüze çarpıyor, der ki “Bir İslamcı kanadı bulunmayan herhangi bir muhalif hareketin bu memlekette sahici bir dönüşüm yaratabileceğine inanmıyorum.” [6] Ne kadar da tanıdık ve yakınsak değil mi, aradan geçen 24 yıla rağmen? Elbette şimdi kimse açıkça bir İslamcı kanattan falan bahsetmiyor ama toplumun kodlarını okuyarak siyaset yapma adına “muhafazakâr dünya ile helalleşmek” istiyor. Hadi bunu diyen düzen muhalefeti ama dahası demokratik nefes kanallarının açılabilmesi adına koca koca sosyalist bireyler buna alkış tutuyor. Sonra da liberalizm virüsünü takıntı yapmış siyaset yapmayı bilmeyen geleneksel taş devri sosyalistleri oluyor birileri. Ama biz yine de liberalizmin biriktirdiklerine dönelim.

Liberalizm-neoliberalizm, totalitarizm olarak yaftaladığı bütünlükçü Marksist siyasete ve teorik çözümlemeye karşı bütünün parçalılığı fikriyatına bel bağlar. Birikim bunun sadık takipçisidir. Bu “totaliter” yöntemde hele bir de ekonomik temelin belirleyiciliği derseniz çoktan yıkılıp gitmiş bir dünyadan bakmaktasınızdır günümüz post-modern dünyasına. Nitekim “Sosyalizm her şeyden önce üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıdır diyen, sosyalizmin ilk ve ayırt edici vasfını böyle tanımlayan birinin bunu yapabilmesi, dolayısıyla kendisini “temize çıkarması” mümkün değildir.” [7]

Neoliberalizmin/yeni solun bitmek bilmeyen tekrarlarla öne sürdüğü sınıfın yapısının değiştiği, kol ile kafa emeği arasında ayrımın kalmadığı, kapitalist üretim sürecinin dönüşerek aşırı esneklik kazandığı düşüncesi elbette Birikim’ce de kıskançlıkla sahiplenildi. İşçi sınıfı da toplumun diğer sömürülen, ezilen, dışlanan kesimlerinden biri haline gelmiştir. Zaten Birikim için dışlanmışlık, ötekileştirilmiş deyince akan sular durmaktadır. Milenyuma gelindiğinde artık kararlıdır Birikim; toplumsal bir özne olan sınıf, toplumun diğer katman ve kesimleriyle eşitlenerek, sınıf mücadelesinin de burjuvazi lehine bitmiş olduğu vaaz edilmiş, bu durumda modern toplumun da sona erdiği söylenmiştir. “Bireysel çıkarlarını sermaye üzerinden azamileştirmeye çalışan kesimlerle, emek üzerinden bunu yapan kesimler arasındaki sınıf -çıkar- mücadelesi de birinciler lehine tartışmasız biçimde nihayete ermiş sayılabilir. Bu mücadele ile belirlenen modern toplumun da sonudur bu.” [8] “Ancak hemen belirtmek gerekir ki, Türkiye 1980’li yıllara girerken, dünya ölçeğinde de modern çağdan çıkılıp postmodern çağa geçildiğine ilişkin genel bir kabul vardır.” [9] Birikim sayfalarında yer bulan bu ifadeler elbette ki neoliberalizmin bir kabulünden başka anlam taşımamaktadır.

Modern toplum ve sınıf mücadelesi biter de parti kurumu hiç durur mu? Onun da tarihsel rolü sona ermiştir. Partiler ancak “etnik, dini çatışmalara” uyarlanmışlar, “en büyükleri birer yönetim şirketine dönüşürken parti adını yine de korusalar da (…) partilerden söz edemeyiz artık.” [10] İşte bu yüzden Birikim, parti olmayan parti fikriyatıyla çıkış yapan ÖDP’ye gönül vermiş, Kürt siyasi hareketinin parti oluşumlarıyla tatlı salınımlı düşünsel bir ilişki kurmuş, “ülkeyi de şirket gibi yönetme” anlayışındaki AKP şirket-partisiyle dönem dönem sıkı fikri birliktelikler içerinde olabilmiştir Birikim.

Birikim toplumun tamamını kapsayan bütünsel ve tümleştirici bir kimlik olarak sınıfların ve dolayısıyla sınıflar mücadelesinin sona erdiğini söylerken, kapitalizme karşı toptancı bir mücadelenin de afakîliğine işaret etmektedir. Daha iyi bir kapitalizm arayışından başka bir yol yoktur. Zaten sosyalizm de “her şeyden önce bir yaşam tarzı” değil mi ki? Böylece üretim araçlarının özel mülkiyetini dert etmeden “eski toplumun bağrında sosyalist ilişkiler” kurulabilir. [11] Yeni sol/ liberalizm mutfağında pişmiş ne ararsanız vardır Birikim’in masasında.

Modern çağın bitip post-modern çağın başladığı savlanırken Türk modernleşmesi ve o malum “ceberut devlet ile toplum ve bireyin karşıtlığı” da atlanmaz Birikim tarihinde. “Türk modernleşmesinin başlangıcında kendini bu sürecin öznesi (vurgular bana ait), toplumun modernleştirme misyonunun sahibi, taşıyıcısı olarak tanımlayan, toplumun üzerinde, ona her türlü müdahaleye yetkili bir aygıt-kurum olarak konumlayan, bu konumlanışını o misyonla meşrulaştıran ‘devlet’,” [12] vardı. Buradaki devlet ise “…aslında bir zümredir. Devletle özdeşleşmiş ya da devleti kendileriyle özdeşleştirmiştir bir zümredir bu. …devlet organlarının yüksek bürokrasisi, bu zümrenin çekirdeğini oluşturur (…) söz ve karar sahibi olan bu zümredir.” [13] Kısacası Birikim için Türkiye’de sınıflar tali ve önemsiz bir meseledir. Türkiye’nin kapanmış olan modern tarihi de devlet ve toplumsal yapının unsurları arasındaki çatışmayla şekillenmiştir. Post-modern çağın Türkiye’sinde ise çatışma, Yetmez Ama Evet’in yüzü suyu hürmetine az da olsa sınırlarına çekilmiş devlet ile birey ve toplum arasında geçecektir. Sanırım en azından beklenti buydu.

SSCB’de yaşanan sosyalizm deneyimine bakıp, “özgürlüğün”, “nakdi” anlamda yaşanan “eşitlik kadar bile” başarılı olmadığının yazıldığı Birikim sayfalarında, bu memlekette 20 yılı aşkın süredir kanlı canlı yaşanan neoliberal dönüşüme ve birikim rejimine bakıp hiç ders çıkarma zahmetine girmeden sola yine akıl verilmeye devam edilir: “Sosyalizmin liberalizmin her türlüsüne açtığı savaş öncelikle kendisi açısından olumlu sonuç getirmemiştir; onun için bundan böyle varlığını devam ettirmesi için sorunlara liberal yaklaşımı ihmal etmemelidir.” [14] Hadi oradan, düşün artık yakadan.

AKP şirket-partisi sayesinde vesayetin ortadan kaldırılması, “devlet” zümresine had bildirip, sivil toplumun gelişmesini sağlamak (sonuç olarak yandaş onlarca sendika, dernek, vakıf ve yüzlerce cemaat ve tarikat olmuştur), piyasa ekonomisindeki rekabetin yaratacağı “toplumsal” zenginleşmeyi falan bir bütün olarak düşününce dönem dönem sıkı fikri ortaklaşmalar içerisine düşen Birikim, 2005 de oyunu kurallarına göre oynayan bir neoliberalken, 2020’de oyun ve kuralları aynı kalan neoliberalizmde “şahsi ve patrimonyal” bir oyuncu olunca AKP’den pek de hoşnut olmadı. “AKP ve özellikle Erdoğan, bu oyunda egemenleştikçe, oyunun kurallarını da esnetiyorlar. Erdoğan, ahbap çavuş kapitalizmi dediğimiz patrimonyal hamlelerini derinleştirdikçe, kurumlara ve öngörülebilirliğe dayanan neoliberal ideal tipinden uzaklaşıyoruz. Fakat kuralların değiştiğini, artık neoliberal düzenden çıktığımızı iddia edebilmek için değişimin köklü ve devamlı olması, yeni bir birikim rejiminin yerine oturması gerekiyor. Bu da şu anda Türkiye özelinde mümkün gözükmüyor.” [15] O da nesi yoksa AKP neoliberal düzeni dejenere mi ediyor!

AKP neoliberal olduğu için kötü demek doğru değil Birikim’e göre. “Bu birikim rejimi kurallı, düzenli ve tahmin edilebilir olabilir. Hukukun üstünlüğünü ve hukuk önünde eşitliği sağlayabilir. Ekonomik büyümeyle birlikte belli bir zenginleşme gerçekleştirebilir. Tabii bu neoliberalizmin günahsızlığı anlamına gelmez. Yaygın bir eşitsizliğe, piyasa dışı müdahaleler yapılmazsa varlık içinde yokluğa yol açabilir. Demokratik vatandaşlık anlayışını aşındırır.” [16]

Birikim, yıllardır dağarcığında biriktirdiği liberal tezleri çoğunlukla sosyal ve siyasal boyutlarıyla olsa da hem ekonomik hem de sosyal-siyasal ve kültürel liberal boyutlarıyla gerek sol-sosyalist kişi ve çevrelere akıl hocalığı biçimiyle, gerekse düzen içi aktörlere check-list şeklinde taşımaya devam ediyor. Bu liberal zerkiyat, yeni-CHP’de helalleşme çıkışında, “sağ sol bitti demokrasi ve otoriter rejim kavgası var günümüz dünyasında” retoriğinde, parlamento içi ve dışı muhalefetin liberalizmin sosyal ve siyasal boyutları üzerinde AKP’nin artan baskısına karşı cephe örmeye çalışırken neoliberalizmin ekonomi temeline ve sınıfa karşı saldırı karşısında aynı üst perdeden ses verememesinde, parti nosyonunu sınıfsal zeminden bağımsız örgütsel bağlardan azade kişisel ya da etnik temellerden kurmada, sosyalizm mücadelesini sınıf ile diğer kesim ve katmanları eşitleyerek yürütmeye çalışmada, solun “radikal demokrasi” çıkışlarında, iktidarın 30’lu ve 40’lı yılların Türkiye’si için sürekli ürettiği seçkin zümrelerin kötücüllüğü anlatısında karşımıza çıkmakta ve çıkmaya da devam edecek.

Eşitlik, özgürlük ve sosyalizm mücadelesi ta ki sosyalist iktidarla taçlanana kadar.

 

NOTLAR

[1] Birikim, Çıkarken, sayı:1, Mart 1975

[2] Laçiner, Ö.; ÖDP: Eskinin Zırhı Yeninin Işıltısı, Birikim, sayı:103, Kasım1997

[3] Laçiner, Ö.; a.g.m., s.10-11-12

[4] Laçiner, Ö.; a.g.m., s.11

[5] Akçam, T.; Bilimsel Sosyalizmin Bitişi, Birikim, sayı:34, s.19, Şubat 1992

[6] Kıvanç, Ü.; Zorunlu Hareketler’i Tamamlamalıyız, Birikim, sayı:103, s.27, Kasım1997

[7] Laçiner, Ö.; Eylem ve Örgütlenme Anlayışında Sosyalizm, Birikim, sayı:13, s.8, Mayıs 1990

[8] Laçiner, Ö.; Parti Bittiyse de…, Birikim, sayı:155, s.18, Mart 2002

[9] Laçiner, Ö.; Kapan(may)an bir parantez mi?, Birikim, sayı:152-153, s.10, Aralık 2001-Ocak 2002

[10] Laçiner, Ö.; Parti Bittiyse de…, Birikim, sayı:155, s.19, Mart 2002

[11] Laçiner, Ö.; Eylem ve Örgütlenme Anlayışında Sosyalizm, Birikim, sayı:13, s.7, Mayıs 1990

[12] Laçiner, Ö.; Kapan(may)an bir parantez mi?, Birikim, sayı:152-153, s.10, Aralık 2001-Ocak 2002

[13] Laçiner, Ö.; a.g.m., s.12

[14] Belge, M.; Haftalık Birikim, https://birikimdergisi.com/haftalik/10769/sol-ve-liberalizm , 2021

[15] Ocaklı, F.; Birikim güncel, https://birikimdergisi.com/guncel/10350/ahbaplar-cavuslar-ve-2020-turkiyesinde-neoliberalizm, 16 Kasım 2020

[16] Ocaklı, F.; Birikim güncel, https://birikimdergisi.com/guncel/10350/ahbaplar-cavuslar-ve-2020-turkiyesinde-neoliberalizm, 16 Kasım 2020

Related Posts