Konser yasakları: Şeytan bunun neresinde? 

Dergi Gündem Sayı 16 (Haziran 2022)

Gürseli Kara 

Rivayet olunur ki, aşık dertli, Gerede’de yaşamını sazı ile sürdürürken, nahiyenin kadısı ile ters düşer. Kadı dertliye saz çalmasını yasaklar, sazın günah olduğunu, şeytan işi olduğunu söyler. ‘Çalmayasın, kırıp atasın, saz çalmak haramdır’ der. Geçimini kahvehanelerde saz çalarak sağlayan aşık dertli bu durum üzerine sözleriyle kadıyı taşlar: 

‘abdest alsan aldın demez, 

namaz kılsan kıldın demez, 

kadı gibi haram yemez, 

şeytan bunun neresinde’ 

Günah-sevap, ahlak ve ahlaksızlık kavramları üzerine söylemler üretmek, yaptırımlar uygulamak yaşadığımız döneme mahsus bir durum değil. Belki de insanlık tarihi kadar eski tartışmalar olabilir. Yakın zamanda yasaklanan konserler, festivaller, sahne sanatları bu çağ dışı düşüncenin uzantısıdır. Melek Mosso’nun ahlaksızlığı özendirdiği bahanesiyle, AKP’li belediyenin düzenlediği konseri iptal edildi. Ahlak kavramını kadın bedeni üzerinden cisimleştirerek dayatmaya çalışan yönetici sınıfı, güya halk adına konuşan Anadolu Gençlik Derneği ve Milli Gençlik Vakfı ile kol kola, iktidara yaranma çabası içinde olduklarını gösterdiler. Sarayın düzenlediği iftar yemeklerinden aşina olduğumuz isimlerden, belediye konserine başka bir şarkıcı layık görüldü. Üstelik görece ahlak kavramı bu şarkıcı üzerinde çalışmadı. 

Üretim araçlarını tekelinde bulunduran sermaye grupları ile egemenlik yetkisini kullanan temsilciler, yaptıkları iş birliğine bağlı olarak günümüz ahlak kurallarını bu sermaye gruplarının çıkarlarına hizmet etmek üzere şekillendiriyor. Toplum yaşamının doğal bir sonucu olarak kabul edilebilecek olan ahlak, mülkiyet kavramının ortaya çıkmasıyla birlikte, bireyin içinde yaşadığı toplumla beraber mutluluğa ulaşması için gerekli olan ve toplumla uyum içerisinde olma merkezinde şekillenerek, toplumun tamamının mutluluğuna hizmet eden bir davranışlar bütünü̈ olmaktan çıkarak, üretim araçlarını elinde bulunduran yani egemen olan grubun menfaatlerine hizmet eden ve toplumu bu grupların egemenliği altında daha sorunsuz yönetmeyi hedefleyen bir kurallar bütünü̈ halini almıştır. Yani ahlak kavramı evrensel olmaktan çıkıp, sınıfsal çıkarlara göre renk değiştiren kullanışlı bir aparat olmuştur. 

Ahlakın temeli ne zaman ilahiyata dayandırılırsa; haklar ne zaman ilahi otoriteye bağımlı hâle getirilirse; en ahlaksızca, en adaletsiz, en kepaze şeyleri mazur gösterip yaygınlaştırmanın yolu açılmış̧ demektir.” 

Ludwig Feuerbach, 1841

GERİCİLİK TEK TEHLİKE Mİ?

Covid-19 pandemisi kapitalizmin tüm makyajını sildi süpürdü̈. Yeri geldiğinde üretim ilişkileri zarar görmesin diye tam kapanma olduğunda dahi fabrikalar çalışmaya devam etti, emekçiler çalışırken veya toplu taşımada havasız kalabalık ortamlarda bulunmak zorunda bırakıldı. Yüzlerce emekçinin çalıştığı fabrikalar üretime devam ederken, pandemi bahane edilerek grevler ertelendi. İşten çıkarmanın kâğıt üzerinde yasak olduğu bu süreçte kod29’dan işten atmalar yaygın hale geldi ve sendikal faaliyet yürüten işçiler arasında adeta kıyım yaşandı. Emekçiler açlığa sefalete mahkûm edildi. Bu tablonun olduğu koşullarda müzik ve sahne emekçileri ise kaderine terk edildi. Gülünç̧ sayılabilecek rakamlarla sınırlı sayıda kişiye göstermelik para yardımı yapıldı. Müzik ve sahne emekçileri arasında örgütsüzlük çok yaygın bir durum olduğu için, bu konuda iktidar sahipleri ile herhangi bir pazarlık söz konusu olamadı. Sendikasızlık ve güvencesiz çalışma koşulları sonucu işsiz kalarak, çaresizlikten intihar eden müzisyen haberleri ile karşı karşıya kaldık. Tüm bu olumsuz tablonun ardından düzenlenen konser ve festivaller, müzik ve sahne emekçileri için maddi gelir olabilecekken, çeşitli bahanelerle iptal ediliyor. AKP iktidarı muhalif sanatçılara, cezalandırma yöntemi olarak yasakları layık görüyor. Yasaklar sonucu önlerinde belirsiz bir gelecek müzik ve sahne emekçilerini bekliyor. Gelecek belirsiz çünkü̈ örgütsüzlük yaygın. Bu yasaklamalar karşısında bireysel tepkiler ve sosyal medyada tepkiler oluştu. Örgütlü̈ bir tepki kadar etki yaratılabilmesi mümkün görünmüyor. 

MÜZİK DİNLEMEK İÇİN KURTARILMIŞ BÖLGELER

Yine yakın zamanda Kocaeli Kandıra ilçesinde yapılması planlanan Full Fest’e izin verilmemesi karşısında organizasyon sahipleri festivalin İstanbul’da yapılması kararını aldı. AKP’li belediye sınırında yapılamayan etkinlik CHP’li belediye sınırlarına taşındı. Müzik dinlemek, sevilen sanatçının konserine gitmek için iktidar ilişkileri ve coğrafya, artık bir belirleyen olmak zorunda görünüyor. Bu kutuplaşmanın, yaşam tercihlerinin bu derece ayrıştırılmasının kime ne faydası olur bilinmez ama iktidar sahiplerine anayasanın 64.  maddesini hatırlatmakta yarar görüyoruz. 

‘Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının  korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.’ 

Sanat faaliyetlerini devlet korumasına alınması sanatın değeri ve faydası çok mantıklı. Müzik dinlemek insan hayatında salt eğlence amaçlı değildir. Müziğin toplum üzerindeki etkisi diğer sanat dallarına görece çok büyüktür. Müzik ortak duygu ve düşünce dilinin oluşmasını sağlar. Antik çağlardan günümüze melodilerin insan bedeni üzerindeki olumlu etkileri üzerine yazılmış̧ onlarca eser bulmak mümkündür (Hatta müzik makamlarının hangi hastalıklara iyi geldiği üzerine çalışmalar mevcut). Müzik dinlemek fırsatı teknolojik imkanlar sayesinde artık her an her yerde mümkünken, konserler festivaller sayesinde canlı performansları dinlemek imkânı doğar. Tüm bunların yanında insanlara sosyalleşme fırsatı da sağlanmış̧ olunur. Sosyalleşen bireyler birbiriyle bağ̆ kurar, müzik aracılığıyla iletilen duygu ve düşünceler anlaşılır hale gelir. Toplumsal iletişim ve hatta toplumlar arası iletişim için müzik bir aracıdır. Bu sebeple iktidar ve gerici kesimin müziğin sesini farklı bahanelerle kısmak istemesinin altında yatan sebeplerin çok derinlerde olduğunu söyleyebiliriz. Muhalif sesleri bastırmak, bir araya gelişleri durdurmak, ötekileştirmek… 

Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim 

Akar suyun

Meyve çağında ağacın 

Serpilip gelişen hayatın düşmanı 

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Komünist Hareketi Gençliği İstanbul’da Maçka Parkı’nda açık hava etkinliği düzenledi. Etkinlik sosyal medya üzerinden Yeni Şafak gazetesi tarafından hedef gösterildi. Çocuğunu parka getiren bir baba, komünizm propagandası ile karşılaştığını ve görüntünün bu olduğunu, şaşırdığını belirtmiş̧. Yeni Şafak bu cümleleri paylaşarak gençlerin toplanmasını adeta izinsiz bir faaliyet yürütülüyormuş gibi gösterdi. Gerici zihniyet bu etkinliğin de yasaklanmasını çok isterdi malum fakat tam da burada bizi özgürlükler kapsamında ikiyüzlülük bekliyor. 

Arnavutköy Taşoluk Yeşil Camii Kuran Kursu’nda hafızlığını tamamlayan 393 kişi için “icazet töreni” düzenlendi. Görüntüler gündemi meşgul etti ve dikkat çekti. İcazetini alan yüzlerce kişi cübbe ve sarıklarıyla cami önündeki caddede tekbir getirerek yürüyüş yaptı. Yürüyüşü ‘Müdafa-i İslam Hareketi’ isimli dinci yapının da başında bulunan Erdem Özveren paylaştı. Erdem Özveren, paylaşım sonrası gelen tepkilere ‘özgürlükler’ kapsamında cevaplar üretmeye çalıştı. Tarikatlar ve gerici örgütlenmeler üzerinde iktidar ve devlet tarafından uygulanan hiçbir baskı ve engelleme olmamasına rağmen, sosyal medya üzerinden gelen tepkileri İslam düşmanlığı olarak yorumlayıp mağduriyet üretti. Konserler, festivaller yasaklanıyor, müzisyenler damgalanıyor, siyasi etkinlikler rahatsız ediyor ama eleştiri oklarına maruz kalınınca rahatsızlık başlıyor. Özgürlükler belli bir zümreye mahsus, ahlak sadece kadın bedeni üzerinde cisimleşiyor. Egemen sınıfın toplum üzerinde dayatmaya çalıştığı kurallar silsilesi ile baş etmeye çalışıyoruz. Aslında AKP iktidarı süresince laiklikten ödünler vererek, kamusal varlıkları özelleştirerek, ekonomik anlamda uçuruma sürüklenen ülkemizde sadece ve sadece hayata bir yerden tutunmaya çalışıyoruz. 

Related Posts