Berçem Göktürk Duru

İntihar, biyopsikososyal bir olgu olarak, halk sağlığı problemi açısından ele alınmalıdır. Halk Sağlığı, örgütlenmiş toplumsal çalışmalar sonunda çevre sağlık koşullarını düzelterek, bireylere sağlık eğitimi vererek, bulaşıcı hastalıkları önleyerek, hastalıkların erken tanısını ve koruyucu sağaltımını sağlayacak sağlık örgütleri kurarak, toplumsal çalışmaları her bireyin sağlığını sürdürecek bir yaşam düzeyini sağlayacak biçimde geliştirerek, hastalıklardan korunmayı, yaşamın uzatılmasını ve beden ve ruh sağlığı ile çalışma gücünün arttırılmasını sağlayan bir bilim ve sanattır.” [1] İntiharın kültürel ve sosyal farklılıkları, görülme oranları ve şekli, toplumda oluşturduğu yargı ve tepki açısından değişkenlikleri bulunmaktadır. Farklı meslek grupları intiharı anlamaya ve önlemeye dönük görüşler ortaya koymuştur. İntihara dair her davranışın sosyolojik ve psikolojik nedenleri hem toplumsal hem de bireysel etki faktörleri vardır.  Sosyolog Emile Durkheim intihar tanımını şu şekilde yapmaktadır: “Nasıl bir sonuç̧ vereceği bilinen, kurbanın kendisi tarafından gerçekleştirilen, olumlu ya da olumsuz bir edimin dolaysız ya da dolaylı sonucu olan her ölüm edimine intihar denir.” [2]. Durkheim’e göre, intihar birey ve toplum arasındaki ilişkinin bozulmasının ve yaşanan çatışmanın bir sonucudur. Durkheim, bireyin kendini ait hissettiği topluluk ile arasındaki bağın zayıflaması sonuncunda yaşadığı yabancılaşmanın intihar olgularında önemli olduğunu vurgulamıştır. Albert Camus’ya [3] göre, intihar yaşamın yaşamaya değer görülmemesi sorunudur, yaşamın bizi aştığını ya da yaşamı anlamadığımızı söyleme yoludur bir başka deyişle. İntihar, kişinin fizyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik düzeyde yaşadığı sorunlara karşı bir çözüm olarak ortaya koyduğu yıkıcı bir davranıştır. David Hume İntihar Üzerine [4] isimli denemesinde intihar ile ilgili şöyle not düşmüştür: “Yaşamaya değer olduğu sürece hiç kimsenin hayatına son vereceğine inanmıyorum.”

COVID-19 pandemisinin bir yılını geride bıraktığımız bugünlerde sadece fiziksel tehdit altında değiliz. Psikolojik, ekonomik, sosyal tehditleri de beraberinde yaşıyoruz. İşsizliğin, geleceğe dair belirsizliğin arttığı, güvencesizliğin derinleştiği, yoksullaşmanın fazlalaştığı bir süreçten geçmekteyiz. COVID-19 pandemisinin derinleşen ekonomik kriz ile birleştiğinde yoksullar üzerinde daha yıkıcı bir etkisinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) COVID-19 pandemisi değerlendirme raporunda [5] COVID-19’un işsizlik ile bir araya geldiğinde daha fazla sosyal izolasyona, mali sıkıntıya ve kötümserlik geliştirmeye neden olduğundan intihar vakalarında artış beklenebileceğine vurgu yapmaktadır. Kırılganlığın arttığı, hak ihlallerine maruz kalınan dönemlerde intihar vakalarının artma ihtimali göz önüne alındığında devletin bu konuda ekonomik ve sosyal refahı sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapması gerekmektedir. Dünyadaki intihar istatistiklerine ve o dönemin toplumsal durumuna baktığımızda temel insan hak ve özgürlüklerinin sekteye uğradığı dönemlerde intihar vakalarının artma olasılığının da yükseldiğini söyleyebiliriz. İşsizlik maaşı için yapılan başvuruların arttığı, güvencesiz işlerde çalışmaya mecbur kalındığı, sigortaları yatırılmadığı için sağlık hizmetinden yararlanamayan kişilerin sayısı düşünüldüğünde kırılgan kesimlerin her dönem olduğu gibi bu dönemde de psikolojik risklerinin arttığını yani dolaylı olarak intihar vakalarının artma olasılığının olduğunu belirtebiliriz. COVID-19 pandemisi ile ilgili yapılacak düzenlemelerde sosyal izolasyon, ekonomik, psikolojik ve fiziksel sağlık gibi risk faktörlerinin de göz önünde bulundurularak erken dönem müdahaleleri ile ilgili çalışma yapması halk sağlığı için önemli bir yer tutmaktadır.

Fiziksel hastalıklar, genetik yatkınlıklar, aile ilişkileri, ekonomik durum gibi farklı faktörler bireyin intihar düşüncesi ile doğrudan ya da dolaylı etki içerisinde olabilir. İntihar bir “çözüm” olarak görülüyor olabilir. Bireyin içinde bulunduğu zorlayıcı durumu sonlandırmak, sorunlardan kurtulmak, acılarını sonlandırmak için başvurduğu bir “son” olarak görülebilir intihar. [6] Basında yer alan haberler düşünüldüğünde de intihar eden kişilerin maddi zorlanma yaşadıkları, içinden çıkamadıkları krizler olduğu göze çarpmaktadır. İntiharın sadece bir sınıfa, cinsiyete ya da eğitim düzeyine ait olduğu söylemek doğru olmasa da işsizlik ve yoksulluk intihar riskini arttırmaktadır.  Camus ’ünün de vurgu yaptığı üzere yaşamın yaşamaya değer görülmesi için, hayattaki varlığımızı devam ettirmek için bir anlama ihtiyaç duyarız. Bu anlamı nasıl ve ne şekilde bulabileceğimiz başka bir yazı konusu olsa da anlamsızlığın artmasının kişiyi umutsuz, çaresiz, öfkeli, yalnız hissettirebileceğini biliyoruz. Viktor E. Frankl [7]  anlamın hayat ile ilişki halinde olmamızda belirlendiğini belirtmiştir. Frankl’a göre, anlam bulmanın üç yolu vardır; 1- hayata vererek (yaptığımız işte, yarattıklarımızda veya ürettiklerimizde), 2- hayattan alarak (hayatı, doğayı, ilişkileri, çevremizde olanları izlerken, deneyimlerken ve tanık olurken), 3- değiştirilemez kader ve acı karşısında tavrımız ile. Hayatta başımıza gelen bütün absürtlüklere rağmen, tüm kaosa, adaletsizliğe, acıya, sıkıntıya, zorluğa rağmen hayatta devamlı anlam bulmaya, hayatı anlamlı kılmaya çalışırız. Geleceğin belirsiz olması, öngörülebilirliğin azalması, toplumda şiddetin artması, ayrımcı dilin yaygınlaşması dünyayı açıklanamaz hale getiriyor. Açıklanabilen dünya, dünyanın öngörülebilir olması hayatı yaşanır kılar. Sosyal ilişkiler, ekonomik durum, aile ilişkileri, bireyin kendisiyle ve toplum ile ilişkisi bu öngörülebilir dünyanın birer parçasıdır.

Tüm bunlarla beraber 2019 TÜİK verilerinde intihar etme sebeplerine bakıldığında fiziksel hastalıkların (kanser, ALS vb.) eşlik ettiği durumların ilk sırada olduğunu, aile içi geçimsizlik, işsizlik ve yoksulluğun da intihar etme sebeplerinden olduğunu görüyoruz. Yazının başında da intiharın önlenebilir bir olgu olduğunu not düşmüştüm. İntihar etmek ya da intihar girişiminde bulunmak (yaşamı tehdit edici olan ve bireyin kendisine yönelen her hareketi kapsayan intihar girişimleri ölümle sonuçlanmamaktadır) ceza hukuku sistemimizde suç teşkil etmemektedir. Ancak yapılan düzenlemeyle beraber intihara yönlendirme suçu, TCK’nın 84. maddesinde düzenlenmiştir.

“İntihara yönlendirme

Madde 84. (1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.”[8]

Bu yazının amacı hukuki bir inceleme yapmak değil elbette. Ancak yapılan bu hukuki düzenleme intihar olgusunu bireysel/tekil/öznel olarak ele alamayacağımızı, intihara toplumsal bir perspektiften bakmamız ve önlenebilir bir olgu olduğunu da tekrar hatırlatıyor. İntihar etmek salt bireyin “kararı” gibi görünse de sosyal devletin yerine getirmediği sorumlulukların bireyin kendini çaresiz – çözümsüz hissetmesine ve bir çözüm olarak intiharı seçmesine neden olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. Sağlık alanındaki sorunlar, ekonomik krizler, eğitim sistemindeki eksiklikler, temel insan haklarının ihlal edilmesi, ayrımcılık, şiddet, kaos ortamı gibi toplumsal meselelere sosyal devletin çözüm bulması gerekir.

Sosyal devlet, vatandaşlarının temel haklarının yükümlülüğünü yerine getirmek ile sorumludur. Önlenebilir bir olgu olarak intihar ve intihar eden bireylerin kırılganlıkları göz önünde bulundurulduğunda bireyleri çözümsüzlükte ve çaresizlikte bırakmak yerine bir çözüm bulmak ve gerekli iyileştirmeleri yapmak zorundadır. Kişinin beyan ettiği intihar sebebi her ne olursa olsun intihar önlenebilir bir olgudur ve gerek bireysel gerek toplumsal olarak görevlerimizi yerine getirmek, getirilmesi için kapasitemiz yettiğince elimizden geleni yapmamız insani sorumluluğumuzdur. COVID-19 pandemisi ile beraber ortaya çıkan toplumsal düzen değişiklikleri, ekonomik kriz, işsizlik, güvencesizlik bireylerin öncesinde var olan psikolojik sorunları şiddetlendirmiş olabilir.9 Bu bağlamda COVID-19 pandemisinin intihar riskini arttırma olasılığının olduğu söylenebilir. İntihar olgusunu arttıran risk faktörlerinin neler olduğuna dair elimizde var olan bu bulgular ışığında intihar oranlarını azaltmak için devletin ekonomik destek vererek ve sosyal refahı sağlayarak gerekli düzenlemeleri yapması gerekmektedir. Özellikle psikolojik tedavi gören kişilerin takibinin düzenli olarak yapılması, olası risk faktörlerinin (kronik hastalık, aile içi şiddet, işsizlik vb.) değerlendirerek uygun psikososyal desteğin verilmesi intiharı önlemede önemli bir yere sahiptir.

 

NOTLAR:

[1] Halk sağlığında terim kargaşası bir sorun mudur? https://www.ttb.org.tr/n_fisek/kitap_3/33.html#:~:text=Bug%C3%BCn%20i%C3%A7in%20klasik%20olarak%20kabul,ve%20koruyucu%20tedavisini%20sa%C4%9Flayacak%20sa%C4%9Fl%C4%B1k (Erişim Tarihi: 22.03.2021)

[2] Durkheim, E. (2013), İntihar – Bir Toplumbilim İncelemesi (Çev. Z. Zühre İlkgelen), Pozitif Yayıncılık, s.5.

[3] Camus, A. (2020), Sisifos Söyleni (Çev. Tahsin Yücel), Can Yayınları, İstanbul, s. 21-29.

[4] Neslioğlu Serin, F. (2017), David Hume’un “İntihar Üzerine” ve “Ruhun Ölümsüzlüğü” Denemeleri, Mavi Atlas 5(2), 302-321.

[5] COVID-19 pandemisi 9. ay değerlendirme raporu. https://www.ttb.org.tr/kutuphane/covid19-rapor_9.pdf (Erişim Tarihi: 22.03.2021)

[6] İntiharı önlemek için herkese düşen görevler var. https://www.psikolog.org.tr/tr/blog/www/intihari-onlemek-icin-herkese-dusen-gorevler-var-x229 (Erişim Tarihi: 09.03.2021)

[7] Frankl, V. E. (2019), İnsanın Anlam Arayışı, Okuyan Us Yayın, İstanbul.

[8] Ersoy, U. (2018), İntihara Yönlendirme Suçu, TBB Dergisi, (136), 75-140. 

[9] Hocaoğlu Ç, Erdoğan A. COVID-19 ve intihar. Coşar B, editör. Psikiyatri ve COVID-19. 1. Baskı. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2020. p.35- 42.

Related Posts