Erbakan anması: İkinci Cumhuriyetin kutsal ittifakı mı?

Dergi Gündem Sayı 2 (Mart-Nisan 2021)

Gökmen Kılıç

Millî Görüş Lideri Necmettin Erbakan için ölümünün 10’uncu yılında Saadet Partisi tarafından bir anma programı düzenlendi. İktidarı ve muhalefeti yan yana getiren bu buluşma, son yıllarda pek alışık olmadığımız şekilde çeşitli siyasi partilerin katılımıyla gerçekleşti. Ankara’da yapılan toplantıda kimler yoktu ki; CHP’den AKP’ye, HDP’den BBP’ye, İYİ Parti’den DEVA Partisine, Demokrat Parti’den Gelecek Partisi’ne kadar birçok siyasi parti düzenlenen anma programına katıldılar.

Peki, memleketin birçok önemli meselesini konuşmak için bile yan yana gelemeyen siyasi partilerin Erbakan için bir araya gelmeleri ne anlama geliyor?

Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu’nun biraz şaşkınlık, biraz da ironiyle karışık, “Bugünlerde neredeyse herkes Millî Görüşçü, herkes Erbakancı” sözünün üzerine biraz kafa yormak en iyisi olacak.

Aslında, Erbakan’a ve toplantıya katılan diğer siyasi parti temsilcilerine bu konuda haksızlık etmemek gerekiyor; Necmettin Erbakan, yukarıda saydığımız partilerin (ya da siyasi öncellerinin) birçoğuyla geçmişte sayısız kez ittifak kurmuştu. Erbakan’ın Milli Selamet Partisi’nin ilk kurduğu ittifak, 1973 seçimlerinin ardından Ecevit’in CHP’siyle yaptığı koalisyondu. MSP 1975’de bu sefer, Demirel’in Adalet Partisi ve Türkeş’in MHP’siyle I. Milliyetçi Cephe Hükümeti’nde (I. MC) bir araya geldi. Bu birliktelik daha sonra kurulan II. Milliyetçi Cephe Hükümeti ile de (II.MC) devam etti. 1995 seçimlerinde kurulan Refah-Yol’da bu sefer Tansu Çiller’in DYP’si ile yeniden hükümet ortağı olundu. Bugün İYİ Parti’nin Lideri olan Meral Akşener’in, Susurluk skandalının ardından Mehmet Ağar’dan İçişleri Bakanlığı’nı devralması da o yıllara dayanıyor.

Dolayısıyla, toplantıya katılan partilerin önemli bir bölümü ya koalisyon hükümetlerinde ya da çeşitli siyasi ittifaklar nedeniyle Erbakan ve Millî Görüş hareketiyle yan yana gelmiş partilerden oluşuyor. Bu açıdan bakıldığında toplantıya katılan siyasi partilerin Erbakan vesilesiyle yan yana gelmeleri normal kabul edilebilir.

ERBAKAN’IN KIYMETİNİ BİLEMEDİK Mİ?

Erbakan adı Türkiye siyasetinde İslamcı ideolojinin ilk siyasal temsilcisi olarak önemli bir alanı dolduruyor. Millî Görüş olarak anılan siyasi hareket dünyadaki diğer emsalleriyle benzer bir gelişim seyrederek ağırlığını kasaba tüccarının oluşturduğu sermaye gruplarıyla, İslamcı ideoloji üzerinden önemli bağlar kurdu. Fakat Türkiye sermaye sınıfının ihtiyaçları arttıkça Millî Görüş hareketinin bu ihtiyaca yanıt vermesi bir zorunluluk haline geldi. Erdoğan ve ekibi 2001 yılında Fazilet Partisi’nden ayrılarak bu ihtiyaca yanıt vermek üzere AKP’yi kurdu. İslamcı ideoloji bu tarihten itibaren büyük ölçüde Erdoğan’ın liderliğindeki AKP üzerinden temsil edilemeye başlandı. Erbakan’ın Millî Görüş geleneği ise gücünü yitirerek etkisizleşti.

AKP’li yıllar olarak bilinen 2002 yılından günümüze kadar geçen sürede Türkiye’de önemli dönüşümler meydana geldi. AKP iktidarı, piyasanın ‘kutsal’ kurallarını harfiyen uygulayarak sermaye sınıfına eşsiz olanaklar sunuyordu. Bu kuralsız dönüşümlerle AKP’nin saldırgan ve fütursuz tutumu birleşince muhalefet partileri ‘gelenin gideni arattığı’ konusunda ortak bir kanıya vardılar. Öyle ya, Erbakan ‘millicilik’, ‘kalkınmacılık’ ve ‘adil düzen’ diyerek AKP’ye göre daha makul bir çizgide duruyordu. Bunlara Erbakan’ın ‘siyasi nezaketi’ de eklendiğinde, vaktiyle kıymeti bilmeyen bir lider olarak anılmaya başlandı.

Oysa bu tuhaf ve gerçekdışı bir değerlendirmeydi. Erbakan ile Erdoğan arasında siyasi üslup bakımından kimi farkların bulunması ne Erbakan’ı ne de Erdoğan’ın farklılaştırıyordu. Evet, burada Erbakan ve Erdoğan’ı bir anlamda eşitlemiş oluyoruz. Çünkü asıl meselenin yöntemsel farklar değil, iki siyaset arasındaki süreklilik olduğunu düşünüyoruz. Erbakan’dan Erdoğan’a devrolan siyasal İslamcı ve piyasacı gelenek bugünün Türkiye’sini şekillendiren temel doktrin olarak görülmelidir. Başka bir ifadeyle; Erbakan, bugün içinde yaşadığımız ‘Yeni Türkiye’nin fikir babası konumundadır.

Muhalefet partilerinin ise bu gerçeği görmediğini düşünmek inandırıcılıktan uzaktır. O halde, örneğin CHP’nin, cumhuriyetle taban tabana zıt olan Erbakan’la nasıl aynı zeminde buluştuğunu sorgulamak gerekmez mi?

Aynı soruyu Menderes ve Özal için de sorabiliriz. Menderes’i mazlum bir siyasetçi, Özal’ı ise Türkiye’de sivil siyasetin en önemli figürü olarak görmek aynı siyasetin bir ürünü değil midir? Sahi, 12 Eylül darbecilerinin kabinesinde bakan olan Turgut Özal’ı bugün sivil siyasetin timsali olarak nasıl görebiliriz. Bu akıl tutulması nasıl açıklanabilir?

Türkiye’de siyaset, iktidarı ve muhalefetiyle topyekûn sağa kaymıştır. Sağcılaşan siyaset, doğal olarak çözümü de başka sağ politikalarda arama eğilimindedir. Menderes, Özal ve Erbakan üçlemesinde tarihsel doğruların çarpıtılması bu sağcılaşmanın doğal bir sonucu olarak görülmelidir. Peki, aynı bakış açısıyla düşünüldüğünde yarın Erdoğan için aynı değerlenmenin yapılmayacağını kim garanti edebilir?

ASIL MESELE ERBAKAN MI?

Şimdi başta sorduğumuz soruya yeniden dönelim. Erbakan anması için bu kadar partinin yan yana gelmesi siyaseten ne anlama geliyor? İktidarıyla muhalefetiyle dokuz siyasi partinin yalnızca geçmişteki hukukla ya da bir nezaket buluşmasıyla yan yana geldiğini düşünmek siyaset bilmezlik olacaktır.

Millet İttifakının genişletilmiş tüm unsurları, Cumhur İttifakı’nı oluşturan AKP ve BBP, AKP’den yeni kopan DEVA ve Gelecek Partisi’ni aynı zeminde buluşturan şey Erbakan şahsında cisimleşen ‘Yeni Türkiye’dir. Daha doğru ve net bir ifadeyle söyleyecek olursak; mesele Erbakan’ı anmak değil, kurulmakta olan İkinci Cumhuriyet’in bir bileşeni olarak aynı fotoğraf karesinde yer almaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anma toplantısına gönderdiği mesajda, “…merhum Hocamızın fikriyatını, kişiliğini, dava aşkını, ümmet bilincini…” diye devam eden cümlesinde Erbakan’ın hakkı teslim edilmektedir. Erdoğan bu konuda sonuna kadar haklıdır; bugünün Türkiye’si Erbakan’ın tasavvurundaki Türkiye’dir. Erbakan’ın geçmişte söylediği ne varsa bugünün Yeni Türkiye’sinde de o vardır. İktidarıyla muhalefetiyle ‘Erbakan İttifakı’nda buluşanlar esas olarak İkinci Cumhuriyet rejiminde buluşmuşlardır.

HANGİ FOTOĞRAFTA YER ALMAK İSTİYORUZ

Bugün Atatürk cumhuriyetinin ve laikliğin temsilcisi iddiasındaki CHP’nin geldiği nokta, cumhuriyet değerlerinin bir antitezi olan Erbakan siyasetidir. Bu durum her şeyden önce cumhuriyeti oluşturan değerlerden temelden uzaklaşma ve geri çekilme süreciyle açıklanabilir. Yeni Türkiye’de ‘Millet İttifakı’na mahkûm edilen muhalefet güçlerinin durumu maalesef budur.

 

Yeni Türkiye’de laiklik yoktur, kadın yoktur; hakkını arayan işçiye yer yoktur. Yeni Türkiye’de bilimsel eğitim, hukuk, adalet yoktur. Gazetecilik ise suçtur…

Yeni Türkiye’de gericilik ve piyasa vardır. Tarikat ve cemaatler devlet protokolünde ağırlanır, ihaleler adrese teslim yandaş firmalara verilir. Yeni Türkiye’de basın yoktur, AKP propaganda bürosu gibi çalışan enformasyon kuruluşları vardır. Yeni Türkiye’de yeni Osmanlı hayaliyle yaşayanlar, fetih rüyaları görenler vardır. Emperyalizm vardır, sömürü vardır, savaş vardır…

Bu başlıkların hepsi İkinci Cumhuriyet rejiminin ‘alâmetifarikası’ olarak not edilmelidir.

Tüm bu nedenlerle, “nasıl bir ülke istiyoruz?” sorusunu bu ülkenin gençleri, kadınları, emekçileri ve tüm yurttaşları yanıtlamalıdır. Geçmişten miras aldığımız ilerici değerlerin üzerine kurulacak ve onu aşacak yeni bir ülkeyi mi, yoksa geçmişin çarpıtılmasıyla kurulmaya çalışılan, olabildiğince sentetik ve akıldışı olan ‘Yeni Türkiye’yi mi istiyoruz?

Related Posts