Fethi Yılmaz

Voltaire, “Tarih; cinayetlerin ve felâketlerin bir tutanağıdır” diyor. Tarikatların, emperyalizm ile ilişkisinden söz ederken hem tutanaklara hem de bugüne bakarak işe başlayacağız.

Genç Cumhuriyet, devrimlerine başlayıp sosyal hayata yeni düzeni getirirken “eşit yurttaşlık” için neler yapacağını biliyordu.  Onlar için en büyük laboratuvar, Osmanlı Devleti’nin son yüzyılı ve Kurtuluş Savaşı sırasında yaşananlar oldu. İşgale karşı Kurtuluş Savaşı yürütüldüğü sırada çıkarılan 23 ayaklanmanın 17’si Nakşibendi ve diğer tarikatlar eliyle yapıldı. Bu sebepledir ki ilk yapılan devrimlerin başında, toplumsal ve siyasal hayatı şekillendiren dinin olması gerektiği alana çekilmesi vardı. 

1920’lerin dünyasında dünyadaki Müslüman nüfusa sahip en büyük devlet İngiltere’ydi. Arşivlere baktığımızda bunu Fransa’nın takip ettiğini ve Türkiye’nin üçüncü sırada yer aldığını görüyoruz. Bu durum Batı emperyalizmini irticai faaliyet oluşturabilmesinde de mahirleştirdi.

Öyle ki Türkiye 1924 yılında halifeliği kaldırırken buna en sert karşı çıkışı yapan İngiltere’ydi. Çünkü kontrol altındaki bir hilafet makamı, onlar için sömürgelerindeki Müslüman nüfusu kontrol etmenin en önemli yöntemiydi. Ancak biz halifeliğin kaldırılmasına en büyük itirazın İngiltere’den geldiğini hiç duyduk mu? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da sık sık ziyaret ettiği ve yakın zaman ölen Kadir Mısıroğlu’dan çok duyduk. Keza Türkiye’deki tarikatlardan. Tarikatlar ve emperyalizmin ilişkisini anlamak için bu örnek dahi önemli. Keza Mısıroğlu’nun, devletin “İngiliz ajanı” diye değerlendirdiği Şeyh Nazım Kıbrısi’nin himayesinde İngiltere’ye iltica ettiğini de not olarak ekleyelim.

Konuyu fazla dağıtmadan devam edelim…

Cumhuriyetin genç kadrosu hilafetin kaldırılması sonrasında yaşananların yanında bir de Şeyh Said ayaklanması başlayınca, emperyalizm müdahalesine açık tarikat yapılarını dağıtmaya karar verdi.

30 Kasım 1925 tarihinde tekke ve zaviyeler kapatılırken, Meclis’te yapılan konuşma tutanaklarına bakıldığında, gelinen durumun bugüne ne kadar benzer olduğunun da görüntüsü ortaya çıkıyor. Konya milletvekili Refik Bey tekke ve zaviyelerin kaldırıldığı gün mecliste tarikatlar için, “memleketin içerisinde birer fesat menbağı” darken, Rize milletvekili Ekrem Bey ise, “Tekkeler şimdiye kadar en iğrenç içtimaî sahnelere yuva olmuş, memleketin en buhranlı zamanlarında meşum ve siyasî tahribat yapmışlar, roller oynamışlardır” diyordu.

Örneğin; Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Recai Kutan, Korkut Özal, Nevzat Yalçıntaş gibi isimleri siyasete sokan İskenderpaşa Cemaatinin kurucusu Mehmed Zahid Kotku, 1925 yılındaki kapatılmalar sonrasında Bursa’ya döndü. 

Ne zaman ki Demokrat Parti iktidara geldi, ardından Mehmed Zahid Kotku da 1952 yılında tekrar İstanbul’daki İskenderpaşa Camii’nde imam olarak göreve başladı ve  kendi cemaatini kurdu.

“ÇÖZÜM OLMADI” YALANI VE TARİKATLAR YENİDEN SAHNEDE

Cumhuriyetin çözümü 1940’lı yılların sonunda terk edildi. Bugün, “tarikatların kapatılması çözüm olmadı, yeniden sahneye çıktılar, bu toplumdan söküp atılamaz” şeklindeki eleştirilerin aksine, aslında Cumhuriyetin genç kadrosu ortaya koyduğu irade ile tarikatları büyük oranda toplumsal hayattan sildi. Ta ki 1940’lı yılların sonunda çözüm iradesinden kopulmasına ve Demokrat Parti dönemine kadar.

Türkiye 1952 yılının ilk aylarında Batı ittifakı olan NATO’ya girdi. Türkiye’nin NATO’ya girişiyle, Türkiye’deki tarikatların tekrar harekete geçmesi aynı döneme denk geliyor.

Camilerde imamken kendilerini şeyh, cami cemaatini de mürit yaparak yoluna devam eden cemaatlerin, 1960’lı yılların sonuna geldiğimizde gençlik örgütleri karşımıza çıkıyor.

1968 – 1970 yılları arasında sosyalist gençlik örgütlerine yapılan saldırıların ve işlenen birçok cinayetin failleri biliniyordu. Ancak bu isimler biraz kazınınca arkasındaki cemaatler de gün ışığına çıktı. Bununla ilgili en bilinen cinayet ise 1969 yılı Aralık ayında işlenen Battal Mehetoğlu cinayeti idi. 

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ölüdürülen Battal Mehetoğlu, bir buçuk yıl içerisinde öldürülen 7’nci sosyalist gençti ve artık “bıçak kemiğe dayandı” denildi. 

Başbakanlık koltuğunda Demokrat Parti’nin devamı olduğunu söyleyen Adalet Partisi’nin Başbakan’ı Süleyman Demirel vardı. Failler açıklandığında, hepsinin Nur Cemaati’ne bağlı oldukları ortaya çıktı.

Faillerden Arif Önemli isimli kişi ise, ABD’nin NATO ülkelerinde desteklediği Komünizm İle Mücadele Derneği’nin başkanlığını yapmıştı.

Soğuk Savaş döneminde komünizme karşı emperyalizmin en önemli müttefiki tarikatlar oldu. Soğuk Savaş sonrasında da tarikatların emperyalizm ile ilişkileri devam etti. Bu kez iktidarlara karşı ya ABD’nin sopası, ya da bir cezalandırma, rejim değiştirme yöntemi olarak kullanılmaya devam etti.

1980 SONRASI TARİKAT VE CEMAATLER

12 Eylül sonrasında tarikatlar artık toplumun tüm hücrelerine sızacak boşluğu buldu. Toplumda güç kazandıkları oranda da siyasal alanda hem güçleri hem de temasları arttı. 

Yakın döneme kadar Fethullah Gülen cemaati denilen yapı, emperyalizm ile Türkiye’deki cemaatlerin ilişkisine herkesin görebileceği açık örnek. Ancak bu yapı dahi tüm göstergelere ragmen 15 Temmuz darbe girişimine katılana kadar toplumun tümü tarafından ABD’nin bir aparatı olarak görülmüyordu.

Bugün Türkiye’de belli başlı 30 tarikat ve bunlara bağlı 400 kol var.

Ve tarikatlardaki rol model ise: Fethullah Gülen. Hepsi karşı gibi görülebilir, ancak kurulmak istenen yapı aynı.

Devlet içindeki örgütlenmeleri, şirketleşmeleri, Batı ülkelerinde rahatça faaliyet yürütebilmeleri bunun en önemli göstergesi. 

Peki devlet bu yapıların tamamının faaliyetlerini bilmiyor mu?

2017 yılında Diyanet ve güvenlik bürokrasisinin yaptığı araştırmaya göre hepsinin ne yaptığı biliniyor. 

Fakat ne iktidar da ne de muhalefette bu yapılara karşı çıkacak irade yok. Nedeni sizce en fazla yüzde 3-4 arasında olan oy oranı olabilir mi?

Yoksa devlet içindeki güçleri ve bağlantıları mı siyaseti tarikatlara karşı sus-pus yapıyor?

Tarikatların panzehiri laiklik Türkiye toplumu da laiklik bayrağını en yukarıya çıkaracağını söyleyen politik söylemi desteklemediği sürece, Türkiye, tarikatlarla yaşadığı karanlığı, zifiri karanlığa doğru çevirecek.

Related Posts