Kamil Tekerek
Kürt sorunu ile doğrudan ya da dolaylı ilgisi olduğunu düşündüğümüz gelişmeleri ele almak için son aylarda yaşanan bazı olayları saymak gerekecektir. Bunların hepsinde emperyalizmin dahlini ya da tuttuğu yeri görmezden gelmek bizi yanlış yollara götürmeye yol açmaktadır. Geçmişte de olduğu gibi…
Öncelikle Türkiye’de iç siyasete göz atarsak, seçim ve ittifaklar gündemini değerlendirmek doğru olacak. Burada Millet İttifakı ile HDP arasındaki adı konulmamış ittifak düzleminin dağıldığına dair bir emare bulunmuyor. Geçtiğimiz yıl Eylül ayında HDP tarafından yayınlanan “tutum belgesi”nde yer alan ve Millet İttifakı’na dışarıdan destek anlamına gelen çizgi, şu an için HDP’nin yönetim kademesi, cezaevindeki lideri Selahattin Demirtaş ve HDP zemininde siyasal çıkış arayan liberaller tarafından tamamıyla geçerliliğini korumaktadır.
AKP’NİN KÜRT MESELESİNDE ÇIKIŞ ARAYIŞI
Millet İttifakı ile gündeme gelen HDP ittifakı, AKP için bozulması gereken bir zemin. Çünkü bu durum eğer güçlenerek yol almaya devam ederse Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı zora girecek ve AKP’nin topluma “Millet iradesi” olarak lanse ettiği siyasal hat büyük yara alacaktır. Dolayısıyla AKP, Türkiye Kürtleri’ne dönük birden fazla aracı devreye sokmakta ya da sokmaya çalışmaktadır. Bunlardan birincisi, HDP ile PKK arasındaki bağa işaret ederek HDP üzerinden yükseltilen terör örgütü propagandasının Cumhur İttifakı’nın konsolidasyonunun sağlanması için kullanılmasıdır. İkincisi, Kürt seçmenin sandıktan uzaklaştırılma ve seçimlere yabancılaştırılması arayışıdır. Bunun için HDP’nin kapatılması bir sopa olarak hazırda tutulmaktadır. Üçüncüsü, Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile Kürt seçmenin seçimlerde tarafsız kalmasına dönük bir çağrının yaptırılmasıdır. Dördüncüsü, AKP’ye yandaş bir Kürt partisinin kurularak seçmeni kendi tarafına çekme arayışı olacaktır. Beşincisi, Nisan ayı başında devreye sokulan yeni seçim yasasıdır.
Bunlardan birinci ve beşincisine dair adımlar atılmış ve/veya atılmaya devam etmektedir. Diğerleri ile ilgili gelişmeleri zamanla göreceğiz. Cumhur İttifakı tarafından Meclis’ten geçirilen yeni seçim yasası –eğer ki seçimler zamanında yapılırsa- şimdilik bir oranda AKP’nin işine yarar bir tablo yaratmıştır. Burada üç parantez açmakta fayda bulunuyor.
- Yeni seçim yasası ve ittifak barajının yüzde 7’ye çekilmesi önümüzdeki seçimlerde HDP’ye olan akışın önünü kesmek ve HDP’nin oy potansyelini azaltmak için yapılmıştır. Baraj yüzde 10 seviyesinde olduğu zaman HDP’nin bundan istifade ederek yüksek oylar aldığını düşünen Cumhur İttifakı’nın planının birinci ayağı budur. Tutup tutmadığını ise zaman gösterecektir.
- Erken seçim olursa yeni seçim yasası geçerli olmayacağı için baraj yine yüzde 10 olacaktır. Türkiye’de düzen muhalefeti erken seçim istediğinden dolayı aslında yüzde 10 barajı konusunda bir kabulleniş mevcuttur.
- Yeni seçim yasası, ittifaklar içerisinde yer alan küçük partileri ittifakların oyunu bölen ve milletvekili sayısını azaltan bir pozisyona doğru ittirmiştir. Bu durum Millet İttifakı için reel bir sorundur. HDP’nin çevresine kümelenen reformist sol için, milletvekili elde etmenin yolu HDP listelerinden aday olmaktan geçmektedir. Bununla birlikte HDP zaten kendi bulunduğu alanın “çatı partisi” olduğunu söylemekte ve solu da şimdilik üstü kapalı bir şekilde kendilerinden bağımsız davranmamaya çağırmaktadır.
Parantezleri kapatarak devam edelim. Millet İttifakı, liberaller ve HDP tarafından kurulan ittifak zemini, AKP iktidarı döneminde başlatılan ve Kürt siyasi hareketinin İkinci Cumhuriyet’e eklemlenmesi sürecinin yeni bir halkası olarak ele alınmalıdır. Pratik olarak HDP’nin geleceği, AKP ya da sermaye devleti ile Kürt hareketinin ilişkileri vb… başlıkar da bunun türevi olarak değerlendirilmelidir. Bununla birlikte AKP açısından Kürt meselesi seçimlerde fırsata çevrilmeye çalışılan bir olgu olarak gündemde tutulmaya devam edecektir.
DIŞARIDA EMPERYALİZMLE DANS
Böylesi bir konjonktürde Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler yukarıda saydığımız başlıklar açısından da arka plan olma özelliği taşımaktadır.
İşin birkaç boyutu bulunuyor. Geçtiğimiz Nisan ayında başlatılan ve Kuzey Irak’ta PKK’nin bulunduğu bazı bölgelere dönük yürütülen Pençe Kilit askeri operasyonunu bu noktada öncelikle değerlendirmek gerekmektedir. Barzani yönetiminin de ortak olduğu bu operasyonun, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile Irak merkezi hükümeti arasındaki petrol gelirlerinin paylaşımı üzerinden yaşanan bir anlaşmazlığın üzerine gelmesi tesadüf değildir. Operasyon, Barzani yönetimi açısından merkezi hükümetle gerilimli bir dönemde Türkiye’yi yanına alarak güçlenme arayışına denk düşmektedir. Türkiye açısından ise operasyonun Irak Suriye sınırında yer alan Şengal bölgesinde egemenlik kurma arayışının öncüsü olduğu değerlendirmesi dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte iç siyaset açısından yapılan operasyon Cumhur İttifakı’nın tabanını konsolide etme arayışının bir ürünüdür.
Emperyalizmin saldırganlığının ve yayılmacılığının sonucu olarak parçalanan Irak’ta yaşanan bu son süreç yine emperyalizmin çıkarları ile çelişen bir rol oynamaktan ziyade, ABD’nin bu başlıklarda onayı ve/veya yönlendirmesi olabileceğini düşünmek gerekir. Bu bağlamda, diğer bir yandan Türkiye’nin Kandil üzerindeki basıncını arttırması ve Irak’ta Kürt meselesinde inisiyatif alması İran’ı rahatsız eden bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ek olarak, Barzani yönetiminin İsrail işbirlikçisi olduğunu ve operasyondan hemen önce Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret ettiğini düşünürsek, IKBY’nin verili pozisyonunun emperyalizmin çıkarlarının doğrudan vücut bulması olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Son olarak, Suriye’de yaşanan ve yaşanması olası gelişmeleri ele alalım. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarının temsilcileri tarafından dile getirilen Suriye’ye dönük yeni bir askeri operasyonun da, Irak’ta yaşananlardan bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Bu başlıktaki bir diğer parametre ise Ukrayna’da yaşananlar ve devamında Finlandiya ile İsveç’in NATO’ya üyelik başvurusudur.
AKP iktidarı bu başlığı da fırsata çevirmeye çalışmakta ve NATO’nun genişlemesine karşı olmadan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurusu üzerinden yürüttüğü pazarlığı Suriye sahasında avantaja çevirmeye uğraşmaktadır. Son tahlilde Suriye’nin PYD/YPG ile emperyalizm işbirliği, cihatçı örgütler ile emperyalizmin işbirliği, AKP iktidarı ve emperyalizmin işbirliğinin bileşkesi aracılığıyla bölünmesi de bir NATO projesidir. AKP hem iç siyasetteki taban konsolidasyonu açısından Suriye’ye dönük bir hamle yapacak hem de ABD’nin örtük onayını da alarak Suriye’deki barış arayışını daha da zora sokacak bir adım atacaktır.
Şimdi şu ana kadar ifade ettiklerimizin Kürt siyasi hareketi açısından bileşkesini alalım. Irak’ta Barzani yönetimi emperyalizmin en önemli işbirlikçisi olarak pozisyon alıyor. Suriye’de Kürt siyasi hareketi ABD ile askeri, siyasi işbirliği içerisinde. Türkiye’de HDP Millet İttifakı ile işbirliğini devam ettirmeye çalışırken, diğer taraftan liberaller ile büyük ittifak devam ediyor. AKP iktidarı ise ekonomik krizin göbeğinde iktidarını kaybetmemek için sonuna kadar Türk İslâm sentezine oynamaya ama bir diğer yandan ise emperyalizme yaranmaya çalışan bir yaklaşım sergilemektedir.
İç siyasette HDP üzerinden Kürt siyasi hareketi ile gerilimi canlı tutmaya çalışacak olan AKP iktidarının ne kadar başarıya ulaşacağı meçhul, AKP iktidarının NATO’cu karakteri de belli. Ancak bunun diğer tarafında ise Kürt hareketi cephesinden emperyalist kapitalist sisteme karşı bir çıkış, Irak ve Suriye’de anti-emperyalist, yurtsever bir direniş hattının örgütlenmesi gibi bir gündem bulunmuyor. Bu durumun kendisi bile Türkiye’de ve bölgede devrim mücadelesinin zayıf noktası olarak görülmeli.
Kürt sorununda çıkışın ve çözüm yolunun birinci adımı anti-emperyalist mücadelenin merkeze konulmasında geçiyor. Dolayısıyla, öncelikle silahların emperyalizme doğrultulması gerekiyor.

