Düzen muhalefetinde liberal eksen: HDP ittifakı

Dergi Dosya Sayı 22 (Aralık 2022)

Kamil Tekerek

LİBERAL SİYASET KENDİNE ALAN BULURKEN

HDP’nin merkezinde durduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Türkiye’nin liberalleri için bulunmaz nimet olduğu açıktır. Hatta doğrudan buranın şekillenmesini liberallere borçlu olduğunu söylemek de abartı sayılmamalıdır. Bu açıdan Türkiye’nin yakın tarihine hızlıca göz atmak yararlı olacaktır.

AKP’nin iktidarının ilk dönemlerinde en büyük desteği aldığı liberallerin adım adım AKP’nin karşısında bir pozisyona geçtiği biliniyor. Amacımız bunu çözümlemek değil. Liberal siyasete ve erbaplarına da siyasette büyük bir tutarlılık atfediyor değiliz. Dolayısıyla, AKP’nin temsil ettiği değerlerin, yani siyasal İslâm’ın, emperyalizm işbirlikçiliğinin, Cumhuriyet düşmanlığının ve sermaye düzenine dönük onulmaz bağlılığın hepsinin liberallerin düşünce ve eylem dünyalarında büyük bir yer tuttuğu bilinmektedir. Onların ortaya çıkardığı ideolojik koordinatlar AKP iktidarının tahakkümü açısıdan büyük olanaklar sağlamıştır. Örneğin bunun zirvesi 2010 referandumundaki “yetmez ama evet” pozisyonu olarak karşımıza çıkmıştır. 

Özgürlükler adı altında gericiliğin kutsanması, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, bırakınız satsınlar” şeklinde bir özelleştirmecilik, vesayet rejimi karşıtlığı adı altında yürütülen Cumhuriyet düşmanlığı, kapitalizme ve emperyalizme olan kopmaz bağlılık liberallerin temel özellikleriydi. AKP’nin bu başlıklar üzerinden yeni bir rejime doğru yelken açması Türkiye tarihi açısından önemli bir döneme denk gelmiştir. Bu dönemin özelliklerini saymak gerekirse, 1923 Cumhuriyeti’nin tasfiyesini, “Kemalizmin iktidardan düşmesi” diye kabaca ifade edebileceğimiz sürecin yaşanmasını, laikliğin ortadan kaldırılma girişimini ve ümmetçiliğin yükselişini, emperyalizme bağımlılık ilişkilerinin derinleşmesini, sermaye iktidarının tahakkümünü ve bunların bileşkesinde ortaya çıkan İkinci Cumhuriyet rejimini ifade etmek gerekmektedir.

AKP iktidarına büyük bel bağlayarak, demokrasi havariliğine soyunan liberaller AKP ile ihtilaflı pozisyona düşmeye başladıkça, kendilerine akacak yeni kanallar bulmaya başlamışlardır. Buradaki birinci kanal, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olması ile birlikte açılmış ya da yeni bir karakter kazanmıştır. Son tahlilde, yeni CHP, İkinci Cumhuriyet’in CHP’sidir; yeni rejimin ayaklarının üzerine doğrulduğu bir dönemde bu karakteri kazanmıştır. Eskinin sosyal demokratı denilebilecek CHP’nin liberal ideoloji ve siyasetle büyük bir karşıtlık içerisinde olmadığı zaten bilinen bir doğrudur. Bununla birlikte, bugün Millet İttifakı’nın merkezinde duran CHP’nin programı yeni rejimin tadilatı üzerine kurulu olup, liberallerin yaklaşımı ile karşıtlık ilişkisi içermemektedir.

Liberallerin akacağı ikinci kanal ise Kürt siyasi hareketi ile birlikte biçimlenmiştir. Geçmişte ideolojik olarak var olan alışveriş, bugün tam anlamıyla siyasi bir işbirliğine tahvil olmuştur. Bunun şekillendiği düzlemin İkinci Cumhuriyet adını verdiğimiz yeni rejim olması, bu odakların AKP iktidarına karşı ama rejimin özüne dokunmayan tutumları işbirliğinin zemini şekillendirmektedir.

KÜRT SİYASİ HAREKETİNİN LİBERALİZMLE DANSI

Geçmişten bugüne bakıldığında Kürt siyasi hareketinin liberalizme karşı büyük bir mücadele hattını temsil ettiğini söylemek zordur. Özellikle 1990’lı yıllar itibariyle yükselen kimlik siyaseti, burjuva demokrasisinden ve başta AB olmak üzere emperyalist cenahtan olan beklentiler, Kürt hareketini adım adım liberal siyasetin yanına doğru itmiştir. AKP iktidarı dönemindeki çerçeve ise özellikle HDP’nin ortaya çıkışı ile birlikte Kürt siyasi hareketinin İkinci Cumhuriyet’e eklemlenmesi olarak tarif edilmelidir. Pratik sonucu ise bugün adlı adınca Emek ve Özgürlük İttifakı’nda cisimleşen liberal ve Kürt ulusalcısı sentezde cisimleşmektedir.

AKP iktidarı dönemindeki bu dönüşüm sürecinin birkaç önemli noktasına işaret etmek gerekirse şunları ifade etmek gerekecektir.

1-) Daha önce de ifade ettik. Siyasal İslâmcı AKP iktidarının Türkiye projeksiyonunda yer alan “vesayete ve ceberrut devlete karşı” mücadele denilen şey adlı adınca Cumhuriyet’in tasfiyesi idi ve liberal ideolojiden köken almaktaydı. Bu çizgi objektif olarak Kürt siyasi hareketine uzak değildi ve “Cumhuriyet ve Kemalizm düşmanlığı” bağlamında karşılık bulmuştur. Bu noktada iki pratik sonucu hatırlatmak gerekir. Bunlardan birincisi, Ergenekon operasyonları döneminde Kürt siyasi hareketinin pozisyonudur. İkincisi ise, 2010 referandumundaki boykot tutumudur.

2-) Kürt sorununun sermaye düzeni içinde ya da emperyalizmin çizdiği çerçevede çözümü yoktur. Daha doğrusu bu düzenin Kürt sorununu çözme potansiyeli bulunmamaktadır. 20 yıllık AKP iktidarında bu bağlamda ortaya çıkan tablo, “çözüm süreçlerinin” neye, nasıl hizmet ettiğini açık bir şekilde göstermiştir. Ancak bu noktada, liberallerin “Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de demokrasi sorununun çözülemeyeceği” yönündeki önermesinin ne anlama geldiğini sorgulamak gerekir. Bu yaklaşım her dönem liberaller ile Kürt siyasi hareketinin işbirliği zeminini oluşturan temel argümanlardan birisi olmuştur. Türkiye’de solun bir kesiminin bu söylemin peşinden gitmesi de ayrı bir gerçek olarak karşımızdadır.

3-) Bu iki başlığın sentezinde ortaya çıkan tablo ise liberal ve Kürt ulusalcısı bir sentezlenmedir. Kürt sorununun bir emek sorunu olması geri plana itilmekte ve statü talebi merkeze yerleşerek liberal siyaset için alan açılmaktadır. Kabaca sıralamak gerekirse bu sentezin oluşum basamaklarında,  ulusal sorunun emperyalizmin belirleyiciliği altına girmesi – kimlik siyaseti ve sivil toplumculuğun yükselişi – Avrupa Birliği’nden “demokrasi” beklentisi – Demokratik Cumhuriyet tezinin ortaya atılması ve bunun siyasal sonuçları – yeni rejim düzlemindeki statü arayışı – yeni rejimin restorasyonu bağlamındaki düzen muhalefeti karakterinin kazanılması gibi ana başlıkları saymak yerinde olacaktır.

HDP’NİN İTTİFAKLAR ZEMİNİ VE MİLLET İTTİFAKI

Yukarıda çizdiğimiz çerçeve HDP’nin ittifaklar zemininin ana yönelimini ve gıdasını oluşturuyor. Bununla birlikte HDP’nin merkezinde durduğu ittifaklar zincirinin birkaç düzlemi olduğunu açıktır. Bu noktada öncelikle HDP’nin kuruluşunun AKP ile yürütülen “çözüm süreci”nin parçası olduğunu, Türkiye sermaye sınıfı ve sermaye devleti açısından da bunun zamanında önemli bir parametre olarak değerlendirildiğini ele almak gerekiyor.

Köprünün altından çok sular aktı. Türkiye’de HDP’nin kurulduğu dönemden itibaren çokça siyasi gelişme yaşandı bunlar açık. Devamında bugün gelinen noktada HDP’nin gerek hareket alanını şekillendirmesi gerekse düzenin restorasyonu sürecinde yer alması için geçmişten bugüne devam eden ittifaklar zincirini en ileri zeminde kurmaya çalıştığı bilinmelidir.

Millet İttifakı’nın bulunduğu zeminin sağ bir eksende kurulduğu artık herkesin malumu olsa gerek. Böylesi bir dönemde HDP’nin ve liberallerin merkezinde durduğu ittifaklar zemininin Millet İttifakı’nın solu olarak lanse edilerek cephenin genişletilmeye çalışılması ise çok da yeni bir olgu değil. Bunun pratik sonucu ise HDP’nin Millet İttifakı’na dışarıdan destek veren bir zeminde siyaset yapması olarak karşımızdadır. Geçtiğimiz yıl HDP’nin yayınladığı tutum belgesindeki pozisyonunun güncelliğini koruduğu bugün partinin temsilcileri tarafından dile getiriliyor. Hatırlamak gerekirse, tutum belgesinde şu şekilde bir pozisyon tarif edilmekteydi:

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkesel buluşmaların gerçekleşmesi, HDP seçmenlerinin ülkenin geleceğinde anahtar bir role sahip olmaları nedeniyle günceldir. İster HDP’li isterse başka bir aday olsun, isimler yerine ilkelerin ve yöntemlerin tartışılmasının gerekli olduğu inancındayız. Çünkü demokratik dönüşüm şahıslar aracılığıyla değil, ilkeler ve yöntemler üzerinde müzakere ve mutabakat yoluyla gerçekleşebilir. Seçilecek Cumhurbaşkanı da rolünü ve işlevini ancak bu zeminde doğru bir şekilde yerine getirebilir.”

AKP iktidarının Millet İttifakı’nı parçalamak için HDP ile kurulan ilişkileri bir enstrüman olarak kullanmasını ve HDP’nin Millet İttifakı ile yaşadığı pürüzleri şimdilik bir yana bırakalım. İşin özünde Türkiye sermayesinin ve düzenin kendi ihtiyaçları doğrultusunda attığı bir dizi adım bulunuyor. Liberaller bugün bu adımları temsilcisi ve özellikle HDP’nin siyasal alanı içerisinde örgütleyici duruma gelmişlerdir. Geçtiğimiz yaz aylarında yapılan son HDP kongresinde belirlenen danışma kurulunda Gençay Gürsoy, Ali Bayramoğlu, Mehmet Altan ve Hasan Cemal gibi isimlerin bulunması bunun göstergesidir.

HDP’NİN ÇOKLU İTTİFAKLAR ZİNCİRİ: HDK, EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI, “KÜRDİSTANİ” PARTİLER

Millet İttifakı’nın sol kanadı pozisyonuna yerleşmeye çalışarak buradan düzlem oluşturmaya ya da Türkiye toplumuna dönük sol mesaj vermeye çalışan HDP açısından öne alınan başlıklardan bir tanesi Türkiye solundan çıkan ya da reformist sol eksene yerleşen oluşumlar ile yürütülen mesai oluyor. Bunun üç tane pratik sonucunun mevcut olduğunu ifade etmek gerekmektedir. 

Birincisi, geçmişten bugüne HDK çatısı altında varlığını devam ettiren bir dizi oluşumun verili pozisyonlarını HDP çatısı altında korumaya devam etmeleridir.

İkincisi, Türkiye solundan HDP’nin yörüngesine girerek bunu yeni bir ittifak zemininde tarif etmeye çalışan öznelerin varlığı ve bunun sonucunda ortaya çıkan Emek ve Özgürlük İttifakı’dır.

Üçüncüsü, burada saymış olduğumuz reformist sol oluşumlar ile HDP arasında ilkesel bir birlikten ziyade yüksek düzeyde pragmatik bir ilişkinin olması ve işin özünün milletvekili pazarlıklarına dayanmasıdır. Büyük kütlenin küçük kütleyi çektiği düşünüldüğünde HDP ile ilişkiye giren küçük öznelerin başkalaşmaması mümkün değildir ve bu yön yukarıda da açık bir şekilde ifade ettiğimiz üzere liberalizme doğru olmaktadır. 

Örnek vermek gerekirse, solun en temel ilkesel başlıkları olan laiklik, emperyalizm karşıtlığı ve sosyalizm mücadelesine dönük girdiler, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kuruluş bildirgesinde bir bütün olarak ve neredeyse hiç yer bulamamıştır. Emek gündemine dair yapılan girdiler ise düzenin restorasyon programının ötesinde bir karaktere sahip değildir. Dolayısıyla, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın programı sol bir program olmaktan ziyade asgari düzeydeki bir demokrasi programıdır. Aslında ortada çok da yeni bir şey olmadığını ifade edebiliriz. Kürt siyasi hareketinin ve liberallerin merkezinde durduğu onlarca platformda buna benzer satırlar son yirmi yıl içerisinde çokça yazılmıştır: 

“Ekonomiden siyasete birçok alanda Cumhur İttifakı’nın yarattığı yıkımı durdurmak, tek adam yönetimini sonlandırmak, halkın çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek, demokratik hak ve özgürlükler temelinde bir değişim ve dönüşümün gerçekleşmesini sağlamak önümüzdeki dönemin acil görevidir. 

Bu değişim ve dönüşümün yaşanabilmesi için emekten, barıştan, demokrasiden yana güçlerin ortak ve birleşik mücadeleyi güçlendirmesi ve kararlı bir şekilde sürdürmesi büyük önem taşıyor. Bu birlik ve mücadele, yeni dönemin belirleyici ve etkin bir gücü de olmak zorundadır. Halkın beklentisi ve talebi de bu yöndedir. 

Verilecek ortak mücadele, takınılacak güçlü ve kararlı tutum, halkın acil ekonomik taleplerinin elde edilmesi ve demokratikleşme yolunda adımlar atılmasını sağlayacak bir yürüyüş olacaktır. 

Bu yürüyüşün uğrak yerlerinden biri olan seçimler Türkiye için kritik bir anlam taşımaktadır.”

Dolayısıyla Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ideolojisi liberalizmden, siyaseti HDP’den, programı da Millet İttifakı’ndan geliyor desek çok da yanlış olmayacaktır. HDP’nin ve Kürt hareketinin sermaye ile olan ilişkileri, emperyalizme olan bakışları bellidir. Merkezinde statü talebi bulunmaktadır. Ulusal çıkarlar adına, Said-i Nursi anmalarında olduğu gibi seküler değerlerinden vazgeçme potansiyeline de sahip olan HDP’nin sol partiler ile kurduğu ittifakın özeti biraz da bu şekildedir.

HDP’nin bir diğer ittifak zemini, kendilerinin deyimiyle “Kürdistani partiler” olarak tanımlanan Türkiye’deki bir dizi ulusalcı Kürt partisi ile oluşacaktır. Buradaki mantık, batıda solcularla doğuda ise Kürt ulusalcısı oluşumlar ile mesai yürüterek HDP’nin soldan sağa tüm özneler üzerindeki çatı partisi vasfını korumaya çalışmasıdır. Bu bağlamda Demokratik Bölgeler Partisi, Devrimci Demokrat Kürt Derneği (DDKD), İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA), Kürdistan Komünist Partisi (KKP), Kürt Demokratlar Platformu (PDK-Bakur), Kürdistan Demokrat Partisi-Türkiye (KDP-T) ve Azadî Partisi ile yan yana gelen HDP’nin bu özneler ile kurduğu ilişkinin özü Kürt ulusalcılığıdır.

BUNUN ADI HDP’NİN “MİLLET İTTİFAKI”

Hâl böyle olunca ortada Millet İttifakı’nın bir türevinin oluştuğunu görüyoruz. AKP’nin içinden çıkan Gelecek ve DEVA Partileri ile AKP’nin içinden çıktığı Saadet Partisi’ne uzanan, faşist MHP’den çıkan İyi Parti ve sağcı Demokrat Parti’nin bileşkesine oturan Millet İttifakı’nın bir benzerinin farklı bir düzlemde HDP eliyle şekillendiği ortadadır. Yeri geldiğinde TÜSİAD’ı ziyaret eden, yetmez ama evetçileri bünyesinde barındıran, ulusallık gündeme gelince emperyalizmin çizdiği çerçeveye ya da İslâmcılığa tamam diyebilen bir siyasi hareketin kurduğu “emek ve özgürlük ittifakı”nın ayakları havada görünmektedir.

Tekrar etmekte yarar bulunuyor. Bugün düzenin restorasyon çizgisine “soldan müdahale” etmek adına HDP’nin soluna yerleşerek hesap yapanları ilkelerinden vazgeçmek ve liberalizme teslim olmak dışında başka bir seçenek beklememektedir.

HDP’de cisimleşen liberal ve ulusalcı sentezin, Türkiye siyasetinin tamamen sağa yatmış olan eksenini sola doğru oynatması ise çok mümkün değildir. Düzenin taşlarını yerinden oynatmak için ilkeli ve sağlam bir sol programın ortaya konulması, bağımsız sosyalist bir hattın inşası ve örgütlü işçi sınıfı mücadelesinin büyütülmesi gerektiği bugün en açık gerçektir. 

Related Posts