Yeliz Toy
Eğitimci, Laiklik Meclisi Üyesi
“Bizim gördüğümüz en büyük hastalık…, eski batakçı, çiftçi ağası ve elinden gelse teneffüs ettiğimiz havayı ticaret metası yapmaya yeltenen gözü doymaz, vurguncu tüccar ve bütün bu sıkıntıları politika ihtirasları için büyük fırsat sanan, hangi yabancı millete çalıştığı belli olmayan birkaç politikacı büyük bir milletin bütün hayatına küstah bir surette kundak koymaya çalışmaktadır”
Bu sözler İsmet İnönü’ye aittir. 1937’de laikliğin anayasaya girmesi ve 74. Madde ile toprağın kamulaştırılmasından rahatsız olanlara karşı Meclis’de yaptığı konuşmadan alınmıştır.
İsmet İnönü’nün deyimiyle “düyük devrimler dönemi kapanmıştır”
İnönü’nün o gün “hangi yabancı millete çalıştığı belli olmayan” diye işaret ettiği karşı devrim sözcüleri bugün tüm kuşatmayı “yerli ve milli”lik üzerine kurgulamışlardır. O yıllarda başlayan Karşı Devrim sürecinden 83 yıl sonra tam da Cumhuriyetin 100. yılında tarikat ve cemaatler eliyle öğrencilerimizi, okullarımızı teslim almışlardır.
Aynı Meclis, 2023 yılının son günlerinde 100 yıllık Cumhuriyetin bir bakanının, Milli Eğitim Bakanı’nın tarikat ve cemaatlerle ortaklığa devam edecekleri suç itirafına da şahit olmuştur.
Laik Cumhuriyetin 100. Yılında hesaplaşmanın tüm kini ve dönüştürmenin tüm araçlarıyla en çok saldırıya uğrayan eğitim alanı, Bakan Tekin’in sözleriyle sadece bir itirafa değil gelecek karanlık günlere de işaret etmektedir.
Özellikle 80 darbesiyle birlikte zorunlu din dersleri, AKP iktidarıyla hayata geçirilen 4+4+4 eğitim modeli, gerici-ümmetçi müfredat, seçmeli din dersi dayatması, İmam Hatip Okullarının orta kısmının açılması, proje adı altında okulların nitelikli-niteliksiz olarak ayrılması, 2013 yılında Kuran Kurslarına gitme yaş sınırlamasının kaldırılması, Kuran Eğitim ve Öğretimine yönelik kurslar ile Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliğinde değişiklik ile hayalini kurdukları Sıbyan Mektebi ve medreselerin önü açılmış neredeyse tüm eğitim ve öğretim cemaatlere devredilmeye çalışılmıştır.
Tarikat-cemaatleri holdingleştiren iktidar, onlara alan açmak için tüm yol taşlarını döşemiş, 20 bin civarında köy okulunu kapatmıştır. 2002 ile 2022 arasında yatılı okul sayısı yüzde 40, öğrenci sayısı yüzde 80 azalmıştır.
Okul öncesinden yükseköğretime milyonlarca öğrenci eğitime erişebilmek için AKP’nin kurduğu “dernek” adı altındaki cemaatler zincirindeki sisteme mahkum edilmiştir. Okul öncesi eğitimi için kaldırıldığı ilan edilen katkı payı geçici bir seçim vaadi olarak kullanılmış, seçimden hemen sonra tekrar hayata geçirilerek yoksul emekçi aileleri çocuklarını okuldan almaya ve paralel medrese modeliyle cemaatlere mecbur etmiştir. Bugün 4-6 yaş Kuran Kursu sayısı hızla çoğalmakta ve devlet eliyle desteklenerek verilen teşviklerle okul öncesi eğitim kurumlarının önüne geçmektedir.
Yükseköğretimdeki öğrenciler barınma sorunuyla karşı karşıya bırakılmıştır. Örgün eğitimdeki her 8 öğrenciden ancak 1’ine yurt kontenjanı düştüğü hesap edildiğinde dinci yapıların yurtlarına mecbur olan öğrenci sayısının büyüklüğü, tehlikenin de büyüklüğünü gösterecektir. Öğrenci Sendikası Barınma Raporuna göre Türkiye’de 3 bin 331 tarikat yurdu bulunduğu kayıtlara geçmiştir.
Eğitimi en önemli ideolojik araç olarak gören iktidar, açtığı ve öğrencileri kayıt olmak zorunda bıraktığı İmam Hatip okulları bir yana kalan tüm okulları da özellikle müfredatlar ve gerici uygulamalar yoluyla İmam Hatipleştirmiştir.
2023-2024 Eğitim-Öğretim Yılı, Talim Terbiye Kurulu’nun değiştirdiği haftalık ders çizelgesi ile başlamış; zorunlu din derslerinin yanında zorunlu seçmeli din dersleri de hayata geçirilmiştir. Bugün tüm ortaokullarda zorunlu din dersinin yanında 2 saat de seçmeli adı altında zorunlu seçmeli din dersleri okutulmaktadır. Liselerde 2. Yabancı Dil zorunlu olmaktan çıkarılmış, yerini din dersleri almıştır.
2 yıl Hafızlık Eğitimi adı altında öğrencilere örgün eğitimden ayrılma hakkı verilmiş, ortaokullarda 18 saat Arapça dersinin önü açılmıştır.
2018’de ilan edilen 2023 Eğitim Vizyon belgesinin tüm gerici, piyasacı hedefleri gerçekleşmiştir.
Bunların başında “Meslek lisesi memleket meselesi” dedikleri öğrencileri sermayeye ucuz işgücü yapma ve patronları besleme adımı MESEM’ler, bu gerici ve piyasacı politikalara karşı koyacak direnci örgütleyecek öğretmenleri teknisyene dönüştüren, ayrıştıran model “Öğretmenlik Meslek Kanunu” ile hayata geçirilmiştir.
Cumhuriyet ve laiklik düşmanı hezeyanların en büyüğü, laik eğitime en kapsamlı saldırı olarak görülmesi gereken, ÇEDES ile okullara din görevlileri atanırken 2023 Eğitim Vizyon Belgesi’nin temel amacı olan ifade ÇEDES projesinin de amacında yer almıştır. Mektep-medrese ikilemini yaratan iktidar, böylece mektep tanımı içinde yer alabilecek tüm okul kademelerinde medrese eğitimine başlamıştır.Bu çerçevede İzmir, Eskişehir, Kırklareli ve Aydın’da atamaları yapılan din görevlilerinin yanı sıra tüm illerde “Değerler eğitimi” adı altında Diyanet görevlileri tarafından medrese eğitimleri verilmektedir.
“Çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış ve bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, nitelikli ve ahlaklı bireyler yetiştirmektir.”
2023 Eğitim Vizyon Belgesi ve ÇEDES’in ortak amacı olan bu ifadeler ve uygulamalar, MEB’in bilimi, bilimsel eğitimi, laikliği tamamen tasfiye ettiğini, bilimsel-eleştirel eğitimin yerini Gazalici anlayışa terk ettiğini, kalp ve ahlak eğitimini de en büyük cemaat olan Diyanet İşleri’nin din görevlileri ile yapacağını ortaya koymuştur.
Anayasaya, yasa ve yönetmeliklere aykırı tüm bu uygulamalar hayata geçirilirken bilim yerine din ve teokrasi, alanında uzman psikolojik danışman ve rehber öğretmenler yerine “Manevi Rehberler- Manevi Danışmanlar”, öğretmenler yerine din görevlileri Yeni Türkiye Yüz Yılında yerini almıştır.
Bakan Tekin’in itiraf ettiği protokollerden bazıları:
Dersimi Camide Yapıyorum, İyilik Okulu, Değerler Eğitimi, Medeniyet ve Değerler, Mescitsiz Okul Kalmasın protokolleridir.
Sayıları 2706’yı bulan protokollerle başta TÜGVA, Ensar, İlim Yayma Cemiyeti, TÜRGEV, İHH olmak üzere sözde dernek ve vakıflar örümcek ağı gibi tüm okulları sarmıştır.
Bu dinci yapılarla protokollere devam edeceğini ilan eden Bakan Tekin’in geçmişine bakıldığında ise 2013 yılında kurulan Cihannüma Derneği’nin kurucu genel başkanı olduğu görülmekte ve bu derneğin Nur Cemaatiyle ilişkisi bilinmektedir.
FETÖ’ den boşalan alanın yine cemaatler eliyle ve onların temsilcileriyle benzer cemaat yapılanmalarıyla doldurulduğu sözde derneklerin 2013’teki ayrışmadan sonra başka isimlerle eğitim alanını kuşattığı yaşanan en somut gerçektir.
Cemaat (Dernek), Tarikat (Vakıf), Nazır (Bakan) ilişkisi, Laik Türkiye Cumhuriyeti ile karşı devrim cephesinin hesaplaştığı ve meclis çatısı altında itirafının yapıldığı resimdir.
Hatta Gülen cemaati yapılanmasından bir adım daha ileri gidilmiş, FETÖ’nün özel okulları kapsayan okul projeleri resmi tüm devlet okullarına yayılmıştır.
“… Birkaç politikacı büyük bir milletin bütün hayatına küstah bir surette kundak koymaya çalışmaktadır”
Ve bugün, bu birkaç politikacıya eşlik eden holdingleşmiş tarikatlar, büyük sermayedarlar ile “Kindar ve Dindar” bir nesil vardır.

