Erkin Öztok
2008 kriziyle başlayan süreç ve sonrasında özellikle Batı’da devam eden durgunluk emperyalist sistem içerisinde hoşnutsuzluğu ve yeni aranışları artırdı. Buna eşlik eden, işçi sınıfındaki, özellikle genç işçi/işsizlerdeki geleceksizlik, yoksullaşma, siyaset kurumlarına güvensizlik yeni aranışların devreye girmesine sebep oldu. Emperyalizm 2008 krizine yol açan sebepleri tümüyle ortadan kaldırmayı başaramazken, yeni bir birikim modeli de sunamadı. En büyük örneği Çin olan ekonomiler uluslararası ekonomide hızla yükselişe geçerek, daha büyük alan kaplar hale geldi. Batı için ise en iyimser senaryolar gerilemeyi yavaşlatmak oldu. Bunun maliyeti ise işçi sınıfının sırtına yüklendi. En zengin kesim sürekli aldığı payı artırırken, işçi sınıfına daha fazla yoksullaşma düştü. “Orta sınıflar” ise daha fazla borç batağının içine sürüklendi. Emperyalizmin sunamadığı yeni birikim modeli, sürecin geniş kitlelerin sırtına yıkılmasıyla sonuçlandı. Diğer taraftan artan göçmen işgücü, reel ücretlerin baskılanmasının aracı haline geldi.
Bu durum bir taraftan üretimin emperyalist merkezlere geri çekilmesi, yabancı düşmanlığı, daha saldırgan politikalarla radikal sağı güçlendirdi. En bariz örneğini Trump’ta gösteren bu yükseliş son süreçte duraksadı, bazı örneklerde gerileme yaşadı. Diğer taraftan geniş emekçi kitlelerde yoksullaşmaya ve geleceksizliğe karşı kamucu/solcu aranışlar güç kazandı. Hem sosyalist solun hem de sosyal demokrasinin en güçsüz olduğu dönemlerden birinde yaşanan bu aranış, kapitalizmin daha sosyal devlet formunu destekleyen, sosyal demokrasinin güncel versiyonu denilebilecek öznelere kanalize oldu. Geleneksel sosyal demokrasi ile Keynesçiliğin daha fazla popülizm ve kimlikçilikle desteklendiği bir ideolojik formasyon yaratan bu unsurlar görüşlerini açıklamak için ‘Demokratik Sosyalizm’ tanımlamasını tercih etti.
Koronavirüsle birlikte yaşanan kapanma dönemleri, üretimin yavaşlaması, dönem dönem hizmet sektörünün durma noktasına gelmesi ise, bir taraftan işsizliği arttırdı diğer taraftan ücretlerin baskılanması sonucunu verdi. Emekçi sınıflar gelirlerinde radikal düşüşler yaşarken, büyük şirketler hem kârlarını hem de servetlerini hiçbir dönemde olmadığı kadar artırdı. Sadece salgının ilk 4 aylık döneminde dolar milyarderlerinin serveti %27,5 arttı. Emekçi sınıfların yoksullaşması, diğer taraftan da kapitalistlerin hızlı servet artışı, emekçi sınıflarda huzursuzluğun artmasına sebep oldu.
BATI’DA SİYASETSİZLEŞME VE KİMLİKÇİLİK
Fakat ortada yaklaşık 40 yıl süren bir siyasetsizleşme, düzen dışı unsurların ideolojik olarak, yer yer de fiziksel olarak baskılandığı bir tablo var. Emekçi kitlelerin tepkileri ise parçalı ve yeni bir düzen tahayyülü olmadan, deyim yerindeyse sadece tepkisellik olarak ortaya çıktı. Bu tepkisellik kendisini şimdilik ‘Demokratik Sosyalizm’ diye ifade ettiğimiz öznelerde ifade etmeye başladı.
GENÇ İŞSİZLİK VE GELECEKSİZLİĞİN ROLÜ, GELİŞEN EKONOMİLERİN BASKISI, SANAYİ 4.0’IN YAYDIĞI KORKU
Emperyalist merkezleri son dönemde koronavirüs kaynaklı dalgalanmaların da en etkisiyle en çok zorlayan başlık genç işsizlik oldu. ABD’de %5’lerde seyreden işsizlik, konu genç işsizliğe gelince %10 civarında seyretmekte. Koronavirüsün etkilerinin yoğun yaşandığı 2020’nin 2. ve 3. çeyreğinde ise bu rakamlar sırasıyla %15 ve %30’lara yaklaştı. İngiltere’de ise %5’lerde seyreden genel işsizlik, gençlerde %12-13 civarında seyretmekte. İngiltere’de ABD’den farklı olarak 2020’nin 2. ve 3. çeyreğinde genel işsizlik %4’ten %5’e çıktı, fakat gençlikte koronavirüsün işgücüne etkisi daha yüksek hissedildi. %11-12 arasında seyreden genç işsizlik hızla %15’lere tırmandı. Şu sıralar ise %13 civarında seyretmekte. Yine son dönemde Syriza, Podemos gibi popülist sol hareketlerin güç kazandığı, iktidara gelebildiği Yunanistan, İspanya, İtalya gibi AB’nin Akdeniz ülkelerinde ise genel işsizlik %15 civarında seyrederken, genç işsizlik %30-35 bandının altına inmemekte. Koronavirüsün etkisiyle genç işsizlik bu ülkelerde %50 rakamını zorladı.
Gençlerdeki bu yoğun işsizliğin üzerine binen ciddi eğitim borçları -ortalama bir ABD’li üniversite mezunu için 100 bin dolara yakın borç yükünden söz edilmekte- gençliği daha fazla geleceksizliğe ve karamsar düşünmeye itmekte. ABD’de ilk defa, yeni kuşağın bir önceki kuşaklardan daha avantajsız şekilde hayata atıldığı pek çok veriyle bariz durumda. ABD’de Sanders’ın seçim kampanyasında da gençlerin ekonomik durumunu düzeltmeye dönük söylem ve öneriler öne çıktı. Sanders İkinci Dünya Savaşı sonrası 70’lere kadar süren ekonomik büyüme -boom- dönemine atıf yaparak, “50 yıl önce biz böyle değildik, çok daha rahat okuduk, okullar ücretsizdi” gibi söylemleri öne çıkardı. İngiltere’de Corbyn’in söylemlerinde de gençliğe dönük talepler ön plandaydı.
Bu ülkelerde işçi sınıfının üzerinde bir diğer baskıyı ise gelişen ekonomilerin etkisi oluşturmakta. Hızlı büyümesini devam ettiren Çin gibi gelişen ekonomiler, uzun süredir neredeyse büyümeyen AB ekonomileri ile düşük büyüme rakamına sahip ABD ekonomisinin, genel içindeki payını düşürmekte. Bu ülkelerde üretimin daha ucuza gerçekleştirilebilmesinin başı çektiği pek çok sebep, reel sektörlerin ciddi kısmının bu ülkelere kaymasına sebep oldu. Bu sektörlerden kaynaklı istihdam ise Batı ülkelerinde düşmüş durumda. Hem ekonomide hem de üretimde yaşanan bu kayıplar Batı ülkelerinin genç işçilerinde ciddi bir geleceksizlik yaratmakta. İşgücü talebindeki azalma, doğalında en çok gençliği etkilemekte. Bunların üstüne binen, hızlı nüfus artışına sahip gelişmekte olan ülkelerden gelen yoğun göçmen işgücü akımı ise işgücü üzerindeki ücret baskısını, üretimin bu ülkelere kaymasıyla birlikte ciddi miktarda etkiliyor. Batının gençleri hayata; yüksek borçlarla, ciddi bir geleceksizlikle ve eğer bulabilmesi durumunda ise düşük ücretli işlerle atılmakta.
Batının genç işgücü için bütün bu karamsar tablonun üzerine, Sanayi 4.0, yapay zekânın üretimde daha yoğun kullanılması, robotlar, nesnelerin interneti gibi kavramlarla işgücüne ihtiyacı azaltacağı iddiası eklenmekte. Artan teknoloji kullanımının, üretimde işgücüne olan talebi azaltacağı, neredeyse yok edeceği iddiası yeni bir iddia değil. Fakat günümüzün internet ağırlıklı teknolojilerinin üretimde daha fazla kullanılması bu iddianın daha fazla dillendirilmesine sebep olmakta. Zaten diğer faktörlerle umutsuzluğa itilmiş olan genç işçiler, daha karamsar bir gelecek görmekte. ‘Demokratik Sosyalizm’ ismiyle kendini ifade eden yeni sosyal demokratlar, vatandaşlık maaşı vb. taleplerin sözcülüğünü yaparak, geleneksel düzen içi siyasetlere göre gençler üzerinde daha fazla etki göstermekte. Fakat bu talepler, sistemin doğasını, üretim araçlarının mülkiyetini sorgulamadığı sürece, halka ancak yaşamını sürdürebileceği bir yoksulluk dışında bir şey sunmamakta.
SAĞIN YÜKSELİŞİNE KARŞI SOL BİRLİK SAFSATASI BU SEFER DEMOKRATİK SOSYALİZMDE KENDİNE YER BULDU
Yükselen faşizm heyulası üzerinden düzenin sol unsurları, sağın yükselişine karşı tekrar sol birlik depolitizasyonuna başvurmuş durumda. Sosyalist/komünist hareketin çok zayıf durumda olduğu bu ülkelerde bu önerme kitlelerde daha kolay karşılık bulmakta. Solun ve kimlikçi hareketlerin çeşitli kesimlerini kapsayabilen, popülist söylemleriyle ‘Demokratik Sosyalizm’ bu sağ yükselişe karşı sol birlik söyleminin merkezi olmuş durumda.
ABD’de radikal sağın yükselişine karşı birlik tezi daha da ileri giderek daha az sağcı politikacıları desteklemeye kadar varmış durumda. Son iki seçimde Sanders ve müttefikleri, öncelikle Ortadoğu’yu kana bulamayı ajandasının ilk sıralarına yazan Hillary Clinton’ı, son seçimde ise geleneksel liberal sağcı Joe Biden’ı başkanlık yarışında aktif şekilde desteklediler.
CORBYN: SOSYAL ADALET, TUTARSIZLIK, TASFİYE
‘Demokratik Sosyalizm’ olarak ifade edilen popülist sol görüşün incelediğimiz iki örneğinden ilki İngiltere’den Jeremy Corbyn. 2015-2020 arası İşçi Partisi lideri olan Corbyn sosyal adalete dönük talepler, Brexit üzerinde ve uluslararası politikada kararsız tutumuyla öne çıktı. 12 Aralık 2019 seçimleri öncesi manifestosunda; Demiryolu ve posta idaresi ile su ve enerji şirketlerinin kamulaştırılması, British Telecom’un kısmen kamulaştırılmasıyla tüm konutlara ve iş yerlerine bedava internet hizmeti verilmesi, asgari ücretin yükseltilmesi, daha fazla kazanandan daha fazla vergi alınması, üniversite harçlarının kaldırılması, 1 milyon istihdam, haftalık çalışma süresinin 32 saate indirilmesi gibi talepler öne çıktı. Bu taleplerden de görüldüğü üzere sosyal adalet, gençlere dönük talepler Corbyn’in siyasetinde önemli yer tuttu. Nitekim gençler içinde desteği de dönem dönem %70’lerin üzerine çıktı. Uzun süre sonra İşçi Partisi’nin başına sol söylemleri bulunan bir başkan olarak gelmesiyle de solun farklı kesimlerini etrafında topladı. Fakat söylem düzeyinde de olsa sosyal adalete dönük daha radikal çıkışları, İngiltere’nin dış politikasına yönelik söylemlerine yansımadı. Suriye’ye dönük saldırganlığın görüşüldüğü meclis oturumunda milletvekillerini serbest bıraktı. Brexit’e ilişkin net bir söylemde bulunmadı. Görüşleri ağırlıklı olarak AB’nin içinde kalarak daha yaşanabilir bir düzeni savunmak oldu. 2008 krizi ve sonrasında göçmen krizinde başarılı sınav veremeyen AB’ye dönük İngiliz toplumunda oluşan tepkiler, sonuç olarak Corbyn’i de negatif etkiledi. İlk döneminde Jhonson’a karşı güç kazansa da 2019 seçimlerinde İşçi Partisi’nin tarihindeki en ağır yenilgilerden birini aldı.
İngiltere’nin sağcı siyasi atmosferi hızla Corbyn’i ve çevresini partiden silmeye girişti. Bu tasfiye operasyonuna örgütlü ve siyasal bir karşı çıkış gerçekleştiremeyen Corbyn ile müttefikleri partiden ihraç edildi. İhraç edilmesine ise İsrail’i savunmaması üzerinden yapılan Antisemitizm suçlaması sebep oldu. İngiltere siyasetinde solculara dönük sıkça kullanılan Antisemitizm suçlaması, politik hattı muğlâk ‘Demokratik Sosyalizm’ ekibinin de başını yedi.
SANDERS: KAYNAYAN ABD TOPLUMUNA ‘DEMOKRATİK SOSYALİST’ SEÇENEK
‘Demokratik Sosyalizm’ olarak ifade edilen popülist sol görüşün incelediğimiz ikinci örneği ise emperyalizmin merkezi ABD’den Bernie Sanders. ABD uzun süredir dünya ekonomisi içindeki payında gerileme yaşıyor. Diğer taraftan etkisi altındaki ülkeleri bir bir Çin ve diğer yeni yükselen güçlere kaptırıyor. Bunların sonucu özellikle gençlerde refah seviyesinin gerileme yaşaması oldu. Wall Street’i işgal et, Black Lives Matter gibi eylemlerle bu tepkiler sokağa da taşmış durumda. Geleneksel iki partili ABD siyaseti toplumdaki huzursuzluğu kapsamakta sorun yaşıyor. Bunların sonucu olarak, kendini ‘Demokratik Sosyalist’ olarak tanımlayan Bernie Sanders son iki seçimde Demokrat Parti içindeki başkanlık yarışında ciddi bir aday olmayı başardı. Gençlere ve kimlik siyasetlerine yönelen politikasıyla bu kesimlerde ciddi bir karşılık bulmuş durumda. Sosyal adaletin sermaye lehine ciddi miktarda bozulması ise metropellerde yoğunlaşan işçi sınıfı içinde desteğini artırmasını sağlıyor. Özellikle koronavirüs döneminde yaşanan işsizlikte artış, sermayenin daha fazla güçlenmesi Sanders’ın sosyal adaleti öne çıkaran politikalarının karşılık bulmasını sağlıyor.
Sanders ve müttefikleri son seçim sürecinde; herkes için bedava sağlık hizmeti, herkes için bedava üniversite eğitimi, öğrenci borçlarının silinmesi, kaya gazı çıkarmada kullanılan hidrolik patlama yönteminin yasaklanması, öğretmen maaşlarının arttırılması, asgari ücretin saat başı 15 dolara yükseltilmesi, zenginlerden daha fazla vergi alınması ve bu paranın sosyal hizmetlere harcanması, Ortadoğu’daki askeri birliklerin çekilmesi taleplerini öne çıkardı. Gençliğe dönük taleplerle birlikte reel ücretleri düşen işçi sınıfına dönük talepler seçim politikasının ana hattını oluşturdu. Fakat görüldüğü üzere bu taleplerin hiç biri sistemin doğasını sorgulamayarak sadece bazı reformları öngörmekte. Gençlik, metropollerdeki işçi sınıfı ve Hispanikler içinde bu talepler ciddi karşılık bulsa da Sanders, Demokrat Parti içinde adaylık yarışını kazanamadı. Başkan adayı olan Joe Biden bu politikaların tam tersini savunsa da, sonrasında Sanders ve ekibi Biden’ın başkanlık kampanyasına sınırsız destek sağladı.
Sanders’ın politikasını, Corbyn’e göre daha kalıcı kılan bazı farklar mevcut. Sanders uluslararası politikada daha net ve barışçı bir söyleme sahip. Son dönemde oldukça popüler olan bazı genç senatörler Sanders’ın politikalarını devam ettirmekte kararlı ve ciddi desteğe sahipler.
‘DEMOKRATİK SOSYALİZM’ EMPERYALİZMİN KRİZİNE ÇÖZÜM MÜ VEYA ‘DEMOKRATİK SOSYALİZM’İN GELECEĞİ VAR MI?
‘Demokratik Sosyalizm’ olarak ifade edilen sosyal demokrasinin güncel varyantı, Batı’nın emperyalist merkezlerinde yaşanan sıkışmaya karşı tepkileri arkasına alsa da yeni bir kapitalist birikim modeli sunabilir noktada değil. Yaklaşık 50 yıldır devam eden kapitalizmin neoliberal birikim modeli tıkanma yaşamış durumda. Merkez ekonomilerde yaşanan durgunluk, işçi sınıfı içerisinde hoşnutsuzlukları ve tepkileri artırıyor. Sosyalist solun güçlü olmadığı tabloda ‘Demokratik Sosyalizm’ tezini savunan hareketler bu tepkileri arkasına almakta. Fakat sunabildikleri en fazla sosyal adaletin daha fazla artırılması, kimliklerin daha fazla temsilinin ötesine geçemiyor. Sözü edilen daha fazla adaletin sağlanması için sistemi tümden düzenleyecek bir programın en küçük parçasına bile sahip değiller.
Önerileri en fazla Keynesyen denilebilecek seviyede. Emperyalizmin çok farklı bir yönelimde olduğu bir dönemde, ortada kapsamlı ve sürekli tepkiler yokken, sermaye sınıfının kârlarından hem de seçim sonuçlarıyla vazgeçmesini beklemek en hafif tabiriyle naiflik olur. Sermaye sınıfının, yönetilemez durumdaki bir halk muhalefetiyle karşılaşmadıkça ve bir sosyalist devrim tehdidi olmadıkça ‘Demokratik Sosyalizm’in iktidarına yolu açması imkânsız gözükmektedir. Sosyal demokrasinin güncel varyantının kendisi de muhalefeti sokağa taşımak yerine sandığa hapsetme politikasıyla hareket etmektedir.
Şu anda yaşanan da ‘Demokratik Sosyalizm’in bu ülkelerde şimdilik tedavülden kalkması oldu. Corbyn, kendini destekleyen gruplarla birlikte İşçi Partisi’nden ve dolayısıyla İngiliz siyasetinden tasfiye edildi. Sanders ise başkan adaylığı yarışını kaybetti, peşi sıra tezlerine komple ters bir noktada olan Joe Biden’ın canhıraş destekçisi oldu. Bir sonraki seçime kadar durumlarının ne olacağı bilinmemekle birlikte yine de Sanders destekçisi genç senatörlerin İngiltere’deki kardeşlerinin aksine şanslarının olduğu söylenebilir.

