Behiç Oktay
Çin Komünist Partisi 20. Kongresi, 16-23 Ekim 2022 tarihleri arasında başkent Pekin’de bulunan Büyük Halk Salonu’nda toplandı. Kongreye 90 milyon parti üyesini temsilen yaklaşık 2300 delege katıldı.
20. Kongre, öncesi ve sonrasında yaşananlarla son yılların en merakla izlenen ÇKP Kongresi oldu. Bunun farklı çevreler açısından farklı nedenleri var. Örneğin, Batı medyası kendi okuyucularına ÇKP kongresini adeta bir magazin haberi ya da içi drama ile dolu bir pembe dizi gibi sunmayı tercih etti. Bu da Xi Jinping’in 3. kez Genel Sekreter seçilmesi veya Hu Jintao’nun yerinden kaldırılıp dışarı çıkarılması gibi kongredeki beklenen veya beklenmeyen en ufak gelişmelerin dahi büyük bir şok etkisi yaratan gelişmelermiş gibi yankı bulmasına neden oldu.
Kongrenin dikkatle izlenmesindeki bir diğer neden ise 1,4 milyar nüfuslu ülkeyi yöneten, kendisini Marksist-Leninist olarak tarif eden 90 milyon üyesi bulunan komünist partisinin dünya kritik bir tarihsel dönemece doğru ilerlerken alacağı kararları, öne çıkardığı gündemleri, önümüzdeki yıllardaki hedefleri ve bu hedefleri gerçekleştirmesi planlanan kadroları yakından takip edilmesi gerekliliğidir.
Bu yazıyı yazarken Kongre üzerinden biraz zaman geçtiği için, bazı sindirilmiş konuları pas geçmeyi tercih ediyorum.
POLİTBÜRO BİLMECESİ
ÇKP yönetimi, 205 kişilik Merkez Komite içinden seçilen 1 Genel Sekreter, 7 Politbüro Yürütme Komitesi, 25 Politbüro üyesinden oluşuyor. İki kongre arasında Merkez Komitesinin en yetkili organı Politbüro Yürütme Komitesi’dir. Dolayısıyla ülkeyi yönetiminde en yetkili 7 kişinin kimler olacağı, en az Genel Sekreter’in kim olacağı kadar önemlidir.
Bundan 5 yıl önce 2017 yılında düzenlenen 19. Kongre’de alınan karar ile birlikte Genel Sekreterlik görevinin iki yılla sınırlandırılması kararı kaldırılmıştı. Mao’dan sonra uygulanan bu kural ilk kez bu kongre ile birlikte değişmiş oldu. Dolayısıyla Xi’nin ÇKP Genel Sekreteri seçilmesi bu kongrenin belki de en beklenen gelişmesiydi.
ÇKP’de Genel Sekreterlik oldukça önemli bir mevki olsa da tek başına bu görevi üstlenmek yeterli olmuyor. Parti içindeki çeşitli gruplaşmalar, parti yönetiminde temsil edilme konusundaki çekişmeleri de doğal olarak ortaya çıkartıyor. Bu çekişmeler özellikle 7 kişilik Politbüro Yürütme Komitesi’nin kimlerden oluşacağı konusunda gün yüzüne çıkıyor.
ÇKP içindeki tartışmalara fazla girmeden kısaca değinmek gerekirse, Kongre öncesinde Politbüro Yürütme Komitesi üyesi ve Başbakan Li Keqiang ile Xi Jinping arasında birtakım görüş farklılıklarının bulunduğu ifade ediliyordu. Bunun temel nedeninin ise Xi’nin hala sıfır Covid politikasını devam ettirmek istemesi, Li’nin ise bu politikaya karşı olduğuydu.
Bu görüş farklılığı kulağa çok basit bir ayrım gibi gelse de, mesele Çin olunca ölçek ve dolayısıyla etki de çok farklı oluyor. Çin’in sıfır Covid politikası izlemesi demek, üretimin ve ticaretin yavaşlaması anlamına geliyor. Bu da hem Çin ekonomisini hem de Çin’e bağımlı olan küresel ekonomiyi derinden etkiliyor.
Dolayısıyla burada meselenin geldiği nokta, halk sağlığı ve ülkede büyük çaplı yeni bir salgının önüne geçmek ile uluslararası sermayenin tedarik zincirinin bozulmaması arasına sıkışıyor. Batı burjuva basınında çıkan haberlerde Xi’nin sıfır Covid politikasının eleştirilmesinin altında yatan ana sebep, kısıtlamaların Çin halkının özgürlüğünü kısıtlaması gibi gösterilse de özünde kendi temsil ettikleri ülkelerin sermaye sınıfının önceliklerini düşünmeleridir. ÇKP içindeki liderlik çekişmelerinde ülkeyi ve halkı düşünme ile sermayeyi düşünme noktasında iki görüş arasında farklılığa neden olmuştur.
Bu çekişmenin sonucunda Li Keqiang yerine yeni Başbakan olması beklenen Li Qiang seçilmiştir. Ancak Li Qiang’ın da Li Keqiang gibi iş çevreleriyle (özellikle Jack Ma ile) yakın ilişkileri olduğu bilinmektedir. Bunun ilerleyen dönemde Çin’de ne gibi etkileri olacağını göreceğiz.
KONGRE’DE ÖNE ÇIKANLAR
ÇKP, Çin’nin orta halli müreffeh bir ülke haline gelmesi, bir diğer deyişle ülkede yoksulluğun sona ermesi hedefine 2021 yılında ulaştı. Bu konuya Yeni Ülke dergisinin Mart 2022’de yayımlanan 13. sayısında “Yoksulluğun Panzehri” başlıklı yazımda detaylıca değinmiştim.
ÇKP’nin sıradaki hedefi artık her alanda nitelikli üretim yapabilen bir ülke haline gelebilmek. Yani üretici güçlerin daha da gelişmesini sağlamak.
ÇKP bu hedefine ulaşılırsa Çin, küresel kapitalizmin ucuz işgücü ve üretim merkezi olmaktan çıkacak ve daha yüksek değere, yerel odaklı büyümeye odaklanan bir ekonomiye doğru ilerlemeyi sürdürecek.
ÇKP, Çin’in ülkenin az gelişmişliği nedeniyle uzun sürebilecek bir dönem olan “sosyalizmin ilk aşamasında” olduğunu ifade ediyor. Bu süreçte reform ve dışa açılım ülkeye yadsınamaz bir ilerleme getirdi. Çin reform ve dışa açılım sayesinde modern bir sosyalist ekonominin temellerini atmak için üretici güçlerin ihtiyaç duyduğu sermaye ve teknik bilgiyi elde etti ve güvence altına aldı. 850 milyondan fazla insan yoksulluktan kurtuldu ve bugün kişi başına düşen gelir 1978’dekinden neredeyse 25 kat daha yüksek duruma geldi. Ulusal ekonomik büyüme 1978’den 2018’e kadar yıllık ortalama %10 (ABD ortalamasının üç katı) ve satın alma gücü paritesine göre, Çin dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi.
Reform ve dışa açılma görünürde ekonomik iyileşmeye neden olsa da Çin, siyasi ve toplumsal açıdan kapitalizmin ve piyasalaşmanın getirdiği sorunları da en ağır biçimde yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Yolsuzlukların artması, bürokratikleşme, eşitsizliklerin artması, sınıfların ve sınıf mücadelesinin daha da belirginleşmesi, başta hava kirliliği olmak üzere ekolojik bozulma gibi pek çok alanda kapitalizmin ve piyasalaşmanın etkileri görülmüştür ve görülmeye devam etmektedir.
20. Kongre’nin sonuç bildirgesine göre ülkenin ana hedefi, “yüksek kaliteli kalkınmayı teşvik etmek; bilim ve teknolojide daha fazla özgüven ve güç elde etmek… ve modernize edilmiş bir ekonomi inşa etmek” olarak belirlendi. Daha önceki kongre ve konuşmalarda da bu vurgu sık sık yapılmaktaydı. Bu hedef aynı zamanda 2015-2020 yıllarını kapsayan 13. ve 2021-2026 yıllarını kapsayan 14. beş yıllık planlarında yer alan “Made in China 2025” hedefinin de önemli bir parçasıdır.
Son yıllarda yoksulluğun sona ermesi ve orta halli müreffeh bir ülke olabilme hedefi çerçevesinde Çin’deki ücret oranları son birkaç yılda önemli ölçüde arttı. Covid’den önce bile, bir zamanlar Çin’in güney serbest ticaret bölgelerini dolduran bir dizi düşük maliyetli ihracat endüstrisi, yabancı sermaye başka yerlerde daha yüksek karlar aradığı için Vietnam, Filipinler, Kamboçya ve Tayland gibi diğer ülkelere göç etmeye başlamıştı.
2016’dan 2022’ye kadar Çin’in giyim, mobilya, ayakkabı, bavul ve el çantası gibi ürünlerdeki ihracatındaki küresel payının tamamı azaldı. Bu değişim Çin’in üretim ve ihracat hakimiyetini kaybetmesi şeklinde politika başarısızlığı gibi görünüyor olsa da aslında ÇKP hiçbir zaman ülkenin kalıcı olarak dünya ekonomisinin dibinde kalmasını veya küresel sermayenin ucuz iş gücü olmasını amaçlamadı.
TAYVAN GÜNDEMİ
ÇKP, 5 yıllık dönemi fırtınalı olarak tanımlıyor. 2049’da sosyalist modernleşmeyi tamamlama hedefi olan ÇKP, bu hedefe kalan 27 yılda ulaşmak için çalışacağını taahhüt ediyor. Ve elbette bu sürecin zorluklarına dair tespitler de yapılıyor.
Bu zorlukların güncel olarak en önemlilerinden birisi de Tayvan meselesi. Xi, Tayvan konusunda gerekirse güç kullanılacağını söylüyor:
“Büyük bir samimiyet ve azami gayretle barışçıl yeniden birleşme için çabalamaya devam edeceğiz, ancak asla güç kullanımından vazgeçme sözü vermeyeceğiz ve gerekli tüm önlemleri alma seçeneğini saklı tutacağız… Tarihin çarkları Çin’in yeniden birleşmesine ve Çin ulusunun gençleşmesine doğru ilerliyor. Ülkemizin tam olarak yeniden birleşmesi gerçekleştirilmelidir ve bu, hiç şüphesiz gerçekleştirilebilir!”
Buradan da anlaşılacağı üzere, önümüzdeki 5 yıl içinde Tayvan’ın tam anlamıyla Çin’e katılması için bir hamle gelecek gibi görünüyor.
FIRTINALI YILLARA DOĞRU
Xi Jinping, Kongre’ye sunduğu Merkez Komite raporunda şöyle diyor:
“Potansiyel tehlikelere karşı daha dikkatli olmalı, en kötü senaryolarla başa çıkmaya ve şiddetli rüzgarlara, dalgalı sulara ve hatta tehlikeli fırtınalara dayanmaya hazır olmalıyız.”
Önümüzdeki 5 yıllık dönemin Çin ve dünya açısından nereye doğru evrileceği belirsiz. Ancak fırtınalı yıllara hazırlık için çizilen hattı Xi’nin ifadeleri ile aktarıp yazıyı burada sonlandırayım:
“Parti üyelerimizin ideallerini ve inançlarını güçlendirecek, Partinin amacına bağlı olduklarını görecek ve temel dünya görüşü, hayata bakış açısı ve benimsemeleri gereken değerler sorununu çözeceğiz. Yüce komünizm fikrinin ve Çin özelliklerine sahip ortak sosyalizm idealinin sıkı inananları ve sadık uygulayıcıları olacağız.”

